<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MarkaSizsiniz &#187; Korku</title>
	<atom:link href="http://www.markasizsiniz.com/etiket/korku/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.markasizsiniz.com</link>
	<description>Just another WordPress weblog</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Jul 2010 03:12:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Kayıttayız, hem de canlı yayında, dikkat!</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/kayittayiz-hem-de-canli-yayinda-dikkat/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/kayittayiz-hem-de-canli-yayinda-dikkat/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Jul 2010 21:40:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kayıt]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=995</guid>
		<description><![CDATA[Hepimiz bir yerlerde bırakmıyor muyuz kalbimizin parçalarını? Ve sonra toplamaya çalışmıyor muyuz onları ömrümüz yettiğince? Hepimiz, güya en tenhalarda gizlemiyor muyuz nefeslerimizi? Ve bu nefeslerin esintisi takip etmiyor mu ölene kadar bizi? Hatta derler ya, “insan yaşarken kendi cennetini ya da cehennemini kurgular” diye. Her hareketimizin uzayda, bizim göremeyeceğimiz levhalara yapıştırıldığı ve bu dünyadan sonra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/07/iStock_000009848005XSmall.jpg"></a><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/07/iStock_000009848005XSmall.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-996" title="iStock_000009848005XSmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/07/iStock_000009848005XSmall.jpg" alt="" width="463" height="259" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hepimiz bir yerlerde bırakmıyor muyuz kalbimizin parçalarını? Ve sonra toplamaya çalışmıyor muyuz onları ömrümüz yettiğince? Hepimiz, güya en tenhalarda gizlemiyor muyuz nefeslerimizi? Ve bu nefeslerin esintisi takip etmiyor mu ölene kadar bizi? Hatta derler ya, <strong>“insan yaşarken kendi cennetini ya da cehennemini kurgular”</strong> diye. Her hareketimizin uzayda, bizim göremeyeceğimiz levhalara yapıştırıldığı ve bu dünyadan sonra önümüze konulacağı da söylenir.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, hepimiz çocukluğumuzun gölgesi altında yaşıyoruz hayatı. En sevdiğimiz kokuların, en çok kaçtığımız korkuların bahçesinde. Her bir hece, her bir bakış, her bir adım, her bir tecrübe işliyor damarlarımıza. Ve aynı kanı taşıyarak geçiyoruz diğer aleme. Zannediyor musunuz ki her attığımız adımla farklı basamakları çıkıyoruz hayatta. Bir yere çıktığımız filan yok aslında. Adımlarımızı da farklıymış gibi algılıyoruz o kadar. Ezel ve ebedin bir olduğu noktada bizim “adım” diye nitelendirdiğimiz şeyler ne ola ki. Zaman da yaratıkların kabullendiği bir algı dünyası değil mi yoksa!</p>
<p style="text-align: justify;">Beynimiz ve kalbimiz de bizim için en önemli yol arkadaşı oluyor. Midemiz de en kötü yük oluyor kabını tıka basa doldurduğumuz zaman. Beynin solu yalnızlaştırıyor, uğraştırıyor bizi geçmişimiz ve geleceğimizle. Sürekli detaylar ve analizler. Sağından gelen ses ise hayatın farkındalığına, varlığın bütünlüğüne, şimdiye çağırıyor bizi. Prefrontal korteks sürüklemiyor mu bizi duygusal kararlarımızın arkasından. Egomuzla beraber beyin en güzel arkadaşlığı yapıyor “gösteriş” yapmak için kendimize ve çevremize.</p>
<p style="text-align: justify;">Üç, beş ya da yedi yaşına kadar neleri hatırlıyoruz yaşamımızda? Çok az olduğuna eminim. Unuttuğunuzu mu zannediyorsunuz yoksa. Unutmak diye bir şey yok ki. Bilgisayar sistemlerinde “silmek” denilen işlemin aslında öyle olmadığı gibi. Beynimiz bilmem kaçıncı formatlamayı çözerek yıllar sonra karşımıza çıkarıyor her şeyi, her sesi, her  görüntüyü, her kokuyu, her algıyı. Özellikle nedir 30’lu yaşlardaki kaygı, 40’lı yaşlarda “olan” a biraz da mecburiyetten saygı … Nedendir duygusal tepkiler, mantıksal çökmeler. Bir anda mı olur bunlar. Yoksa öbek öbek yığdığımız “şey”lerin hayatı istilası mıdır zamanla?</p>
<p style="text-align: justify;">Gelin şunu kabul edelim. Her insanın ömrü bir ağaç gölgesinde, guruba yakın bir vakittedir. Vücut karanlığı bilmeyecek ruh hissetmez ise. Zamanın daraldığı, yolların kısaldığı günleri söylüyormuş Maya takvimi. Bana ne ki, benim takvimim bittiğinde ne işime yarayacak  Maya takvimi, miladi takvim, Hicri takvim, Çin takvimi. Kıvamında bir hayat yaşayamamış isem hissetmeyecek miyim sonsuz azabı ve yine çağırmayacak mıyım sonsuz merhameti.</p>
<p style="text-align: justify;">Niye yazıyorum şimdi ben bunları. “Ne ilgisi var kişisel markalaşma ile” diyebilirsiniz. Bu sayfalarda yazılan yazıların belki % 90’ı direkt marka olmaktan bahsetmiyor ki zaten. Ama hayata dair ne varsa o kadar ilgili ki. Bu cümlelerin de çok ilgisi var emin olun. Her şey kaydediliyor, tüm eğitim ve öğretim sistemimiz de kaydetmeye yönelik ve insan fizyolojisi de, değil mi? Genetik kodlarda kayıtlar var, karakter deseninde kayıtlar var, beyinde, kalpte kayıtlar var. Ve daha birçok bilemediğimiz sırlı bazı “latif” platformlar var kayıtların yapıldığı, iç bünyemizde. Uzaydaki sesleri çözmeye çalışan bilim adamları da vardı bir zamanlar, hatırlarsınız belki. Kara delikler dahi bir gün çıkaracak belki yuttuklarını. Hesaplar, hesaplaşmalar ışık hızıyla olacak o gün, bence daha da hızlı …</p>
<p style="text-align: justify;">Hangi yaşta olursanız olun, hangi parçaları birleştirmeye, hangi korkularla yüzleşmeye çalışırsanız çalışın ama ne olur kendinizi kandırmayın. Kişisel markalaşma diye yazdıklarımı en başta insan gibi bir insan olma hedefi olarak algılayın. Bugünden itibaren yeniden eğitin kendinizi. 40 yaşındakiler için, 50 yaşındakiler için “hızlandırılmış eğitim seferberliği” düzenlesin siyasi iktidarlar. Anneler, babalar tir tir titresinler kendi zaaflarını yansıtacaklar diye çocuklarına ya da birbirlerine. Psikologlar, sosyologlar, pedagoglar daha çok konuşsun televizyonlarda, radyolarda, internette. Paranın, şöhretin, gururun esiri olmasın bu bedenler, bu kalpler. İnşaat inşaat üstüne gökdelenler yükselteceğimize sarsılmaz beyinler, tam kıvamında huzur dolu kalpler inşa edelim her yerde.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>NOT: </strong><span style="color: #666699;">Uçurtma Avcısı filmini izledikten sonra hazırladığım bir yazı idi. Biraz bekledi, nedenini bilemiyorum!</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/kayittayiz-hem-de-canli-yayinda-dikkat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Korkularınızı paylaşın ama zayıflıklarınızı yansıtmadan!</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/11/848/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/11/848/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 20:31:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[ego]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşmak]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[yansıtma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=848</guid>
		<description><![CDATA[Korkularını, zayıflıkları ile birlikte başkalarına yansıtan kişilere yazılan bir yazı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/11/iStock_000009899913XSmall.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-854" title="iStock_000009899913XSmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/11/iStock_000009899913XSmall-300x198.jpg" alt="iStock_000009899913XSmall" width="300" height="198" /></a>Her insan korkularını, endişelerini, hüzünlerini, isteklerini, çaresizliklerini, içsel karmaşasını az ya da çok paylaşmak ister. Nasihat ister, teselli ister, yardım ister, yol yöntem keşfetmek ister. Bunlar çok normal şeylerdir. Ama bir de bu durumunu kendi zayıflığı, plansızlığı, tembelliği, vizyonsuzluğu, kendine güvensizliği, basiretsizliği, hırs çukurundaki saldırganlığı ile çevresine yansıtan tipler vardır. Ve tabi ki konuşma tarzı da, vücut dili de, bakışları da irrite edicidir. Böyle bir insanı kim dinler, kim yardım eder, ya da böyle bir insana ne kadar sabredilebilir sizce?<span id="more-848"></span></p>
<p style="text-align: justify;">İnsan öğrenerek, tecrübe ederek gelişen bir varlıktır. Daha bilinçli, daha sorumlu, daha bilgili olma ile ilgili bir butonumuz ya da ilacımız bulunmamaktadır. Hem kariyer yolunda, hem de özel yaşam yolumuzda ne dereler, ne tepeler, ne virajlar aşar gideriz en sondaki kapıya doğru. Son kapının da nereye açıldığı malum zaten. Bazen tüm planlarımızın alt üst olduğunu, yaşama heyecanımızı yitirdiğimiz zannederiz. Ve hep başa döndüğümüzü, irademizin felç olduğunu zannederiz. Evet başa dönmeler de, geriye gitmeler de, hatalar da, günahlar da v.s. hepsi doğrudur. Ama nefes alıp verdikçe, yol aldığımız sürece yeniden, daha da kılı kırk yaracasına düşünmeli, rotayı düzeltmeli, yörüngeye oturmalı ve hayat kıvamını yakalamalıyız. Tüm bu karmaşa anlarında duygusal dalgalanmalarımız, yardım çığlıklarımız, atalet çırpınışlarımız aslında herkesin gözüne çarpar. Varsa yanımızda ailemiz, canımız, cananımız dostlarımız zaten yardıma koşarlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Yardımına koşulmayan kimdir biliyor musunuz? Yapay davranışlar sergileyen, bencillik girdabında yüzen, işine geldiğinde yanınızda olan, işine gelmediğinde kaçan, kendi zayıflıklarının herkeste öyle olduğunu zanneden, “ama”ları “bana bahane uydurma” diyerek dinlemeyen, işini iyi yapan para kazanan ama “insani iletişimi” gözden kaçıranlardır. Ve bu tipleri genelde iş yaşamında görürüz. Ki, genelde de müdür-patron kimliklerinde. Bu insanlar, arkalarından neler konuşulduğunun hiç mi hiç farkında olmazlar. Kişisel markla olmayı sadece “güçlü ve zengin” olmak zannederler. İşleri güçleri “büyüme ve para göstergeleri” dir. Rekabetsiz, başarısız, “iş”siz yaşayamazlar. Gidin bakın özel yaşamlarına ne büyük boşluklar vardır. Bu boşluklar da çocukluktan itibaren doldurulamamşıtır aslında. Yani 40-50-60 yaşlarında dahi çocuklukta tatmin edilemeyen duyguların öcünü almaya çalışırlar. Bu intikam duygusunu bilirsiniz Türk filmlerinde çok vardır. Filmlerde intikam alınabilir ama gerçek hayat bu kadar da kolay değildir. Çünkü hayat filminin asıl yönetmeni bir “insan” değildir ve senaryosu bir “insan” tarafından yazılmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilirsiniz psikolojide <span style="color: #800000;"><strong>“yansıtma”</strong></span> diye bir kavram var. Bu konuda <a href="http://sozluk.sourtimes.org/" target="_blank">ekşi sözlükte</a> güzel bir açıklama okudum: <em><span style="color: #99ccff;"><span style="color: #3366ff;">kendisiyle </span><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #3366ff;">yuzlesemeyen kisilerin basvurdugu bir kacis yontemidir..zayifligini kabullenmek istemeyen kisilerin kacmak istedikleri duygularini karşısındakilere aitmis, onlardan kaynaklanan bir problemmis gibi gorup isin kolayina kacmak istemeleridir..boyle kisiler egolarinin yaralanmasini kaldiramayacaklarindan</span> bu sekilde yapay bir sekilde olayi karsi tarafa yikarak yapay bir ego tatmini yapmaya bile gidebilirler..ha evet her insan zaman zaman yasayabilir, kacmak daha kolay daha acisiz gelebilir, ama bunu hayat dusturu haline getirmis insanlardan ozenle kacinmak uzak durmak lazimdir.. <span style="color: #800000;">(cressida, 20.03.2003 21:29) </span></span></span></em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu gibi durumları anlaması için insanların psikoloji bölümünü bitirmesine de gerek yok. İçimizde öyle insan sarrafları var ki Jung’u Freud ile birlikte suya götürür de susuz getirir <span style="color: #800000;"><strong> <img src='http://www.markasizsiniz.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </strong></span> Korkularınızı, endişelerinizi anlatın, paylaşın, yardım isteyin, talimatlar verin, planlar yapın ama insanları aptal yerine koymayın. İşinizi de evinizi de iyi takip edin. Masa başlarından ahkam kesmeyin. Önce kendinize sonra da insanlara güvenmeyi öğrenin. Ve dünyanın sonu gelinceye kadar da insanların asla “robot”, robotların da asla “insan” olamayacağını unutmayın.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/11/848/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Allah, Olé, God, Tanrı ve Elizabeth Gilbert</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/05/allah-ole-god-tanri-ve-elizabeth-gilbert/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/05/allah-ole-god-tanri-ve-elizabeth-gilbert/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 May 2009 06:37:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[başarısız]]></category>
		<category><![CDATA[deha]]></category>
		<category><![CDATA[Elizabeth Gilbert]]></category>
		<category><![CDATA[Emeviler]]></category>
		<category><![CDATA[God]]></category>
		<category><![CDATA[İspanya]]></category>
		<category><![CDATA[keşke]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Olé]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=681</guid>
		<description><![CDATA["Elizabeth Gibert'in TED'deki konuşmasından ilham alarak dahiliğin, yaratıcılığın ve insana güç veren kaynağın anlaşılması ile ilgili. Bu konuşmayı da bu yazıyı da kaçırmayın derim." M.E]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/05/elizabeth.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-683" title="elizabeth" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/05/elizabeth.jpg" alt="elizabeth" width="389" height="291" /></a><a href="http://www.ted.com/index.php/talks/lang/tur/elizabeth_gilbert_on_genius.html" target="_blank">Elizabeth Gilbert’in TED’deki konuşmasını </a>dinledim. Türkçe altyazı çevirisini yapanlara da sonsuz teşekkür. Gilbert’in bahsettiği o ilham gücünü ben de ondan aldım ve ellerim klavyeye gidiverdi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“Yazdıklarınızın okunmama ihtimalinden korkmuyor musunuz”</strong> diye soruyorlarmış. “Kendine daha düzgün bir meslek bul, yaşamını riske atma, baban gibi Kimya Mühendisi oluver” der gibi. <strong>&#8220;Yazar olacağım&#8221;</strong> deyince 20 yıl önceki gibi gelen sorularla, korku tüccarları ile karşılaşıyormuş hala. Özellikle yaratıcı fikirlerle beslenmek zorunda olan kişilerin karşısındadır bu duvar gibi sorular ve korkular. İnsanlar zannediyorlar mı ki başarılı, dahi, yaratıcı, vizyoner insanların daha az korkarlar. Aksine en iyi sanatçılar sahneye çıkarken hala heyecanlanırlar, en iyi konuşmacılar toparlayamayacak, ayakta alkışlanamayacak diye çok korkarlar. Gilbert, bestseller olan kitabını işe yaramaz olarak görmüş bir ara, “şu ana kadar yayınladıklarımın en kötüsü oldu” demiş bir ara.<span id="more-681"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Örneğin; ben bu yazının ve yazdığım yüz elli kadar yazının okunmama ihtimalini düşünmediğimi mi zannediyorsunuz? Reklam ajansı kurmak için yaptığım girişimin batma ihtimalinin hep olduğunu düşünerek sürekli korkmadığımı mı zannediyorsunuz? Ve battı da zaten. Yeni ve alanım olmayan bir işe girdiğimde <strong>“ya başarısız olursam”</strong> korkusunu yaşamadığımı mı zannediyorsunuz? Bugünlerde yurt dışı ile ilgili on yıldan fazladır ertelediğim hayallerimi gerçekleştirmek için neleri göze alacağımı benden daha fazla kim hissedebilir?</p>
<p style="text-align: justify;">Korkuyoruz, arkasından bir daha korkutuluyoruz ve başkalarının korku tünellerinde kayboluyoruz. Rekabetten, aç kalmaktan, birinci olamamaktan, başkalarının ne diyeceğinden, burjuva rahatlıklarımızı kaybetmekten korkuyoruz. Sorsam size dünyada ilim adına, bilim adına, din adına, insanlık adına iyi şeyler sunan kaç insan rahat yüzü görmüştür? Yaratıcı fikirler sergileyen kaç insan rahat rahat işini yapabilmiş, anlaşılabilmiştir? Ama bunu başaranlar ısrarla, sebatla devam edenler olmuşlardır. Kellesi alınmadı ise tabi ki. Gilbert 20 yıldır yazıyormuş anladığım kadarıyla, 20 yıl daha kimseyi takmadan da yazarım diyor. <strong>“Korkmayın, aldanmayın siz sadece ısrarla, bıkmadan işinizi doğru yapmaya devam edin”</strong> diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Boş hayallerin peşinden koşmaktan bahsetmiyorum. Planlı tutkulardan, projelendirilmiş hırslardan, resmedilmiş, somutlaştırılmış hedeflerden bahsediyorum. Siz yine bugün, şu anda, annenizden, babanızdan, öğretmeninizden, müdürünüzden, arkadaşlarınızın söyleyeceklerinden, çocukluk travmalarınızdan, kendi gölgenizden korkun. Ve koktuğunuzu kendinize dahi çaktırmayın. Görün bakın nasıl da rahat ilerliyor hayat. Ta ki bir kayaya çarpana kadar. İşte o çarpma sesi “Keşke” dir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Ye, Dua Et, Sev” isimli kitabını okumadım ama yazarın konuşmasını dinleyince anılarından neler çıkardığını anladım sanki. Gilbert başka müzisyen ve yazarları örnek vererek ilham gücünden bahsediyor. Ve onu yakalayabilmekten, yakalandığı anda şiir, yazı, beste, startup proje (bunu ben ekledim : ) olarak hemen not alabilmekten bahsediyor. Ve transa geçen dansçıların hangi güçten beslendiğini sorguluyor. Ve yaratıcılığın, dehanın insanda nasıl bulunabildiğinden, Yunan-Roma felsefesine giderek insana varlık penceresinden bakış açısını irdeliyor. Rönesans ile beraber gelen değişim ve sonrasında insanı dünyadaki  her “şey”in merkezine almanın imkansız ütopik bir düşünce olmasından bahsediyor. Ve diyor ki; “O zaman insana al şu güneşi yut ya da başka bir deyişle şu dünyayı yarat diyorsunuz” diyor. Ve ekliyor bu kadar aciz bir yaratık için mümkün mü?</p>
<p style="text-align: justify;">Emeviler’in İspanya’ya gelişiyle Allah kelimesinin nasıl Olé’ye dönüşerek, tempo tutulurken dahi esinlendiğimiz şeyin Yaratıcı’dan geldiğini anlatmaya çalışıyor. Aslında O’na ait tüm özelliklerin insanda da belli oranda bulunduğunu, geliştirildiği takdirde yaratıcı (creative) ve deha bir yaratık olma yolunda ilerlediğini anlatmaya çalışıyor. Ve aslında diyor ki, <strong>“bütün medeniyetlerde açıkça görülen, bilinen, hissedilen, kabul edilen bu insan ötesindeki gücü bir anda silmek insanı daha da yokluk boşluğuna itmekten farksızdır”</strong> diyor bana göre.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir kez daha fark ediyorum ki başarılı, dahi, yaratıcı, toplumlara yön veren insanlar gerçekten de çok zor yollardan geçiyorlar. Dinleri, tarihi, felsefeyi, sosyolojik tarihi, yaratılışı, insan ve Yaratıcı’yı daha çok anlamaya ve anlatmaya çalışıyorlar.Ve bir çok kaynaktan beslenerek en doğru, <strong>sonsuz kaynağa</strong> ulaşmaya çalışıyorlar. Her ne işle uğraşırlarsa uğraşsınlar bu bilgi ve çıkarımlarla aslında başka bir şey duyuyor, başka bir şey kokluyor ve başka bir şey görüyorlar. Bu başka şeyleri bir an önce keşfedebilmek dileği ile.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/05/allah-ole-god-tanri-ve-elizabeth-gilbert/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir yönetici kendi kalesine nasıl gol atar?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/bir-yonetici-kendi-kalesine-nasil-gol-atar/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/bir-yonetici-kendi-kalesine-nasil-gol-atar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2009 20:40:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[delege etmek]]></category>
		<category><![CDATA[disiplin]]></category>
		<category><![CDATA[geri bildirim]]></category>
		<category><![CDATA[iş planı]]></category>
		<category><![CDATA[iş yaşamı]]></category>
		<category><![CDATA[işkolik]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[kurallar]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[NASA]]></category>
		<category><![CDATA[ölçülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[önceliklendirme]]></category>
		<category><![CDATA[proje yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[sıfır hata]]></category>
		<category><![CDATA[yönetici]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=588</guid>
		<description><![CDATA[Ben de yöneticiyim ve aşağıda sıraladığım bir çok hatayı ben de yapıyorum. Lütfen kimse alınmasın. Faydalı olabilmesi dileği ile. 1- Korku imparatorluğu kurar. Yakın, ulaşılabilir, konuşulabilir değildir. Kuralları ve disiplini sadece korku ile uygulatabileceğini düşünür. Pek kimse kenidisiyle karşılaşmak istemez. Bu korkuyu silene kadar da aslında gerçek geri bildirimlere ulaşamamış ve bir çeşit patinaj yaparak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Ben de yöneticiyim ve aşağıda sıraladığım bir çok hatayı ben de yapıyorum. <img class="alignright size-medium wp-image-590" title="istock_000008504212xsmall1" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/03/istock_000008504212xsmall1-300x199.jpg" alt="istock_000008504212xsmall1" width="300" height="199" />Lütfen kimse alınmasın. Faydalı olabilmesi dileği ile.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1-</strong> Korku imparatorluğu kurar. Yakın, ulaşılabilir, konuşulabilir değildir. Kuralları ve disiplini sadece korku ile uygulatabileceğini düşünür. Pek kimse kenidisiyle karşılaşmak istemez. Bu korkuyu silene kadar da aslında gerçek geri bildirimlere ulaşamamış ve bir çeşit patinaj yaparak hem kendini, hem şirketini yormuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2-</strong> İşin her detayında bulunmak ister, delege etmez. Güvenmez, güvenmek için gerekli eğitimleri de vermez. Üst seviyede olduğu halde her işi kendisi takip etmek ister. Bu da orta-alt seviye müdürlerinin motivasyonunu kırar.<span id="more-588"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3-</strong> Kendisi için geçerli bir nedenle, verilen kararları ezer ve insiyatif kullanmayı sıfıra indirir. Çalışanı ya da alt seviye müdürü aslında kuralı uygular ya da insiyatif alarak bir karar verir. Bu kararları o kadar çok değiştirir ki artık her şey ona sorulmaya başlanır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4-</strong> Rapor almaz, periyodik toplantılar yapmaz, çok yoğundur ya. “Söz, bu yıl kesinlikle bu toplantılar yapılacak” der. Ama yine yapılmaz. Masa başı çözümler yetmez, geri bildirimler toplu ve düzenli şekilde gelmez ve daha çok yorulur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>5-</strong> Üst seviye müdürlerden bilgi alması yeterlidir onun için, orta ya da alt seviye müdürlere kulak kapalıdır. Hiyerarşi anamında doğaldır fakat aldığı bilginin bir kaçının doğruluğunu kontrol etmez ve sağlamasını yapmaz. Sonra da “aaa bu konu bana bu şekilde anlatılmamıştı” der.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>6-</strong> Mavi-beyaz-gri yaka kategorilerinden bir türlü vazgeçmez. İşe değer vermeyince, insana da değer vermez. İnsana değer vermeyince de her yeniçerilerin “kazan kaldırması” gibi olaylarla karşılaşabilir. Ben nerde yanlış yaptım diye hayıflanır, durur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>7-</strong> Çalışanlarının özel yaşamındaki en az bir hobisini bilmez ve destek de olmaz. Bilmez ki özel ve iş yaşamı aslında ayrı şeyler değildir, bir birini etkiler. Çalışanlarının kişisel gelişime katkısı olacak şeylere iş kapsamında olmadığı için pek iyi gözle bakmaz. Bilmez ki işle ilgili “bilgi” den çok yaşama dair algılar performansı daha çok etkiler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>8-</strong> Öncelikleri sürekli değiştirir. “Roadmap” onu için sadece İngilizce bir kelimedir. Stratejik olarak hedefler değişebilir fakat her gün değişirse bunda bir sorun var demektir. Ve kaynaklar verimsizce kullanılmış olur. Yıl sonunda “bu konuyu çok ihmal ettik” cümleleri duyulur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>9-</strong> O andaki ruh hali ve tabi ki algısı ne ise ona göre karar verir, sonra da bu kararı unutur. İşte belki de en can alıcı madde bu. Acemiliğin, aymazlığın en doğal halidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>10-</strong> İşleri proje ve iş planları ile takip etmez. Proje planları yapmak, analizler yapmak, sürekli ölçmek v.s. zaman kaybıdır onun için. Böyle olunca süreçlerdeki gerçek aksaklıkları göremez ve yanlış kararlar verir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>11-</strong> Motivasyon bekleyenlere kızar, “ne motivasyonu işini yapıyorsun” der. Bu, &#8220;köle zihniyeti&#8221; ile çalışanlarından daha çok katma değer bekler ama maalesef alamaz. Bu kelimeye bir gün kendisinin de ihtiyacı olacağını düşünmez.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>12-</strong> Departmanlar arası iletişimin nasıl olduğunu gözlemlemez. Her müdür ya da sorumlunun kardeş kardeş geçindiğini, sürekli birbirlerini bilgilendirdiklerini filan zanneder. Sonra hasırı kaldırdığında, altında ne can alıcı sorunların gizlendiğini, ertelendiğini fark eder.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>13-</strong> Kendi kişilik tipine göre davranır ve herkesten de aynı davranışı bekler. Sadece bu maddeyi yazmak yeterli idi balki de. Kişilik, karakter, empati, duygusal zeka gibi şeyler boştur. Kendisi nasıl istiyorsa işler o şekilde yürüyecektir. Çalışanlar da robottur zaten. Patron hangi “mod”da ise anında o moda geçilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>14-</strong> İşleri ölçülebilir duruma getirmez, değerlendirmeyi de kulaktan duyma bilgilerle yapar. Raporlar, istatistikler, matematiksel hesaplar işin bahaneleridir. İş yapılamıyorsa bunun nedeni sadece çalışanlardır, sistemler, süreçler değil.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>15-</strong> Çalışanları ile hep iş konuşur. Kendisi gibi herkesin işkolik olması gerektiğini düşünür.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>16-</strong> Sonuçlar önemlidir, çabalar değil. O da zaten doğduğu anda her şeyi öğrenmiştir. Tabi ki sonuçlar önemldir fakat çabaların göz önünde bulundurulmaması evrendeki kanunlara ters davranmak demektir. Bilginin, bilincin, sorumluluğun bir anda oluştuğunu zanneder. Kendi geçmişine şöyle bir bakarak hangi aşamalardan buralara geldiğini düşünmez.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>17-</strong> Yönetiminden sorumlu olduğu müdürlerin ya da çalışanların performasını gerçekten doğru ve hakkaniyet ölçüsünde değerlendirdiğini zanneder. Sürekli takip etmez, bilgi toplamaz, ölçmez ama iş karar vermeye gelince insan sarrafıdır ya hemen notunu verir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>18-</strong> “Ama” ile başlayan cümleler bahanedir. Sonuç önemlidir, hikaye dinleyecek zamanı yoktur. Halbuki “ama” ile başlayan cümlelerden o kadar çok şey öğrenir ve işe yarar ki. Ama iki dakika daha dinlemez ve o bilgileri kaçırmış olur. Sonuç odaklı olmayı bu şekilde anlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>19-</strong> Düğmeye basınca tüm yanlış algıları düzelteceğini zanneder. Kendisinin kaç yılda bu algıları düzelttiğini bilmez. Örneğin konu bir işin maliyeti ya da satış yöntemi ile ilgili olabilir. Tüm çalışanları bu algıyı anında öğrenmeli ve uygulamalıdır. Bu konuda zaman vermek, ihmal etmektir ya da öğrenemeyenler aptaldır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>20-</strong> Hangi müdürünün ya da çalışanının işi etkileyecek ne sorunu var? Direkt ya da dolaylı şekilde bunu öğrenmeye çalışmaz. Zamanı yok, saygı duymak gerek!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>21-</strong> Onun için “balık baştan kokmaz”. Dipten kokar, o nedenle yönetim toplantılarında çalışanlar asılır kesilir. Böyle olunca çalışanlar da sürekli arkasından konuşur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>22-</strong> “Sıfır hata” yı o kadar çok teleffuz eder ki. Hata yapmaktan korkan bir ekip daha çok hata yapmaya başlar. Bu, büyük bir yalandır. NASA gibi kuruluşların dahi hata yaptığı bir dünyada hangi sıfırı konuşabilirsiniz. Dünya çapındaki ortalama başarının üzerini hedefleyebilirsiniz, ya da sıfıra yakın olmayı. Ama sıfır hata ile korkutmak ters teper. İsterseniz deneyin. Deneyenleri biliyorum, olmuyor da olmuyor. Çünkü bunu söleyen kişinin kendisi zaten hatalarla dolu olacaktır, hangi seviyede olursa olsun.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>23-</strong> İnsan kaynakları için organizasyonel planlamaya profesyonelce yaklaşmaz. Beklentileri karşılamaz ve yetkinliğe göre iş veremez. Ne cevherler harcar, ne iş bilmezleri gözünden kaçırmıştır ruhu duymaz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>24-</strong> Kim, hangi işten sorumlu ise başka işlere karıştırmaz. “Sen işine bak” der. Böylece kimde hangi farklı, faydalı bilgiler olduğunu bir türlü öğrenemez. Büyük ihtimalle danışmanlar aramaya başlar, çünkü parası çoktur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>25-</strong> Kimin hangi işi, nasıl yönettiğini, neler yaptığını bilmeden gördükleri ve algıladıkları ile müthiş performans kararları verir. Ona göre her yiğit yoğurdu aynı şekilde yemelidir. Sorsanız, “şu müdürünüz ya da çalışanınız günlük, haftalık hangi işleri yapar, takip eder” diye. Emin olun % 30’unu zor listeler.</p>
<p style="text-align: justify;">Başarılar diliyorum efendim.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/bir-yonetici-kendi-kalesine-nasil-gol-atar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaygılar kuşatmadan !</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/kaygilar-kusatmadan/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/kaygilar-kusatmadan/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2009 09:53:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[altruist]]></category>
		<category><![CDATA[Aristo]]></category>
		<category><![CDATA[Descartes]]></category>
		<category><![CDATA[Dokuz Yüz Katlı İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Freud]]></category>
		<category><![CDATA[Gazali]]></category>
		<category><![CDATA[Hegel]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[İra Matathia]]></category>
		<category><![CDATA[Jung]]></category>
		<category><![CDATA[Kant]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı çağı]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[kür]]></category>
		<category><![CDATA[Marian Salzman]]></category>
		<category><![CDATA[Marx]]></category>
		<category><![CDATA[Maslow]]></category>
		<category><![CDATA[Morita terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Merter]]></category>
		<category><![CDATA[narsisizm]]></category>
		<category><![CDATA[Nietzsche]]></category>
		<category><![CDATA[psikospritüel]]></category>
		<category><![CDATA[Spinoza]]></category>
		<category><![CDATA[Yakın Geleceğin Trendleri]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=531</guid>
		<description><![CDATA[Sırada Ne Var? Yakın Geleceğin Trendleri, Marian Salzman ve İra Matathia, 2006 kitabının bir versiyonunu inceleyen Jesse Kornbluth, yazarları “kötümserlik ve korku” duygularını hafife almamaları konusunda uyarmış ve Matthew Ryan’dan alıntı yaparak “İşin için savaşmıyorsun/Yaşamın için savaşıyorsun” dizelerini hatırlatmış. Kornbluth şöyle devam ediyor: “1970’lerde iş dünyasındaki sıçramaların artışı kötü hislerin uzaklaşmasına yola açtı. Kişisel gelişimle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/02/istock_000000776642xsmall.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-538" title="istock_000000776642xsmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/02/istock_000000776642xsmall.jpg" alt="" width="400" height="300" /></a>Sırada Ne Var? Yakın Geleceğin Trendleri, Marian Salzman ve İra Matathia, 2006</strong> </span>kitabının bir versiyonunu inceleyen Jesse Kornbluth, yazarları <strong>“kötümserlik ve korku”</strong> duygularını hafife almamaları konusunda uyarmış ve Matthew Ryan’dan alıntı yaparak <strong>“İşin için savaşmıyorsun/Yaşamın için savaşıyorsun”</strong> dizelerini hatırlatmış.</p>
<p style="text-align: justify;">Kornbluth şöyle devam ediyor: “1970’lerde iş dünyasındaki sıçramaların artışı kötü hislerin uzaklaşmasına yola açtı. Kişisel gelişimle ilgili kitap ve programlar “özsaygıyı” ve teselli edici bir fikir üzerine kurulan bir dünya görüşünü pekiştirdi. Bu avutucu fikir<strong> “ben iyiyim-sen iyisin”</strong> şeklinde ifade ediliyordu. Seligman ise “<strong>biz iyi değiliz”</strong> diyordu. Seligman, zaten gerçek Amerikan iyimserliğinin 1950’lerde kaybolmaya başladığını, şimdi ise tamamen olumsuzluğa dönüştüğünü söylüyordu. Umutsuzluğumuza verdiğimiz tipik tepki etkisini hızla gösteren – alışveriş, seks, heyecan-güdümlü medya, yemek gibi- harici bir <strong>“kür”</strong> aramak olur ve bunun da etkisi hızla geçer ve yeni bir çare aramak zorunda kalırız.”<span id="more-531"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Dr. Mustafa Merter de <strong>“Dokuz Yüz Katlı İnsan”</strong> adlı kitabında, dünyadaki ilişki kategorileri açısından insanın kendi kendisi ile, çevresindeki diğer insanlarla ve maddi alemle kurduğu ilşkileri açısından konuyu ele alarak, bir çeşit hastalığı şöyle ifade ediyor:</p>
<p style="text-align: justify;">“Bireysel açıdan çok derin bir yalnızlık, bu yalnızlığın getirdiği kaygı ve kaygının çoğu zaman öfke ve nefret şekilndeki tezahürü göze çarpmakta. Bu karanlık gölgeler aleminde, altruist sevgi (karşılık beklemeden başkalarına yardım, kendini feda etme anlayışı) artık mümkün olmadığı için, sevgi ihtiyacı kendi kendine giderilmeye çalışılıyor, yani ileri derecede narsisizm yaşanıyor. Acı inanılmaz boyutlara ulaştığı için, aşırı tüketimden sanal zevklere kadar her yola başvuruluyor. Alınan haz yeterli gelmeyince değişik uyuşturucular gibi uyaranlar kullanılıyor.”</p>
<p style="text-align: justify;">Yukarıda bahsedilenler bizi ortak bir noktada buluşturuyor.<span style="color: #800000;"><strong> “KAYGI”</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Sırada Ne Var? Yakın Geleceğin Trendleri&#8221; kitabı da ilk bölümünü buna ayırmış. Aman Allah’ım! Okumaya korkuyorum, o bölümdeki başlıkları okumak dahi  kaygılanmak için yeterli. Yıllar, yüzyıllar boyu <strong>Freud, Jung, Maslow, Nietzsche</strong> diyerek insana dair bir şeyleri anlamaya, anlatmaya çalıştık. <strong>Aristo, Descartes, Spinoza, Hegel, Kant, Marx</strong> diyerek yaşamın gerçekliğine dair felsefeleri de ekledik zihnimize. Sanır mısınız yalnızca burada yazdığım yabancı isimlerin psikoloji,  felsefe ve sosyoloji anlamında tek referans olduklarını. Aksine hemen hepsi dinler felsefesi ve onun psikospritüel hallerinden faydalanmışlardır. Örneğin kaç yabancı ülkede, kaç <strong>“Gazali”</strong> kürsüsü ya da çeviri kitabı olduğunu araştırmanız yeterli, şaşırır kalırsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki bu kadar bilginin tecrübenin sonucunda nasıl oldu da kaygı çağına sıkıştık kaldık?</p>
<p style="text-align: justify;">Burada sözü uzatmanın bir anlamı yok. Hepimiz biliyoruz bu sorunun cevabını aslında. Bilmiyorsak, şu saniyeden başlayarak 24 saate ne yaptığımızı, ne yapamadığımızı listelememiz yeterli. Büyük ihtimalle yanlış bilgi ve algılarla dolu, maddeye, yüzeyselliğe fazlasıyla önem veren, gururu, israfı, sahte heyecanları körükleyen donelerle karşılaşacağız. Bir de tüm bunlarla beraber yeni nesilleri doğru eğittiğimizi filan zannediyoruz. Ve aslında bunların hepsini kavram kargaşası, anlam-sızlık boşlukları içinde yaptığımızı, her kaygımızın bizi, yalancı rahatlık sunan başka kaygısızlıklara sürüklediğini fark ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne kurumlara güveniyoruz ne de insanlara. Tabiattan dahi korkuyoruz. Depremlerden de salgın hastalıklardan da, terörden de. Şirketlerin insanları harcayarak yıllar sonra ekonomik düzeni nasıl alt üst ettiğini görüryoruz ve güvenmiyoruz artık. Tüm bu korkular aslında kendimize olan güvenimizi azaltıyor. Ne hayat bulduğumuz kültüre, ne de genlerimize işleyen tarihimize güvenmiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi daha da korkuya kapılarak, bu kronik kaygı rahatsızlıkları nedeniyle, 40 günlük Morita terapisi için Kyoto’ya gidip bir kiliniğe mi kapanacağız? Parası ve şansı olanlar bunu deneyebilir. İşe ne kadar yaradığını bilmem ama saygı duyarım.</p>
<p style="text-align: justify;">Fark edeceğiniz gibi Seligman’ın <strong>“biz iyi değiliz”</strong> ifadesini daha çok vurgulamaya çalışıyorum MarkaSizsiniz’deki yazılarımda. He ne kadar kelime anlamı itibariyle “pohpohlama” yı çağrıştırsa da.</p>
<p style="text-align: justify;">Düşündüğünüz hiç bir şeyi kaygı aynalarında büyütmeyin. Bilerek kandığımız yalanlardır onlar. Bilginin gerçekliğini keşfedebilmemiz dileği ile.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/kaygilar-kusatmadan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir korku filminde mi oynuyoruz?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2008/07/bir-korku-filminde-mi-oynuyoruz/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2008/07/bir-korku-filminde-mi-oynuyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jul 2008 21:01:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[korku filmi]]></category>
		<category><![CDATA[maske]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/tema/?p=1010</guid>
		<description><![CDATA[En çok neden korkuyoruz biliyor musunuz? İçimizle dışımızın bir olmasından. Düşündüğümüz her şeyi, her cevabı ifade edebilmekten. Bildiğimiz doğruları söylemekten. Gücümüzü, bilgimizi, potansiyelimizi tamamen ortaya koymaktan. Bu listeyi o kadar çok uzatabilir ve her birine o kadar çok örnek verebilirim ki. Korku filminde ounuyoruz, neden böyle? Gelin bakalım.- Biz çocukken anne babamız hep kavga etti [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://bp0.blogger.com/_6Bb_Oe0OclU/SIpFtckLsZI/AAAAAAAAAEQ/UbniqE6rVOY/s1600-h/red_blanket%5B1%5D.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5227066964581265810" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" src="http://bp0.blogger.com/_6Bb_Oe0OclU/SIpFtckLsZI/AAAAAAAAAEQ/UbniqE6rVOY/s320/red_blanket%5B1%5D.JPG" border="0" alt="" /></a><span style="font-family: verdana;">En çok neden korkuyoruz biliyor musunuz? İçimizle dışımızın bir olmasından. Düşündüğümüz her şeyi, her cevabı ifade edebilmekten. Bildiğimiz doğruları söylemekten. Gücümüzü, bilgimizi, potansiyelimizi tamamen ortaya koymaktan. Bu listeyi o kadar çok uzatabilir ve her birine o kadar çok örnek verebilirim ki. Korku filminde ounuyoruz, neden böyle? Gelin bakalım.<span style="color: #cc0000;"><strong>-</strong> </span>Biz çocukken anne babamız hep kavga etti ve ayrıldılar diyelim. Kardeşlerimizden de ayrıldık ve aile parça parça oldu diyelim.( Allah korusun) Ölene kadar güven sorunu yaşayabiliriz. En yakınlarımıza ve kendimize. Hep bir telafi etme hırsı ile etrafımıza saldırabiliriz. Ha bir de bunu saklarız, içimizde en derin bir yerlerde. Bu açığı başka lanlardaki başarılarla atlatmaya çalışırız. Kimse çakmasın diye. Aslında bir çok kişi bilir ve bunu o kişiye söylemkten de korkarlar. Alın size karşıklı korku filmi.</p>
<p><span style="color: #cc0000;"><strong>-</strong></span> İlk öğrenim yıllarında derslerinizin pek de iyi olmadığını ve sıfırcı ( belki de eli sopalı) hocaların tezgahından geçtiğini varsayalım. Ne aileniz destek oldu ne de öğretmeniniz. Okuldan, sınavdan, kitaptan v.s. eğitim ve öğretime dair bir çok şeyden korktunuz. Yani başarmaya kalkışmaktan bile korktunuz aslında. Karşınızda <span style="color: #3366ff;"><strong>&#8220;başarısızlık&#8221;</strong></span> riski var diye. Buyurun size yine korku filmi.</p>
<p><strong><span style="color: #cc0000;">-</span></strong> Küçükken bir arkadaşınızdan dayak yediniz. Mahalle çeteleri vardı ve kendinizi bir türlü ifade edemediniz. Belki ömür boyu arkadaşlık, dostluk kurmaktan korktunuz.</p>
<p><strong><span style="color: #cc0000;">-</span></strong> Bir sesten, bir mekandan, bir kokudan korktunuz. Ve bu korkularınızı ne kimseye söylediniz, ne de kimse size sordu. Sakladınız, beraber büyüdünüz ve daha da korktunuz.</p>
<p><strong><span style="color: #cc0000;">-</span></strong> İş yaşamında yanlış yaptınız, bir daha, bir daha yaptınız. Ve hepsinde de yol gösteren, eğiten değil de ağzını açıp gözünü yuman müdürlerle, patronlarla karşılaştınız. Ve artık hata yapmaktan korktunuz. Yine yanlış yaparım korkusu ile yeni bir sorumluluk almaktan da korktunuz. Buyurun kariyerinizin korku filmine.</p>
<p><strong><span style="color: #cc0000;">-</span></strong> Süper zekisiniz, analitik düşünüyorsunuz, acaip yaratıcı fikirler var. Patronunuza yalakalık için değil de gerçekten şirketin karlılığı, verimliliği için öneriler sunuyorsunuz. Ya da sunmaya çalışıyorsunuz. Üst yönetim ya da orta kademe müdürler sizin gibi bir çömezi takmıyor değil mi. İşte, öneri getirmekten, fikir sunmaktan da korktunuz.</p>
<p><strong><span style="color: #cc0000;">-</span></strong> Girişim yaptınız, batırdınız. Halbuki gemileri yakmıştınız büyük bir cesaretle ama planladığınız gibi olmadı. Aslında cahil cesareti idi ama içinizden geleni yaptınız. Sonuçta belki 2 yı çalışarak ödeyebileceğiniz bir borca girdiniz. Bir daha mı, tövbe diyerek korktunuz. Çevreniz de aynen şöyle dedi &#8220;Eeee biz sana söylemiştik&#8221; Kendinizden, fikirlerinizden, projelerinizden, yaratıcılığınızdan korktunuz.</p>
<p>Bu kadar korku faktörü ile nasıl kişisel marka olunabilir ki! Özelliklerinizin, kabiliyetlerinizin, güzel kalbinizin yüzde kaçını sunabiliyorsunuz insanlara. Bundan bile korkuyorsunuz, yanlış anlaşılır diye.</p>
<p>Hangi birini anlatayım, o kadar çok ki. Oturun, korkularınızı siz düşünün. Neredeyse hayatımızı bir korku filmi gibi yaşıyoruz. Eşimize, çocuğumuza, anne ve babamıza dahi içimizden geçeni hemen aynı şekilde söyleyemiyoruz. Uygun zamanı ve zemini bekliyoruz. Bir de bakıyoruz ki, o zaman ve zemini bir türlü tutturamayarak büyük gedikler açmışız iletişim kalemizde.</p>
<p>En başa dönersek, bu korkular nedeni ile içimizi dışımıza çok az yansıtabiliyoruz. Gülmüyoruz, ağlamıyoruz, sevemiyoruz, bağıramıyoruz. Belki de dinimizi de, dilimizi de, ırkımızı da, kültürümüzü de, politik görüşümüzü de, geleneklerimizi de, geleneksek kıyafetlerimizi de bir çok şeyi saklıyoruz. Çünkü ayıplanmaktan, baskı altına alınmaktan korkuyoruz. Ve maskelerle dolaşıp duruyoruz ortalıkta.</p>
<p>Bu korkularla, bu maskelerle, içi dışı farklı olmakla ne marka olunur ne de mutlu bir hayat yaşanır. Olsa olsa bir korku filminde ucuz oyuncu olunabilir. Şunu asla söylemiyorum. Diplomatik olmamak, akıllıca davranmamak, içinden geçen herşeyi herkese, her yerde her zaman söylemek değil demek istediğim. Bilinç altımızdaki korkularla yüzleşmek ve bu korkuların bizi yönlendirmesine izin vermemek. Nasıl olacaksa?</p>
<p>Bu yazı da çok korkunç oldu sanki. Ama yüzleşmek için bir kapı olabilir.</p>
<p><span style="font-family:verdana;">Saygı ve sevgiler sunuyorum korkusuzca.</p>
<p></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2008/07/bir-korku-filminde-mi-oynuyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
