<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MarkaSizsiniz &#187; trend</title>
	<atom:link href="http://www.markasizsiniz.com/etiket/trend/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.markasizsiniz.com</link>
	<description>Just another WordPress weblog</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Jul 2010 03:12:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Nasıl &#8220;kişisel marka&#8221; oluyorlar?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/nasil-kisisel-marka-oluyorlar/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/nasil-kisisel-marka-oluyorlar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2009 14:29:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[analitik düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[beden dili]]></category>
		<category><![CDATA[çile]]></category>
		<category><![CDATA[cv]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce networkü]]></category>
		<category><![CDATA[geleceği planlamak]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[Hedef]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[kendini bilmek]]></category>
		<category><![CDATA[maliyet]]></category>
		<category><![CDATA[sebep sonuç]]></category>
		<category><![CDATA[şeffaflık]]></category>
		<category><![CDATA[sıfır noktası]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<category><![CDATA[tutku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=650</guid>
		<description><![CDATA[Kişisel marka olanların yaşamlarında uyguladıkları 25 madde. Yetersiz olduğunuz 3 maddeyi seçerek geliştirmeye ne dersiniz?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">1- Kendilerini net olarak tanımlayabiliyorlar fakat kalıplara, sınırlara hapsetmiyorlar. Açıklar, şeffaflar, rahat uyum sağlanabilir bir görüntü veriyorlar. CV’lerinde dahi bunu görebiliyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">2- Tutkuları var. Hem maddi hedefler anlamında hem de toplumsal dayanışmaya, bireysel özgürlüklere bakış anlamında ufuk açıcı duruş sergiliyorlar. Ama asla tutkularının esiri olmuyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">3- Hırsları tavan yapıyor aslında fakat kontrol altında tutmayı başarmak zorunda olduklarını biliyorlar. Daha planlı bir şekilde bu hırsı tüm yaşama yayarak sürekli gelişim içinde bulunuyorlar.<span id="more-650"></span></p>
<p style="text-align: justify;">4- Yaşamlarında hep tutku ile sarıldıkları hedefleri oluyor. Ve bu konuda kendilerini sürekli geliştiriyorlar. Geçici heves şeklinde değil yıllar sonrası için planlar yaparak adım adım ilerliyorlar. Aksiyona geçme konusunda bir eksiklikleri yok fakat acele etmiyor, her şeye her zaman atlamıyorlar. Yani tez canlı değiller. Ölçerek, biçerek, iyice analiz yaparak karar veriyorlar. Aynı zamanda bu hedefleri ulu orta her yerde anlatarak, görgüsüzce reklamını yaparak işi ayağa düşürmüyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">5- Maliyet, getiri ve karlılık hesaplamasını  sadece finansal bir zorunluluk olarak değil yaşamı daha gerçekçi algılayabilmek için kullanıyorlar. Düşüncede, davranışta, her zaman bu hesabı yapmaya çalışıyorlar. Tasarruf hesabı diyebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">6- Sıfır noktasında bulunmayı seviyorlar. Negatif ve pozitif yönlerde fazla kalmadan, bilinçli farkındalık duruşundan uzaklaştıklarında hemen bu noktaya dönebiliyorlar. Özellikle iletişimi bu saflıkta başlatıyorlar. Yani ön yargıları, yanlış algıları da sıfırlıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">7- Eski olanla değil yeni olanla kıyaslıyorlar ama eskiden ibret almayı asla ihmal etmiyorlar. Hiç unutmuyolar geçmişlerini aslında.</p>
<p style="text-align: justify;">8- Geleceği planlıyorlar, trendlere öncülük ediyorlar. Önce algıları bozuyor ve yeni beyinler inşa ediyorlar. Geleneksel modelleri yaratıcılık ve innovasyon teknikleri ile daha verimli hale getiriyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">9- Kendi düşünce networklerini yönetiyorlar. Çünkü insanların düşünce yolculuklarında kaybolduklarını biliyorlar. Not tutuyorlar, kayıt altına alıyorlar, arşiv oluşturuyorlar ve etkili hatırlatma araçlarını kullanıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">10- Gerektiği kadar sahnede oluyorlar. Yüzlerini çok da eskitmiyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">11- Giyim kuşamlarından, yürümelerine, gülmelerine, konuşmalarına kadar tüm beden dili kurallarına uymaya çalışıyorlar. Fakat hiç de yapmacık ve zorlama şeklinde değil. Zaten bu duruşlarını fazlasıyla tekrarlayarak refleks haline getiriyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">12- Çevrelerine güven ve huzur yayıyorlar. Buna pozitif enerji de diyebilirsiniz. Kiminin hitabeti, kiminin bakışı, kiminin gülüşü v.s. Tavırları “dil” halinde bize mesaj olarak geliyor. Öğretmen gibi, anne gibi, dost gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">13- En kolay, en basit, en kısa, en verimli yolları, çözümleri tercih ediyorlar. Oyalamaktan ve oyalanmaktan nefret ediyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">14- Sebep-sonuç ilişkisini ve dolayısıyla evrendeki düzeni anlamış oluyorlar fakat nedenleri çok iyi yorumlayarak sonuçlara odaklanıyorlar. O nedenle lider yönetici olarak insanlara, şirketlere yön veriyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">15- Danışmaktan, sormaktan, dinlemekten çekinmiyorlar. Bu konuda müthiş tevazu sahibi oluyorlar. Sonuçta değişmekten de korkmuyorlar, direnmiyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">16- Onların da kafalarında bin bir tilki geziyor fakat sapla samanı bir birine karıştırmıyor olabildiğince analitik düşünüyorlar. Parçaların bağlantılarını atlamadan ayırıyorlar, ayırıyorlar, ayırıyorlar. Böylece beyinleri daha hızlı ve basitçe çözüm bulabiliyor sorunlarına.</p>
<p style="text-align: justify;">17- Nasıl oluyorsa beş duyu haricindeki akıl, mantık, his, sezgi, ilham gibi özellkleri daha çok kullanıyorlar. Sanırım bu özelliklerini geliştirebiliyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">18- Sabır göstermenin erdemini “her şeyde hayır vardır” diyerek uyguluyorlar. Anlık tepkiler değil – yaşama ihtimallerini düşünerek- belki elli yıllık tepkiler veriyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">19- Hava atmıyorlar. Başkaları onu överek onun namına yeterince hava atıyor zaten.</p>
<p style="text-align: justify;">20- Her yaptıklarında sosyal-bireysel faydayı, dayanışmayı, hakkaniyeti ön plana çıkarıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">21- Her şeye hakim olmaya, baskı kurmaya çalışmıyorlar. Doğal olan akışı tercih ediyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">22- Hataları tecrübe olarak yorumluyor ve insanları eksiklikleri ile kabulleniyor, yardımcı olmaya çalışıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">23- Görünüşte çok rahat, zengin, güçlü görünebilirler. Aslında konumlarını korumak, prensiplerini çiğnememek için mücadele ediyorlar, çile çekiyorlar. Dışarıdan göründüğü gibi rahat değiller aslında. Çevrelerine ümitsizlik aşılamak istemedikleri için dengeli davranıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">24- Başkalarının ne düşündüğünü tabi ki önemsiyorlar fakat bunu sadece faydalı bir geri bildrim olarak ele alıyor, sonuçlar çıkarıyorlar. Asla “başkaları ne der” kompleksi ile yaşamıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">25- Israrla aynı duruşu sergiliyorlar. Yanar döner olmuyorlar. Ve bu duruşlarını yıllar sonra daha da perçinleyerek tarihe isimlerini yazdırmış oluyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunların hiç birini yapmayarak kötülüğüyle ün yapan insanlardan bahsetmediğimiz ortada. Bunların tümünü çok iyi yapan bir insan bulmak da zor aslında. Demek istediğim bu konulara dikkat eden, eksiklerini geliştirebilenler markalaşıyor gerçekten. Eksik olduğunuz üç maddeyi seçin ve geliştirerek değiştirmeyi deneyin. Siz değiştikçe başkalarının da değiştiğini göreceksiniz. Ailenizde, iş yerinizde ve tüm yaşamınızda. Kolaylıklar dilerim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/nasil-kisisel-marka-oluyorlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tom Peters, “brand you” diyerek ne demek istedi?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/tom-peters-%e2%80%9cbrand-you%e2%80%9d-diyerek-ne-demek-istedi/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/tom-peters-%e2%80%9cbrand-you%e2%80%9d-diyerek-ne-demek-istedi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2009 15:30:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[brand you]]></category>
		<category><![CDATA[Hedef]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[saygı]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Peters]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=583</guid>
		<description><![CDATA[- Hedef gösterdi: Marka kelimesinin yalnız ticari ürünler için değil insanlar için de geçerli olduğunu fark ettirdi. Markalaşma süreçlerinin insanların iş ve özel yaşamları için de uygulayanabileceğini vurguladı. Farklı, yaratıcı, yaşamın ne olduğunu anlamak ve kendini tanımak isteyen her insan için hedef gösterdi. “Zaten potansiyel bir markasın, marka ol, marka kal, marka öl” dedi. - [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-584" title="tompeters" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/03/tompeters-244x300.jpg" alt="tompeters" width="244" height="300" />- <strong>Hedef gösterdi: </strong>Marka kelimesinin yalnız ticari ürünler için değil insanlar için de geçerli olduğunu fark ettirdi. Markalaşma süreçlerinin insanların iş ve özel yaşamları için de uygulayanabileceğini vurguladı. Farklı, yaratıcı, yaşamın ne olduğunu anlamak ve kendini tanımak isteyen her insan için hedef gösterdi. <strong>“Zaten potansiyel bir markasın, marka ol, marka kal, marka öl” </strong>dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">- <strong>Emir verdi:</strong> Tavsiye etti ama emir gibiydi aslında. <strong>“Mutlu olmak ve başarmak istiyorsan marka olmak zorundasın”</strong> dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">- <strong>Saygı sundu:</strong> Evrendeki en muhteşem özelliklerle donatılan insanın, öncelikle insan olarak saygıyı hak ettiğini gösterdi. Kişisel markalaşma çabaları ile bu saygınlığının daha da artacağını anlatmaya çalıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">- <strong>Yöntem gösterdi:</strong> Davranışlarımızın düşüncelerimizle şekillendiğini ve her konuda ilk çıkış noktasının insanın kendisi olduğunu anlatmaya çalıştı.<span id="more-583"></span></p>
<p style="text-align: justify;">- <strong>Faydalı olun:</strong> İnsanın hem kendisine hem de çevresine markalaşarak daha faydalı olacağını vurguladı.</p>
<p style="text-align: justify;">- <strong>Reklamın gücü:</strong> Kabuğunuza çekilmeyin, sahnede olun, güçlü ve zayıf özelliklerinizi keşfederek sürekli kendinizi sunun, pazarlayın, reklamınızı yapın dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">- <strong>Trend/Moda etkisi:</strong> Trend, moda olarak yaşamımızı etkileyen her olguyu yine insanların ürettiği ve takip ettiğini ama <strong>“insan gibi insan”</strong> olmanın modasının hiç mi hiç geçmeyeceğini hatırlattı.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve tüm bu verdiği mesajlarla bir çığır açtı. Değişik açılım ve algılamalarla kişisel markalaşma üzerine bir çok kitap ve makale yazıldı. Ve hala da devam ediyor. En derin saygı ile teşekürlerimi sunuyorum <a href="http://www.tompeters.com" target="_blank">Tom Peters’e. </a></p>
<p style="text-align: justify;">Sevgiler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/tom-peters-%e2%80%9cbrand-you%e2%80%9d-diyerek-ne-demek-istedi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İş yaşamında “kaybeden”lerin 40 özelliği</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/is-yasaminda-%e2%80%9ckaybeden%e2%80%9dlerin-40-ozelligi/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/is-yasaminda-%e2%80%9ckaybeden%e2%80%9dlerin-40-ozelligi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2009 13:13:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[acelecilik]]></category>
		<category><![CDATA[analitik düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmak]]></category>
		<category><![CDATA[bahane]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz yaka]]></category>
		<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[delege etmek]]></category>
		<category><![CDATA[ekip]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[fırsat]]></category>
		<category><![CDATA[Hedefler]]></category>
		<category><![CDATA[his]]></category>
		<category><![CDATA[insiyatif]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[kaderci]]></category>
		<category><![CDATA[Katma Değer]]></category>
		<category><![CDATA[kaybetmek]]></category>
		<category><![CDATA[kazanmak]]></category>
		<category><![CDATA[kıskanmak]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[mavi yaka]]></category>
		<category><![CDATA[muhalefet]]></category>
		<category><![CDATA[negatif enerji]]></category>
		<category><![CDATA[özel yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşmak]]></category>
		<category><![CDATA[politik]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif enerji]]></category>
		<category><![CDATA[proaktif]]></category>
		<category><![CDATA[sahnede olmak]]></category>
		<category><![CDATA[saplantı]]></category>
		<category><![CDATA[şöhret]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[statüko]]></category>
		<category><![CDATA[strateji]]></category>
		<category><![CDATA[takip]]></category>
		<category><![CDATA[tembellik]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<category><![CDATA[tutku]]></category>
		<category><![CDATA[üretmek]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=576</guid>
		<description><![CDATA[Öncelikle bazı kriterleri belirtmek istiyorum. - “Kazanmak” ve “kaybetmek” yaşamda göreceli olgulardır. Zaman, olgunlaşmanın, bilinçlenmenin en etkili ve acımasız ilacıdır.Her iki kelime arasında kesin bir ayrım yoktur. &#8220;Her şeyde bir hayır vardır&#8221; düşüncesi önemlidir. - Bu kırk maddenin hepsini, her zaman, tam olarak uygulayan bir insan olamaz. Ben görmedim, gören varsa bildirsin lütfen. - Kişilik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Öncelikle bazı kriterleri belirtmek istiyorum.<img class="alignright size-medium wp-image-577" title="istock_000008728165xsmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/03/istock_000008728165xsmall-200x300.jpg" alt="istock_000008728165xsmall" width="200" height="300" /></p>
<p style="text-align: justify;">- <strong>“Kazanmak”</strong> ve <strong>“kaybetmek”</strong> yaşamda göreceli olgulardır. Zaman, olgunlaşmanın, bilinçlenmenin en etkili ve acımasız ilacıdır.Her iki kelime arasında kesin bir ayrım yoktur. &#8220;Her şeyde bir hayır vardır&#8221; düşüncesi önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">- Bu kırk maddenin hepsini, her zaman, tam olarak uygulayan bir insan olamaz. Ben görmedim, gören varsa bildirsin lütfen.</p>
<p style="text-align: justify;">- Kişilik tiplerimiz, karakterimiz ve davranış modellerimize göre yaşam biçimimiz farklılaşır. Yani her yiğidin bir yoğurt yeme tarzı vardır. Her insanın yaşam algısı farklılık gösterebildiğinden uygulamalar da farklılaşabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">- Önemli olan eksik yönleri fark ederek sabırla geliştirmeye, iyileştirmeye çalışmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">- Bu gibi yazıları yazan, eğitimleri veren, en üst düzey yönetici olanlar kişilerde de bu hataların bir çoğu bulunmaktadır. Yani yalnız değilsiniz.<span id="more-576"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Faydalı olabilmesi dileği ile …</p>
<p style="text-align: justify;">1- <strong>Hedef yok:</strong> Ne orta vadede, ne de uzun vadede iş dünyasında ne yapmak istediği ile ilgili net hedefleri bulunmaz. Bir iş bulmuş, çalışmaya başlamış ve maçı idare ederek günü kurtarmaya devam ediyordur. Yıllar sonra, kendisiyle aynı dönemde işe başlayan bazı kişilerin çok daha başarılı olduklarını görünce “eyvah” der. Ne mezun olduğu branş ile ilgili, ne tutkunu olduğu meslek ile ilgili hedefi bulunmaz. Ya da hedefi olsa bile sadece lafta kalır.</p>
<p style="text-align: justify;">2- <strong>Strateji yok:</strong> Bu kelime onun için ağır gelir. Her mesai gününün stratejik olarak kendisine ne fayda sağladığını ölçmez. Analitik düşünmek, bazı durumlarda doğal, bazı durumlarda politik davranmak gibi düşünceleri yoktur. “Yaptım, oldu” der. Önünü, arkasını düşünmeden hareket eder. Ve sonuçlarına da katlanır.</p>
<p style="text-align: justify;">3- <strong>Tembeldir:</strong> Lafa gelince, çok hırsa gerek olmadığını söyler. Mağaza vitrinine bakınca da &#8220;ah param olsa&#8221; der. Ama para kazanmak, hedeflerini gerçekleştirmek için “doğru ve gerektiği” kadar çalışmaz. Sonra da “olmadı, kahretsin” der. Daha da ümitsizliğe kapılır. Zaman planını tekrar tekrar, saniyelerine kadar gözden geçirmez.</p>
<p style="text-align: justify;">4- <strong>Vizyon sıfır:</strong> Hedefi olmayınca kendine bir vizyon da çizemez ve vizyoner insanları da örnek almaz. Geleceği görmeye, trendleri anlamaya çalışmaz. Uzun vadeli stratejiler ortaya koymaz. Verdiği her kararın on, yirmi yıl sonrasını nasıl etkileyeceğini düşünmez.</p>
<p style="text-align: justify;">5- <strong>Takip yok:</strong> Gereksiz bir çok şeyi takip eder de bir türlü kişisel gelişimi ve hedefleri ile ilgili bir takip planı yapmaz. İşten eve, evden işe öylesine gider gelir. Aslında görür ki, ne aile hayatında kişisel marka olabilmiş ne de iş yaşamında.</p>
<p style="text-align: justify;">6- <strong>Sahnede değil:</strong> Ya iş yerinde masasında, ya da evdeki koltuğunda oturur durur. Selam vermez, gülümsemez, sohbet etmez, yemeğe çıkmaz, arkadaş çevresini genişletmez, sosyal anlamda içine kapanıktır. Sonra da “neden beni keşfetmiyorlar” diye çırpınır durur.</p>
<p style="text-align: justify;">7- <strong>Proaktif değil:</strong> Elindeki doneleri iyi değerlendirerek, analiz yaparak sonraki aşamalarda karşışına çıkabilecek zorlukları düşünmez. Ve önceden çalışmalar, hazırlıklar yapmaz. Tedbirli olmak onun için korkmaktır. Fazla kontrollü olmanın yaşamını zindana çevireceğini düşünür. Önceden harekete geçmez, olunca telafi etmek için harekete geçer. O da işe yaramaz.</p>
<p style="text-align: justify;">8- <strong>Trendleri takip etmez:</strong> Yaptığı mesleğin, hedefindeki işin dünyadaki trend yelpazesinde nerede durduğunu araştırmaz. Hangi trendlerin iş dünyasına, paraya ve dolayısıyla da yaşama nasıl yön vereceğini anlamaya çalışmaz. Bir yerde durur, o yerden bakar ve emekli olur, gider.</p>
<p style="text-align: justify;">9- <strong>Okumaz, araştırmaz, üretmez:</strong> Sadece işini yapar, emir kuludur ya. Farklı, yaratıcı, geliştirici, innovatif fikirleri bulmak için okumaz, araştırmaz, beyin fırtınaları yaparak projeler üretmez. Ne şirketine, ne de kendi yaşamına katma değer sunmaz. &#8220;Sallarım başımı, alırım maaşımı&#8221; diyerek ortalarda gezinir durur.</p>
<p style="text-align: justify;">10- <strong>Bahanelere sığınır:</strong> Başarızısızlık,  % 99 sebep sonuç ilişkisine göredir. Kaderde bir musibet, öngörülemeyen bir rahatsızlık v.s. olursa tabiî ki söylecek bir şey olamaz. Ama “en iyi bahane, yine de bahanedir” Çözümleri değil daha çok problemleri, engelleri konuşur. Yeniden, zaman kaybetmeden başlamayı değil hep bitişleri, kayboluşları, ümitsizlikleri konuşur.</p>
<p style="text-align: justify;">11- <strong>Fazlasıyla kadercidir:</strong> Eşeğini sağlam kazığa bağlamaz ve sonra da “çalındı işte, kader” der. Yaratıcı’nın her kapıyı kendisine sonuna kadar açacağını, ve fırsatları eline vereceğini düşünür. Olan her şey kaderde vardır ama kişisel iradesini ne kadar da kötü ve verimsiz kullandığını düşünmez.</p>
<p style="text-align: justify;">12- <strong>Acele oluversin ister:</strong> Çok kısa sürede ünlü olmak, zengin olmak ve güçlü olmak ister. Hemen öğrenbileceğini, hemen uygulayabileceğini, hemen bilinç kazanabileceğini düşünür ve aldanır. Başını bir kayaya toslayınca anlar.</p>
<p style="text-align: justify;">13- <strong>“Proje” bakış açısı yok:</strong> İşlere, problemlere “proje yönetimi” açısından yaklaşmaz. Pratik olacağım, hızlı olacağım diye masabaşı bir toplantı, bir iki not alma ve “tamam, şöyle olur” deyiverir. Sonra hataları düzeltmek için çok çok fazla zaman-adam harcamak zorunda kalır.</p>
<p style="text-align: justify;">14- <strong>Analiz sıfır:</strong> 1 ay analiz yaparak 1 haftada yazılım yaptırmaz. “1 hafta analiz yeter” der, ama 1 ayda yazılımı bitiremez. Çünkü o kadar eksik kalan, kaçan nokta vardır ki. Bu arada çok yorulur ve motivasyonu düşer, belki de başka önceliklerden dolayı proje rafa kalkar.</p>
<p style="text-align: justify;">15- <strong>Şöhret ister:</strong> Ünlü, zengin, şöhret olan iş adamlarına, iş kadınlarına özenir. Özenmesi normaldir ama “tavuk olmadan “tar”a ( kümesteki yükselti) çıkmak” isteyince düşüverir. Ve gerçek konumunu anlar.</p>
<p style="text-align: justify;">16- <strong>Tevazu yok, burun havalarda:</strong> Her şeyi ben bilirim, en iyisini ben uygularım havalarındadır. Ekip yoktur, her şeyi kendisi yapmıştır zaten. Küçük tepeleri bırakın bir toz taneciğini bile kendisinin yaratmadığını kısa bir süre sonra anlatır birileri.</p>
<p style="text-align: justify;">17- <strong>Empati mi, oda ne:</strong> Her şeye mantıksal yaklaşır. Başkalarının algısı ve düşünce dünyası ile olaylara bakmaz. Herkes, kendisi ile aynı olsun ister. Duygusal zeka onun için aptallık gibi bir şeydir. Karar verir, mümkün ise zorbalıkla uygulatır.</p>
<p style="text-align: justify;">18- <strong>Ya fazla mantık, ya fazla his:</strong> Ya hep kalbi ile düşünür, ya da hep beyni ile. İkisini birden gerektiği oranda kullanmaz. Verdiği kararlara şu gibi yakıştırmalar yapılır. &#8220;Kalpsizin teki&#8221; ya da &#8220;beyinsiz&#8221; gibi. Vicdani duygular da, sistematik çıkarımlar da birlikte kullanılmazsa kötü sonuçlara yol açar.</p>
<p style="text-align: justify;">19- <strong>Alıngandır, her şeyi gurur yapar:</strong> Her uyarıdan, her tavsiyeden alınır, kendini aşağılanmış hisseder, konuyu &#8220;kişisel&#8221; algılar. Aslında müdürünün de kendisinin de para için çalıştığını, sonuçta “iş”i konuştuklarını unutur. Sabırla kendisini iyileştirmeye çalışmaz, aksine yönetimi değiştirmeye çalışır.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-578" title="istock_000005881622xsmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/03/istock_000005881622xsmall-240x300.jpg" alt="istock_000005881622xsmall" width="240" height="300" />20- <strong>Arkadan konuşur:</strong> Dedikodu yapar, herkesi çekiştirir, kötüler. Kimsenin karşısına çıkarak uygun bir dille yanlışını söyleyemez, yönlendirmez. Bilmez ki bu kadar rahat bir insanın arkasından başkalrı da çok rahat konuşur ve kuyusunu kazabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">21- <strong>Dolap çevirmeye bayılır:</strong> Türlü türlü dolaplar çevirmeden, ayak oyunları yapmadan kariyer yaşamında yükselemeyeceğini saplantı halinde beynine kazımıştır. Halbuki, sadece işini en doğru şekilde yaparak ve sunarak ve duruşunu bozmayarak başarılı olabileceğini bir türlü fark etmez. Aslında insan zulmeder, kadere hükmetmeye çalışır. Ama asıl adaletli olan kaderdir, insan değil.</p>
<p style="text-align: justify;">22- <strong>Hakkı olmayanı kıskanır, mümkün ise çelme takar:</strong> Hak etmediğine uzanır, ısrarla almak ister. Hak edenleri de kıskanır, çekemez. Örnek almak, desteklemek yerine çelme takmaya çalışır.</p>
<p style="text-align: justify;">23- <strong>Özel yaşam-iş yaşamı birbirine karışır:</strong> İşten çıkar evde müdürlük yapmaya devam eder, ya da işe gelir eşiyle kavga ediyor gibi çalışanlarına saldırır. Aslında özel yaşamın çok daha önemli bir “iş” olduğunu unutur. İki kategoriyi de bir bütün olarak görmek gerek ama birbirlerine negatif etkisi çok az düzeyde olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">24- <strong>Tutkularına sarılmaz:</strong> Kendisini mutlu eden, huzur veren tutkularını, hobilerini gerçekleştirmeyi günlük telaşlar içinde unutur. İşine tutku ile bağlı olmayabilir ama yaşama dair tutkularını da kaybederse iş yaşamında da başarısız ve huzursuz olur.</p>
<p style="text-align: justify;">25- <strong>Günü kurtarır:</strong> Günübirlik yaşar, geleceğe kafa yormaz. O günü tamamlar ve yorganı üzerine çektiği anda her şeyin bittiğini zanneder. Zamandaki “gün” diliminin yine ömrümüzün bir parçası olduğu bilincinde değildir. Sonra da yıllar, ne de çabuk geçti diyerek hayıflanır.</p>
<p style="text-align: justify;">26- <strong>Negatif enerji saçar:</strong> Sabah gülen bir ifade ile günaydın demek, akşam çıkarken iyi akşamlar demek dahi bu insanlar için zor gelir. Çevresini görmezden gelir. Bilmez ki, doğuştan görmeyen insanların dahi gülen ve somurtan insanı ayırt edebildiğini. Her şeyi olumsuz algılar ve etrafına negatiflik saçar. Ümitsizdir, çözümsüzdür, başlangıçlara değil bitişlere odaklanmıştır. Kimseden de yardım istemez, almaz.</p>
<p style="text-align: justify;">27- <strong>“Ekipten” olamaz, ekip yönetemez:</strong> Bencildir, tek başına hareket etmek ister. Şirketin, ekibin çıkarını değil de önce kendi çıkarını düşünür. Kendine saygılıdır ama başkaları için hep kaygılıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">28- <strong>Sosyal değildir:</strong> Konuşmak, paylaşmak, birlikte eğlenmek, tanışmak, iletişim kurmak, bağlantıda olmak, sosyal ağını genişletmek için çaba sarfetmez. “Cool” olduğunu düşünür. Halbuki büyük bir yalnızlığa yol alır ama farkında değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">29- <strong>Sosyal medyada görülmez:</strong> İlişkilerimizi, bağlantılarımız kontrol etmek adına büyük faydalar sunan internetteki sosyal networklere yabancıdır. Bu gibi aplikasyonları kullanmayı gereksiz görür. Vefasızlık yapar, unutur ve unutulanlardan olur.</p>
<p style="text-align: justify;">30- <strong>Yaşam tarzında standartları yoktur:</strong> Oturup kalkmasından, konuşmasına, yeme-içmesine varana kadar belli bir duruş sergilemez. O nedenle, hakkında bir marka algısı oluşmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">31- <strong>Radikal değişim kararları almaktan korkar: </strong>Statükocudur, yeni olanı yıpratırcasınıa sorgular ve uygulamaktan korkar. Değişimin hep negatif etkilerini düşünür ve karşı çıkar. Ve aynı sorunlar tekrar tekrar karşısına çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">32- <strong>Delege etmez:</strong> Her şeyi kendi yapmak ister. Organizasyon kurmaya önem vermez ve başkalarına güvenmez. Hata yapmalarından korkar. Halbuki en büyük hatayı sorumluluğu paylaştırmayarak kendisi yapmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">33- <strong>İnsiyatif almaktan çekinir:</strong> Tek başına karar almaktan korkar. Danışmak, tavsiye almak iyidir fakat bu kişi hep destek ister. Önemli kararların altına imzasını atmaktan korkar. Bu da işi iyi bilmediği ve yönetemediği anlamına gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">34- <strong>Sürekli muhaliftir:</strong> Bilip bilmeden, araştırmadan hep karşı çıkar, muhalefet yapar. Yapıcı olmaktan çok yıkıcı ve bezdirici yöntemlere başvurur. Kendi içini kararttığı gibi başkalarına da bu karartıyı bulaştırmaya çalışır.</p>
<p style="text-align: justify;">35- <strong>Hep yönetimi suçlar, kendine bakmaz:</strong> Değişmesi gereken tek tarafın yalnızca “yönetim” olduğunu düşünür. Kendisini onların yerine koymaz. Suçlar, eleştirinin dozunu kaçırır, iletişimi yanlış yerlere çeker.</p>
<p style="text-align: justify;">36- <strong>“Mavi, beyaz, gri” yaka diyerek çalışanları hep kategorilere ayırır:</strong> Herkesin aynı gemide olduğunu, herkesin yaptığı işin bir değeri olduğunu unutur ve saygı duymaz. Birileri aşağıdadır, birileri yukarıda. Ona göre davranır ve tabi ki sevilmez.</p>
<p style="text-align: justify;">37-<strong> Fırsatları görmez, görse de değerlendiremez: </strong>Kabiliyetlerinin farkında dahi değildir. Kendine uygun fırsatları, boşlukları görmez bir türlü. E-postaları iyi okumaz, gelişmeleri değerlendirmez, aktif rol almaz. Sonra da “hakkımı yiyorlar” diyerek ah vah eder.</p>
<p style="text-align: justify;">38-<strong> Vermez, hep almak ister:</strong> Bilgiyi, tecrübeyi, kazancını paylaşmaz, yaymaz. Ama hep almak ister. Kendisi asık suratlı iken başkalarının kendisine hep gülümsemesini ister. Bildiğini kendisine saklarken, başkalarının kendisine hep öğretmesini ister.</p>
<p style="text-align: justify;">39- <strong>Boş içini dolu gibi satmak ister, konuşur da konuşur:</strong> Çok konuşur ama içi boştur. Bir şekilde geldiği görevin hakkını verememektedir aslında. Lafla peynir gemisinin yürümediği kısa sürede ortaya çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">40- <strong>Her şeyin kendi etrafında döndüğünü zanneder:</strong> Şirketin patronun kendisi olduğunu zanneder. Her şeyi, herkese yaptırabileceğini düşünür. “Herkes bana itaat etmeli, güç bende” der. Ve bu düşüncelerinin altında ezilir. Yaşamın tüm parametrelerine hükmettiğini düşünür. Evrendeki kuralları dahi anlamaz, zorladıkça zorlar. Düşüncelerini, davranışlarını dahi yönetemeyen bir insanın tüm yaşamı da yönetemeyeceğini de unutur.</p>
<p style="text-align: justify;">Başarılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/is-yasaminda-%e2%80%9ckaybeden%e2%80%9dlerin-40-ozelligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nedenlerin ham maddesi de, sonuçlardaki baş rol oyuncusu da &#8220;insan&#8221;dır</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/nedenlerin-ham-maddesi-de-sonuclardaki-bas-rol-oyuncusu-da-insandir/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/nedenlerin-ham-maddesi-de-sonuclardaki-bas-rol-oyuncusu-da-insandir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2009 10:47:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçli farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[dşünce akımları]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce sistematiği]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[kendini keşfet]]></category>
		<category><![CDATA[küreselleşme]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[sonuç]]></category>
		<category><![CDATA[sorgulamak]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=519</guid>
		<description><![CDATA[Kişisel markalaşmayı özünde insanın içe doğru yolculuğunda katettiği mesafeler olarak görüyorum. Keşifler, değişimler, gelişmeler, duraklamalar, tatminler v.s. Düşünüyoruz, hayallerde geziyoruz, davranışlarda bulunuyoruz. Her şeyin bir birini etkilediği ve denklik içinde devam ettiği dünyada öylesine kararlar alarak uyguladığımızı mı zannediyoruz? İnsanlığın hangi felsefi düşünce akımlarından nasıl etkilendiğini, tarihin hangi dönemeçlerinde medeniyetlerin yüzyıllar boyunca nasıl düşünce esareti altına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kişisel markalaşmayı özünde insanın içe doğru yolculuğunda katettiği mesafeler olarak görüyorum. Keşifler, değişimler, gelişmeler, duraklamalar, tatminler v.s. Düşünüyoruz, hayallerde geziyoruz, davranışlarda bulunuyoruz. Her şeyin bir birini etkilediği ve denklik içinde devam ettiği dünyada öylesine kararlar alarak uyguladığımızı mı zannediyoruz?<span id="more-519"></span> İnsanlığın hangi felsefi düşünce akımlarından nasıl etkilendiğini, tarihin hangi dönemeçlerinde medeniyetlerin yüzyıllar boyunca nasıl düşünce esareti altına alındığını ve tüm insanların da kendilerini ancak bu çerçevede ifade edebildiklerini anlayabiliyor muyuz? Filozoflar, yaşamın ve insanın ne anlama geldiğini anlayabilmek için, her türlü bilgi kaynağını sorgulayarak toplumlara yön vermediler mi? Ve tüm yaşam biçimleri de din adına, bilim adına şekillenmedi mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, düşünce sistematiğinizden, giydiğiniz ayakkabının şekline ve uygulamaya çalıştığınız temizlik kurallarına varana kadar her şey neden ve sonuç ilişkisine dayanıyor. Genlerinizden, kişilik ve karakter kodlarınızdan, sosyal çevre kazanımlarınızdan, okullarda aldığınız bigi ve yaşam tecrübelerinize varana kadar her şey size ve tabi ki tüm dünyaya yön verdi. <strong>&#8220;Trend&#8221;</strong> diye bağlandığımız şeyler gökten inmedi. Birileri tarafından ısrarla uygulandı, reklamı yapıldı ve bilincimizi şekillendirdi. Zaten yanlış algılar ile boğuşan insan karşılaştığı her bilgi ve akımın ne derece kendisine uygun olduğunu ne kadar sogulayabiliyor ki. Televizyonda seyrettiğiniz, internette okuduğunuz, gördüğünüz bir şeyi değiştirebiliyor musunuz? Hayır. Sadece eleştirebiliyor ya da zor da olsa vazgeçmeye çalışıyorsunuz. Peki bu bilinci 5 ya da 13 yaşındaki çocuğunuz uygulayabilir mi? Hayır. Öyle ise nedenlerin ham maddesi olan bu çocuklar yaşlandıklarında bu nedenlerin sonuçlarını yaşayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">O nedenle <strong>“bilinçli farkındalık”</strong> diye bir kavram vardır. Yani ne düşündüğünü, ne yaptığını, nereye yolculuk ettiğini bilmek. Ve ona göre yaşama yön vermek. Bir anlamda sürekli kendini keşfetmek. Davranışlarımızın hangi düşüncelerden yola çıktığını ve bu düşüncelerin de hangi derinliklerden gelerek hayalimizi sarıp sarmaladığını bilmek.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>&#8220;Küreselleşme&#8221;</strong> kavramında bazı yalanlar gizlidir. İletişim ve ilişki dünyasının gelişmesi açısından bu ifade doğrudur fakat insanların, milletlerin tutumları açısından doğru değildir. Hırslar, egolar, tatmin duyguları, kıskançlıklar ve düşmanlıklar daha içsel dürtülerle yoluna devam ediyor bildiğiniz gibi. Yalnızca, bazı araçları, kendi çıkarları için verimli kullananlar başarılı oluyorlar ve toplumlara yön veriyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Fizikteki etki-tepki kanununu unutmayalım. Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlara ulaşamayacağımızı da. Bugün düşündüğünüz şeylerin dünkülerle % 95 oranında aynı olduğunu da. Beynimizin arka lobunun biz sürekli aynı şeyler yaptırmaya zorladığını da. Ve insanın sürekli unutan, aldanan, hayvani ve insani yanlarının kıldan ince bir sınırla ayrılmış olduğunu da. İki hırs kategorimiz olduğunu &#8220;bunlardan birinin insan olmak, diğerinin de hayvan olmak&#8221; olduğun da  &#8230; Unutmayalım lütfen.</p>
<p style="text-align: justify;"> Nedenlerin odunu, sonuçların da ateşi olmamanız dileği ile.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/nedenlerin-ham-maddesi-de-sonuclardaki-bas-rol-oyuncusu-da-insandir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kişisel marka olmak, popüler kültürün dayatması mı?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/kisisel-marka-olmak-populer-kulturun-dayatmasi-mi/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/kisisel-marka-olmak-populer-kulturun-dayatmasi-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2009 12:08:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[amaç]]></category>
		<category><![CDATA[araç]]></category>
		<category><![CDATA[Ben-lik]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[ego]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[fayda]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[moda]]></category>
		<category><![CDATA[nüfuz]]></category>
		<category><![CDATA[Obama]]></category>
		<category><![CDATA[popüler kültür]]></category>
		<category><![CDATA[postmodern]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[sorgulamak]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[Yalın]]></category>
		<category><![CDATA[yansıma]]></category>
		<category><![CDATA[yaratılış]]></category>
		<category><![CDATA[you]]></category>
		<category><![CDATA[zaman algısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=516</guid>
		<description><![CDATA[Geçenlerde şöyle bir soru geldi, önemli bir medya kanalından. “Kişisel markalaşma denilen şey moda mıdır, yani gelip geçici midir?” diye. Aslında sorunun cevabı kendisinde gizli. Eğer geçici olursa o kişi zaten marka olmamış, kendini ve çevresini kandırmaya çalışmıştır sadece. Tekrar ediyorum kişisel marka olmayı lütfen “ünlü, zengin, nüfuz” sahibi olmak ile karıştırmayın. Bu özelliklerin tümü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Geçenlerde şöyle bir soru geldi, önemli bir medya kanalından. <strong>“Kişisel markalaşma denilen şey moda mıdır, yani gelip geçici midir?”</strong> diye. Aslında sorunun cevabı kendisinde gizli. Eğer geçici olursa o kişi zaten marka olmamış, kendini ve çevresini kandırmaya çalışmıştır sadece. Tekrar ediyorum kişisel marka olmayı lütfen <strong>“ünlü, zengin, nüfuz”</strong> sahibi olmak ile karıştırmayın. <span id="more-516"></span>Bu özelliklerin tümü sizde olabilir ama adınız bir yerde geçtiğinde, sizinle ilgili insanların zihninde iyi şeyler oluşmuyorsa hiçbir şey ifade etmezsiniz. Ona bakarsanız “mafya” lar da bu üç özelliği fazlasıyla barındırıyorlar bünyelerinde.</p>
<p style="text-align: justify;">Adına <strong>“postmodern”</strong> deyin, ne derseniz deyin ama son elli yıldır baskın olan madde hakimiyeti yerini başka şeylere bırakıyor artık. Çünkü tatmin olamıyor insanlık geçici hırslarla, heveslerle. Ekonomik olarak da kendini gösterdi zaten. Şimdi artık gerçek, faydalı, özgür, doğal insan modeli çiziliyor her yerde. Time, kapağını “you” diye çıkarmadı mı milenyuma girerken? Herkes bugünlerde Obama’yı konuşmuyor mu? Küreselleşme derken medeniyet çekirdeklerinde tekrar hareketlenmeler olmuyor mu? Belki biz göremeyeceğiz ama kendini ve her şeyi sorgulayan insan modeli daha çok görülmeye başlanıyor. Evet, popüler kültürün rengi, sesi, kokusu medya araclığı ile damarlarımıza kadar işledi. Şimdi de internet ve mobil dünya ayağı sürüklüyor bizi peşinden.</p>
<p style="text-align: justify;">“Moda mı acaba” diye düşünenleri rahatlatmak ve konunun önemini tekrar ortaya koymak için gelin marka insanların bazı özelliklerini tekrarlayalım. Ama bu maddeler daha içsel bazı dinamik parametrelerimize referansta bulunsun.</p>
<p style="text-align: justify;">1- <strong>Zamanı algısı :</strong> Bazı insanlar, zamanı doğrusal bir düzlem olarak değil, hacmi olan dairesel bir şekil olarak algılarlar. Ve merkezinde, her tarafı ayna gibi yaratılan evrenin çekirdeği olduğunu düşünürler. Ve bu kıyaslama aracının zhinlerde oluştuğunu bilirler. Geçmiş ve geleceğin göreceli bir kavram olduğunu ve aslında hiçbir şeyin kaybolmadığını da bilirler. Önemli olan zamana sıkışmadan yaşayabilmektir. Reenkarnasyon tezleri de buradan çıkmıştır. Rüyalarda neden gelecekle ilgili bir şeyler görülür, geçmiş tekrar tekrar hayale gelir. Maddenin kayıtsızlığını kavrayabilmek için oluşturulan bir araçtır zaman. Tanrısal özelliklerin insana ve evrene yansıması zamanı da, maddeyi de, boşluğu da, hepsini kapsar. Önemli olan verimli yönetebilmektir zaman algısını, dakikaları saymak ve panik olmak değil.</p>
<p style="text-align: justify;">2- <strong>Benliği tekrar keşfetmek:</strong> Benlik, ego denilen şey insanın kendini keşfedebilmesi için yaratılış ile sunulan bir özelliktir. Evrendeki kanunlar da bu şekilde algılanır. Gereğinde fazla önem verilirse bir insan çıkarak “bu dünyanın tek hakimi benim” diyebilir. Sonuçta bu da bir araçtır, zaman gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">3- <strong>Yaratılış ve evren yansıması:</strong> İnsan küçük bir evrendir. Ve evrendeki en yüksek kabiliyetlerle donatılan bir varlık. Sonsuz isteklere sahip olsa da kendisi sonludur. Hatta gece uyurken dahi ruhu bir yerlerde gezer, geri gelir. Geri gelmez ise ölmüştür zaten. Düşüncelerine dahi hükmedemez, yani çok zayıftır aslında. Ama irade açısından bu özgürlüğü sonsuz gibi hisseder. Önemli olan evrenden ve tabi ki yaratıcısından kendisine yansıyan özellikelri doğru şekilde kullanabilmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">4-<strong> Sevgi insanı olma:</strong> Gelişen toplumlara bakın. Sevgiyi, hoşgörüyü ve saygıyı en çok yerine getirenlerdir. İnsanın özünde sevgi de vardır nefret de. Önemli olan hangisinin nerede, ne şekilde kullanıldığıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">5- <strong>İlk fayda teorisi:</strong> Tüm başarılı ilişkiler karşılıksı fayda üzerine kuruludur ve uzun süreli olur. Çıkar amaçlı ticari kaygılardan bahsetmiyorum. Kendimize ve başkalarına ısarla faydalı olmaya çalışmak en güzel depresyon tedavisidir.</p>
<p style="text-align: justify;">6- <strong>Sadelik, yalınlık ve tevazu:</strong> İletişim ve maddi imkanlar açsından çözülemeyen bir karmaşa içinde yaşıyoruz ve yönetemiyoruz. Hırslarımız, israfımız, şikayetlerimiz ve motivasyon kaybımız da bundan kaynaklanıyor. Zaruri ihtiyaçlarla, lüks ihtiyaçları listeleyin göreceksiniz hem kalbinizdeki, hem beyninizdeki hem de üzerinizdeki fazlalıkları.</p>
<p style="text-align: justify;">7- <strong>İyilik için hırs gösterme:</strong> Bencilliğin körüklendiği bir dünyada bu tarz bir davranışa sahip olmak çok zor. Ama yapabilen kazanıyor ve kazandırıyor geleceği bizlere.</p>
<p style="text-align: justify;">8- <strong>Sürekli eğitim, öğretim: </strong>Okumak, okudukça düşünmek ve düşündükçe de değişmeye çalışmak. Ve yaşam boyu bunu devam ettirmek.</p>
<p style="text-align: justify;">9- <strong>Düşünce yığınlarını süpürmek:</strong> Keşke fiziki olarak böyle bir şey mümkün olsa idi ama değil. Bilinçli farkındalığı yakalamak için şart. Sabahları yorgun uyanıyorsanız hem fiziksel hem de duygusal büyük sorunlarınız var demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">10- <strong>Örnek olmak :</strong> Kötülükler değil iyilikler örnek olmak zorunda. İyiliği, güzelliği, sevgiyi yansıtmayan da bencildir ve haindir.</p>
<p style="text-align: justify;">11- <strong>Verici, üretici olmak:</strong> Hep bana rabbena diyerek “sürekli al” diyen bir kültürün çocuklarıyız. Tüm ekolojik auraya ne kattığımızı hiç sorgulamıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">12- <strong>Araçlar ve amaçlar:</strong> Kişisel gelişim ve kişisel markalaşma gibi bunları da içien alan tüm öğretiler insanlığa hizmet etmeli. Fakirliğe, savaşa, süper egoya, kibirli olmaya ve paraya hizmet etmemeli sadece.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi bu yazdıklarımızın popüler kültür ile bir ilgisi var mı? Hayır. Tam tersi gibi. O zaman kişisel markalaşmayı böyle bir <strong>“üst dil”</strong> ile düşünenler ve uygulayanlar modanın oyuncağı olmayacaktır. Tüm bunların yanınıda, trendleri takip etmek ve insanlara bilgiyi doğru ölçü ve kanallarla sunmak da çok önemli. Yani amaç popüler kültürü aşağılamak değil imkanlarını doğru şeyler için kullanabilmektir. Buna sosyal medya araçları da dahil.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsana ait yüksek değerlerin moda olarak algılanmaması dileği ile.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/kisisel-marka-olmak-populer-kulturun-dayatmasi-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siz hala aynı ekonomi ve iktisat kitaplarını okumaya, okutmaya devam edin !</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/siz-hala-ayni-ekonomi-ve-iktisat-kitaplarini-okumaya-okutmaya-devam-edin/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/siz-hala-ayni-ekonomi-ve-iktisat-kitaplarini-okumaya-okutmaya-devam-edin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Feb 2009 13:27:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce sistematiği]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[fakir]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat]]></category>
		<category><![CDATA[israf]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Karl Marks]]></category>
		<category><![CDATA[kuruş]]></category>
		<category><![CDATA[materyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[mezun]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlık]]></category>
		<category><![CDATA[şikayet]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[şükür]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=511</guid>
		<description><![CDATA[Evet evet, sevgili üniversiteli arkadaşlar aynı ders kitaplarını okuyun, anlayın, uygulayın. Saygıdeğer hocalarım, siz de aynı dersleri vermeye devam edin. Çanlar kimse için çalmıyor zaten, dün yaptığımızı bugün de yapalım, yarın da devam edelim. Ne dünya savaşları, ne ekonomik depresyon dönemleri, ne de şu yüz yıldan fazladır dünyaya hükmeden ekonomi kartellerinin batması. Ne Afrika’daki açlar. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Evet evet, sevgili üniversiteli arkadaşlar aynı ders kitaplarını okuyun, anlayın, uygulayın. Saygıdeğer hocalarım, siz de aynı dersleri vermeye devam edin. Çanlar kimse için çalmıyor zaten, dün yaptığımızı bugün de yapalım, yarın da devam edelim. Ne dünya savaşları, ne ekonomik depresyon dönemleri, ne de şu yüz yıldan fazladır dünyaya hükmeden ekonomi kartellerinin batması. Ne Afrika’daki açlar. Hiç biri bizi ilgilendirmesin. Bill Gates, “fakirler bu şekilde hasta oluyorlar” diyerek kendisini dinlemeye gelenlerin üzerine sivrisinekleri salmış, <span id="more-511"></span>elindeki kavanozu açarak! Yok canım bunlar hiç de önemli şeyler değil. Bana ne aç yatan komşumdan, geleceğini çaldığım çocuğumdan. Üç günlük ömrüm var zaten, keyif çatmak varken tasarruf neyime, halime şükretmek neyime. Yaşasın nefsim ve daha da güçlü olsun hırslarım.</p>
<p style="text-align: justify;">İktisat Fakültesi’ne bağlı Uluslararası İlişkiler mezunuyum. Ekonomi ve iktisat derslerinin bizleri hangi düşünce sistematiğine yönlendirdiğini bilirim. On yıldan fazladır da Türkiye ve hatta dünya çapındaki büyük ölçekli şirketlerde çalıştım, çalışıyorum da. Son teknoloji ve trend akımların da az çok takipçisi sayılırım. Rahmetli babam köyden, pamuk tarlalarındaki çapa işinden kaçarak şehre yerleşmiş. Ve minnettarım ki, bizleri okutmuş, insanlara faydalı olalım diye. Hala ayranı bardakla değil kaşıkla içmek zorunda olan aileler var, bilir misiniz? Kimin evine ne kadar zamanda bir sucuk ya da muz girdiğinin bir raporu var mı elinizde? Bunları acındırmak için söylemiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Hangi millet, hangi din, hangi ırk yaparsa yapsın. Hırs insanlığı sefalete götürdü. Haline şükretmeyenler şikayete başladı ve savaşlar çıkmadı mı? İş yaşamında hırs, özel yaşamda hırs ve tatminsizlik diz boyu değil, omuz boyumuzu geçti, boğulmak üzereyiz hatta bazılarımız boğulduk bile. İnsanların zalim ama kaderin adaletli olduğunu ya da elbet olacağını biliyoruz. Balon şekilde yaratılan yalan ekonominin çöküşü değil midir bu maruz kaldığımız? Suçlu mu arıyorsunuz? O zaman önce kendinize bakın lütfen. En son kime yardım ettiniz, en son hangi tasarruf tedbirlerini uyguladınız? En son hangi pazarlığı yaparak bir ürünü rayiç değerinden almaya çalıştınız? En son hangi kapitalist sistemin çarkını eleştirdiniz? En son ne zaman az yediniz, acıkmadan yemediniz? Şimdi Marks’a dönüş var diyorlar. Kime dönülürse dönülsün. Tabiattaki kanunlar, insan ve sosyal yaşam için de geçerlidir. İster Sosyalizm olsun, ister Materyalizm. Hangi felsefeye dalarsanız dalın, insan olmanın anlamını kavramadığınız sürece batarsınız. </p>
<p style="text-align: justify;">Akşam haberlerine takılıp kalmak anlamsız. Hem kendimize, hem çocuklarımıza büyük resme bakmayı öğretelim. Hangi medeniyetlerin hangi aşamalardan geçtiğini, geçemediğini anlayalım. Yüz yıl önce başlayan akımların günümüzde neleri ölü doğurduğunu görelim. Hiçbir tabuya boyun eğmeden gerçek bilgiyi keşfedelim. Ticareti ve paranın gerçek değerini öğretelim çocuklarımıza öncelikle. İsrafın hırsı ve hırsın da israfı körükleyerek, sürekli nasıl şikayet ettiğimizi ve bu nedenle çalışma motivasyonumuzun nasıl kırıldığını görelim. Ve insanlık onurunu kaybederek nasıl da kendimizi muhtaç hale getirdiğimizi.</p>
<p style="text-align: justify;">Girişimciler, işadamları, profesörler kısaca topluma yön veren tüm insanlar. Bari şu son krizi ve dünyadaki değişen dengeleri görelim artık. Dünya yaşar ise yüzyıllar sonraki torunlarımızın torunlarının yaşamı için tüm eğitim müfredatımızı tekrar gözden geçirelim. Bireyin yaşamdaki onurlu duruşunu anlatalım ve bireylerin de toplumlara nasıl yön verdiğini vurgulayalım. Yani her bir insana “kişisel marka” diyelim, öyle yaklaşalım. Dogmalar doğmasın artık, tabuları tabutlara koyup uzaydaki karadeliklere gönderelim. Bilgi anlamında arz, talep, enflasyon v.s. her şeyi tabi ki anlatalım derslerde. Ama ne olur tasarruf etmeyi, şükretmeyi öğrenmeyen öğrencileri mezun etmeyelim okuldan. Eski tabirle delikli kuruşun ekonomi zincirindeki değerini bilmeyen öğrenciyi sınıfta bırakalım. Bu şekilde ders veren bir okul olursa tekrar üniversite okumaya razıyım. Hemen başlayabilrim.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/siz-hala-ayni-ekonomi-ve-iktisat-kitaplarini-okumaya-okutmaya-devam-edin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SONUÇ; Marka Sizsiniz, Reklamınızı Yapın !</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/01/sonuc-marka-sizsiniz-reklaminizi-yapin/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/01/sonuc-marka-sizsiniz-reklaminizi-yapin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2009 13:36:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[brief]]></category>
		<category><![CDATA[danışman]]></category>
		<category><![CDATA[geçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[İlk Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[imaj]]></category>
		<category><![CDATA[kendini bilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[markalaşma adımları]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlama kanalı]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[sorgulama]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam koçu]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=495</guid>
		<description><![CDATA[2007 yılında, yazmaya çalıştığım &#8211; kitaba benzeyen &#8211; on bölümlük kitapçığın sonucunu burada yayınlamak istedim. Web sayfamın eski versiyonunda bir ara hepsi vardı ama pek hit almadığı için okunduğunu sanmıyorum. İlgilenen olursa iletebilirim. SONUÇ; Marka Sizsiniz, Reklamınızı Yapın ! Kitabın adı da bu cümle idi değil mi! İnanın bu kitabı okurken bile, o kadar çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;">2007 yılında, yazmaya çalıştığım &#8211; <em>kitaba benzeyen</em> &#8211; on bölümlük kitapçığın sonucunu burada yayınlamak istedim. Web sayfamın eski versiyonunda bir ara hepsi vardı ama pek hit almadığı için okunduğunu sanmıyorum. İlgilenen olursa iletebilirim. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #3366ff;">SONUÇ;</span> Marka Sizsiniz, Reklamınızı Yapın !</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın adı da bu cümle idi değil mi! İnanın bu kitabı okurken bile, o kadar çok tekrar edildiği halde marka olduğunuzu unutmuş olabilirsiniz. Özellikle de değer biçilemez hayat hikayenizi.<span id="more-495"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yoldasınız, hayat yolunda. Başı da belli, sonu da. Figüran değilsiniz tabi ki, ama her şey de sizin elinizde değil. Bu filmin bir yönetmeni olduğu gerçek. İradenize bağlı bir hayat yaşıyorsunuz. Düşünüyorsunuz, algılıyorsunuz ve uyguluyorsunuz. Doğru ya da yanlış olduğu sonra ortaya çıkıyor. Siz nasıl olayları ve kişileri algılıyorsanız başkaları da sizi öyle algılıyor. Tüm ticari markaların pazarlama yöntemleriyle algıları yönetmek istediği gibi, siz de aslında bunu istiyorsunuz. Ve başkalarının gözünde marka kimliğinizi ortaya koyuyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan, belli boyutları kavrayabilen, belli desibel sesleri işiten ve beyninin çok az kısmını kullanabilen bir varlık. Ama öyle bir sistem var ki her şeyden bir anlam çıkarıyor, aslında hiç bir şeyi unutmuyor, sürekli parçaları birleştiriyor ve kararlar veriyor sizin hakkınızda. İyi, kötü, çirkin, tembel, başarılı, hırslı, ukala v.s.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu süreci yönetmek zor mudur? Evet. Fakat bir insanda saklı o kadar çok özellik vardır ki kendi reklamını yapabileceği. Hem de hemen hemen bedava. Şirketler milyonlarca dolar para harcıyorlar reklama. Yani bir açıdan çevremizdeki insanların algısını yönetmek, olayları yönlendirmek bir o kadar da kolay gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">Şöyle bir soru sorsak kendimize ve bir oyun oynasak. Eğer siz bir şirket ya da patentli bir ürün olsa idiniz, reklamınızı nasıl yapardınız? Şirketler reklam çalışması yaptırmadan önce neyi vurgulamak istedikleri konusunda stratejik çalışmalar yaparlar ve reklam ajanslarına brief verirler. Reklam ajansı da gerekli çalışmayı yaparak şirkete brief sunar ve öneriler getirir. Ve bu önerilerden birine karar verilir. Şirketler sadece televizyonda reklam filmi oynatmaz, gerekli tüm reklam mecralarını kullanır. Hedef kitlesini sürekli takip eder ve onlara ulaşmaya çalışır.</p>
<p style="text-align: justify;">Adınız ve soyadınızdan oluşan markanızın reklamını yapmak için tüm bu aşamaları uygulayın bir oyun gibi. Bakın ne güzel şeyler keşfedeceksiniz kendinizle ilgili. Kaç yıllık bir markasınız, nasıl bir geçmişiniz var, nereye gitmek istiyorsunuz, kısa ve uzun vadeli hedefleriniz neler, güçlü ve zayıf yönleriniz hangileri gibi soruları sıraladığınızda ortaya gerçekler çıkacaktır. Bu gerçekler size reklam filmini çektirir. Siz yine de bu reklam filmini çekmek zorunda değilsiniz ama tüm yaşamınızda, davranışlarınızla uygulamak zorundasınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bu anlattıklarımız “kendini bilmek” le ilgili. Ve düşüncelerimize yön vermekle tabi ki. Ve başkalarının düşüncelerini yönlendirebilmek. Önce sıfır noktasını keşfetmek gerekiyor hayatta. Hani o kaybettiğimiz, negatife mi, pozitife mi hangi yöne doğru uzaklaştığımızı bilemediğimiz sıfır noktasını. Ya da aynı kısır döngü çemberinde döne döne hayatı boşa harcadığımızı. Farketti iseniz sürekli bir sorgulamadan bahsediyorum. Evet bazen acımasızca yapmamız gereken de bu, fakat büyük resme bakarak. Hayatınızda hep olumsuz yönleri düşünerek marka olamazsınız. Önce kendinizi sevmeli va takdir etmelisiniz. Yaşam nimetine şükretmeyi bilmelisiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Marka bildiğimiz ünlü insanlar da yazdığımız bir çok şeyi uyguluyorlar. Ama zengin oldukları ya da nüfuzlu aileden geldikleri için değil çoğu zaman. Giyimlerine, konuşmalarına, duruşlarına, çevrelerine, stratejik hedeflerine v.s. bir çok şeye dikkat ediyorlar. Ve dikkat ettikçe daha da marka haline geliyorlar. Bunları yapmak için para gerekiyor mu? Evet, ama herkesin dünya çapında ünlü olması gerekmiyor ki! Kendi çövresinde saygın bir marka duruşu sergilemesi yeterli.</p>
<p style="text-align: justify;">Genelde insanlardaki kanı şu şekilde. Doğduğunuz, büyüdüğünüz aile, çevre nasılsa daha fazlasını yapamazsınız. Eskilerin bir sözü vardır, yöresel olduğu için pek bilinmeyebilir. “Zahterden messez olmaz” derler. Zahter, bildiğimiz kekiktir. Messez de, af buyurun hayvanları yönlendirmek için kullanılan uzun sopalardır. Yani küçücük bir bitki, büyük bir sopa haline asla gelemez. Yani büyük bir kadercilik ve öz güven eksikliği gibi görünüyor. Bir yandan da belki hırsın esaretinden kurtularak hayatı akışına bırakma düşüncesi. Halbuki yaşamın hangi fırsatları karşımıza çıkartacağını bilemiyoruz. Ne kadar hırslı olsak da bazı şeyleri yapamıyor, bazen de şans üstüne şans yakalıyoruz. Önemli olan hayatın tüm aşamalarını dolu dolu yaşamak ve değerlendirmek.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişisel markalaşma öylesine uydurulmuş bir kavram değil, aksine hayatın ta kendisidir. Her ne kadar sadece elit kitlenin, zengin zümrenin uygulayabileceği bir şeymiş gibi lanse edilse de bana göre öyle değil. Bana göre herkes belli aşamada bir marka. Sadece üniversite okuma ya da şirket sahibi olma ile ilgili bir şey değil. Bu işin tabi ki bir sıralaması var. Fakat bu sıralama insanın kendi çevresi içinde ele alınmalı.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha çok iş dünyasında konuşulan ve yaşam koçlarından , imaj danışmanlarından paralı hizmet alınan kişisel markalaşma konusu son yıllarda daha da önemli hale geldi diyebiliriz. İnsanlar artık daha özgür, daha donanımlı, daha rahat, daha fazla iletişim kanalları ile, daha dışa açık yaşamak istiyor. Bireyselliğe düşkün ama güçlü networkler keşfetmek istiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya ekonomisi de bu şekilde. Sosyo ekonomik gelişmeler de davranışlarımıza yön veriyor. Bu trendlerin gerisinde kalanlar zaten hiç bir çevrede tutunamıyor ve kabul görmüyor. Bu kitapta belki çok az bahsettik ama entelektüel bilginin, ya da trendleri takip etmenin gücü markanıza çok şey katıyor. Bazı konularda az ve öz bilgi sahibi olmak ve gerektiğinde o bilgileri kullanmak çok önemli. Bildiğiniz gibi ünlü ve güzel olduğu halde yaşadığı ülkenin Cumhurbaşkanının adını dahi bilmeyen çok var ülkemizde. Okumak, keşfetmek, geliştirmek ve bunu yeri geldiğinde satmak markanıza büyük değer katar.</p>
<p style="text-align: justify;">İmaj, bilinç üreten bir dünyada yaşıyoruz. Bir çok şey yapay olarak hayatımıza giriyor ve moda denilen argümanları kullanıyoruz. Arabalar, giyimler, eğlenceler. Yani bir şeyler tüm zihnimizi, düşüncemizi yönlendiriyor. Kendimizi farketmiyoruz bile bu çarklar içerisinde. Sonra marka olan, ün yapan, başarılı olan ya da gerçekten bizi yönetenleri eleştiriyoruz, kıskanıyoruz. Ama kendimiz için pek de doğru olan şeyleri yapmıyoruz. Üniversite okuyoruz, iş hayatına atılıyoruz, kariyer yapmaya çalışıyoruz. Eğitimli ve biraz da paralı olduğumuz halde içimizdeki gücü, enerjiyi, değeri çok azımız farkediyoruz. Bu farkındalık bazen artıyor, bazen azalıyor. Gidiyoruz kitapçılara ve sürekli kişisel gelişim kitapları alıyoruz. Okuyoruz, ama sadece okuyoruz ve kitaplığa bırakıyoruz. Okuduklarımızın ne kadarı zihnimizde kalıyor ve ne kadarını uyguluyoruz acaba.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bu yazdıklarım en başta kendim için geçerli. Kişisel markalaşma ile ilgili kitaplar yazan, seminerler veren ya da yaşam koçluğu yapan her insan da süper bir marka değildir. Herkes kendi çapında markasına güç katmak için çalışmaktadır. Sadece bilgi ve analiz gücünü başkalarından daha fazla ortaya koyarlar, o kadar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitap bitti. Şimdi oturduğunuz koltuktan kalkın ve gidip çocukluğunuzdan itibaren tüm fotoğraflarınıza bakın ve her yaşam yılınızda hatırladığınız önemli adım taşlarını yazın bir kağıda. Güzel hatıraları da, kötü hatıraları da. Başarılarınızı ve özellikle başarısızlıklarınızı da. Geçmişte olaylara bakış açınızla şimdiki arasındaki farkı bulun. Geldiğiniz yaşa kadar çevrenizde nasıl bir etki, katkı yarattığınızı, nasıl algılandığınızı ölçün. Hayalini kurduğunuz bir yaşamda olmadığınız ortaya çıkacaktır büyük ihtimalle.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi geçmişin fotoğraflarını bırakın, ve geleceğe bakın. Bilmediğiniz ama iradenizle kader çizgisinde devam edeceğiniz yolculuğa. Yani hayal ettiğiniz geleceğin fotoğrafını çekin ve zihninize yapıştırın. Hedeflerinizi tekrar koyun, aynaya tekrar bakın, marka kimliğinizi daha sağlam ve daha farklı nasıl tekrar konumlandırabileceğinizi düşünün. Sürekli kişisel gelişim kitaplarından değil de biraz da pazarlama kitaplarından faydalanın ve şirketlerin yaptıklarını kişiler nasıl yapabilir diye araştırın. Ve düşündüklerinizi ertelemeden sürekli ortaya koyun. Küçük ya da büyük, riskli ya da risksiz tüm adımları sırayla atın.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmayın, marka sizsiniz, reklamınızı yapın!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/01/sonuc-marka-sizsiniz-reklaminizi-yapin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2009&#8242;da parayı görmek !</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2008/12/2009da-parayi-gormek/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2008/12/2009da-parayi-gormek/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Dec 2008 15:15:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[beyin fırtınası]]></category>
		<category><![CDATA[ciro]]></category>
		<category><![CDATA[girişimci]]></category>
		<category><![CDATA[iş modeli]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[maaş]]></category>
		<category><![CDATA[maliyet]]></category>
		<category><![CDATA[patron]]></category>
		<category><![CDATA[rekabet]]></category>
		<category><![CDATA[satış]]></category>
		<category><![CDATA[sonuç odaklılık]]></category>
		<category><![CDATA[tasarruf]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=434</guid>
		<description><![CDATA[Aslında 2008’de ya da daha öncesinde bir şeyler yapmadı isek bu biraz hayal gibi. Yine rayiç maaş zamları ya da, girşimci isek aynı satış ciroları ile yerimizde sayabiliriz. Üstelik krizin etkisiyle statükomuzu korumak dahi zorlaşabilir. Kendimde ve bir çok kişide gördüğüm hatalardan yola çıkarak şöyle bir liste oluşturdum; - Maliyet oluşturan en küçük birimi dahi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aslında 2008’de ya da daha öncesinde bir şeyler yapmadı isek bu biraz hayal gibi. Yine rayiç maaş zamları ya da, girşimci isek aynı satış ciroları ile yerimizde sayabiliriz. Üstelik krizin etkisiyle statükomuzu korumak dahi zorlaşabilir.</p>
<p>Kendimde ve bir çok kişide gördüğüm hatalardan yola çıkarak şöyle bir liste oluşturdum;<span id="more-434"></span></p>
<p>- Maliyet oluşturan en küçük birimi dahi gözden kaçırmamak. Ve hepimizin bildiği <strong>“attığın taş ürküttüğün kuş”</strong> sözünden yola çıkarak <span style="color: #800000;"><strong>maliyet-karlılık</strong> </span>hesabını doğru yapmak.</p>
<p>- Olan maliyetlerde nasıl tasarrufa gidilebileceği konusunda kalem, kalem inceleyerek beyin fırtınası yapmak, yaratıcı, hem kısa hem de uzun vadede fayda getirici çözümler üretmek.</p>
<p>- Her süreci, sürekli analiz etmek ve hızlı çözüm aksiyonları alarak hep sonuca odaklanmak. Özel yaşamda da, iş yaşamında da patron gibi düşünerek <strong><span style="color: #3366ff;">“sonuç ne”</span></strong> demek.</p>
<p>- Kariyerin rekabetini farketmek ve gerçekten uzun vadeli hedefler koymak. Asla <strong>“maçı idare etmek ya da salla başı al maaşı”</strong> gibi düşünmemek. Sergilediğimiz duruş ile rekabetin mihenk taşı olmak.</p>
<p>- <span style="color: #800000;"><strong>“Satış”</strong> </span>yapmak. Fikir satmak, ürün satmak, hayal-umut satmak, tecrübe satmak v.s. Yani her hareketin satış ve pazarlama açısından değerini ölçmek ve gerekli önlemleri almak.</p>
<p>- Özel yaşam ve iş yaşamındaki global ve lokal trendleri iyi takip etmek. Giyim tarzından, gündemle ilgili sohbet edebilmeye kadar geniş bir alanı kapsar.</p>
<p>- Satın alırken kazanmak. <strong>“Pazarlık yapmayı hiç sevmem, yapamam”</strong> diyenler dahi denesin lütfen. Pazarlığın gücüne hayran kalacaksınız.</p>
<p>- Teknoloji ya da başka imkanlar kullanarak bir işin en kısa sürede, en doğru şekilde nasıl yapılacağını araştırmak.</p>
<p>- Gerçek anlamda ticaretin ne olduğunu kavramak. Zengin patronun adımlarını ve başarılı şirketin iş modelini sıkıca incelemek, örnek almak.</p>
<p>- Girişken olmak, sahnenin ve iletişimin gücünü hakkını vererek kullanmak.</p>
<p>- Girişimci ruhların hemen finansal getiri planlarına girerek yaratıcı fikirlerini rafa kaldırmalarını hiç istemem ama realiteyi gözönüne alarak altıncı ay için de, altıncı yıl için de sağlam öngörülerde bulunmak.</p>
<p>- Parayı konuşmadan parayı çekebilmek. Yani işe odaklanmak ve sonucu almak. Böyle olunca doğal olarak başkaları paranızı konuşmaya başlayacak ve para parayı çekecektir.</p>
<p>- <strong>Zaman, kişi, geçmiş, gelecek</strong> gibi kaygıların, finansal planlarımıza hiçbir şekilde darbe vurmamasını sağlamak.</p>
<p>- <span style="color: #800000;"><strong>&#8220;Hırs&#8221;,</strong> </span>parayı kaçırıyor gibi bir tezim var. Sakin ve sessizce ilerlemek gerek. Değil başkalarının, insanın kendi kendine dahi nazarı değermiş.</p>
<p>- Hep büyüklerimiz der ya <strong><span style="color: #3366ff;">“paranın kıymetini bil”</span></strong> diye. <strong>“Paranın değeri nedir”</strong> diye bir iktisat, maliye, ekonometri uzmanına sorun, bakın, neler söyleyecekler neler. Ekonomi döngüsündeki bir kuruşun dahi değerini anlamaya çalışmak gerek.</p>
<p>Son olarak, <a href="http://www.dincerk.net" target="_blank">Dinçer Keskinpala </a>gibi uzman arkadaşların sade, anlaşılır yorumlarına kulak vermek. </p>
<p>Son 2-3 yıldır bunların bir kısmında kişisel farkındalığımı artırdım. Her ne kadar geç kalmış gibi görünsem de 40 ya da 50 yaşında <strong>“tüh”</strong> demekten iyidir. Rakamlarla aram pek iyi olmadığı için zihnimde oluşan kavramlarla açıklamaya çalıştım. 2009’da çok net bir şekilde parayı görebilmeniz ve ulaşabilmeniz dileği ile.</p>
<p>Ama yine de, öncelikli dileğimin sağlık ve huzur olduğunu bilmenizi isterim.</p>
<p>Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2008/12/2009da-parayi-gormek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
