<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MarkaSizsiniz &#187; zaman algısı</title>
	<atom:link href="http://www.markasizsiniz.com/etiket/zaman-algisi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.markasizsiniz.com</link>
	<description>Just another WordPress weblog</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Jul 2010 03:12:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Hedeflere ara vermek, ama nasıl olur !</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/06/hedeflere-ara-vermek-ama-nasil-olur/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/06/hedeflere-ara-vermek-ama-nasil-olur/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2009 11:41:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Apple]]></category>
		<category><![CDATA[b planı]]></category>
		<category><![CDATA[Divan şairi Rahmi]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[Farsça]]></category>
		<category><![CDATA[gemileri yakmak]]></category>
		<category><![CDATA[Girişim]]></category>
		<category><![CDATA[Google]]></category>
		<category><![CDATA[gün doğmadan]]></category>
		<category><![CDATA[Hedefler]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[nasihat]]></category>
		<category><![CDATA[tutku]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[Yahoo]]></category>
		<category><![CDATA[zaman algısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=731</guid>
		<description><![CDATA[Gün doğmadan neler doğabileceğini düşünerek kişiel hedeflerimizi tekrar gözden geçirmek için beklemek, sabretmek, hayatı akışına bırakmak ile ilgili.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/06/button-pause-256x256.png"><img class="alignleft size-full wp-image-732" title="button-pause-256x256" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/06/button-pause-256x256.png" alt="button-pause-256x256" width="256" height="256" /></a>&#8220;Gün doğmadan meşime-i şebden neler doğar&#8221;</strong> demiş divan şairlerinden Rahmi. <strong>&#8220;Meşime-i şeb&#8221;</strong> ifadesi sanırım Farsça’dan gelmiş “ana rahmindeki karanlık, döl yatağı” gibi açıklamaları var. Yani karanlıktan yeni aydınlıklara kapılar açıldığında hayatın ne getireceğinin bilinmemesi ve sürprizlerle dolu olması. Büyük hırslarla hedeflerine kilitlenmiş insanlar, zorunluluk hissederek aynı kapıları, aynı şartlarla zorlayabiliyorlar. Beklemiyorlar, sabretmiyorlar, hayatı akışına bırakarak dingin bir ruh hali ile algılarını tazeleyemiyorlar. Ve gün doğmadan neler doğabileceğini hiç düşünmüyorlar. Bu da isyana, depresyona, yanlış sulara açılmaya doğru itebiliyor bizi.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişisel marka yönetimi için her yerde yazılan çizilen maddeler arasında tutku ile bağlı olmamız gereken hedeflerden bahsedilir. Ben de bir çok yazımda bu maddeyi vurgulamışımdır. Fakat hiç düşündünüz mü, bu hedeflerin kendi algı dünyamızda besleyerek büyüttüğümüz, gerçeklikten uzak illüzyonlar olup olmadığını. Örneğin internet, yazılım ve teknoloji girişimciliği diyelim. Google, Apple, Facebook, Yahoo gibi rüyalarımızı süsleyen hikayeler. Geçenlerde Friendfeed’de bir arkadaş sordu, girşimcilik demek sadece internet mi demektir diye. Maalesef özenti nedeniyle tüm dünyada<span id="more-731"></span> start-up çılgınlığı devam ediyor. Ben de yılarca interaktif dünya, mobil dünya ile ilgili hayallerimin peşinden koştum. Ama sanal hayallerden gerçek kariyer dünyasına tekrar yöneldiğimde ( 3 yıl oldu ) ticaret piyasası ile ilgili hiç bir şey bilmediğimi fark ettim. İleride, daha sağlam adımlarla, günlerin getirdiği yeni fırsatları da kollayarak yapacağım girişimler için o kadar güzel hazırlıklar yapıyorum ki.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanoğlu çok rahat gerçek verilerle oynayabiliyor. Yani maddi imkanlardan, ailevi şartlara varana kadar ortaya çıkan matematiği görmezden gelebiliyor. İşte tam bu noktada gemileri yakma hırsı devreye giriyor. Ama hayat o kadar kolay değil ki ! Fırsatları kaçırın, arkanıza aldığınız rüzgarı görmezden gelin demiyorum. Asla. İnnovasyon, yaratıcı fikirler tutkunu şirketler de her bir çalışanına girişimci kimliğini aşılamaya çalışıyor artık. Bu girişim örneğinden yola çıkarak hayatımızdaki tüm hedefleri bu şekilde sorgulamalıyız, hem de her gün.</p>
<p style="text-align: justify;">Ümitlerimizle, hayallerimizle yaşadığımız doğrudur. Hedef koymanın da nasıl bir motivasyon aracı olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Hatta hedefi somut halde görerek ona kilitlenme ile ilgili hikayeler de vardır. İsmini hatırlayamadım ama bir yüzücü rekor denemsi yaparken çok fazla sis bastığı için ulaşacağı sahili göremeyince yarışı bırakmış. <span style="color: #800000;"><strong>&#8220;Hedefi göremiyorum, göremeyince de güç alamıyorum&#8221;</strong> </span>diye.</p>
<p style="text-align: justify;">Hangi hedef olursa olsun iş ya da özel yaşam fark etmez. Gelin her iki kategori için beş madde yazalım. Ve bu her maddeyi şu kriterlerle tekrar düşünelim;</p>
<p style="text-align: justify;">- Yakın, orta ve uzun vadede bana ne kazandıracak?</p>
<p style="text-align: justify;">- Hayatımdaki öncelik yeri neresi?</p>
<p style="text-align: justify;">- Hayatın gerçek şartlarına uygun mu, bu konuda ne kadar realistim yoksa ne kadar ütopik?</p>
<p style="text-align: justify;">- Sadece kendi nefsim için mi düşünüyorum, aileme, çevreme, tüm insanlığa faydası nedir?</p>
<p style="text-align: justify;">- Olmazsa B planları var mı? Başarısız olma durumunda ne hissederim?</p>
<p style="text-align: justify;">- Her gün, dünyadaki son günüm olabilir diye düşünürsem bu hedefler için attığım her adımın, her saniyenin huzurum için bana katkısı ne?</p>
<p style="text-align: justify;">- Beni hayattan, sevdiklerimden koparacak kadar sert mi yoksa hayatın akışına çok uygun, paralel şekilde uygulanabilecek mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bu kriterlerle düşündüğünüzde emin olun bir çoğunu, ya da en azından uygulama aşamalarını değiştireceksiniz. Hiçbir şey yapamıyorsanız, bir karara varamıyorsanız lütfen ara verin, askıya alın, beklemede kalın. Gece yatarken, sabah kalktığınızda, işe geldiğinizde, <strong>“tüh, ah, vah yine bir şey yapamadım”</strong> diyerek kendinizi yıpratmayın. Zaten bir hedefinizle ilgili bir şey yapamıyorsanız o hedefinizle ilgili büyük sorunlar var demektir. Bu da ayrı bir konu.</p>
<p style="text-align: justify;">Son yazılarımda, <a href="http://www.markasizsiniz.com/2009/05/neye-nasil-nicin-yatirim-yapiyorsunuz/" target="_blank">hayatımıza yapacağımız yatırımlardan</a>, <a href="http://www.markasizsiniz.com/2009/05/her-karar-bir-ticaret-gibidir/" target="_blank">alacağımız kararlardan </a>ve <a href="http://www.markasizsiniz.com/2009/06/gereksiz-seylerin-esiri-olmak/" target="_blank">nelerin bize  ne ölçüde gerekli olup olmadığından </a>bahsetmiştim Bu da o çerçevede bir yazı oldu. Zaman aleyhte bir düşman gibi görünse de öyle değil. Hani çok çabuk geçti diye bahaneler sıralarız ya. Önemli olan koşturmalarımız, çırpınmalarımız değil soluklanma anlarında verdiğimiz kararlardır. Mevlana demişti ya, <strong><span style="color: #800000;">&#8220;sen düşüncelerinden ibaretsin&#8221;</span> </strong>diye. Düşünmek için durmak gerek, durmak için hızımızı ve duraklarımızı ayarlamak gerek. Olan olmuştur artık konuşmamak gerek, gelecek daha yaratılmamıştır korkuya kapılmamak gerek. Belki de Baykuş gibi on adet av fırsatından sadece ikisi için havalanarak yüzde yüz başarı sağlamak gerek. Panter gibi on adet av fırsatının hepsine saldırarak yorulmamak gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben böyle rahat rahat yazıyorum ama bunları yapmanın pek de kolay olmayacağını ama nasihat almaktan asla vazgeçilmemesi gerektiğini de bilmek gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/06/hedeflere-ara-vermek-ama-nasil-olur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zaman Tüneli</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/05/672/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/05/672/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 May 2009 08:23:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi İşlem Departmanı]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Bankası]]></category>
		<category><![CDATA[nostalji]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamı kaydetmek]]></category>
		<category><![CDATA[zaman algısı]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman Tüneli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=672</guid>
		<description><![CDATA[İktisat Bankası Bilgi İşlem çalışanlarının bir araya geldiği geceden insan, yaşam, kariyer izlenimleri ve zaman tünelinde nostaljik yolculuk. M.E.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/05/aeko.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-671" title="aeko" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/05/aeko.gif" alt="aeko" width="200" height="106" /></a>Geçen hafta Cuma akşamı bir zamanların en kurumsal Türk bankalarından biri olan İktisat Bankası’nın Bilgi İşlem Departmanı çalışanları bir araya geldi. Sanırım 80 kişi kadar vardı. Ben 1,5 yıl kadar çalıştığım için en az süre çalışanlar kategorisinde idim ama 30 kişi kadar İktisat Bankası’nın sistemini ilk kuran, ayağa kaldıran insanlar vardı. Ve ben hemen hiç birini tanımıyordum, onlar da beni. Hatta bazı arkadaşlar onların masasını göstererek “yaşlı dinazorlar” diyorlardı, şaka ile J Böyle dinazor olmaya can kurban, ne büyük emek, ne çok zahmet ve ne tatlı başarılar görmüşlerdir eminim. Simalar, duruşlar, tavırlar, bakışlar pek değişmemiş. Tek değişen fiziki hatlar. Beyazlayan saçlar, alınan kilolar, alınlardaki kırşıklıklar v.s.Utanmaya, mahçup olmaya gerek yok. Bir çok kişi isimleri unutmuştu aslında. Kendi açımdan öyle oldu. 10 yıl geçmişti aradan ve bu süre içerisinde sürekli görüşebildiğim kişi sayısı az idi.<span id="more-672"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Gece boyunca on yıl geriye gittim geldim, gittim geldim. Baktım ki; zaman her şeyi, herkesi belli bir kıvama getiriyor. İş hayatının zorlukları, oyunları, yapaylıkları, geriye bir tek şeyi bırakıyor. “İnsan” olmayı. Bir zamanlar üzerinde kavga kıyamet koparılan davranışlar o gece kahkahalarla anlatılıyordu. Çünkü hayat devam ediyor acısıyla tatlısıyla. En önemli tespitlerimi sıralamak istiyorum;</p>
<p style="text-align: justify;">- Ekip ruhu nasıl ise, yıllar sonra o kişiler aynı heyecanla birbirlerine bakıyor ve sarılıyorlar. İktisat Bankası Bilgi İşlem çalışanlarının genelinde bu vardı zaten.</p>
<p style="text-align: justify;">- Banka kapandığı için herkes birbirinin durumunu merak ediyordu. Hatta, bankanın kurucusu Erol Aksoy bir arkadaş ile dışarıda karşılaştığında ne kadar işsiz kaldığını sormuş. Vicdan, her yerde, her zaman vicdandır.</p>
<p style="text-align: justify;">- Liderlik ve kişisel marka özellikleri ile tavan yapanlar aynen devam ediyor. Karizma yine aynı.</p>
<p style="text-align: justify;">- Paylaşılacak çok şey birikiyor hayatta. Uzak olduğumuzu sanıyoruz ama bir telefon, bir e-posta, bir network hareketi başlatamıyoruz. İki arkadaşımın şu andaki iş yerime çok yakın yerlerde çalıştığını öğrenince çok şaşırdım. Hani adını bağırsan duyar gelir uzaklığında.</p>
<p style="text-align: justify;">- İşten çıkarılmalar, bankanın kapanmış olması, vefatlar, hastalıklar v.s. her ne olsa da herkesin bu süre içerisinde neleri kabullendiği, yaşamın tadını nasıl çıkarmaya çalıştığı konuşulanlardan fark ediliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu zaman tüneli yolculuğu hafta sonu evde de devam etti. Çünkü uzun zamandır ihmal ettiğim kitaplık düzenleme işini yaparken yine 10 yıl öncesine ait evraklar, yazışmalar, planlar, hatıralar buldum. Ne nostaljik, ne dramatik, ne vurucu idi bir bilseniz. Aslında algı tünelinden geçmiş oldum. O zamanlar çevremi, insanları, yaşamı nasıl algıladığımı ve şu anda nasıl algılıyor olduğumu karşılaştırdım. Aslında hırslar, hedefler, tutkular, ümitler hep aynı oluyor. Bunlardan bazıları gerçekleşiyor, bazıları için ise hala çırpınıyor insan işte. Eşimle çok güldük bu anılara. Çünkü evlilik tarihimize de denk geliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşamı kaydetmek gerekiyor. Sadece nostalji olsun, dram yaşayalım ya da gülelim eğlenelim diye değil. Sorgulama, hatırlama adına kayıtlarımız olmalı. Ve hesaba çekilmeli insan yaşarken belli periyodlarda. Başarılarını da başarısızlıklarını da hatırlamalı. Ve bu gibi zaman tüneli yolculuklarını yapmalı. Bugünlerde sosyal networkler geçmişi hatırlama ve geleceğin ilişkilerini belirleme açısından çok faydalı aslında, verimli kullanabilene.</p>
<p style="text-align: justify;">Siz en son hangi zaman tünelinde yolculuk yaptınız? Cevaplarınızı beklerim.</p>
<p style="text-align: justify;">İktisat Bankası’nda bugüne kadar çalışan herkese ve özellikle Bilgi İşlem’deki tüm arkadaşlara, dostlara sevgilerimi selamlarımı iletiyorum. Sevgili Kenan Narin’e bu organizasyonu gerçekleştirdiği için çok teşekkür ediyor ve devamını diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/05/672/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bin nasihat almış olsak, bir musibet gerçekleşmeyebilir.</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/bin-nasihat-almis-olsak-bir-musibet-gerceklesmeyebilir/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/bin-nasihat-almis-olsak-bir-musibet-gerceklesmeyebilir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Apr 2009 11:23:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[atalarımız]]></category>
		<category><![CDATA[atasözü]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[danışman]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce sistematiği]]></category>
		<category><![CDATA[düşünmek]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[musibet]]></category>
		<category><![CDATA[nasihat]]></category>
		<category><![CDATA[not]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tavsiye]]></category>
		<category><![CDATA[vicdan]]></category>
		<category><![CDATA[zaman algısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=629</guid>
		<description><![CDATA[Sürekli ve doğru nasihat aldığımız kimler var, neler var çevremizde? Bin nasihat alamayınca, bir musibetin daha çok işe yaradığı doğrudur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/04/istock_000000598049xsmall.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-630" title="istock_000000598049xsmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/04/istock_000000598049xsmall-300x207.jpg" alt="istock_000000598049xsmall" width="300" height="207" /></a>“Bir musibet bin nasihatten iyidir”</strong> derler. Doğrudur fakat gelin konuyu tersinden ele alalım, şu bin nasihatı nasıl alabiliriz, onu konuşalım. İnsan öğrenerek, deneyerek gelişen ama aynı zamanda öğrendiklerini unuttuğu için de sürekli tekrarlaması, hatırlaması gereken bir varlık. Ve anne rahmine düştüğü andan itibaren sonu olan bir yolculuğa başladığı için zamanın nasıl geçtiğini bir türlü anlayamayan bir varlık. Aslında zamanı anlamaya çalışmak, bir çeşit yarış içine girmek, zamanı yıpratıcı, sıkıştırıcı bir baskı unsuru olarak görmek de yanlış ama “algı” işte. Ölçüyoruz, planlıyoruz, uyguluyoruz ama yine de yetiştiremiyoruz, ulaşamıyoruz bir şeylere. Yani zor durumdayız aslında, maddi manevi en iyi donanıma sahip olsak da. Sürekli soruyoruz, danışıyoruz, düşünüyoruz, karar veriyoruz, doğru ve yanlışlar arasında gidip geliyoruz. İşte bu noktada nasihat ve musibet ikilisi herkes tarafından dile getiriliyor.<span id="more-629"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Kelimenin kendisi Arapça’dan geldiği için zaten kapsadığı bir çok anlam var. Dik ve sağlam duran bir sütun ya da bir söküğün dikilmesi gibi. Tavsiye, öneri, hatırlatma, kural, anlamlarını da biliyoruz zaten. İki türlü nasihat var bence.</p>
<p style="text-align: justify;">1- Dış dünyamızdan aldıklarımız<br />
2- İç dünyamızdan aldıklarımız</p>
<p style="text-align: justify;">Her ikisi bir bütün aslında ama kaynakları ve uygulama şekilleri farklı.<br />
Dış dünyamızdan aldıklarımız şu yollarla geliyor;</p>
<p style="text-align: justify;">- Aile büyüklerinden<br />
- Öğretmenlerden<br />
- Kitaplardan<br />
- Yaşadığımız olaylardan algıladıklarımız<br />
- Arkadaş çevremizden</p>
<p style="text-align: justify;">Kısaca dış dünyadan insanoğluna sürekli bilgi akıyor aslında. Her canlının, hatta cansızın yaşama olumlu ya da olumsuz kattığı bir şeyler var. Belli bir yaşa gelince aile koruması ve tavsiyeleri azalıyor, artık öğretmenimiz yok, çok çalışıyoruz ya para için kitap okumaya da zamanımız yok, arkadaş desen herkes kendi derdinde, yaşadıklarımız da bizi daha kötümser yapmaktan öteye gidemiyor. Demek ki dış dünyadan gelen nasihatler de azalıyor, bitme noktasına geliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte tam bu noktada insan düşündükleri ve algıladıkları ile kendine nasihat etmeye başlıyor. Her bildiğini, her uyguladığını doğru varsayarak tabi ki. Ama olmuyor, aslında bildiklerinin yeterli olmadığını, algılarının yanlış olduğunu ama bir yandan da koca bir ömrün geçtiğini fark ediyor. Geçmişi düzeltmeyeceğimiz apaçık ortada. Aslında geleceğin de bize neler getireceğini de bilmemize imkan yok. Öyleyse musibet beklemek yerine nasihatlere kulak vermeye tekrar başlamak gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Son zamanlarda teknolojinin, internetin, sosyal medyanın neden daha hızlı geliştiğini ve paylaşıldığını zannediyorsunuz. İnsan yalnızlaşıyor, insan kendini keşfetmek istiyor, paylaşmak, iletişimi güçlendirmek, en doğru bilgiye sahip olmak, en başta iç dünyasında ait mutluluğunu sağlama almak istiyor. Ve tüm bu yaşam adımlarını kontrol altına alabilecek, sürekli hatırlatma yapacak, geri bildirimlerde bulunacak sistemler üretiliyor artık.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki şu bin nasihat, hem de aynı konu için nasıl alınacak? Bu işin bir yazılım programı ya da robotu filan yok arkadaşlar. Bir şekilde, bu bin nasihatı almamız gerekiyor. Yetmediğini düşünüyorsak yeni “bin” adet daha nasıl alabiliriz ona bakmak gerekiyor. Bıkmadan, kızmadan, vazgeçmeden, sebatla.</p>
<p style="text-align: justify;"> İşte musibet gelmeden benim acizane nasihatlerim de şöyle;</p>
<p style="text-align: justify;">1- Öğrendiğiniz, doğruluğunu hiç sorgulamadığınız mantık ve düşünce sistematiğinden kurtularak artık beyin ağırlıklı değil de kalp ve vicdan ağırlıklı mekanizmalar kurun kendinize.</p>
<p style="text-align: justify;">2- Güçlendirmeniz gereken eksik yönleriniz için kendinize bir hatırlatma ve raporlama sistemi oluşturun ve sıkı takip edin.</p>
<p style="text-align: justify;">3- Arkadaşlarınız, dostlarınız tamam ama bir çeşit gönüllü danışmanlarınız, mentorleriniz, koçlarınız olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">4- Hem yakın tarihe, hem daha eskiye bakın. İnsanların, toplumların hangi aşamalardan geçtiğini ve nerelerde çaresizlik içinde yaşam sürdüklerini iyi anlayın.</p>
<p style="text-align: justify;">5- İster kendi ailenizden yaşlı, tecrübeli, gün görmüş insanlardan bir şekilde bilgi akışını sürekli sağlayın. Atalarımızı göremiyoruz ama atasözlerimizi hepimiz bilyoruz değil mi!</p>
<p style="text-align: justify;">6- Dış ve iç dünyanıza bilgi, tavsiye, öneri hatırlatma akışını kesen ne varsa hayatınızdan çıkarın. Emin olun gereksizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">7- Kendinize zaman ayırın. Çocuk, eş, iş, akraba v.s. tamam da sizi sizden başka yönetebilecek kimse yok ki. Kader sebep sonuç ilişkilerini her zaman ezmez. İradeye müdahele değildir. Ama neticede bana göre yine de yazılıdır. Sadece Yaratıcı değiştirebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">8- Tarih aslında aynı şeyleri farklı zamanlarda farklı insanlarla yazar, tekerrür eder. İnsan da her gün, bir önceki gün düşündüklerinin % 90 aynısını düşünür. Demek ki karşı çıkmak, devrim yapmak, kalıplaşmış alışkanlıklardan vazgeçmek gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">9- Çok değil on madde yazın ve bu maddeler için her gün, her ay, her yıl ne yaptığınızı, nasıl yol aldığınızı inceleyin. Göreceksiniz ki aslında size yardım eden kimse yok bu hedeflerinizde aksine köstek olanlar dahi var.</p>
<p style="text-align: justify;">10- Düşüncelerinize sahip çıkın artık. Yaşamınızı düşüncelerinizin şekillendirdiğini unutmayın. İç dünyanızdan gelen nasihat akışını sürekli, kesintiye uğramayacak hale getirin. Ve bunu dıştan alcağınız yardımlarla destekleyin. Web programları mı olur, not defteri mi olur, Excel hücreleri mi olur bilmem. Unutmanın doğallığını kabul ederek hatırlama, hatırlatma önlemlerini alın. Ve saatleri değil saniyelerden daha kısa süreleri düşünce aşamasındayken planlayın. Görerek, duyarak, hissederek nerelere yol aldığınızı bilin.</p>
<p style="text-align: justify;">Biliyorum şu son madde ağır oldu. Ama insanın kendisi de kolay bir yaratık değil ki. O kadar kolay olduğunu düşünüyorsanız musibetleri beleyebilirsiniz. Asla kontrol, kural, takip manyağı olun demiyorum. Tam tersi daha yalın, daha basit, daha doğal yöntemlerden bahsediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Binlerce nasihatı, en hızlı, en kolay ve sürekli şekilde alabilmeniz dileği ile. Aslında fayda etmeyecek ve yine musibet daha etkili olacak bilyorum ama keşke musibetler tekrar etmese artık hayatımızda.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/bin-nasihat-almis-olsak-bir-musibet-gerceklesmeyebilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kişisel marka olmak, popüler kültürün dayatması mı?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/kisisel-marka-olmak-populer-kulturun-dayatmasi-mi/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/kisisel-marka-olmak-populer-kulturun-dayatmasi-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2009 12:08:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[amaç]]></category>
		<category><![CDATA[araç]]></category>
		<category><![CDATA[Ben-lik]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[ego]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[fayda]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[moda]]></category>
		<category><![CDATA[nüfuz]]></category>
		<category><![CDATA[Obama]]></category>
		<category><![CDATA[popüler kültür]]></category>
		<category><![CDATA[postmodern]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[sorgulamak]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[Yalın]]></category>
		<category><![CDATA[yansıma]]></category>
		<category><![CDATA[yaratılış]]></category>
		<category><![CDATA[you]]></category>
		<category><![CDATA[zaman algısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=516</guid>
		<description><![CDATA[Geçenlerde şöyle bir soru geldi, önemli bir medya kanalından. “Kişisel markalaşma denilen şey moda mıdır, yani gelip geçici midir?” diye. Aslında sorunun cevabı kendisinde gizli. Eğer geçici olursa o kişi zaten marka olmamış, kendini ve çevresini kandırmaya çalışmıştır sadece. Tekrar ediyorum kişisel marka olmayı lütfen “ünlü, zengin, nüfuz” sahibi olmak ile karıştırmayın. Bu özelliklerin tümü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Geçenlerde şöyle bir soru geldi, önemli bir medya kanalından. <strong>“Kişisel markalaşma denilen şey moda mıdır, yani gelip geçici midir?”</strong> diye. Aslında sorunun cevabı kendisinde gizli. Eğer geçici olursa o kişi zaten marka olmamış, kendini ve çevresini kandırmaya çalışmıştır sadece. Tekrar ediyorum kişisel marka olmayı lütfen <strong>“ünlü, zengin, nüfuz”</strong> sahibi olmak ile karıştırmayın. <span id="more-516"></span>Bu özelliklerin tümü sizde olabilir ama adınız bir yerde geçtiğinde, sizinle ilgili insanların zihninde iyi şeyler oluşmuyorsa hiçbir şey ifade etmezsiniz. Ona bakarsanız “mafya” lar da bu üç özelliği fazlasıyla barındırıyorlar bünyelerinde.</p>
<p style="text-align: justify;">Adına <strong>“postmodern”</strong> deyin, ne derseniz deyin ama son elli yıldır baskın olan madde hakimiyeti yerini başka şeylere bırakıyor artık. Çünkü tatmin olamıyor insanlık geçici hırslarla, heveslerle. Ekonomik olarak da kendini gösterdi zaten. Şimdi artık gerçek, faydalı, özgür, doğal insan modeli çiziliyor her yerde. Time, kapağını “you” diye çıkarmadı mı milenyuma girerken? Herkes bugünlerde Obama’yı konuşmuyor mu? Küreselleşme derken medeniyet çekirdeklerinde tekrar hareketlenmeler olmuyor mu? Belki biz göremeyeceğiz ama kendini ve her şeyi sorgulayan insan modeli daha çok görülmeye başlanıyor. Evet, popüler kültürün rengi, sesi, kokusu medya araclığı ile damarlarımıza kadar işledi. Şimdi de internet ve mobil dünya ayağı sürüklüyor bizi peşinden.</p>
<p style="text-align: justify;">“Moda mı acaba” diye düşünenleri rahatlatmak ve konunun önemini tekrar ortaya koymak için gelin marka insanların bazı özelliklerini tekrarlayalım. Ama bu maddeler daha içsel bazı dinamik parametrelerimize referansta bulunsun.</p>
<p style="text-align: justify;">1- <strong>Zamanı algısı :</strong> Bazı insanlar, zamanı doğrusal bir düzlem olarak değil, hacmi olan dairesel bir şekil olarak algılarlar. Ve merkezinde, her tarafı ayna gibi yaratılan evrenin çekirdeği olduğunu düşünürler. Ve bu kıyaslama aracının zhinlerde oluştuğunu bilirler. Geçmiş ve geleceğin göreceli bir kavram olduğunu ve aslında hiçbir şeyin kaybolmadığını da bilirler. Önemli olan zamana sıkışmadan yaşayabilmektir. Reenkarnasyon tezleri de buradan çıkmıştır. Rüyalarda neden gelecekle ilgili bir şeyler görülür, geçmiş tekrar tekrar hayale gelir. Maddenin kayıtsızlığını kavrayabilmek için oluşturulan bir araçtır zaman. Tanrısal özelliklerin insana ve evrene yansıması zamanı da, maddeyi de, boşluğu da, hepsini kapsar. Önemli olan verimli yönetebilmektir zaman algısını, dakikaları saymak ve panik olmak değil.</p>
<p style="text-align: justify;">2- <strong>Benliği tekrar keşfetmek:</strong> Benlik, ego denilen şey insanın kendini keşfedebilmesi için yaratılış ile sunulan bir özelliktir. Evrendeki kanunlar da bu şekilde algılanır. Gereğinde fazla önem verilirse bir insan çıkarak “bu dünyanın tek hakimi benim” diyebilir. Sonuçta bu da bir araçtır, zaman gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">3- <strong>Yaratılış ve evren yansıması:</strong> İnsan küçük bir evrendir. Ve evrendeki en yüksek kabiliyetlerle donatılan bir varlık. Sonsuz isteklere sahip olsa da kendisi sonludur. Hatta gece uyurken dahi ruhu bir yerlerde gezer, geri gelir. Geri gelmez ise ölmüştür zaten. Düşüncelerine dahi hükmedemez, yani çok zayıftır aslında. Ama irade açısından bu özgürlüğü sonsuz gibi hisseder. Önemli olan evrenden ve tabi ki yaratıcısından kendisine yansıyan özellikelri doğru şekilde kullanabilmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">4-<strong> Sevgi insanı olma:</strong> Gelişen toplumlara bakın. Sevgiyi, hoşgörüyü ve saygıyı en çok yerine getirenlerdir. İnsanın özünde sevgi de vardır nefret de. Önemli olan hangisinin nerede, ne şekilde kullanıldığıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">5- <strong>İlk fayda teorisi:</strong> Tüm başarılı ilişkiler karşılıksı fayda üzerine kuruludur ve uzun süreli olur. Çıkar amaçlı ticari kaygılardan bahsetmiyorum. Kendimize ve başkalarına ısarla faydalı olmaya çalışmak en güzel depresyon tedavisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">6- <strong>Sadelik, yalınlık ve tevazu:</strong> İletişim ve maddi imkanlar açsından çözülemeyen bir karmaşa içinde yaşıyoruz ve yönetemiyoruz. Hırslarımız, israfımız, şikayetlerimiz ve motivasyon kaybımız da bundan kaynaklanıyor. Zaruri ihtiyaçlarla, lüks ihtiyaçları listeleyin göreceksiniz hem kalbinizdeki, hem beyninizdeki hem de üzerinizdeki fazlalıkları.</p>
<p style="text-align: justify;">7- <strong>İyilik için hırs gösterme:</strong> Bencilliğin körüklendiği bir dünyada bu tarz bir davranışa sahip olmak çok zor. Ama yapabilen kazanıyor ve kazandırıyor geleceği bizlere.</p>
<p style="text-align: justify;">8- <strong>Sürekli eğitim, öğretim: </strong>Okumak, okudukça düşünmek ve düşündükçe de değişmeye çalışmak. Ve yaşam boyu bunu devam ettirmek.</p>
<p style="text-align: justify;">9- <strong>Düşünce yığınlarını süpürmek:</strong> Keşke fiziki olarak böyle bir şey mümkün olsa idi ama değil. Bilinçli farkındalığı yakalamak için şart. Sabahları yorgun uyanıyorsanız hem fiziksel hem de duygusal büyük sorunlarınız var demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">10- <strong>Örnek olmak :</strong> Kötülükler değil iyilikler örnek olmak zorunda. İyiliği, güzelliği, sevgiyi yansıtmayan da bencildir ve haindir.</p>
<p style="text-align: justify;">11- <strong>Verici, üretici olmak:</strong> Hep bana rabbena diyerek “sürekli al” diyen bir kültürün çocuklarıyız. Tüm ekolojik auraya ne kattığımızı hiç sorgulamıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">12- <strong>Araçlar ve amaçlar:</strong> Kişisel gelişim ve kişisel markalaşma gibi bunları da içien alan tüm öğretiler insanlığa hizmet etmeli. Fakirliğe, savaşa, süper egoya, kibirli olmaya ve paraya hizmet etmemeli sadece.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi bu yazdıklarımızın popüler kültür ile bir ilgisi var mı? Hayır. Tam tersi gibi. O zaman kişisel markalaşmayı böyle bir <strong>“üst dil”</strong> ile düşünenler ve uygulayanlar modanın oyuncağı olmayacaktır. Tüm bunların yanınıda, trendleri takip etmek ve insanlara bilgiyi doğru ölçü ve kanallarla sunmak da çok önemli. Yani amaç popüler kültürü aşağılamak değil imkanlarını doğru şeyler için kullanabilmektir. Buna sosyal medya araçları da dahil.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsana ait yüksek değerlerin moda olarak algılanmaması dileği ile.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/kisisel-marka-olmak-populer-kulturun-dayatmasi-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Marka Sizsiniz” den ne öğrendim ?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2008/10/%e2%80%9cmarka-sizsiniz%e2%80%9d-den-ne-ogrendim/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2008/10/%e2%80%9cmarka-sizsiniz%e2%80%9d-den-ne-ogrendim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2008 09:54:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[başucu]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[öğrendim]]></category>
		<category><![CDATA[saygı]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[yüzleşme]]></category>
		<category><![CDATA[zaman algısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/tema/?p=1041</guid>
		<description><![CDATA[- Bu sürecin aslında bir &#8220;yüzleşme&#8220; olduğunu öğrendim. Tüm yaşam hikayemizi bir film gibi gözümüzün önüne getirerek. &#8220;Ben kimim, ne olmak istiyordum, şu anda neredeyim&#8221; gibi soruların içsel anlamda en vicdani cevaplarını düşünmek. - Her gece yatarken bugün neleri kazanamadığımızı, kaçırdığımızı düşünmenin, sabah insanı daha farklı stratejilere yönelttiğini fark ettim. - Doğuştan gelen, üzerine eğitim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://4.bp.blogspot.com/_6Bb_Oe0OclU/SQmV3O6wEwI/AAAAAAAAAIE/PTE2A8V1XTk/s1600-h/ABC-m.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5262902415688995586" style="display: block; margin: 0px auto 10px; width: 400px; cursor: hand; height: 400px; text-align: center;" src="http://4.bp.blogspot.com/_6Bb_Oe0OclU/SQmV3O6wEwI/AAAAAAAAAIE/PTE2A8V1XTk/s400/ABC-m.jpg" border="0" alt="" /></a></p>
<div><span style="font-family: verdana;"><br />
<span style="color: #cc0000;"><strong>-</strong></span> Bu sürecin aslında bir <strong><span style="color: #3366ff;">&#8220;yüzleşme</span>&#8220;</strong> olduğunu öğrendim. Tüm yaşam hikayemizi bir film gibi gözümüzün önüne getirerek. &#8220;Ben kimim, ne olmak istiyordum, şu anda neredeyim&#8221; gibi soruların içsel anlamda en vicdani cevaplarını düşünmek.</span></div>
<p><strong><span style="color: #cc0000;">-</span></strong> Her gece yatarken bugün neleri kazanamadığımızı, kaçırdığımızı düşünmenin, sabah insanı daha farklı stratejilere yönelttiğini fark ettim.</p>
<p><strong><span style="color: #cc0000;">-</span></strong> Doğuştan gelen, üzerine eğitim ve tecrübeyi de ekleyerek kazandığımız kabiliyetlerimizi bilerek körelttiğimizi öğrendim.<span id="more-68"></span></p>
<p><strong><span style="color: #cc0000;">-</span></strong> Atalet ve unutkanlığın en büyük düşmanım olduğunu öğrendim. Başka düşmanlar da var, okumamak, düşünmemek, analiz etmemek, planlamamak gibi.</p>
<p><span style="color: #cc0000;"><strong>-</strong> </span><strong><span style="color: #3366ff;">&#8220;Aman ne gerek var&#8221;</span></strong> diyerek yakınlarıma karşı uygulamadığım her <strong><span style="color: #cc0000;">&#8220;saygı&#8221;</span></strong> kuralının <strong><span style="color: #cc0000;">“sevgi”</span></strong> denilen şeyi nasıl kemirdiğini anladım.</p>
<p><strong><span style="color: #cc0000;">-</span></strong> Her kitabın, her yazının, her konuşmanın aslında bir birinin tekrarı olduğunu, sadece farklı üslup ve örneklerle bildiğimiz şeyleri bize tekrar tekrar hatırlattığını öğrendim. Lisede iken not tuttuğum defterim hala başucumdadır.</p>
<p><strong><span style="color: #cc0000;">-</span></strong> Bilerek veya bilmeyerek daha iyi yaşamak adına sırtıma ne kadar çok yük aldığımı fark ettim. Ve kişisel markalaşmanın aslında daha da yalınlaşma, sadeleşme, şeffaflaşma olduğunu öğrendim.</p>
<p><strong><span style="color: #cc0000;">-</span></strong> Herşeyin, herkes tarafından farklı algılandığını ve davranışlarımı bu çerçevede sabır, hoşgörü göstererek ayarlamam gerektiğini öğrendim.</p>
<p><strong><span style="color: #cc0000;">-</span></strong> Henüz 2 yaşında olmayan çocuğuma bakarak küçükken, iyi-kötü ne de çok şey öğrendiğimi fark ettim. Ne kadar özen göstermeye çalışsam da &#8220;iyi şeyler öğrensin, uygulasın&#8221; diye dua etmekten başka çarem olmadığını öğrendim.</p>
<p><strong><span style="color: #cc0000;">-</span></strong> Kontrolsüz gücün, insanın kendisini nasıl zehirlediğini öğrendim. Yani hırs ve realitenin dengesi.</p>
<p><strong><span style="color: #cc0000;">-</span></strong> Geçmiş ve gelecek kavramlarını yanlış algıladığımı öğrendim. Çizgisel bir düzlem değil, dairesel bir yaşam alanında zamanın üstümüzden bir rüzgar gibi geçtiğini fark ettim. Önemli olan bu rüzgarın olumsuz etkisini azaltmak ve doğru yönlendirmek olduğunu öğrendim. (Belki bu algım da yanlıştır, yardım etmek isteyen var mı? )</p>
<p><strong><span style="color: #cc0000;">-</span></strong> Tarihi, toplumları, trendleri, ve geçmişten gelen yanlışları daha fazla incelemem gerektiğini öğrendim.</p>
<p>Ben bunları <strong><span style="color: #3366ff;">“öğrendim”</span></strong> diye yazıyorum ama aslında <span style="color: #3366ff;"><strong>“tekrar fark etmek”</strong></span> diyebiliriz. Doğru adımları uygulamadıktan sonra laf-ı güzaftır.</p>
<p>Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2008/10/%e2%80%9cmarka-sizsiniz%e2%80%9d-den-ne-ogrendim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
