<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MarkaSizsiniz &#187; strateji</title>
	<atom:link href="http://www.markasizsiniz.com/etiket/strateji/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.markasizsiniz.com</link>
	<description>Just another WordPress weblog</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Jul 2010 03:12:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Kişisel markanızı her gün yeniden konumlandırın.</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/06/kisisel-markanizi-her-gun-yeniden-konumlandirin/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/06/kisisel-markanizi-her-gun-yeniden-konumlandirin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2009 11:19:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[davranış notları]]></category>
		<category><![CDATA[Hedef]]></category>
		<category><![CDATA[her gün]]></category>
		<category><![CDATA[karne]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[konumlanmak]]></category>
		<category><![CDATA[Mesaj]]></category>
		<category><![CDATA[strateji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=744</guid>
		<description><![CDATA[Her gün yeniden konumlanmak, hem kendimize, hem de çevremize karşı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Her gün, yeni bir fırsattır. Nefes aldığımızda tekrar verebilme nimetini yaşamak gibi. Geceye dalmak ve güne uyanmak. Bir gün önce olanlar vardır, bir de bugün olacaklar. Olacakları bilemeyiz, sadece düşündüklerimiz, planladıklarımız vardır. Her şey, her varlık gerçekliği ile durur karşımızda. Biz onlardan, onlar da bizlerden bir şeyler bekler. Dünün güzellikleri ve pişmanlıkları aslında hep asılıdır boynumuzda. Hep bir karne ile yatar, o karne ile kalkarız. Şimdiler de var mı bilemiyorum ama bir zamanlar İlköğretim karnelerinde <strong>“Hal ve Gidiş”</strong> diye bir not vardı. Karnenin sağ tarafındaki bu davranış notları Matematik, Türkçe gibi soldaki derslerden farklı bir bölümde olurdu. Yıllar sonra anladım bu sağ taraftaki notların çok ama çok daha önemli olduğunu.<span id="more-744"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Kişisel marka olmak önce ailede başlar. Yani yakın çevrenizde. Sonra günün büyük bölümünü kapsayan iş yerinde devam eder. Geriye kalan da geniş aile ve arkadaş, dost çevresi olarak devam eder. Çocuk için anne baba kişisel marka örneğidir. Eşler de en fazla birbirlerinin konumlanmasını anlamaya çalışır durur yaşadığı sürece.Ve artarak devam etmesi gereken saygı duymak, sevgi vermek gibi zorunlulukları vardır. Beklentiler de bu yönde gelişir. Öğrenci öğretmenden, çocuk babadan, işçi patrondan v.s. hep bir marka duruşu bekler. Ve bunu her gün, daha da gelişmiş halde görmek ister. İşte “hal ve gidiş” notu bu şekilde çevremiz tarafından sürekli verilir bize, boynumuzda asılı duran karneye yazılır. Bilirsiniz ya melekler de yazar. Meleklerin de sadece dini bazı gereklilikleri yazdığını mı düşünüyorsunuz. Onlar da iyiliği, güzelliği ve çirkinlikleri yazar. Yani hal ve gidişi.</p>
<p style="text-align: justify;">Hedeflerimiz, ya yeni konumlanma süreçleri içindir ya da zaten karar verdiğimiz konumlanma stratejimizin gelişerek devam etmesi içindir. Nasıl ki ticari bir marka yeni bir ürünün lansmanında, hedef kitlesini seçer, pazarlama kanallarını ayarlar ve reklamını yapmaya başlar. Ya da olan bir ürününü aynı strateji ile pazarlayarak daha çok satmak ister. Biz insanlar da böyleyiz, pek bir farkımız yok aslında.</p>
<p style="text-align: justify;">İster iş yerinde, ister evde, ister arkadaş çevresinde herkes tutarlı ve sürekli aynı mesajları almak ister bizden. Çünkü başkalarını etkileyen tutkularımız, hedeflerimiz, empati gücümüz, uzlaşmacı yanımız, heyecanlarımız, romantiklik ya da mantıklılık derecemiz, şefkatimiz, hoş görümüz, vizyonerliğimiz, proaktifliğimiz, sebatımız, aksiyonerliğimiz, ilişki gücümüz v.s. özelliklerimizdir. Duruş budur. Yanlış duruşlar algıları bozar, üzerinde bulunduğumuz sosyal zemin altımızdan kaymaya başlar. Ama ısrarla aynı mesajı, aynı sözü, aynı güveni vererek insanlara yaklaşmak bizi yıkılmaz bir sütun haline getirir. “Yıkılmaz” kelimesi de iddialı oldu. Günün getireceği kötü sürprizler o kadar çoktur ki bu duruşu korumak zannettiğimizden daha da zordur. Kişisel marka sütunu yara alabilir, sendeleyebilir, hatta yıkılabilir de. Ama önemli olan yaşandığı sürece tekrar, tekrar konumlanmayı başarabilmektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Akşam zaman ayıramadığınız çocuğunuza telafisi için bir sonraki gün daha çok zaman ayırın ve tekrar konumlanın. Bir gün önce yanlış imaj sunduğunuz müdürünüze ya da çalışanlarınıza gerçek “siz” i tekrar anlatın, algılarda konumlanın. Aile içi bir problemde gösterdiğiniz yanlış duruşu hiç zaman kaybetmeden değiştirin ve tekrar konumlayın. En önemlisi de, sabah hayır duaları ve iyi dileklerle yatağınızdan kalktığınızda, yüzünüzü yıkayarak aynaya baktığınızda kendinize karşı tekrar konumlanın. Boynunuzda asıl duran karnenizi gözden geçirin. Yaptığınız hiçbir hata için ümitsizliğe kapılmayın. Yaratılan her şey aslında sürekli yenilenerek tekrar yaratılırken, iyi genlerimiz dahi kötülerini etkilerken, vücudumuzdaki yaraları hücreler tamire çalışırken, her şey bu döngüde devam ederken siz siz olun konumlanma sürecinizi sekteye uğratmayın. Vazgeçmeyin. Ertelemeyin. Üşenmeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">Ticari markaların konumlanma stratejilerini çok iyi inceleyin. Sizin kişisel markanız bu şirketlerin maddi hedeflerinden daha mı az önemli yoksa.</p>
<p style="text-align: justify;">En güzel hedefleriniz için, her gün az dahi olsa sürekli bir şeyler yapabilmeniz dileği ile.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/06/kisisel-markanizi-her-gun-yeniden-konumlandirin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İş yaşamında “kaybeden”lerin 40 özelliği</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/is-yasaminda-%e2%80%9ckaybeden%e2%80%9dlerin-40-ozelligi/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/is-yasaminda-%e2%80%9ckaybeden%e2%80%9dlerin-40-ozelligi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2009 13:13:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[acelecilik]]></category>
		<category><![CDATA[analitik düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmak]]></category>
		<category><![CDATA[bahane]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz yaka]]></category>
		<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[delege etmek]]></category>
		<category><![CDATA[ekip]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[fırsat]]></category>
		<category><![CDATA[Hedefler]]></category>
		<category><![CDATA[his]]></category>
		<category><![CDATA[insiyatif]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[kaderci]]></category>
		<category><![CDATA[Katma Değer]]></category>
		<category><![CDATA[kaybetmek]]></category>
		<category><![CDATA[kazanmak]]></category>
		<category><![CDATA[kıskanmak]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[mavi yaka]]></category>
		<category><![CDATA[muhalefet]]></category>
		<category><![CDATA[negatif enerji]]></category>
		<category><![CDATA[özel yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşmak]]></category>
		<category><![CDATA[politik]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif enerji]]></category>
		<category><![CDATA[proaktif]]></category>
		<category><![CDATA[sahnede olmak]]></category>
		<category><![CDATA[saplantı]]></category>
		<category><![CDATA[şöhret]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[statüko]]></category>
		<category><![CDATA[strateji]]></category>
		<category><![CDATA[takip]]></category>
		<category><![CDATA[tembellik]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<category><![CDATA[tutku]]></category>
		<category><![CDATA[üretmek]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=576</guid>
		<description><![CDATA[Öncelikle bazı kriterleri belirtmek istiyorum. - “Kazanmak” ve “kaybetmek” yaşamda göreceli olgulardır. Zaman, olgunlaşmanın, bilinçlenmenin en etkili ve acımasız ilacıdır.Her iki kelime arasında kesin bir ayrım yoktur. &#8220;Her şeyde bir hayır vardır&#8221; düşüncesi önemlidir. - Bu kırk maddenin hepsini, her zaman, tam olarak uygulayan bir insan olamaz. Ben görmedim, gören varsa bildirsin lütfen. - Kişilik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Öncelikle bazı kriterleri belirtmek istiyorum.<img class="alignright size-medium wp-image-577" title="istock_000008728165xsmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/03/istock_000008728165xsmall-200x300.jpg" alt="istock_000008728165xsmall" width="200" height="300" /></p>
<p style="text-align: justify;">- <strong>“Kazanmak”</strong> ve <strong>“kaybetmek”</strong> yaşamda göreceli olgulardır. Zaman, olgunlaşmanın, bilinçlenmenin en etkili ve acımasız ilacıdır.Her iki kelime arasında kesin bir ayrım yoktur. &#8220;Her şeyde bir hayır vardır&#8221; düşüncesi önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">- Bu kırk maddenin hepsini, her zaman, tam olarak uygulayan bir insan olamaz. Ben görmedim, gören varsa bildirsin lütfen.</p>
<p style="text-align: justify;">- Kişilik tiplerimiz, karakterimiz ve davranış modellerimize göre yaşam biçimimiz farklılaşır. Yani her yiğidin bir yoğurt yeme tarzı vardır. Her insanın yaşam algısı farklılık gösterebildiğinden uygulamalar da farklılaşabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">- Önemli olan eksik yönleri fark ederek sabırla geliştirmeye, iyileştirmeye çalışmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">- Bu gibi yazıları yazan, eğitimleri veren, en üst düzey yönetici olanlar kişilerde de bu hataların bir çoğu bulunmaktadır. Yani yalnız değilsiniz.<span id="more-576"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Faydalı olabilmesi dileği ile …</p>
<p style="text-align: justify;">1- <strong>Hedef yok:</strong> Ne orta vadede, ne de uzun vadede iş dünyasında ne yapmak istediği ile ilgili net hedefleri bulunmaz. Bir iş bulmuş, çalışmaya başlamış ve maçı idare ederek günü kurtarmaya devam ediyordur. Yıllar sonra, kendisiyle aynı dönemde işe başlayan bazı kişilerin çok daha başarılı olduklarını görünce “eyvah” der. Ne mezun olduğu branş ile ilgili, ne tutkunu olduğu meslek ile ilgili hedefi bulunmaz. Ya da hedefi olsa bile sadece lafta kalır.</p>
<p style="text-align: justify;">2- <strong>Strateji yok:</strong> Bu kelime onun için ağır gelir. Her mesai gününün stratejik olarak kendisine ne fayda sağladığını ölçmez. Analitik düşünmek, bazı durumlarda doğal, bazı durumlarda politik davranmak gibi düşünceleri yoktur. “Yaptım, oldu” der. Önünü, arkasını düşünmeden hareket eder. Ve sonuçlarına da katlanır.</p>
<p style="text-align: justify;">3- <strong>Tembeldir:</strong> Lafa gelince, çok hırsa gerek olmadığını söyler. Mağaza vitrinine bakınca da &#8220;ah param olsa&#8221; der. Ama para kazanmak, hedeflerini gerçekleştirmek için “doğru ve gerektiği” kadar çalışmaz. Sonra da “olmadı, kahretsin” der. Daha da ümitsizliğe kapılır. Zaman planını tekrar tekrar, saniyelerine kadar gözden geçirmez.</p>
<p style="text-align: justify;">4- <strong>Vizyon sıfır:</strong> Hedefi olmayınca kendine bir vizyon da çizemez ve vizyoner insanları da örnek almaz. Geleceği görmeye, trendleri anlamaya çalışmaz. Uzun vadeli stratejiler ortaya koymaz. Verdiği her kararın on, yirmi yıl sonrasını nasıl etkileyeceğini düşünmez.</p>
<p style="text-align: justify;">5- <strong>Takip yok:</strong> Gereksiz bir çok şeyi takip eder de bir türlü kişisel gelişimi ve hedefleri ile ilgili bir takip planı yapmaz. İşten eve, evden işe öylesine gider gelir. Aslında görür ki, ne aile hayatında kişisel marka olabilmiş ne de iş yaşamında.</p>
<p style="text-align: justify;">6- <strong>Sahnede değil:</strong> Ya iş yerinde masasında, ya da evdeki koltuğunda oturur durur. Selam vermez, gülümsemez, sohbet etmez, yemeğe çıkmaz, arkadaş çevresini genişletmez, sosyal anlamda içine kapanıktır. Sonra da “neden beni keşfetmiyorlar” diye çırpınır durur.</p>
<p style="text-align: justify;">7- <strong>Proaktif değil:</strong> Elindeki doneleri iyi değerlendirerek, analiz yaparak sonraki aşamalarda karşışına çıkabilecek zorlukları düşünmez. Ve önceden çalışmalar, hazırlıklar yapmaz. Tedbirli olmak onun için korkmaktır. Fazla kontrollü olmanın yaşamını zindana çevireceğini düşünür. Önceden harekete geçmez, olunca telafi etmek için harekete geçer. O da işe yaramaz.</p>
<p style="text-align: justify;">8- <strong>Trendleri takip etmez:</strong> Yaptığı mesleğin, hedefindeki işin dünyadaki trend yelpazesinde nerede durduğunu araştırmaz. Hangi trendlerin iş dünyasına, paraya ve dolayısıyla da yaşama nasıl yön vereceğini anlamaya çalışmaz. Bir yerde durur, o yerden bakar ve emekli olur, gider.</p>
<p style="text-align: justify;">9- <strong>Okumaz, araştırmaz, üretmez:</strong> Sadece işini yapar, emir kuludur ya. Farklı, yaratıcı, geliştirici, innovatif fikirleri bulmak için okumaz, araştırmaz, beyin fırtınaları yaparak projeler üretmez. Ne şirketine, ne de kendi yaşamına katma değer sunmaz. &#8220;Sallarım başımı, alırım maaşımı&#8221; diyerek ortalarda gezinir durur.</p>
<p style="text-align: justify;">10- <strong>Bahanelere sığınır:</strong> Başarızısızlık,  % 99 sebep sonuç ilişkisine göredir. Kaderde bir musibet, öngörülemeyen bir rahatsızlık v.s. olursa tabiî ki söylecek bir şey olamaz. Ama “en iyi bahane, yine de bahanedir” Çözümleri değil daha çok problemleri, engelleri konuşur. Yeniden, zaman kaybetmeden başlamayı değil hep bitişleri, kayboluşları, ümitsizlikleri konuşur.</p>
<p style="text-align: justify;">11- <strong>Fazlasıyla kadercidir:</strong> Eşeğini sağlam kazığa bağlamaz ve sonra da “çalındı işte, kader” der. Yaratıcı’nın her kapıyı kendisine sonuna kadar açacağını, ve fırsatları eline vereceğini düşünür. Olan her şey kaderde vardır ama kişisel iradesini ne kadar da kötü ve verimsiz kullandığını düşünmez.</p>
<p style="text-align: justify;">12- <strong>Acele oluversin ister:</strong> Çok kısa sürede ünlü olmak, zengin olmak ve güçlü olmak ister. Hemen öğrenbileceğini, hemen uygulayabileceğini, hemen bilinç kazanabileceğini düşünür ve aldanır. Başını bir kayaya toslayınca anlar.</p>
<p style="text-align: justify;">13- <strong>“Proje” bakış açısı yok:</strong> İşlere, problemlere “proje yönetimi” açısından yaklaşmaz. Pratik olacağım, hızlı olacağım diye masabaşı bir toplantı, bir iki not alma ve “tamam, şöyle olur” deyiverir. Sonra hataları düzeltmek için çok çok fazla zaman-adam harcamak zorunda kalır.</p>
<p style="text-align: justify;">14- <strong>Analiz sıfır:</strong> 1 ay analiz yaparak 1 haftada yazılım yaptırmaz. “1 hafta analiz yeter” der, ama 1 ayda yazılımı bitiremez. Çünkü o kadar eksik kalan, kaçan nokta vardır ki. Bu arada çok yorulur ve motivasyonu düşer, belki de başka önceliklerden dolayı proje rafa kalkar.</p>
<p style="text-align: justify;">15- <strong>Şöhret ister:</strong> Ünlü, zengin, şöhret olan iş adamlarına, iş kadınlarına özenir. Özenmesi normaldir ama “tavuk olmadan “tar”a ( kümesteki yükselti) çıkmak” isteyince düşüverir. Ve gerçek konumunu anlar.</p>
<p style="text-align: justify;">16- <strong>Tevazu yok, burun havalarda:</strong> Her şeyi ben bilirim, en iyisini ben uygularım havalarındadır. Ekip yoktur, her şeyi kendisi yapmıştır zaten. Küçük tepeleri bırakın bir toz taneciğini bile kendisinin yaratmadığını kısa bir süre sonra anlatır birileri.</p>
<p style="text-align: justify;">17- <strong>Empati mi, oda ne:</strong> Her şeye mantıksal yaklaşır. Başkalarının algısı ve düşünce dünyası ile olaylara bakmaz. Herkes, kendisi ile aynı olsun ister. Duygusal zeka onun için aptallık gibi bir şeydir. Karar verir, mümkün ise zorbalıkla uygulatır.</p>
<p style="text-align: justify;">18- <strong>Ya fazla mantık, ya fazla his:</strong> Ya hep kalbi ile düşünür, ya da hep beyni ile. İkisini birden gerektiği oranda kullanmaz. Verdiği kararlara şu gibi yakıştırmalar yapılır. &#8220;Kalpsizin teki&#8221; ya da &#8220;beyinsiz&#8221; gibi. Vicdani duygular da, sistematik çıkarımlar da birlikte kullanılmazsa kötü sonuçlara yol açar.</p>
<p style="text-align: justify;">19- <strong>Alıngandır, her şeyi gurur yapar:</strong> Her uyarıdan, her tavsiyeden alınır, kendini aşağılanmış hisseder, konuyu &#8220;kişisel&#8221; algılar. Aslında müdürünün de kendisinin de para için çalıştığını, sonuçta “iş”i konuştuklarını unutur. Sabırla kendisini iyileştirmeye çalışmaz, aksine yönetimi değiştirmeye çalışır.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-578" title="istock_000005881622xsmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/03/istock_000005881622xsmall-240x300.jpg" alt="istock_000005881622xsmall" width="240" height="300" />20- <strong>Arkadan konuşur:</strong> Dedikodu yapar, herkesi çekiştirir, kötüler. Kimsenin karşısına çıkarak uygun bir dille yanlışını söyleyemez, yönlendirmez. Bilmez ki bu kadar rahat bir insanın arkasından başkalrı da çok rahat konuşur ve kuyusunu kazabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">21- <strong>Dolap çevirmeye bayılır:</strong> Türlü türlü dolaplar çevirmeden, ayak oyunları yapmadan kariyer yaşamında yükselemeyeceğini saplantı halinde beynine kazımıştır. Halbuki, sadece işini en doğru şekilde yaparak ve sunarak ve duruşunu bozmayarak başarılı olabileceğini bir türlü fark etmez. Aslında insan zulmeder, kadere hükmetmeye çalışır. Ama asıl adaletli olan kaderdir, insan değil.</p>
<p style="text-align: justify;">22- <strong>Hakkı olmayanı kıskanır, mümkün ise çelme takar:</strong> Hak etmediğine uzanır, ısrarla almak ister. Hak edenleri de kıskanır, çekemez. Örnek almak, desteklemek yerine çelme takmaya çalışır.</p>
<p style="text-align: justify;">23- <strong>Özel yaşam-iş yaşamı birbirine karışır:</strong> İşten çıkar evde müdürlük yapmaya devam eder, ya da işe gelir eşiyle kavga ediyor gibi çalışanlarına saldırır. Aslında özel yaşamın çok daha önemli bir “iş” olduğunu unutur. İki kategoriyi de bir bütün olarak görmek gerek ama birbirlerine negatif etkisi çok az düzeyde olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">24- <strong>Tutkularına sarılmaz:</strong> Kendisini mutlu eden, huzur veren tutkularını, hobilerini gerçekleştirmeyi günlük telaşlar içinde unutur. İşine tutku ile bağlı olmayabilir ama yaşama dair tutkularını da kaybederse iş yaşamında da başarısız ve huzursuz olur.</p>
<p style="text-align: justify;">25- <strong>Günü kurtarır:</strong> Günübirlik yaşar, geleceğe kafa yormaz. O günü tamamlar ve yorganı üzerine çektiği anda her şeyin bittiğini zanneder. Zamandaki “gün” diliminin yine ömrümüzün bir parçası olduğu bilincinde değildir. Sonra da yıllar, ne de çabuk geçti diyerek hayıflanır.</p>
<p style="text-align: justify;">26- <strong>Negatif enerji saçar:</strong> Sabah gülen bir ifade ile günaydın demek, akşam çıkarken iyi akşamlar demek dahi bu insanlar için zor gelir. Çevresini görmezden gelir. Bilmez ki, doğuştan görmeyen insanların dahi gülen ve somurtan insanı ayırt edebildiğini. Her şeyi olumsuz algılar ve etrafına negatiflik saçar. Ümitsizdir, çözümsüzdür, başlangıçlara değil bitişlere odaklanmıştır. Kimseden de yardım istemez, almaz.</p>
<p style="text-align: justify;">27- <strong>“Ekipten” olamaz, ekip yönetemez:</strong> Bencildir, tek başına hareket etmek ister. Şirketin, ekibin çıkarını değil de önce kendi çıkarını düşünür. Kendine saygılıdır ama başkaları için hep kaygılıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">28- <strong>Sosyal değildir:</strong> Konuşmak, paylaşmak, birlikte eğlenmek, tanışmak, iletişim kurmak, bağlantıda olmak, sosyal ağını genişletmek için çaba sarfetmez. “Cool” olduğunu düşünür. Halbuki büyük bir yalnızlığa yol alır ama farkında değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">29- <strong>Sosyal medyada görülmez:</strong> İlişkilerimizi, bağlantılarımız kontrol etmek adına büyük faydalar sunan internetteki sosyal networklere yabancıdır. Bu gibi aplikasyonları kullanmayı gereksiz görür. Vefasızlık yapar, unutur ve unutulanlardan olur.</p>
<p style="text-align: justify;">30- <strong>Yaşam tarzında standartları yoktur:</strong> Oturup kalkmasından, konuşmasına, yeme-içmesine varana kadar belli bir duruş sergilemez. O nedenle, hakkında bir marka algısı oluşmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">31- <strong>Radikal değişim kararları almaktan korkar: </strong>Statükocudur, yeni olanı yıpratırcasınıa sorgular ve uygulamaktan korkar. Değişimin hep negatif etkilerini düşünür ve karşı çıkar. Ve aynı sorunlar tekrar tekrar karşısına çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">32- <strong>Delege etmez:</strong> Her şeyi kendi yapmak ister. Organizasyon kurmaya önem vermez ve başkalarına güvenmez. Hata yapmalarından korkar. Halbuki en büyük hatayı sorumluluğu paylaştırmayarak kendisi yapmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">33- <strong>İnsiyatif almaktan çekinir:</strong> Tek başına karar almaktan korkar. Danışmak, tavsiye almak iyidir fakat bu kişi hep destek ister. Önemli kararların altına imzasını atmaktan korkar. Bu da işi iyi bilmediği ve yönetemediği anlamına gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">34- <strong>Sürekli muhaliftir:</strong> Bilip bilmeden, araştırmadan hep karşı çıkar, muhalefet yapar. Yapıcı olmaktan çok yıkıcı ve bezdirici yöntemlere başvurur. Kendi içini kararttığı gibi başkalarına da bu karartıyı bulaştırmaya çalışır.</p>
<p style="text-align: justify;">35- <strong>Hep yönetimi suçlar, kendine bakmaz:</strong> Değişmesi gereken tek tarafın yalnızca “yönetim” olduğunu düşünür. Kendisini onların yerine koymaz. Suçlar, eleştirinin dozunu kaçırır, iletişimi yanlış yerlere çeker.</p>
<p style="text-align: justify;">36- <strong>“Mavi, beyaz, gri” yaka diyerek çalışanları hep kategorilere ayırır:</strong> Herkesin aynı gemide olduğunu, herkesin yaptığı işin bir değeri olduğunu unutur ve saygı duymaz. Birileri aşağıdadır, birileri yukarıda. Ona göre davranır ve tabi ki sevilmez.</p>
<p style="text-align: justify;">37-<strong> Fırsatları görmez, görse de değerlendiremez: </strong>Kabiliyetlerinin farkında dahi değildir. Kendine uygun fırsatları, boşlukları görmez bir türlü. E-postaları iyi okumaz, gelişmeleri değerlendirmez, aktif rol almaz. Sonra da “hakkımı yiyorlar” diyerek ah vah eder.</p>
<p style="text-align: justify;">38-<strong> Vermez, hep almak ister:</strong> Bilgiyi, tecrübeyi, kazancını paylaşmaz, yaymaz. Ama hep almak ister. Kendisi asık suratlı iken başkalarının kendisine hep gülümsemesini ister. Bildiğini kendisine saklarken, başkalarının kendisine hep öğretmesini ister.</p>
<p style="text-align: justify;">39- <strong>Boş içini dolu gibi satmak ister, konuşur da konuşur:</strong> Çok konuşur ama içi boştur. Bir şekilde geldiği görevin hakkını verememektedir aslında. Lafla peynir gemisinin yürümediği kısa sürede ortaya çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">40- <strong>Her şeyin kendi etrafında döndüğünü zanneder:</strong> Şirketin patronun kendisi olduğunu zanneder. Her şeyi, herkese yaptırabileceğini düşünür. “Herkes bana itaat etmeli, güç bende” der. Ve bu düşüncelerinin altında ezilir. Yaşamın tüm parametrelerine hükmettiğini düşünür. Evrendeki kuralları dahi anlamaz, zorladıkça zorlar. Düşüncelerini, davranışlarını dahi yönetemeyen bir insanın tüm yaşamı da yönetemeyeceğini de unutur.</p>
<p style="text-align: justify;">Başarılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/is-yasaminda-%e2%80%9ckaybeden%e2%80%9dlerin-40-ozelligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayal &#8220;kırık&#8221; ları</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/hayal-kirik-lari/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/hayal-kirik-lari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 11:48:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[atom bombası]]></category>
		<category><![CDATA[beklenti]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekçi]]></category>
		<category><![CDATA[hayal kırıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[hayaller]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[strateji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=555</guid>
		<description><![CDATA[Adı üstünde “hayal” işte. Düşünce dünyamızda oluşturduğumuz beklentiler yığını. Ve bu yığınların altında kalmak, ezilmek. Hep umduğumuz şeylerden dolayı küsüyoruz değil mi? Peki, gerçek-çi değil ise neden takılıyoruz bu “neden” lere? Çünkü insanız, sonsuz düşünce ve ümit özgürlüğü verilmiş bize. Doğduğumuz andan itibaren yanlış örnekler, yanlış kıyaslama ölçekleri alıyoruz yaşamdan. Her ne kadar takmayalım da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Adı üstünde <strong>“hayal”</strong> işte. Düşünce dünyamızda oluşturduğumuz beklentiler yığını. Ve bu yığınların altında kalmak, ezilmek. Hep umduğumuz şeylerden dolayı küsüyoruz değil mi? Peki, <strong>gerçek-çi</strong> değil ise neden takılıyoruz bu “neden” lere? Çünkü insanız, sonsuz düşünce ve ümit özgürlüğü verilmiş bize. Doğduğumuz andan itibaren yanlış örnekler, yanlış kıyaslama ölçekleri alıyoruz yaşamdan. Her ne kadar takmayalım da desek bir <strong>virüs</strong> gibi yayılıyor bedenimize bu takıntılar. Ve her şeyi, herkesi bu ölçeklere sığdırmaya, törpülemeye, sahip olmaya çalışıyoruz. Olmadığı zaman da bahanelere, suçalamalara sığınıyoruz utanmadan, sıkılmadan, çuvaldızı kendimize batırmadan.<span id="more-555"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Zannediyor musunuz ki, hayal <strong><span style="color: #800000;">“kırık”</span></strong>larımızın hammaddeleri sadece başkaları. Biz de başkaları için bu “kırık”lardan ibaretiz aslında. Çevremizde büyük beklentiler yaratarak, hava atarak konuşurken ısrarla aksiyon göstermemiz gerekirken tembellik yapan, umursamayan biz değil miyiz?</p>
<p style="text-align: justify;">Urfa-Göbeklitepe kazılarında, Milattan 12.000 yıl önce de insanlar bir şeyler yapmaya çalışmamışlar mı? Hayallerini taşlarla ortaya koymak istememişler mi? Evet. Ama o zamanki  beklentilerle, hırslar aynı ölçekte miydi? Inernet ve sosyal medya yoktu ama onlar da bir şeyleri paylaşmak istiyorlardı gelecek nesillere faydalı olsun diye. 21.yy’a geldiğimizde yüz yıllık ekonomik hırslar bir anda dünyayı esir almadı mı? Şimdi diyebilir miyiz bilmem hangi ükedeki kriz bizi hayal kırıklığına uğrattı diye!</p>
<p style="text-align: justify;">Evrendeki standartlara müdahele edebiliyor muyuz? Atom bombası yaptık, ya da genetik kopyalamayı başardık diye müdahele ettiğimizi filan zannetmeyelim sakın. Belki de neleri bozarak sonumuzu hazırlıyoruz kim bilir? İnsan yaptı ve bedelini yine insan ödeyecek.</p>
<p style="text-align: justify;">İş yaşamımızdan özel yaşamımıza, hemen her şeyde ve herkeste hayal kırıklığına uğradığımızı düşünüyoruz. <a href="http://www.markasizsiniz.com/2009/02/dogal-olana-karsi-gelmek-midir-kisisel-markalasmak/" target="_blank">Bir önceki yazımda</a> anlatmaya çalıştım. Doğal sürece de karşı çıkıyoruz. Zorluyoruz, çırpınıyoruz ve aslında daha çok batıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünlerde bireyler de, işletmeler de, devletler de stratejilerini daha radikal şekilde değiştiriyor. Değiştirmeyen, geleceğe tutunamayacağını biliyor. Daha yalın iş süreçleri, daha gerçekçi beklentiler, daha insani yaklaşımlar, daha çevreci politikalar, daha küresel fayda getirecek çözümler ortaya koymaya çalışıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyeceksiniz ki, “aklımız başımıza” geldi de ondan. Hayır arkadaşlar, bu aklımız başımıza bir gelir bir gider. Kalp bir o tarafa döner bir bu tarafa. ( <em>Arapça kelime kökü olarak da bu anlamı taşır zaten </em>) Hayallerde gezeriz bir oraya, bir buraya. Realitedeki somut sonuçlara baktığımızda beklentilerimizin çok azının gerçekleştiğini fark ederiz. Ve hayal kırıkları kalır avucumuzda, cebimizde. Kimyanızı bozan bu kırıkları bir an önce savurun avucunuzdan, atın cebinizden.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yazı beklentinizi karşılamadı ve hayal kırıklığına uğradı iseniz yine aynı hataya düştünüz demektir. Bir başka yazıya geçin ama ne olur hayallerinizdeki beklentilerinize aldanmayın. <a href="http://www.markasizsiniz.com/2009/02/her-sey-icin-4-sey/" target="_blank">Şu yazımdaki </a>dört kritere başvurun ve her şeyi herkesi ona göre değerlendirin.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/hayal-kirik-lari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Doğal olana karşı gelmek&#8221; midir kişisel markalaşmak?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/dogal-olana-karsi-gelmek-midir-kisisel-markalasmak/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/dogal-olana-karsi-gelmek-midir-kisisel-markalasmak/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2009 11:45:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[akıntıya kürek çekmek]]></category>
		<category><![CDATA[denizaltı]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[doğal döngü]]></category>
		<category><![CDATA[Doğallık]]></category>
		<category><![CDATA[doz]]></category>
		<category><![CDATA[girişimci]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[koz]]></category>
		<category><![CDATA[Mesaj]]></category>
		<category><![CDATA[poz]]></category>
		<category><![CDATA[strateji]]></category>
		<category><![CDATA[sürü psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[taş devri]]></category>
		<category><![CDATA[yaratılış]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=551</guid>
		<description><![CDATA[Evet, bir açıdan bakınca öyle görünüyor. Şu yazıyı dahi anlaşılır yazamazsam ben de karşı geliyorumdur doğal olana. Kıymeti bilinmeyen, vefa gösterilmeyen, hak ettiği karşılığı alamayan her şey doğaya hükmeden bazı kanunlara karşı çıkıyor demektir. Çok kısa sürede de hesabı görülür, bunun bedelini öder. İnsanın gelişmesi, de toplumun gelişmesi de belli bir zamanın geçmesini gerektirir. Dünyanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/02/istock_000004667283xsmall.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-552" title="istock_000004667283xsmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/02/istock_000004667283xsmall.jpg" alt="" width="284" height="423" /></a>Evet, bir açıdan bakınca öyle görünüyor. Şu yazıyı dahi anlaşılır yazamazsam ben de karşı geliyorumdur doğal olana. Kıymeti bilinmeyen, vefa gösterilmeyen, hak ettiği karşılığı alamayan her şey doğaya hükmeden bazı kanunlara karşı çıkıyor demektir. Çok kısa sürede de hesabı görülür, bunun bedelini öder. İnsanın gelişmesi, de toplumun gelişmesi de belli bir zamanın geçmesini gerektirir. Dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyenler de, haksızlığa karşı çıkanlar da ve tabi ki aslında  insanlardan bir insan olan peygamberler de eziyete, dışlanmaya ve anlaşılamamaya maruz kalmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Marka olmak, sürü psikolojisinden farklılaşmak ve ısrarla aynı mesajı doğru şekilde çevremize ulaştırmaktır. Peki ne kadar hazırdır insanlık bu mesajı anlamaya. Sabır üstüne sabır, strateji üstüne strateji gerekir bir şeyleri anlatabilmek, insanların içine sindirebilmek için. Ha, üç beş yıldan bahsetmiyorum. Yüz yıllar süren bilgi ve algı yanlışları hala düzeltilmeye çalışılıyor, değil mi!</p>
<p style="text-align: justify;">Gelin şunu kabul edelim. İnsan kendisine dahi <strong>“ağır”</strong> gelen bir varlıktır. Çünkü ne düşüncelerine ne de içsel isteklerine bir türlü tam anlamıyla hakim olamaz. Bir de yaratılıştan gelen en büyük potansiyele sahip varlık olma özelliğini de taşıyınca, tut tutabilirsen. Kişisel marka olmak yaşamdaki hedeflerin bütünüdür. Bu hedefler de baskın şekilde hırslara dayanır. İster girişimci olun, ister akademisyen, ister müdür fark etmez. Ağzınızla kuş tutmanız, dahice fikirler saçmanız sürekli saygı ve takdir göreceğiniz anlamına gelmez. Tam tersi büyük kavgalara, oyunlara, stratejilere hazırlıklı olmanızı gerektirir. En yakınınızdan en uzağınıza kadar <strong>“garip”</strong> davranışlara maruz kalacaksınız.<span id="more-551"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Nasıl ki bir ağacın yetişmesi yıllar alıyor, mevsimler belli zaman dilimlerinde oluşuyor, insanlık taş devri günlerinden bugünlere binlerce yıl sonra ancak gelebiliyorsa fikirler de projeler de aksiyonlar da bu şekilde doğal bir süreçte gelişmek için beklemek zorunda kalacaktır. Bilinçlenme süreci organik ve doğal kanunlara bağlı bir süreçtir. Bir kişiye, bir olaya bakış açınız on yıl önce de aynı mıydı? Çok az kişi bu soruya “evet” cevabı verebilir. Aslında değişimden bahsediyorum, fark ettiğiniz gibi. Ama bir çırpıda olmuyor ki bu. Ya da bir düğmeye basınca hemen her şey değişmiyor ki.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, bugünlerde daha çok fark ediyorum zamanın doğal döngüsüne karşı geldiğimi. Hızımı, ağırlığımı, hacmimi doğal olana karşı ayarlayamazsam ve sabırsız hırslarımı dizginleyemezsem hiç mi hiç başarılı olamayacağımı. Herkesi, her şeyi aynı ölçüde görmek saflıktan başka bir şey değildir. İnsan kendi hızına dahi yetişemez, kontrol edemez iken nasıl olur da başkalarından “aynı” olmasını bekleyebilir. O zaman sürekli madalyonun diğer yüzünü çevirerek her davranışımızın çevremize nasıl yansıdığını düşünmemiz gerek. Pes etmek, vazgeçmekten bahsetmiyorum. “Doz”u, “poz”u ve “koz”u ayarlamaktan bahsediyorum. Bir denizaltının aşırı hızla derinlere inmesi ile ana gövdedeki perçinlerin, vidaların aşırı basınçtan nasıl patlayacağını düşünün diyorum. Bu ince ayarları yapmadan sadece ama sadece hırs rüzgarı ile  koşmak yetmeyecektir hedefe varmak için.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğadaki dengeyi atlamadan, çevremize ağır gelmeden, organik gelişime karşı çıkmadan, zamanın öğreticiliğini anlamadan, yalancı rüzgarlara kapılmadan, düşünce gezintilerinde kaybolmadan ve algı kafeslerine hapsolmadan yaşayabilmemiz dileği ile.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne doğal akıntıda sürüklenin, ne de karşı yönde kürek çekin. Bu işin dengesini bulan var ise bana da bildirsin lütfen.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/dogal-olana-karsi-gelmek-midir-kisisel-markalasmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sessiz iletişim, düşünmektir</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/sessiz-iletisim-dusunmektir/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/sessiz-iletisim-dusunmektir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2009 13:39:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[analitik düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[düşünmek]]></category>
		<category><![CDATA[geri bildirim]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[müneccim]]></category>
		<category><![CDATA[problem]]></category>
		<category><![CDATA[sessizlik]]></category>
		<category><![CDATA[strateji]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam döngüsü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=544</guid>
		<description><![CDATA[İşin zor kısmı da bu ya. Hatta dayanılmaz sabır gerektiren aşaması. İnsan konuşurken bir yandan da düşünebilir mi? Evet, çok yönlü düşünme ve çıkarım yeteneği olanlar bu konuda başarılı olabilir. Farklı konulara dalmak ise o iletişimi yanlış yönlendirebilir. Sessiz kaldığımız halde düşünmüyorsak, bir şeyleri değerlendiremiyorsak bu da zamanı israf ettiğimizi gösterir. Bu da yaşamımızda kendi kendimize [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/02/istock_000006067077xsmall.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-545" title="istock_000006067077xsmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/02/istock_000006067077xsmall-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>İşin zor kısmı da bu ya. Hatta dayanılmaz sabır gerektiren aşaması. İnsan konuşurken bir yandan da düşünebilir mi? Evet, çok yönlü düşünme ve çıkarım yeteneği olanlar bu konuda başarılı olabilir. Farklı konulara dalmak ise o iletişimi yanlış yönlendirebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sessiz kaldığımız halde düşünmüyorsak, bir şeyleri değerlendiremiyorsak bu da zamanı israf ettiğimizi gösterir. Bu da yaşamımızda kendi kendimize kaldığımız anlardaki fırsatları değerlendirememek olur. İş hayatındaki sorunlardan, özel yaşamdaki problemlere varana kadar çoğunda gereksiz diyaloglar olduğunu farkederiz. Hani<strong> &#8220;iletişim&#8221;</strong> her şeydir ya. Konuşalım da anlaşalım diye bir hırsla yola koyuluruz. Bir anda çözüm bulmaya çalışırız. Tüm sorunları daha da bir birine karıştırarak analitik düşünme yetisini kaybetmiş bir şekilde yanlış kararlar veririz. Hayatı akışına bıraksak, biraz düşünsek diyerek kendimize ve karşımızdakine analiz fırsatı vermeyiz.<span id="more-544"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Analiz kelimesi sadece iş dünyasındaki bilgi işlem projeleri için geçerli değildir. Aksine analitik düşünmek, çözümlemek hayatın vazgeçilmez prensibidir. Emin olun, bir bilgi işlem projesinin adımlarını hayatınızdaki problemlerin çözümü için uyguladığınızda çok güzel sonuçlar alırsınız. İşte sessiz kalmanın da en avantajlı yönü bu analizi daha doğru yapabilmektir. Yine iş hayatından örnek verirsek gelen sinri bozucu bir e-postaya hemen cevap vermeyin. Var ise çözümünü birebir görüşün anlayın, konuya ne kadar önem verdiğinizi gösterin. Ne uzun konuşun, ne de uzun yazın. Çünkü problemler uzun uzun konuşularak, yazılarak çözülmez. Çözüm yok ise bekleyin ve ilgili herkesi bekletin. Yani o sorun dünyasını küçük periyodlarla durdurun ve en başta kendi zihninizi, algınızı düzenleyin.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğru analiz ederek bin düşünüp bir karar vermek çok zor gelir insana. Özellikle de iletişimin ilgili tarafları “bak hala cevap vermedi, hala çözüm bulamadı“ modunda olur ve sizi çiğ çiğ yemeye hazırdır! Aman siz siz olun sessizlik için izin isteyin yaşamınızda. Yaşam döngü hızına göre düşünün ve acele etmeyin karar vermek için. Ve etrafınızda dönen dünyayı iyi gözlemleyin.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu anlattıklarım gerçekten de sessiz ortamlarda daha verimli olarak uygulanabilir. Örneğin, geceleri çalışmayı, okumayı, kendimi dinlemeyi severim. Tabi ki uyku da gereklidir. Zaten uykunun kendisi dahi derin bir sessizliktir. Bilinç altındaki bozulan yapı taşlarını yerlerine koymaya, düzenlemeye çalışır. Türlü, türlü rüyalar görürüz. Bilimsel olarak bir çok problemin uyuyarak çözüldüğü belirlenmiştir. En sağlıklı öğrenmenin de yoğun bilgi aktarımından sonra rahat bir uyku ile olduğu söylenir. Uykuda kimse ile iletişim kurmayız, aksine içimizdeki iletişim başlar ve bize bir şeyler sunmaya çalışır.</p>
<p style="text-align: justify;">Siz sustunuz, ya da sessiz kaldınız. Peki karşınızdakine bu mesajı doğru verdiniz mi? Müneccim miyiz ki karşımızdaki kişinin konuyu düşündüğünü, belki biraz zaman ihtiyacı olduğunu anlayalım! Bu geri bildirim önemli. Ama rica ederim bu geri bildirim olmasa dahi insanları iyi gözlemleyerek karar verme sürecinde hangi aşamada olduğunu biraz anlamaya çalışalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünlerde iletişim adına kendimizi kandırdığımız konu şu; “bu kişinin iletişimi kötü, bu kişi ile yıldızım hiç barışmıyor” gibi cümleler. Olabilir, gerçekten doğru olabilir yanlış anlaşılmalar, iletişim kazaları. Önemli olan yangına körükle gitmemektir. Her iki tarafın yer değiştirerek durumu anlaması gerekir. Örneğin patronlar, patronluk yapmak ister. Onlara bu konuda izin vereceksiniz. Ki bazı aile şirketleri hepten patronluk yaparlar. Kurumsal değerler değil, iki dudak arasından çıkanlar her şeyin üzerindedir. Net cevaplar isterler, “ama” kelimesinden sonrasını dinlemek onlar için bir zayıflıktır, dayanamazlar. Halbuki gereksiz bahaneler hariç gerçek nedenleri dinlerlerse çok şey kazanacaklarını unuturlar. O nedenle maçı idare etmek bir tarafın sorumluluğuna kalır. İki taraf da katkıda bulunursa tadından yenmez ve sorunlar çözülür. En çetin patronlara karşı bile, işimi gerçekten çok iyi yaparak sessizlik stratejisini uygulamışımdır. Ve sonuç her ne kadar zorlu bir sabır gerektir se de iki tarafın da yararına olmuştur. <strong>“Taraf”</strong> kelimesini kullandığıma bakmayın. İletişimde <strong>“karşılıklı kazanç”</strong> esas amaç olmalıdır. Yani birimiz anlatmaya, birimiz de anlamaya çalışmalıyız. Her ikisindeki herhangi bir eksiklik her iki tarafı da zarara sokabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kısaca, sessizliğin nedenini anlamak için müneccim olmaya gerek yoktur. Fakat gereksiz yere sessizlik tepkisini uzatanlara karşı da önleminizi zaten alırsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Sessizliğe gömülmeyin, bu duruşunuzun önemini, anlamını farkettirin insanlara. Ve onlara da tavsiye edin bu düşünme, analiz etme, düşünceleri hesaba çekme aşamalarını. Sakın gaza gelmeyin, durun, bekleyin, düşünün ve karar verin. Hayat zaten çok kısa, sürekli konuşarak gelinen yanlış noktalar için pişman olmayın. Düşünmekle geçirdiğiniz sessizlik saniyelerini ya da günlerini kayıp saymayın. Tabi ki bu düşünce yolculuklarından kendinize, gerçek dünyaya  dönmeyi ihmal etmeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/sessiz-iletisim-dusunmektir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Randy Siegel’den derleme;</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2008/06/randy-siegel%e2%80%99den-derleme/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2008/06/randy-siegel%e2%80%99den-derleme/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jun 2008 10:32:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[aksiyon planı]]></category>
		<category><![CDATA[elevator speech]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[strateji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/tema/?p=990</guid>
		<description><![CDATA[1- En az bir konuda güvenilir, uzman, doğru bir kaynak olmalısınız. Ve bu konuda viral etki yaratabilecek medya kanallarına konuşmalarınızı, makalelerinizi yayınlamalısınız. Elinizin altında, ya da herkesin ulaşabaileceği bir yerde ( blog-web v.s.) özgeçmişiniz, kısa hikayeniz, yakın zamanda çekilmiş bir fotoğrafınız olmalı.2- Sosyal yapıdaki statü ve profesyonel mobilite için güçlü bir iletişimci olmak gerekiyor. Yazma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: verdana;"><strong></strong></span><br />
<span style="font-family: verdana;"><strong>1-</strong> En az bir konuda güvenilir, uzman, doğru bir kaynak olmalısınız. Ve bu konuda viral etki yaratabilecek medya kanallarına konuşmalarınızı, makalelerinizi yayınlamalısınız. Elinizin altında, ya da herkesin ulaşabaileceği bir yerde ( blog-web v.s.) özgeçmişiniz, kısa hikayeniz, yakın zamanda çekilmiş bir fotoğrafınız olmalı.<strong>2-</strong> Sosyal yapıdaki statü ve profesyonel mobilite için güçlü bir iletişimci olmak gerekiyor. Yazma ve konuşma kabiliyetlerinizi sürekli sorgulayın ve geliştirin.</p>
<p><strong>3-</strong> Kendinizin pazarlama direktörü gibi ama basit bir şekilde yıllık pazarlama planınızı yapın ve bunu her üç ayda bir sorgulayın. Mümkün ise başkasına sorgulatın. Hedefleriniz, stratejiniz, aksiyon planlarınız ve zaman çizelgeniz bu dökümanda olmalı.</p>
<p><strong>4-</strong> <strong><span style="color: #3366ff;">“Elevator speech“</span></strong> diye adlandırılan 60 saniyelik kişisel tanıtımınız hazır olmalı. Siz kimsiniz, işinizi nasıl farklı yaparsınız ve sağladığınız faydalar neler?</p>
<p><strong>5-</strong> Evde ve iş yerindeki yaşam stilinizi oluşturun. Çalışma masanızdan mutfak aksesuarlarına varana kadar. Yeni iş bağlantıları kurun ve o kişilerle temasta kalın. Güçlü, etkili marka insanları keşfedin.</p>
<p><strong>6-</strong> Kişisel markanızın düşmanı ya da dostunun yine kendiniz olduğunu fark edin. Hangisini tercih edersiniz?</p>
<p><strong>7-</strong> Kişisel giyim stilinizi etki alanlarına göre ayırın ve tarzınızı oluşturun.</p>
<p><strong>8-</strong> Eğlence ve markalaşma ara sıra kesişir. Görgü kurallarını ve sosyal hayat trendlerini kaçırmayın.</p>
<p><strong>9-</strong> Markanızı büyüleyecek kişilerle tanışın ve siz de büyüleyin.</p>
<p><strong>10-</strong> Zamanınızı, tecrübenizi, paranızı gerçekten geri dönüşü olacak kişisel markalaşma çalışmaları için ayırın. Tutkularınızı değerlendirin, eğlenceyi ticarete dönüştürebilirsiniz.</p>
<p><strong>11-</strong> İş dünyasındaki en değerli kozunuz kişisel markanızdır. Onu besleyin ki o da kariyerinizi beslesin.</p>
<p><span style="font-family:verdana;">Bu maddeleri, bu yazıları lütfen kendinize göre yorumlayın fakat sulandırmadan. Genel, geçer kuralları atlamadan. Çevrenizdeki marka insanların bu maddelerden hanigisini fazlası ile yaptığın gözlemleyin. Marka sizsiniz, reklamınızı yapın&#8230;</p>
<p></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2008/06/randy-siegel%e2%80%99den-derleme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
