Her insanın doğuştan bir marka değeri taşıdığını düşünüyoruz. Kişiliğin oluşması ile birlikte, eklenen eğitim ve tecrübeler bizi yaşamda bir noktaya getirir. Bu noktaların her hangi birinde “durun, marka sizsiniz” diyoruz.
devamı için tıklayınız!

  • Hayrettin Karaca, “Olanın olmayana, bilenin bilmeyene borcu var”


    "Yıllardır çevre konusunda yaptığı eylem, konuşma ve projelerle ülkemize çok şey kazandırmış, melek kıvamında bir insan. Her zaman tükemi kültürünün bağımlılık yaratan alışkanlıklarına karşı durarak düşüncelerini kimseden kormadan ifade eden bir kişi Hayrettin Karaca. "

  • Üzeyir Garih


    1929’da İstanbul’da doğdu. 1951 yılında İ.T.Ü.’den Makina Yüksek Mühendisi olarak mezun oldu. 1954 yılına kadar Carrier Corp. Türkiye Şubesi’nde Tesisat Mühendisliği görevini sürdürerek bu konuda ihtisas sahibi oldu. 1954 yılında İshak Alaton’un teklifi ile iki kişilik Alarko Kollektif Şirketi’nin eş ortağı olarak faaliyete başladı.

  • Rosa Louise Parks


    Rosa Louise Parks (4 Şubat 1913 – 24 Ekim 2005) ABD vatandaşı insan hakları savunucusu. Rosa Parks ABD'de Alabama eyaletinde doğdu. 1943'te Amerikan Yurttaş Hakları hareketine katıldı. 1955'te Alabama eyaletinde, zencilere uygulanan ayrımcılığa karşı tavır koyarak sonrasındaki hareketin başlangıcını yapan kişi oldu.

  • Emrah Yücel


    Biri edebiyat diğeri sinema alanında yaratıcılıklarını gösteren iki köy enstitüsü öğretmeninin oğluydu. Hem para kazanacak hem de sanat yapacaktı. Her şeyden önemlisi çabucak başarılı olacaktı. Bir çocukluk arkadaşının söylediği şu cümle kişiliği hakkında önemli bir ipucuydu: ‘Emrah saklambaç oynarken hiç gizlenmezdi...

  • Ahmet Ertegün


    14 yaşındayken annesi, Cootie Williams'ın enstrumental West and Blues albümünü ve kayıt yapabilen bir plak makinesini ona hediye eder. Ertegün bir yandan çalarken kendi yazdığı sözleri mikrofona okuyor ve bunları kaydediyor, abisi Nasuhi Ertegün ile birlikte odalarında sevdikleri müzikleri dinliyorlardı. "16 yaşındayken bir pop müzik uzmanı sayılabilecek kadar bilgim...

  • Prof. Dr. Mehmet Öz


    Prof. Dr. Mehmet Öz, 11 Haziran 1960'da babasının görev yaptığı Cleveland'da doğdu. 1982'de Harvard Üniversitesi'ni bitirdi, 1986'da Pensilvanya Üniversitesi'nden tıp doktoru unvanını aldı. Halen Columbia Üniversitesi Irwing Kalp Cerrahisi Profesörü olan Öz, ayrıca aynı üniversitenin Tamamlayıcı Tıp Programı'nın kurucusu.

  • Tony Buzan


    1942’de Londra’da doğdu. Zihin Haritaları’nı dünyaya öğreten kişi. 2006’da bu konuda kendi yazılım paket programını çıkardı. Bazı tespitleri; • Üzerinde yatırım yapmayı düşündüğünüz bir şey varsa; o beyin olmalı... • Hayvanlar ve çocuklar en iyi eğitmenlerdir; onları izleyin ve öğrenin.

  • Cem Kozlu


    Cem Kozlu 1946 yılında İstanbul'da doğdu. Robert Kolej'den sonra üniversite öğrenimi için ABD'ye gitti. 1986-1988 arasında Komili Holding Genel Müdürü olarak görev yaptı. Kozlu, 20 Ekim 1991 genel seçimlerine kadar THY Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı olarak hizmet verdi. Daha...

  • Richard Branson


    Sir Richard Charles Nicholas Branson (d. 18 Temmuz 1950 Shamley Green, Surrey, İngiltere), İngiliz yatırımcı, işadamı, 350'den fazla şirketi bulunan Virgin şirketler grubunun CEO'su. İlk ticari başarısını henüz 16 yaşında iken çıkardığı Student adlı dergi ile kazandı.

  • Muzaffer Akpınar


    1962 doğumlu, Saint Michel Fransız Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi mezunu olan Muzaffer Akpınar, evli ve iki çocuk babasıdır. İş hayatına 1986 yılında Penta Tekstil’in kurucu ortağı olarak başlayan Akpınar, 1993 yılında KVK Mobil Telefon Hizmetleri AŞ’nin CEO görevini üstlenmiştir.

Bir süredir blogunuza yazmıyorsunuz sanki, hersey yolundadır umarım?

Haftaya başlarken Marka Sizsiniz’i takip eden bir arkadaştan böyle mesaj almak ne güzel. Aslında yazmayalı daha bir hafta oldu fakat o kadar çok yazıyorum ki, neredeyse her gün yazı beklenir oldu. 4 aylık süre içerisinde 136 post oldu sanırım. Üretmek ve paylaşmak ile ilgili bir sorun yok. Yazmak için sırada bekleyen o kadar çok konu var ki. Hatta o kada çok yazılmış düzenlenmeyi bekleyen yazılar var ki. Ama bildiğiniz gibi sebepler, bahaneler, zorluklar dünyasında yaşıyoruz. Bu nazik mesajdan yola çıkarak Marka Sizsiniz’in son durum raporunu siz değerli okuyucularıma iletmek istedim.
» yazının devamı

Nurhayat İnan’dan hayat dolu 20 öneri !

- Bütün olumsuz tecrübeleri unutun. Çözüme odaklanın.

- Kendinizle iyi iletişim kurun.- Ertelemeyin.

- Kesin olarak istediğiniz şeyin ne olduğunu düşünün.

- Dost sohbetlerinde başarılarınızdan söz edin.

- Her ne istiyorsanız, onu olmuş gibi hayal edin.

- Enerjinizi çoğaltın; enerji kaçaklarından kurtulup yeni enerji desteklerine başvurun.

- Fazla eşya başarıyı kendinize çekme yeteneğini azaltır.Doğa boşluklardan nefret eder, yani hayatınızda yeni bir şey istiyorsanız, onun için yer açmalısınız.

- Para sizin için çalışmalıyken niçin siz para için çalışasınız.

- Yaşamınızda denge ve denetim kurun. Zaman yaratmanın sırlarını öğrenin.

- Gerçekten önemli olana odaklanıp, farkına varmadan yaşamınızı tüketen zaman kayıplarını yok edin.

- Destek ağı oluşturun.

- Evet ya da Hayır’lara dikkat edin. Sınırlarınız belli olsun.

- Geleceğinizi planlayın

- Dil kodlamalarına dikkat edin.

- Yaşamınızda ne eksikse ona kanalize olun.

- Doğru sorular sorun

- Derin dinlemeyi öğrenin.

- Kendinizle gerçekten ilgilenin, Gereksiz stresten nasıl kurtulacağınızı, tükenmişliği nasıl uzaklaştıracağınızı ve kendinizi lüksle nasıl kuşatacağınızı öğrenin.

-Yaşamınızı mümkün olduğunca sadeleştirin ve zaman zaman sağlamasını yapın
Küçük molalar verin.

YAŞAM KOÇLUĞU, HAREKETE GEÇMEYE İSTEKLİ OLAN HERKESTE İŞE YARAR. ELBETTE YAPMANIZ GEREKEN BİR GÖREV VARDIR AMA BU GÖREV AMAÇLARINIZA ULAŞMAK İÇİN MÜCADELE ETMEYE ODAKLANMAK DEĞİLDİR. TERSİNE, ŞU ANDA OLABİLECEĞİNİZ EN İYİ İNSAN OLMAYA ODAKLANACAKSINIZ. KENDİ HAYATINIZ ÜZERİNDE ÇALIŞMAK, YAPABİLECEĞİNİZ EN DOYURUCU ŞEYDİR. İSTEDİĞİNİZ ŞEYİ KENDİNİZE ÇEKMEYİ DENEYİMLEDİĞİNİZDE, BAŞARIYA ULAŞMAK İÇİN KULLANMIŞ OLDUĞUNUZ ESKİ YÖNTEMLERE DE ASLA GERİ DÖNMEK İSTEMEYECEKSİNİZ.

Nurhayat İnan
H.Y.T. KOÇLUK&EĞİTİM&DANIŞMANLIK
www.hayatkoc.com

Girişimciler, önce kişisel markanızı keşfedin!

“Nedenlerini, niçinlerini tartışmanın pek de bir anlamı yok. İflah olunmaz bir hastalık gibi ama yapan için büyük bir tatmin duygusu barındıyor.”
Siz de bu cümleye katılıyorsanız girişimcisiniz demektir. Tamam “girişimcisiniz” ama en nihayetinde etten kemikten bir insansınız. İster zengin olun, ister milyonlarca dolar yatırım bulmuş olun, isterse bilmem kaç kişilik ekibiniz olsun. En başta kendinize sormanız gereken soru şudur; “kişisel marka duruşum nasıl?” Bu soruyu kendinize sormayı akıl edebildiniz ise ve süreklilik arz ediyorsa başarılı olma ihtimaliniz de yüksektir. Neden mi, bakalım.
Girişimciler genelde hırslı insanlardır, hırs da doğru yönlendirilemiyor, kontrol altına alınamıyorsa külliyen zarar getirir. Özellikle bizim gibi Akdeniz mizaclı insanlar bu hırsın üzerine bir de acelecilik eklerler. Gerisini siz düşünün. Buraya hepsini yazamayacağım bu gibi alışkanlıklar nedeni ile ilk girişimler genelde acı-tatlı bir hatıra olmaktan öteye gidemez. İşte tam bu noktada gözden kaçan şey yaşamın ta kendisi yani “kendimiz” olur. Genel durumu özetleyerek devam edelim;
- Yaş 25-40 arası değişebilir (küçük ya da büyük olanlar alınmasın lütfen)
- % 95′i aslında bir yerlerde kariyerine devam etmek zorundadır.
- Aslında 6 ay kadar dahi cepten yiyebilecek durumu yoktur bir çoğunun.
- Hevesimiz, fikrimiz vardır ama birileri tarafından sorgulanmış bir iş planı dahi yoktur.
- Daha önce yaşanmış bir tecrübe de yok denecek kadar azdır.
Bu liste devam edebilir fakat şimdilik yeter. Bu durumdaki girişimci arkadaşım kendine şu soruları sürekli sorarak kişisel markalaşma planı yapabilmiş midir acaba! İşte sorular;
- En önemli soru; şu anda bu girişimi yapmak zorunda mıyım? Yoksa 20′li yaşlardaki garaj hikayeleri mi beni zorlamaktadır !
- Yapacağım girişim konusunda yeterince bilgi sahibi miyim? Değil isem bilgisi olanları yönetebilecek kadar tecrübem, kapasitem var mı? Damarlarımdaki kanda yüzde kaç koçluk, liderlik oranı mevcuttur?
- Hayallerim, yaşamımdaki gerçek hedeflerim midir ve bu hedeflerim bir yerlerde yazılı mıdır? Ve bu hedeflerim hakkında kaç kişi beni gerçek anlamda eleştirmiştir?
- Hayatımda okuduğum kitap, tanıştığım insan, gezdiğim farklı yer sayısı ne kadardır? Buna göre entellektüel iletişim kapasitem nedir?
- İletişim kurma yeteneğim nedir? “Asla Yalnız Yeme” adlı kitabın adını duymuş muyumdur? Duydum ise okudum mu, okudum ise, kendime kaç puan vermişimdir?
- 10-15 yıllık iş tecrübem var ise şu ana kadar kendime nasıl bir sosyal network kurabilmişimdir?
- Dostluk, arkadaşlık adına örneğin işsiz ya da parasız kalsam benim için çırpınacak insan sayısı kaç kişidir?
- İnternet dünyasında sosyal medya uıygulamalarındaki yerim nedir? Kendimi ne kadar ifade etmişimdir?
- Konuşma, yazma, vücut dili yeteneklerim ne durumdadır?
- Kendimi bir iki cümle ile “elevator speech” şeklinde anlatabilir miyim?
- Sadece yaratıcı fikirlerime mi güvenirim, yoksa uygulama kısmında hızlı ve tecrübeli miyim?
- Özel yaşamımda finansal olarak bugüne kadar kaç kez battım? Örneğin kredi kartlarından. Şu andaki finansal planlamam nedir?
Son madde olarak kısaca, adım bir yerde geçtiğinde başkalarının zihninden geçen nedir?

Bu liste uzayıp gider. Büyük kısmına da olumsuz cevaplar verileceği de bir gerçektir. Lütfen yanlış anlaşılmasın “her şey dört dörtlük olursa girişimcilik güzeldir” demek istemiyorum. Ama kervanın yolda düzelemeyeceği durumlara düşmemek için bunların hepsini sorgulamak gerekir.

1- Girişiminiz adına kişisel katkı sağlayabileceğiniz güçlü yanlarınızı ortaya koyun. Topluluk önünde konuşmaktan, çözüm üretmekten, güzel yazılar yazabilme yeteneğinize kadar. Sizin dahi bilmediğiniz güçlü yanlarınızı fark edeceksiniz ve daha da geliştireceksiniz.
2- Köşenize, kabuğunuza kapanmayın. Çıkın sahneye ve anlatın hem kendinizi, hem de girişiminizi. Sosyal medya siteleri yeter, artar bile.
3- Özel yaşamınızda ve aile ilişkisindeki dinamikleri atlamayın. Zamanınızı, enerjinizi tamamen projenize harcarsanız psikolojiniz ne hale gelir bilmem. Ve arkasından başarısızlık.
4- Açık olun, kendinizi mütevazi bir şekilde daha çok anlatın, tanıtın. Doğru bilgi vermek önemli.
5- Danışın, sürekli danışın, sorun ve araştırın.
6- Her şeyin sizin etrafınızda döneceğini düşünmeyin. Aksine sürekli bir şeylerin etrafında döneceksiniz. Kendinizle yüzleştiğinizde bir çok adımınızın gereksiz olduğunu göreceksiniz. Sizi oyalayacak yer, kişi ve olayları takip etmekten vazgeçin.
7- Gemileri yakmayı unutun. Öyle bir duruş sergileyin ki, başka kişiler, başka firmalar sizin için gemileri yakmaya hazır olsun.
8- Ticari fırsatları gözlemleyin, hava atacağınız ortamları değil.
9- Kimseye çaktırmadan en kötü sonuca hazırlıklı olun, kriz yönetim planınıız yedekte dursun.
10- Hiç
bir şeyin sizden, yaşamınızdan daha değerli olduğunu unutmayın. En önemli proje sizsiniz aslında. İlk pazarlama planınızı kendiniz için yapın.
Sürekli ve tekrar, tekrar okumak gerek. Özellikle girişmcilerin, yöneticilerin yaşamdaki duruşlarını, düşünme ve karar verme yöntemlerini incelemek gerek. “Ben yaptım oldu, para zoruyla da olsa bu girişim olacak” dememek gerek. İnternet dünyasında, bu konu hakkında o kadar çok yazı var ki artık. Okuyun, not alın, ve siz de yazın hem başarılarınızı, hem de hatalarınızı.
Unutmayın, “marka sizsiniz…!”
*** Bu yazı http://www.webgirisim.com adresinde de yayınlanmıştır.

Yaşamınızın en iyi versiyonu

Dünyaya geliş amacınızı hiç düşündünüz mü?
Diyelim ki, hayattaki nefes alma süreniz doldu ve öbür dünyaya gittiniz. Sizi bu dünyada çok büyük işler başarmış birisi karşıladı. Örneğin; Atatürk, Edison, Newton, Nobel, Galile, Einstein veya Mimar Sinan… Size ne söylemesini isterdiniz? Lütfen bir an için okumayı bırakın, gözlerinizi kapatın ve durumu hayal edin. Size ne denmesini isterdiniz?
Eminim bir cevabınız vardır. Cevap her ne olursa olsun, önemli olan var olması. Eğer cevabınız yoksa bunu hemen düşünmeye başlasınız iyi edersiniz, derim. Burada en ideal cevap, “Aferin evlat, iyi iş başardın” olurdu.
Yaşam, sadece doğumlu ölüm arasındaki çizgiden ibaret değildir. Önemli olan bu iki nokta arasındaki noktaların sayısı ve nitelikleridir. Bunun üzerinde düşünmeniz, ne yaptığınızı, ne yapacağınızı tekrar gözden geçirmeniz gerekir. Tekrar diyorum; çünkü dünya durağan değil, çünkü hayat sürekli değişmekte ve gelişmekte, çağdaş yaşam bizleri sürekli olarak bir yerlere doğru sürüklemekte ve dolayısıyla bizler de bununla uyum içinde, hemen her gün değişmekteyiz. Bu değişim içinde önemli olan en iyiyi, en güzeli, en doğruyu, en zekice olanı, en keyif vereni; hayat geminizin dümenini çağdaş yaşamın delice esen rüzgârlarına bırakmadan yaşamaktır. Yani yaşamınızın dümenine geçip en iyi versiyonuna ulaşmak hepimizin hakkı.
Peki, bunu nasıl yapacağız? Kendi kendimize bunu nasıl yapabiliriz? Bunun bir yolu, yöntemi var mıdır? Elbette vardır? Hem de çok basit deyip,size kısa bir formül vermemi beklemeyin. Çünkü bu potansiyel herkesin kendi içinde zaten var. Bunun cevabı ne bende, ne de bir başkasında olamaz. Sadece sizde.
Şimdiye kadar ki tüm yanılgımız yanıtların yaşamımızı değiştireceğini sanmamızdandır. Oysa önemli olan sorulardır. Doğru sorular, sihirli sorular, bizi ileriye taşıyan, çözüme odaklı sorular. Yani bir nevi kendi kendinize koçluk yapmanız, doğru sorular sormanız, iyi seçimler yapmanız, kendinizi tanımanız, ne istediğinizi hem de gerçekten neyi istediğinizi bulmanız, sizi engelleyen noktaların ne olduğunu tespit etmeniz, bunlar üzerine odaklanıp, yeni yeni şeyler denemeniz, kendinizi sürekli kontrol etmeniz…
Takılıp kalmak, işin içinden çıkamamak, neden-niçin sorularıyla boğuşmak, çünkü cevabına ulaşamamak, sürekli didinip yorulmak ve sonunda pes etmek bu yüzdendir. Hep bunlar kendi kendinize doğru sorular soramadığınız için olur.
Bu işi profesyonelce yapan hayat koçları sizlerin yaşam amaçlarınızı bulmanıza, vizyonunuzu belirlemenize, hayatınızın tüm yaşam alanlarında (iş, para, kariyer, aşk hayatı vs.) arzuladığınız gibi bir hayata kavuşmanızda size yol arkadaşlığı yaparken asla sorularınıza cevap vermezler. Ama büyülü soruları ile sizin içinizdeki cevheri çıkarmanıza yardımcı olurlar. Ayrıca hayat koçları kişilere sadece profesyonel olarak yardım etmekle kalmaz, kişinin kendisine koçluk yapması için nasıl bir yol izlemesi gerektiğini de öğretirler. Bir kez koçluk hizmeti alan kişi, artık kendisine ne sorular soracağını bilir, yaşamının nasıl en iyi versiyonuna ulaşacağını, bunu nasıl devam ettirebileceğini de…
Kendi kendinize doğru sorular sorabildiğiniz oranda ilerlersiniz, farkına varırsınız, vizyonunuzu belirlersiniz, kısaca yaşamınızı daha kaliteli hale getirebilir, hatta bir marka olursunuz.
NURHAYAT İNAN
YAŞAM KOÇU
*** Sevgili Nurhayat İnan’a bu değerli yazı için teşekkür ediyorum. Faydalı olabilmesi dileği ile. M.E.

ISRARLA …

Kulağıma gelen bir bilgi. Ne kadar doğru bilemiyorum. İnsan fizyolojisi,biyolojisi “21 gün” aynı şeyleri yaparsa otomatik alışkanlık halini alıyormuş. Aynı saatte uyuma, uyanma, yemek saati, v.s. Bunu diyet yapan bir arkadaştan duydum. Yani ”ısrar” ın ”tekrar” ın gücü. Hani halk dilinde derler ya birine 40 gün boyunca ”deli” desen, olur diye. Sözün gelişi ama işin gereçeği de kişisel marklaşma uygulamaları açısından bu şekilde.Israrla aynı duruşu sergilemek, aynı güçlü yanları ortaya koymak, ısrarla sahnede olmak, bıkmadan tekrar etmek. En başta bu durumu kendimize kabullendirmek ve bir karakter haline getirmek. İnsan bir yandan çok zor, bir yandan da çok kolay alışan bir varlık. Algıyı değiştirmek de böyle bir şey. Önce kendimize, sonra olaylara bakış açımızdaki algı yanlışlığı bu şekilde düzeltilebiliyor.

Tabi ki aynı yanlışları sürekli yapmak da markanızı ne hale getirir bir düşünün. Bazen haksızlığa uğradığınızı düşünerek “ama ben böyle bir insan değilim ki“ diyebilirsiniz. İletişimde verdiğimiz mesajın nasıl algılandığına göre bize değer biçilir. Kimse müneccim değildir ki sizin kalbinizden, içinizden geçenleri anlasın. Her gün yaptığımız aynı şeyleri yazalım, bence çok iyi anlarız durumu.

Kişisel markalaşma stratejilerinizi uygularken en iyi yöntem “az” ile başlamaktır. Her gün 10 dakika kitap okumaktan, networkünüzden en az bir kişi ile her gün telefon görüşmesine kadar. Osmanlı padişahlarından birinin ajandası varmış. Her ülkenin sultanının, prensinin tahta çıkış tarihinden, özel bayramlarına, o kişilerin hobilerine varana kadar not alırmış. Ve o tarihlerde, o kişiye en sevdiği hediyelerden göndererek iletişimi az dahi olsa sürdürürmüş. Diplomatik bir alışkanlık belki ama incelersek görürüz ki; devletlerin de, şirketlerin de, kişilerin de marka olma konusunda yaptıkları, özellikle de yanlış adımları hep aynıdır. Çünkü bu alanların hepsindeki en başta gelen aktör “insan“ dır.

Öğrenme süreci bilimsel olarak da tekrarın önemini vurgular. Bir çocuğa nasıl konuşacağını, nasıl oturulacağını öğretemezsiniz aslında. O, herşeyi sizden her gün ısrarla, aynı şekilde görür ve tekrarlar, öğrenir ve bozulmamak üzere kalıp halinde kalbinde, beyninde bir yerlere yazar. Ve büyüyünce daha etkin bir şekilde kullanmaya başlar.

Bazı önemli tekrarları gözden geçirelim.

- Yönetici iseniz çalışanlarınıza her gün küçük dahi olsa ne kadar motiv edici “koç“ luk yapıyorsunuz?



- Girişimci iseniz, yeni projenizde hangi yanlışları ısrarla yapmamaya çalışıyorsunuz, yeni olarak neler uyguluyorsunuz?- Anne baba iseniz, çocuğunuzu dört duvar arasına hapsetmedğinize emin misiniz? Onun yaşam algısını ne kadar renklendirebiliyorsunuz? Yoksa hep yorgun musnuz?

- İş hayatına yeni atılan biri iseniz bilmediğiniz yabancı dil ile ilgili her gün kendinize kattığınız bir şey var mı, bir de daha iyi konumlara gelmek istiyorsunuz değil mi?

- Çok kitap okuyan, güzel yazılar yazan kapasiteli bir insansınız. Ama bunu sadece eşiniz ve çocuklarınız biliyor değil mi? En son nereye bir makale gönderdiniz, kime kendinizi tanıttınız? İnternette ne kadar varsınız? Bir bog açmak kadar basit bir şey var mı örneğin.

- Hayatta gün görmüş, değişik darbeler almış artık yoğurdu da üfleyerek yemek isteyen bir insan iseniz, çözümü yeni insanlarda, değişik ortamlarda ne kadar arıyorsunuz* Yoksa hala aynı şeylerden mi yardım umuyorsunuz?

- Her gün “Marka Sizsiniz“ ifadesini ne kadar hatırlıyorsunuz ve bilinçli bir farkındalık ile stratejinizi, planınızı gözden geçiriyorsunuz?

Üzerinizdeki tehikeli, yanlış, marka değerinizi alçaltan etiketlerden lütfen kurtulun. Yeni etiketleri yapıştırın. Eskilerden önemli olanları da güçlendirin. Her hangi biri sizi anlatmak istediğinde bu etiketleri kullanacaktır, emin olun.

Son örnek, bu proje ile ben 2 aydır ısrar ediyorum aslında

“marka sizsiniz, reklamınızı yapın“ diye.

Saygılarımla.