<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MarkaSizsiniz &#187; Kişisel Markalaşma</title>
	<atom:link href="http://www.markasizsiniz.com/etiket/kisisel-markalasma/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.markasizsiniz.com</link>
	<description>Just another WordPress weblog</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Jul 2010 03:12:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Kişisel markalaşma yolundaki 10 tuzak!</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/kisisel-markalasma-yolundaki-10-tuzak/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/kisisel-markalasma-yolundaki-10-tuzak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Jul 2010 03:11:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[tuzak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=1001</guid>
		<description><![CDATA[ 1- Kendini tanıma çilesi: Yapacağınız SWOT çalışmalarından kişilik ve davranış testlerine varana kadar birçok şey size bu konuda yardımcı olacaktır. Fakat siz sürekli geliştiğiniz ya da dönüştüğünüz için tüm bunlar net bir anlam ifade etmeyecektir. Bir insanı tanımak, kainatı keşfetmek kadar zordur bence. Eksik, zayıf ya da güçlü yanlarınızı listeyebilir ve üzerinde çalışabilirsiniz. Fakat bu çalışma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"> 1- <span style="color: #800000;">Kendini tanıma çilesi: </span>Yapacağınız SWOT çalışmalarından kişilik ve davranış testlerine varana kadar birçok şey size bu konuda yardımcı olacaktır. Fakat siz sürekli geliştiğiniz ya da dönüştüğünüz için tüm bunlar net bir anlam ifade etmeyecektir. Bir insanı tanımak, kainatı keşfetmek kadar zordur bence. Eksik, zayıf ya da güçlü yanlarınızı listeyebilir ve üzerinde çalışabilirsiniz. Fakat bu çalışma sizi kendinizle çok fazla uğraştırmamalı, savaştırmamalı. Tam tersi, bir çocuğu terbiye eder gibi yaklaşmalı insan kendisine. Bazen sert, bazen tatlı ama ısrarla hatırlatarak, öğreterek. Bu konuda başkalarına kulak verin ama sakın ola kalbinizi okur gibi sizi değerlendirenlere aldanmayın. Kendiniz gerçek anlamda bir mentor, koç bulun.</p>
<p style="text-align: justify;">2- <span style="color: #800000;">Network oluşturmak, sosyal olmak:</span> Sosyal olacağım, bir sürü insanla tanışacağım, kendimi lanse edeceğim, çevre yapacağım, hava atacağım diye o parti senin, bu gezi benim diyerek her şeye koşarsanız hiçbir yere varamazsınız. Aslında kendinizden, sıfır noktanızdan uzaklaşmış olursunuz. Önemli kişiler, gerekli organizasyonlar, verimli muhabbetler sizin için yeterli. Sosyal medya denilen platformların da doğru kullanılmadığı takdirde nasıl boş işler olduğunu biliyorsunuz zaten. Realite şudur; herkes önce kendi nefsini, çıkarını düşünür. Sana sıra gelene kadar yaşlanmış olabilirsin. Her şey ve herkes değil çok azı aslında sizi ilgilendiriyor. Eğlence konusunda da, sosyal ağ oluşturma konusunda da “az” olanın gücünü keşfedin.</p>
<p style="text-align: justify;">3- <span style="color: #800000;">Ah şu hedefler:</span> Bir türlü tutturamıyorsunuz değil mi? Çünkü maymun iştahlılık, hayalcilik, ölçememek ve az da olsa devam etmemek gibi sorunlarınız vardır eminim. Bende de var çünkü. Azaltın, yavaşlayın, &#8220;odaklandım&#8221; derken hayatı kaçırmayın, arada bir uzaklaşın ve uzaktan bakın hedeflerinize. Merdiveni yanlış duvara dayamış dahi olabilirsiniz. Bunu anlamak için 35-40 yaşını beklemeyin. Herkese de dillendirmeyin, zaten büyük ihtimalle ya anlamayacaklar ya da kıskanacaklardır. Sadece “yapın”, her gün az da olsa bir şeyler yapın hedefleriniz için. Çok uğraşmayın ama yazın, çizin, takip edin, çetele tutun, zekanıza çok güvenmeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">4- <span style="color: #800000;">Tutku esareti:</span> Sevdiğiniz, tutkuyla bağlı olduğunuz bir iş, kişi, hobi ya da hedef, onun esiri olmanızı gerektirmez. Faydası ölçüsünde bağlanmak gerek. Örneğin avcılık tutkusunun, bir hastalık gibi olduğunu duymuşumdur. Kumarbaz kumarı bırakır ama avcı, avcılığı bırakamaz derler. Ya da girişimcilik tutkusu diyelim, fark etmez. Kişisel marka özelliği gibi algılansa da tutkunuz, ömür harcamaya, uğruna bir şeyleri feda etmeye değer mi bir bakın derim.</p>
<p style="text-align: justify;">5- <span style="color: #800000;">Duruş, denge, kıvam:</span> Bu üç kelimeyi korumak çok zor, bilirim. Her an, bir kişi, bir olay, bir haber kimyanızı alt üst edebilir. Ve kendini toparlama süresi. Bu çok fazla yaşandığında irade iyice zayıflar. Genelde kişiler bunu yapar ve onlara hiçbir şey olmaz. Çünkü onların kişisel markalaşma sürecinde ideal bir insan olma diye bir hedefi yoktur. Bir çayın kıvamını, bir terazinin dengesini ve bir viyadük sütununun duruşunu düşünün. İç dünyanıza ait disiplini değil başkası, siz dahi bozamazsınız. Yasaktır, çünkü toplumsal vicadana ve tabiattaki kanunlara da aykırıdır. Negatif enerji saçan ve sizin enerjinizi sömüren her şeyi tespit edin ve uzaklaşın ondan her ne ise.</p>
<p style="text-align: justify;"> 6- <span style="color: #800000;">İyimserlik:</span> Kendine ve dolayısıyla başkalarına iyimser davranmayı seçen bir insanım genelde. Ama bu iyimserlik, hoşgörü ve uzlaşmacı kimliğin yıllar sonra bizi ele geçirdiğini ve başkalarına koz vediğini düşünüyorum. Kendimizi eleştirme noktasında arada bir sert olmakta fayda var. Başka kişileri ve olayları yorumlarken de net tavır koymayı öğrenmek gerekiyor. Tabi ki kırıcı olmadan. Bıçak sırtı gibi ama şu soruyu sık sık soralım; “Çok mu iyi-mser davrnıyorum kendime” diye.</p>
<p style="text-align: justify;">7- <span style="color: #800000;">Sorgulama ve kontrol:</span> Belki altıncı maddedeki iyimserlik tuzağını bu madde ile dengeleyebilriz. Kendinizi sürekli gözlemleyebilir ya da başkalrından görüş alabilirsiniz. Ama öyle insanlar tanıyorum ki o kadar sorguladıktan sonra çaresizliğine kendisi de inanmaya başlıyor. Yok öyle bir şey. Mahkeme filan kurmuyoruz. Haya bir nimettir, dolu dolu yaşayabilene. Sadece arada bir ibreyi ayarlamak gerekiyor. Ve gerçekten okuldan sonra bize pek de karne veren olmuyor. İş karnesi yapay ve idare edilebiliyor. Ama özel hayatın karnesi depresyonlarda ve boşanmalarda, şiddetlerde görülüyor ancak. Azaltarak, öncelikli, verimli ne istiyorsanız onları listeleyini ölçün, takip edin oyun gibi. Ve bu oyuna kimsenin karışmasına, laf atmasına izin vermeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">8- <span style="color: #800000;">Devrim:</span> Hayatta rönesans gibi gelişmeler ve devrim niteliğinde dönüşümler güzeldir, olumlu ve faydalı ise. Ama her hareketi, yeniliği devrim gibi algılamak ve heyecana kapılmak yersiz. Çünkü o kadar kolay değil. Kolay olsa idi her sokak gösterisinden bir devrim çıkardı. Evrendeki olgunlaşma sürecine aykırı devrimler yapamazsınız. En etkili ve uzun soluklu devrimler insan tabiatın aykırı olmayan, sessizce ve belli bir yavaşlıkta, devamlı olanlardır. Yedinci madde size bu fırsatı verir. Kendinize işkence yapmanıza gerek yok. Kılıktan kılığa bürünerek yapay tavırlar sergilemeye hiç gerek yok.</p>
<p style="text-align: justify;">9- <span style="color: #800000;">Vicdan ve realite:</span> Bu biraz altıncı madde ile arkadaş gibi. Siz zannedersiniz ki, sizdeki vicdani prensipler herkeste var. Ya da hayatta her şey süt liman devam eder. Hayır, elbette öyle olmaz. Doğmadan önce bize dünyayı gösterselerdi büyük ihtimalle istemezdik. Ama doğduktan sonra yaşamayı da bilmek gerek. Gerçek hayat acımasız ama arabeskliğin ve savaş-rekabet dürtüsüne saplanmanın gereği yok. Siz ne kadar kasarsanız kasın, su belli yönlere belli yollardan akar. Her söylenilene, her davranışa kanmamak gerek. Ve beklentiye girmemek gerek. Kendi vicdani sorumluluğumuz ile örnek olsak yeterli. Davranışlar, tarzlar, duruşlar bir kaplanı bile dize getirebilir. Başkalarının neden yapmadığını sorgulamaya, ayıplamaya gerek yok, kendimize bakmamız yeterli.</p>
<p style="text-align: justify;">10- <span style="color: #800000;">Ün, şöhret:</span> Ünlü olmak istiyorsak futbolcu, sanatçı, mafya olabilir ya da zengin biriyle evlenerek kısa yoldan şöhreti yakalayabiliriz. Kişisel marka olmak; yıldızı parlamak, çok zengin ve güçlü olmak demek değildir. Tabi ki bunlar kendiliğinden gelebilir başarılı olduğunuz, insanlara fayda sunduğunuz zaman. Ama gösteriş delisi olan kimse sevilmez. Sürekli kendini öven, sahneden inmek istemeyen, sürekli ben yaptım diyerek kulakları tırmalayan bir insan negatif yöne doğru markalaşıyordur. Kişisel marka olmanın ilk kuralı olan &#8220;kendini tanımak&#8221; hakkıyla yerine getirilse bize tevazuyu işaret eder. Samimi, doğal, insanları kucaklayıcı, hoşgörülü, burun seviyesi tam yerinde olmak en etkili marka insan olmaktır. Yani tam kıvamında, sevilen, sayılan ideal bir insan olmak. Ticari marka olmakla karıştırmamak, bu tuzağa da düşmemek gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Başarılar diliyorum. Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/kisisel-markalasma-yolundaki-10-tuzak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kayıttayız, hem de canlı yayında, dikkat!</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/kayittayiz-hem-de-canli-yayinda-dikkat/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/kayittayiz-hem-de-canli-yayinda-dikkat/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Jul 2010 21:40:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kayıt]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=995</guid>
		<description><![CDATA[Hepimiz bir yerlerde bırakmıyor muyuz kalbimizin parçalarını? Ve sonra toplamaya çalışmıyor muyuz onları ömrümüz yettiğince? Hepimiz, güya en tenhalarda gizlemiyor muyuz nefeslerimizi? Ve bu nefeslerin esintisi takip etmiyor mu ölene kadar bizi? Hatta derler ya, “insan yaşarken kendi cennetini ya da cehennemini kurgular” diye. Her hareketimizin uzayda, bizim göremeyeceğimiz levhalara yapıştırıldığı ve bu dünyadan sonra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/07/iStock_000009848005XSmall.jpg"></a><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/07/iStock_000009848005XSmall.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-996" title="iStock_000009848005XSmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/07/iStock_000009848005XSmall.jpg" alt="" width="463" height="259" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hepimiz bir yerlerde bırakmıyor muyuz kalbimizin parçalarını? Ve sonra toplamaya çalışmıyor muyuz onları ömrümüz yettiğince? Hepimiz, güya en tenhalarda gizlemiyor muyuz nefeslerimizi? Ve bu nefeslerin esintisi takip etmiyor mu ölene kadar bizi? Hatta derler ya, <strong>“insan yaşarken kendi cennetini ya da cehennemini kurgular”</strong> diye. Her hareketimizin uzayda, bizim göremeyeceğimiz levhalara yapıştırıldığı ve bu dünyadan sonra önümüze konulacağı da söylenir.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, hepimiz çocukluğumuzun gölgesi altında yaşıyoruz hayatı. En sevdiğimiz kokuların, en çok kaçtığımız korkuların bahçesinde. Her bir hece, her bir bakış, her bir adım, her bir tecrübe işliyor damarlarımıza. Ve aynı kanı taşıyarak geçiyoruz diğer aleme. Zannediyor musunuz ki her attığımız adımla farklı basamakları çıkıyoruz hayatta. Bir yere çıktığımız filan yok aslında. Adımlarımızı da farklıymış gibi algılıyoruz o kadar. Ezel ve ebedin bir olduğu noktada bizim “adım” diye nitelendirdiğimiz şeyler ne ola ki. Zaman da yaratıkların kabullendiği bir algı dünyası değil mi yoksa!</p>
<p style="text-align: justify;">Beynimiz ve kalbimiz de bizim için en önemli yol arkadaşı oluyor. Midemiz de en kötü yük oluyor kabını tıka basa doldurduğumuz zaman. Beynin solu yalnızlaştırıyor, uğraştırıyor bizi geçmişimiz ve geleceğimizle. Sürekli detaylar ve analizler. Sağından gelen ses ise hayatın farkındalığına, varlığın bütünlüğüne, şimdiye çağırıyor bizi. Prefrontal korteks sürüklemiyor mu bizi duygusal kararlarımızın arkasından. Egomuzla beraber beyin en güzel arkadaşlığı yapıyor “gösteriş” yapmak için kendimize ve çevremize.</p>
<p style="text-align: justify;">Üç, beş ya da yedi yaşına kadar neleri hatırlıyoruz yaşamımızda? Çok az olduğuna eminim. Unuttuğunuzu mu zannediyorsunuz yoksa. Unutmak diye bir şey yok ki. Bilgisayar sistemlerinde “silmek” denilen işlemin aslında öyle olmadığı gibi. Beynimiz bilmem kaçıncı formatlamayı çözerek yıllar sonra karşımıza çıkarıyor her şeyi, her sesi, her  görüntüyü, her kokuyu, her algıyı. Özellikle nedir 30’lu yaşlardaki kaygı, 40’lı yaşlarda “olan” a biraz da mecburiyetten saygı … Nedendir duygusal tepkiler, mantıksal çökmeler. Bir anda mı olur bunlar. Yoksa öbek öbek yığdığımız “şey”lerin hayatı istilası mıdır zamanla?</p>
<p style="text-align: justify;">Gelin şunu kabul edelim. Her insanın ömrü bir ağaç gölgesinde, guruba yakın bir vakittedir. Vücut karanlığı bilmeyecek ruh hissetmez ise. Zamanın daraldığı, yolların kısaldığı günleri söylüyormuş Maya takvimi. Bana ne ki, benim takvimim bittiğinde ne işime yarayacak  Maya takvimi, miladi takvim, Hicri takvim, Çin takvimi. Kıvamında bir hayat yaşayamamış isem hissetmeyecek miyim sonsuz azabı ve yine çağırmayacak mıyım sonsuz merhameti.</p>
<p style="text-align: justify;">Niye yazıyorum şimdi ben bunları. “Ne ilgisi var kişisel markalaşma ile” diyebilirsiniz. Bu sayfalarda yazılan yazıların belki % 90’ı direkt marka olmaktan bahsetmiyor ki zaten. Ama hayata dair ne varsa o kadar ilgili ki. Bu cümlelerin de çok ilgisi var emin olun. Her şey kaydediliyor, tüm eğitim ve öğretim sistemimiz de kaydetmeye yönelik ve insan fizyolojisi de, değil mi? Genetik kodlarda kayıtlar var, karakter deseninde kayıtlar var, beyinde, kalpte kayıtlar var. Ve daha birçok bilemediğimiz sırlı bazı “latif” platformlar var kayıtların yapıldığı, iç bünyemizde. Uzaydaki sesleri çözmeye çalışan bilim adamları da vardı bir zamanlar, hatırlarsınız belki. Kara delikler dahi bir gün çıkaracak belki yuttuklarını. Hesaplar, hesaplaşmalar ışık hızıyla olacak o gün, bence daha da hızlı …</p>
<p style="text-align: justify;">Hangi yaşta olursanız olun, hangi parçaları birleştirmeye, hangi korkularla yüzleşmeye çalışırsanız çalışın ama ne olur kendinizi kandırmayın. Kişisel markalaşma diye yazdıklarımı en başta insan gibi bir insan olma hedefi olarak algılayın. Bugünden itibaren yeniden eğitin kendinizi. 40 yaşındakiler için, 50 yaşındakiler için “hızlandırılmış eğitim seferberliği” düzenlesin siyasi iktidarlar. Anneler, babalar tir tir titresinler kendi zaaflarını yansıtacaklar diye çocuklarına ya da birbirlerine. Psikologlar, sosyologlar, pedagoglar daha çok konuşsun televizyonlarda, radyolarda, internette. Paranın, şöhretin, gururun esiri olmasın bu bedenler, bu kalpler. İnşaat inşaat üstüne gökdelenler yükselteceğimize sarsılmaz beyinler, tam kıvamında huzur dolu kalpler inşa edelim her yerde.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>NOT: </strong><span style="color: #666699;">Uçurtma Avcısı filmini izledikten sonra hazırladığım bir yazı idi. Biraz bekledi, nedenini bilemiyorum!</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/kayittayiz-hem-de-canli-yayinda-dikkat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kişisel markanızı her gün yeniden konumlandırın.</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/06/kisisel-markanizi-her-gun-yeniden-konumlandirin/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/06/kisisel-markanizi-her-gun-yeniden-konumlandirin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2009 11:19:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[davranış notları]]></category>
		<category><![CDATA[Hedef]]></category>
		<category><![CDATA[her gün]]></category>
		<category><![CDATA[karne]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[konumlanmak]]></category>
		<category><![CDATA[Mesaj]]></category>
		<category><![CDATA[strateji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=744</guid>
		<description><![CDATA[Her gün yeniden konumlanmak, hem kendimize, hem de çevremize karşı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Her gün, yeni bir fırsattır. Nefes aldığımızda tekrar verebilme nimetini yaşamak gibi. Geceye dalmak ve güne uyanmak. Bir gün önce olanlar vardır, bir de bugün olacaklar. Olacakları bilemeyiz, sadece düşündüklerimiz, planladıklarımız vardır. Her şey, her varlık gerçekliği ile durur karşımızda. Biz onlardan, onlar da bizlerden bir şeyler bekler. Dünün güzellikleri ve pişmanlıkları aslında hep asılıdır boynumuzda. Hep bir karne ile yatar, o karne ile kalkarız. Şimdiler de var mı bilemiyorum ama bir zamanlar İlköğretim karnelerinde <strong>“Hal ve Gidiş”</strong> diye bir not vardı. Karnenin sağ tarafındaki bu davranış notları Matematik, Türkçe gibi soldaki derslerden farklı bir bölümde olurdu. Yıllar sonra anladım bu sağ taraftaki notların çok ama çok daha önemli olduğunu.<span id="more-744"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Kişisel marka olmak önce ailede başlar. Yani yakın çevrenizde. Sonra günün büyük bölümünü kapsayan iş yerinde devam eder. Geriye kalan da geniş aile ve arkadaş, dost çevresi olarak devam eder. Çocuk için anne baba kişisel marka örneğidir. Eşler de en fazla birbirlerinin konumlanmasını anlamaya çalışır durur yaşadığı sürece.Ve artarak devam etmesi gereken saygı duymak, sevgi vermek gibi zorunlulukları vardır. Beklentiler de bu yönde gelişir. Öğrenci öğretmenden, çocuk babadan, işçi patrondan v.s. hep bir marka duruşu bekler. Ve bunu her gün, daha da gelişmiş halde görmek ister. İşte “hal ve gidiş” notu bu şekilde çevremiz tarafından sürekli verilir bize, boynumuzda asılı duran karneye yazılır. Bilirsiniz ya melekler de yazar. Meleklerin de sadece dini bazı gereklilikleri yazdığını mı düşünüyorsunuz. Onlar da iyiliği, güzelliği ve çirkinlikleri yazar. Yani hal ve gidişi.</p>
<p style="text-align: justify;">Hedeflerimiz, ya yeni konumlanma süreçleri içindir ya da zaten karar verdiğimiz konumlanma stratejimizin gelişerek devam etmesi içindir. Nasıl ki ticari bir marka yeni bir ürünün lansmanında, hedef kitlesini seçer, pazarlama kanallarını ayarlar ve reklamını yapmaya başlar. Ya da olan bir ürününü aynı strateji ile pazarlayarak daha çok satmak ister. Biz insanlar da böyleyiz, pek bir farkımız yok aslında.</p>
<p style="text-align: justify;">İster iş yerinde, ister evde, ister arkadaş çevresinde herkes tutarlı ve sürekli aynı mesajları almak ister bizden. Çünkü başkalarını etkileyen tutkularımız, hedeflerimiz, empati gücümüz, uzlaşmacı yanımız, heyecanlarımız, romantiklik ya da mantıklılık derecemiz, şefkatimiz, hoş görümüz, vizyonerliğimiz, proaktifliğimiz, sebatımız, aksiyonerliğimiz, ilişki gücümüz v.s. özelliklerimizdir. Duruş budur. Yanlış duruşlar algıları bozar, üzerinde bulunduğumuz sosyal zemin altımızdan kaymaya başlar. Ama ısrarla aynı mesajı, aynı sözü, aynı güveni vererek insanlara yaklaşmak bizi yıkılmaz bir sütun haline getirir. “Yıkılmaz” kelimesi de iddialı oldu. Günün getireceği kötü sürprizler o kadar çoktur ki bu duruşu korumak zannettiğimizden daha da zordur. Kişisel marka sütunu yara alabilir, sendeleyebilir, hatta yıkılabilir de. Ama önemli olan yaşandığı sürece tekrar, tekrar konumlanmayı başarabilmektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Akşam zaman ayıramadığınız çocuğunuza telafisi için bir sonraki gün daha çok zaman ayırın ve tekrar konumlanın. Bir gün önce yanlış imaj sunduğunuz müdürünüze ya da çalışanlarınıza gerçek “siz” i tekrar anlatın, algılarda konumlanın. Aile içi bir problemde gösterdiğiniz yanlış duruşu hiç zaman kaybetmeden değiştirin ve tekrar konumlayın. En önemlisi de, sabah hayır duaları ve iyi dileklerle yatağınızdan kalktığınızda, yüzünüzü yıkayarak aynaya baktığınızda kendinize karşı tekrar konumlanın. Boynunuzda asıl duran karnenizi gözden geçirin. Yaptığınız hiçbir hata için ümitsizliğe kapılmayın. Yaratılan her şey aslında sürekli yenilenerek tekrar yaratılırken, iyi genlerimiz dahi kötülerini etkilerken, vücudumuzdaki yaraları hücreler tamire çalışırken, her şey bu döngüde devam ederken siz siz olun konumlanma sürecinizi sekteye uğratmayın. Vazgeçmeyin. Ertelemeyin. Üşenmeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">Ticari markaların konumlanma stratejilerini çok iyi inceleyin. Sizin kişisel markanız bu şirketlerin maddi hedeflerinden daha mı az önemli yoksa.</p>
<p style="text-align: justify;">En güzel hedefleriniz için, her gün az dahi olsa sürekli bir şeyler yapabilmeniz dileği ile.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/06/kisisel-markanizi-her-gun-yeniden-konumlandirin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kişisel marka olmak “ne” değildir?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/kisisel-marka-olmak-%e2%80%9cne%e2%80%9d-degildir/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/kisisel-marka-olmak-%e2%80%9cne%e2%80%9d-degildir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2009 13:14:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[bencillik]]></category>
		<category><![CDATA[çıkar ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal zeka]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[gurur]]></category>
		<category><![CDATA[Hedefler]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[imaj]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[karizma]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[narsist]]></category>
		<category><![CDATA[nüfuz]]></category>
		<category><![CDATA[özgüven]]></category>
		<category><![CDATA[şöhret]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü olmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=646</guid>
		<description><![CDATA[Hayatı doğal, dengeli, kıvamında yaşayabilmek başlı başına marka olmaktır zaten. Kişisel marka olmayı yanlış algılamamak için.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kişisel marka olmak yapay, narsist, bencil ve gurur dolu davranış kalıplarına yerleşmeye çalışmak değildir. Zengin olmak, güç ve nüfuz sahibi olmak da değildir. Ünlülerin her yaptığını örnek almak da doğru değil. Kişisel marka olmak en başta sıfır noktasında bir insan olmakla başlar. Ve bu noktadan uzaklaştığınızda tekrar, hızlıca bu noktaya dönmek gerekir. Yani düşüncelerde, hayallerde, kaygı bulutlarında kaybolmamaktır. Bu kavramın moda, trend ya da bir popüler kültür malzemesi olmadığını daha önceki yazılarımda hep anlatmaya çalıştım. Yine, tekrar gibi olsa da günlük bazı davranış modellerimizin, rollerimizin nasıl olmaması gerektiğini anlatmak istiyorum.<span id="more-646"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Özgüven:</strong> İnsanın kendini tanıması “benlik” keşfi ile başlar. Tüm varlık dünyasını da bu şekilde kavramaya çalışır. Bu keşif ile yola çıkarak karakterini, kişilik kalıplarını daha bilinçli bir şekilde anlamak ve ona göre davranmak ister. Kişisel markalaşma sürecinin en başında da tüm otoriteler “kendini tanımak” tan bahseder. Evet, yaşama tutunmak, olumlu ve ümitli olmak, çevreye pozitif enerji yaymak, hedeflere tutunmak, doğru iletişim ve ilişki yöntemlerini uygulamak açısından özgüven çok önemli. Varlığımızı bilinçli olarak fark etmek ve çevremize sunmak için de çok önemli. Ama gelin görün ki, bu benlik keşfi sınırlarını aşarak, aşırı özgüven pompalaması şeklinde insanları akıl almaz yanlışlara sürüklüyor. Tarih, kendini Tanrı ilan edenlerden Mesih ilan edenlere kadar bir çok örnek ile dolu. Dehasını, dünyayı yaşanmaz bir yer haline getirmek için kullanan devlet adamlarının ne kadar da çok olduğunu biliyoruz. Evet bu insanlardaki aşırı özgüven başarı, zenginlik, ün ve “marka” olmayı sağlamıştır ama tarihte kara bir leke olarak sonsuza kadar kalmalarını da sağlamıştır. Çeşitli korkular, kaygılar, psikolojik travmalar ve doğuştan gelen bazı etkenlerle bunun eksikliğini hisseden bir çok insan var, biliyoruz. Herkes için bunun bir oranı var. İnsan “tam kıvamında bir yemek, bir tatlı” gibi olmak zorundadır. Önemli olan eksikliği gidermek ve olan özellikleri de aşırı kullanarak insanlığa zarar vermemektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Hırs:</strong> Hırs, aslında yaşamda bir şeylerin tek hakimi “biz” mişiz gibi davranmaktır. Hırs göstermek, çabalamak, sabır göstermek, ümitli olmak adına harika bir özelliktir. Ama illa ki “şu iş şöyle olacak” diye tüm değişkenleri göz ardı ederek hırsa bürünmek çok acı sonuçları getirebilir. Hırs, gözü kör eder derler. Bu göz bildiğimiz göz değil, algı, düşünce, vicdan gözüdür. Bu asıl göz de olayları nasıl görmek istiyor ise iki gözümüz de öyle bakar, öyle görür. Hırs, özgüven maddesinde bahsettiğimiz insan “kıvamını” bozar. Özellikle maddi ölçülerde ve kazanmak ile ilgili hedeflerde süreç yıpratıcı hale gelir. İnsan, düşünce ve davranışları ile ya insan, ya da hayvan olmak için hırs gösterirmiş. İş yaşamında da, özel yaşamda da hırs, öne çıkmayı sağlayabilir. Fakat hırs genelde bencilliği körükler, yardımlaşmayı untturur, hedefleri ve öncelikleri birbirine karıştırır. Önemli olan bu özelliği doğru şekilde ve insanlığa faydalı hizmetler için kullanmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Hedefler:</strong> Ümitlerimizle yaşıyoruz. Kendimize hedefler koyuyor ve peşinden koşturuyoruz. Fakat belli periyodlarda bu hedeflerin bizim için doğru olup olmadığını ve öncelik sırasının ne olması gerektiğini sorgulamıyoruz. Uygulanamayacak hedefler koyarak irademizi zora sokuyoruz ve vazgeçiyoruz. Tüm bunlar bir yana, koyduğumuz hedefleri takip etme ve ölçme adına neredeyse hiçbir şey yapmıyoruz. Ama iş hava atmaya gelince biz “kişisel marka”yız ya, hep hedeflerimizi anlatıyor, övünüyoruz. Büyük hedefler koyunca kendimizi süper hissediyoruz. Patlama ihtimali yüksek ve etrafa zarar verebilecek balonlar şişiriyoruz aslında. Siz siz olun uzun dönem hedefleri, orta, kısa ve haftalık, günlük hedeflere yayın. Yani blok hedefleri bölerek yutun, büyük adımları küçük adımlarla tamamlayın.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- His-Mantık:</strong> Yaratılışımızla gelen bu iki donanımı bilim adamları hala anlamaya çalışıyor. Bunun dışında çok daha sır gibi özelliklerimiz var da onları pek kimse bilmez. Merak ediyorum, beynini tam kullanamayan ve duygusal zekayı daha yeni keşfeden ( aslında eskiden başka kavramlarla ifade ediliyordu ) insanlar nasıl olur da en “doğru” kararı ben verdim diyebilir. Bugünün doğrusu on yıl sonra da geçerli olur mu? Bu iki özellik arasında neredeyse görünmez bir çizgi dengesi kurulmalıdır. Evet her kişilik için farklılık gösterebilir ama yaşam her kişiliğe göre kendini ayarlamıyor. Biz alt kişilik ve davranışlarımızı yaşama entegre etmek zorundayız. İnsana doğuştan sunulan özellikler vardır ve geliştirilebilir çekirdek halindedir. Ama, emin olun hepsinin bir sınırı vardır. Öyle “sonsuz güç” filan da yalandır. Daha önce bir çok kez ifade ettim. Akıl, kalbin sadece bir vasıtasıdır. Dile getiremediğimiz çok daha içsel bazı “durumlar” yaşarız karar verirken ve uygularken. Bu da vicdani derinliğe doğru gider. Mantık kalıplarına sıkışmamak ve marka olacağım diye 1+1=2 tarzında düşünmemek gerek.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Çıkar ilişkisi:</strong> Çıkarsız ilişki ve yardımlaşma örneği için neredeyse her zaman “anne” örneği verilir. Dünyamız da sebep-sonuç ilişkileri üzerine doğal bir döngü üzerine yaratılmış olunca, ilişkilerde de az da olsa hep “çıkar” olacaktır. Kazan-kazan mantığı da üstü örtülü çıkar anlaşmasıdır aslında. İşin uzmanları özellikle etkili ilişkiler konusunda ilk yardım eden, iletişimi başlatan taraf olmamızı tavsiye ediyorlar. Israrla bu şekilde “ilk fayda” göstermeye açık insanlar daha mutlu oluyorlar. Sonucunda önemli bir getirisi olmasa dahi. Psikolojik tedavilerde “yardım ettirme” yöntemi kullanılıyormuş. Kişisel marka olacağım diye yapay çıkar ilişkilerini zorlamak ters tepebilir. Zorlama çabalar da herkese itici gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Her yol uygun:</strong> İş yaşamında başkalarının sırtına basarak yükselmek, başkalarının başarılarını sahiplenmek, başkalarına zarar vererek bir yerlere ulaşmak v.s. O kadar çok karşılaşıyoruz ki günlük yaşamımızda. Yukarıdaki maddeleri de göz önüne alırsak gözümüzü kör eden bir hırsla, gerçeklikten uzak çabalarla, bencilce davranışlarla markalaşmaya çalışmak sonuçta hüsran getirecektir. Ona bakarsanız mafya insanlar da, tarihte masum insanları katledenler de marka olarak zihnimize kazınmış durumda. Ama nasıl marka? Yol, yöntem, tarz her şeyde geçerli. Tüm evrende her şey sistematik kurallar çerçevesinde işliyor. Kuralsızca, plansızca, zarar verici yöntemlerle uygulayacağınız her şey sizi bir noktaya getirse de o noktanın “kişisel marka” noktası olmayacağı açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Güç-nüfuz:</strong> Güçlü olmak, nüfuzlu olmak ne harika bir şey değil mi? Bir çok kişi buna “evet” der. Genelde zengin ve ünlü insaların aileleri ile birlikte toplumlara yön verdiğini fark ediyoruz. Bana göre dünyaya yön verenler bu insanlar gibi görünse de asıl yönverenler daha mütevazi, daha alçak gönüllü, daha hoşgörülü, insan haklarına ve fikirlerine daha saygılı kişilerdir, eminim. İnsanların bilinçlerini sarmalayan, düşünce dünyasını değiştiren akımlar çok zor şartlarda oluşmuştur. Sürekli güç gösterisi yapmak, gücü kontrol edememek, hep bir şeyler üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmak hiç de sevimli değil. En büyük liderler hakkıyla, kıvamında “insan” olmayı başarabilenlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Gurur-Kibir:</strong> Hayatımızda gururlu bir duruş sergilemek, güven verme açısından tabi ki çok önemli. Ama burun seviyesi yukarıda ve “şu karşıdaki dağları ben yarattım” edasıyla yürümek kimseyi kişisel marka yapmamıştır bugüne kadar. Benlik ve özgüvenden yola çıkarak ulaşılabilecek en kötü nokta gururdur. Bu da hastalık gibidir. İnsan kendi çapında disiplinler, planlar hazırlayarak bunu tedavi edebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Kariyer-iş:</strong> Yaşamımızda büyük yer kaplıyor “iş” Yıllarca okuyoruz, çalışıyoruz daha iyisine daha kazançlısına ulaşmak için. Meslek olarak da pek gölümüzde yatan aslanı bulamıyoruz ama maçı idare ediyor ve mekliliğimiz beliyoruz. Geçenlerde <a href="http://ugurozmen.com" target="_blank">Uğur Özmen</a>’in yazdığı gibi savaş sanatı aslında. Çünkü yapay ve çıkar ilişkileri daha baskın geliyor. Kişisel marka deyince de aklımıza ilk gelen kategori bu oluyor. Çünkü işin ucunda ünlü, zengin, güçlü bir CEO olmak var. Ya da işin sahibi, patronu olmak. İşi yalakalık derecesine vardıran, sürekli kendini sahneye atan, yaşamı işten ibaret gören tipler de var, biliyorsunuz. Ruhunu satmak bu olsa gerek. İleitşimin tüm zorluklarını, büyük sabırla iş hayatında çözmeye çalışıyoruz. Yıpranıyoruz, üzülüyoruz ve ister istemez bu özel yaşamımızı da etkiliyor. Her ne kadar hayatı bir bütün olarak algılamaya çalışsam da, iş kategorisinde bir çok alt kişiliklere girmek zorunda kalıyorum ben de. Son olarak başka bir yazımda anlatmak istediğim bir konu var. O da “iş hayatından kopya çekmek”. Bir projeyi nasıl devam ettirdiğiniz, bir sorunu nasıl çözümlediğiniz, bir ürünü nasıl lanse ettiğiniz örneklerini özel yaşamınız için yorumlamak, uygulamak çok önemli. Zaten “marka” kelimesi de buradan örnek alınmış. Özellikle fark yaratma, konumlanma, etkiyi artırma açısından. Yoksa insanın ticari bir meta olmadığını herkes biliyor. Burada da önemli olan dengeli, tadında ve uzun vadeli düşünerek iş yaşamını yönetmektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Sosyalleşmek:</strong> Internette o kadar çok aranıyor ki! “Nasıl sosyal olabilirim, sosyal olmak ne demek” diye. Kişilik ve karakterimizle ilgili olduğu çok açık. Bazı insanlar girişken, iletişime açık, insanları olduğu gibi değerlendiren, paylaşmayı seven kişiler oluyor. Bazılarımız ise soğuk, çekingen, ketum, kapalı tipler oluyoruz. Kişisel marka olmak için sosyal ilişkiler ve sosyal medya alanlarındaki aktivitemiz çok önemli. Ama zorlama ile olmayan bir duruş bu da. Önemli olan bir çok kişiyle tanışmak, sürekli gezmek tozmak, her arkadaş grubuna katılmak, her diyaloğa karışmak, gereksiz masraf yapmak değildir bence. Bu durumda sosyal-asosyal ayrımı yapmak da haksızlık olur. Herkes kendi çapında devam ediyor hayatta. Geliştirebildiğini geliştiriyor, düzeltebildiğini düzeltiyor. Fakat bu konuda başkalarına özenmek, zorla onlar gibi olmaya çalışmak sizi siz olmaktan, marka olmaktan uzaklaştıracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Kontrol:</strong> Bugünlerde yaşamda unuttuklarımızdan, planlayamadıklarımızdan, düzenli ve pratik not alamamaktan çok fazla bahsediyorum. Ve tabi ki iş yaşamında, örneğin bir depo giriş çıkışını takip eder gibi yaşamımıza, öncelikle düşünce dünyamıza sızan her şeyin nasıl takip edilmesi gerektiğini araştırıyorum. Evet, insan bir projedir ve bir şirket gibidir aslında. Ama bunu bir kontrol paranoyası haline getirmek kesinlikle bunaltıcıdır. Bu kontrol mekanizmalarını oluşturmak için “her şey için 4 şey” başlıklı yazıma bakabilirsiniz. Varın siz yorumlayın sosyal networkünüzü, medyanızı, kişisel markalaşma sürecinizi nasıl takip ettiğinizi. Bu konuda büyük açmazlarım var. “Ben çok rahat takip edebiliyorum, her şeyi bilinçli şekilde zamanında yapabiliyorum” diyen varsa hemen öğrencisi olmaya hazırım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Karizma-imaj:</strong> Fiziksel görünüşümüz, beden dilimiz, konuşma biçimimiz, tonlamamız v.s. tabi ki çok önemli. Ama kişisel markalaşma sadece bundan ibaret değil. Daha çok içimizden başlayan bir yolculuk aslında. Oyuncular, sanatçılar buna daha fazla önem göstrebilir ama bu konuda “normal” olmak da yeterlidir aslında. Karizmatik olmak bazı davranışları ezberlemekle olmuyor. Algı denilen şey de beş duyudan ibaret değil ki. Bunların dışında birkaç adet daha duygu merkezi olduğu söyleniyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Ün-şöhret:</strong> Aslında tüm maddeler bir anlamda bunu anlatıyor ama ayrıca ele almak gerek.Herkes televizyon yıldızı, devlet adamı, ya da ünlü bir sporcu olamayacak bunu biliyoruz. Kişisel marka olmanın da bu insanların tekelinde olmadığını da anlamış oluyoruz. O zaman geçin bir aynanın karşısına ve önce kendinize bakın. Kendimle barışık, kendimi seven, kendime saygı duyan bir insan mıyım diye. Sonra aile ve yakın çevrenizin algısını ölçün. Siz onlar için ne ifade ediyorsunuz diye. En son daha geniş dairedeki marka duruşunuzu sorgulayın. Bu konudaki yanlış agınızı bu şekilde değiştirebilirsiniz. Bir mahallede en sevilen kişilerden biri olmak dahi marka olmaktır bence.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzun oldu, farkındayım ama bu maddelerin hepsi kişisel markalaşma kuralları ile ilgili olduğu, sürekli konuşulduğu halde nasıl olmaması gerektiğini anlatmaya çalıştım. Hayatı doğal, dengeli, kıvamında yaşayabilmek başlı başına marka olmaktır zaten.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/kisisel-marka-olmak-%e2%80%9cne%e2%80%9d-degildir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Blog Ödülleri&#8221; için hırs yapmalı mıyım?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/blog-odulleri-icin-hirs-yapmali-miyim/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/blog-odulleri-icin-hirs-yapmali-miyim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2009 02:44:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Blog Ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[blog yazmak]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[yarışma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=640</guid>
		<description><![CDATA[Blog ödüllerini 2008 yılından hatırlıyorum. Çok hoşuma gitmişti ama o zamanlar Marka Sizsiniz henüz yok idi. Internet üzerindeki medya özgürlüğünü, fırsatlarını yakalayabilmek adına çok değerli bir organizasyon bence. Kazanmak da önemli, katılmak da önemli, oy vermek de, blog dünyasının reklamını yapmak da. Ben son anda katılmaya karar verdim. Her ne kadar 140 adet “post” olsa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/04/oyver.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-643" title="oyver" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/04/oyver.gif" alt="oyver" width="157" height="79" /></a>Blog ödüllerini 2008 yılından hatırlıyorum. Çok hoşuma gitmişti ama o zamanlar Marka Sizsiniz henüz yok idi. Internet üzerindeki medya özgürlüğünü, fırsatlarını yakalayabilmek adına çok değerli bir organizasyon bence. Kazanmak da önemli, katılmak da önemli, oy vermek de, blog dünyasının reklamını yapmak da. Ben son anda katılmaya karar verdim. Her ne kadar 140 adet “post” olsa da bu konuda hala acemi ve çömez sayılırım. Kıdemli ve değerli içerik üreten arkadaşlara saygım sonsuz olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Marka Sizsiniz 2008 Haziran’ı gibi çıktı ama asıl yeni tasarımı ve dolu dolu içeriği ile Kasım 2008’de hayata başladı diyebiliriz. Tabi ki Burak Dönertaş-Blogdestek uzmanlığı ile. Kişisel markalaşma adına fark ettim ki herkes 10 ya da 20 maddeyi sayıyor o kadar. Ya da bu kavram sadece “image maker” olarak değerlendiriliyor. Bana göre yaşamın ta kendisi ve zorunluluğu. Çünkü insanın kendini tanımasından yola çıkarak, çevresine nasıl sunacağına varana kadar ömür boyu bir süreç ortaya çıkıyor. Bu süreci de kontrol etmek, yönetmek gerekiyor. Hedefim de hala <strong>“Kişisel Markalaşma Süreç Yönetimi &#8211; Personal Branding Process Management”</strong> için bir web tabanlı aplikasyon-program var. Sosyal medyadaki kişisel marka takibi açısından bazı uygulama örnekleri görüyorum internette ama düşündüklerimin çok az bir kısmı var ve çok yüzeysel.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle bu içeriğin bana çok faydası oldu. Başkalarına da faydası oluyor ki yorumlar yazılıyor, günlük tekil ziyaretçi 100’ü aşıyor, eğitim-koçluk tetklifleri v.s. geliyor. Ben de bu değeri Blog Ödülleri yarışmasına katayım dedim ama kategori olarak da en uygun ve zoraki “Pazarlama” bölümünü seçince baktım ki beni aşan çok sayıda blog var ve oylarım yerlerde sürünüyor. Bir haber vereyim dedim. Hırs yapmaya hakkım yok, zaten ne geldiyse başıma hırstan geldi. Ama değerli oylarınızı beklerim. Çok basit. <span style="color: #800000;">Sağdaki &#8220;banner&#8221;a tıklamanız ve kayıtlı iseniz üst tarafta açılan alandaki<strong> &#8220;oy ver&#8221;</strong> butonuna tıklamanız yeterli. Kayıtlı değilseniz, bu basit işlemi gerçekleştirerek devam edebilirsiniz. Gelen mesajı onaylayınca işlem tamamlanıyor. </span>Şimdiden teşekkür ederim.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yazıyı yazmakla <strong>“hırs”</strong> yaptım biliyorum ama ne yapayım ben de insanım işte <img src='http://www.markasizsiniz.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/blog-odulleri-icin-hirs-yapmali-miyim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tom Peters, “brand you” diyerek ne demek istedi?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/tom-peters-%e2%80%9cbrand-you%e2%80%9d-diyerek-ne-demek-istedi/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/tom-peters-%e2%80%9cbrand-you%e2%80%9d-diyerek-ne-demek-istedi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2009 15:30:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[brand you]]></category>
		<category><![CDATA[Hedef]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[saygı]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Peters]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=583</guid>
		<description><![CDATA[- Hedef gösterdi: Marka kelimesinin yalnız ticari ürünler için değil insanlar için de geçerli olduğunu fark ettirdi. Markalaşma süreçlerinin insanların iş ve özel yaşamları için de uygulayanabileceğini vurguladı. Farklı, yaratıcı, yaşamın ne olduğunu anlamak ve kendini tanımak isteyen her insan için hedef gösterdi. “Zaten potansiyel bir markasın, marka ol, marka kal, marka öl” dedi. - [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-584" title="tompeters" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/03/tompeters-244x300.jpg" alt="tompeters" width="244" height="300" />- <strong>Hedef gösterdi: </strong>Marka kelimesinin yalnız ticari ürünler için değil insanlar için de geçerli olduğunu fark ettirdi. Markalaşma süreçlerinin insanların iş ve özel yaşamları için de uygulayanabileceğini vurguladı. Farklı, yaratıcı, yaşamın ne olduğunu anlamak ve kendini tanımak isteyen her insan için hedef gösterdi. <strong>“Zaten potansiyel bir markasın, marka ol, marka kal, marka öl” </strong>dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">- <strong>Emir verdi:</strong> Tavsiye etti ama emir gibiydi aslında. <strong>“Mutlu olmak ve başarmak istiyorsan marka olmak zorundasın”</strong> dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">- <strong>Saygı sundu:</strong> Evrendeki en muhteşem özelliklerle donatılan insanın, öncelikle insan olarak saygıyı hak ettiğini gösterdi. Kişisel markalaşma çabaları ile bu saygınlığının daha da artacağını anlatmaya çalıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">- <strong>Yöntem gösterdi:</strong> Davranışlarımızın düşüncelerimizle şekillendiğini ve her konuda ilk çıkış noktasının insanın kendisi olduğunu anlatmaya çalıştı.<span id="more-583"></span></p>
<p style="text-align: justify;">- <strong>Faydalı olun:</strong> İnsanın hem kendisine hem de çevresine markalaşarak daha faydalı olacağını vurguladı.</p>
<p style="text-align: justify;">- <strong>Reklamın gücü:</strong> Kabuğunuza çekilmeyin, sahnede olun, güçlü ve zayıf özelliklerinizi keşfederek sürekli kendinizi sunun, pazarlayın, reklamınızı yapın dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">- <strong>Trend/Moda etkisi:</strong> Trend, moda olarak yaşamımızı etkileyen her olguyu yine insanların ürettiği ve takip ettiğini ama <strong>“insan gibi insan”</strong> olmanın modasının hiç mi hiç geçmeyeceğini hatırlattı.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve tüm bu verdiği mesajlarla bir çığır açtı. Değişik açılım ve algılamalarla kişisel markalaşma üzerine bir çok kitap ve makale yazıldı. Ve hala da devam ediyor. En derin saygı ile teşekürlerimi sunuyorum <a href="http://www.tompeters.com" target="_blank">Tom Peters’e. </a></p>
<p style="text-align: justify;">Sevgiler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/tom-peters-%e2%80%9cbrand-you%e2%80%9d-diyerek-ne-demek-istedi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yasemin Sungur: Kişisel Marka Olmak, Gelecek İçin Çalışmaktır.</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/yasemin-sungur-kisisel-marka-olmak-gelecek-icin-calismaktir/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/yasemin-sungur-kisisel-marka-olmak-gelecek-icin-calismaktir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2009 15:43:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Yasemin Sungur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=540</guid>
		<description><![CDATA[Kişisel marka günümüze ait bir kavramdır ve bizi geleceğe taşıyacaktır. Görünürlük, ulaşılabilirlik hızla artarken, kişiselleşirken ve kolaylaşırken önemi daha da artmaktadır. Kişisel marka bilinci özellikle içinde bulunduğumuz dönemi de dikkate aldığımızda profesyonel yaşamda çeşitli görev ve amaçlarla yer alan kişinin yarattığı etki ile iz bırakma ve değer yaratma gücünü artırıyor. Markaların bile kişiye özel davranmasının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/02/yasemin-sungur.jpg"></a><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/02/yasemin-sungur1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-542" title="yasemin-sungur1" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/02/yasemin-sungur1.jpg" alt="" width="200" height="200" /></a>Kişisel marka günümüze ait bir kavramdır ve bizi geleceğe taşıyacaktır. Görünürlük, ulaşılabilirlik hızla artarken, kişiselleşirken ve kolaylaşırken önemi daha da artmaktadır. Kişisel marka bilinci özellikle içinde bulunduğumuz dönemi de dikkate aldığımızda profesyonel yaşamda çeşitli görev ve amaçlarla yer alan kişinin yarattığı etki ile iz bırakma ve değer yaratma gücünü artırıyor.</p>
<p>Markaların bile kişiye özel davranmasının söz konusu olduğu bugün kişisel marka çok önemlidir. Kişisel farklılıklar öne çıktıkça, kişinin başarı isteği ve azmi oldukça “kişisel marka” çalışmaları önemini artıracaktır.</p>
<p><strong>Gelecek için çalışmaktır, kişisel marka. <span id="more-540"></span></strong></p>
<p>Son yıllara kadar marka kavramı yalnız iş dünyasında konuşulur, tartışılırdı. Günümüzde toplumsal hayatın her alanında bir marka olma çabası başladı. Marka olmak statü sağlıyor, yüksek ve istikrarlı kazanç anlamına geliyor. Seçilmek ve tercih edilmek anlamına geliyor.<br />
Kişisel marka olmak siyasette ve sivil toplum örgütlerinde de değerinizi artırıyor.<br />
Günümüzde her şey, ülkeler bile marka oluyor. Turizmde, dış ticarette başarılı ve dünya politikasında etkili olmanın yolunun ülkenin marka haline gelmesinden geçiyor.<br />
Sadece sanat, eğlence, politika ve iş dünyasında ki kişiler değil marka olmak isteyenler, birçok kişi kendi dünyalarında ve alanlarında “kişisel marka” olmak için çalışıyorlar.<br />
Kişisel marka bugüne ait bir kavramdır ve bizi geleceğe taşır.</p>
<p><strong>Kişisel Marka Nedir?</strong></p>
<p>Kişisel marka olmak; istediğiniz kendiniz olmayı başarmak ve profesyonel yaşamınıza bunu aktarmayı başarmak diyebiliriz kısaca.<br />
Kişisel Marka, kişinin yaşamda sahip olduğu her şeyle; özü, sözü, imajı ile hedef kitlesine/müşterisine verdiği mesaj, yarattığı fark, kendine, işine ve ilişkilerine kattığı değerlere dayalı bir kimlik tanımlamasıdır. Öncelikle kendinizi ve özel farklılıklarınızı belirlemenize, sonra başarınızı bunlar üzerinden gerçekleştirmenizi sağlar.</p>
<p>Markanız; yeteneklerinizin, değerlerinizin ve tutkularınızın ifadesi olur.<br />
Kişisel marka, kendinize biçtiğiniz değerdir ve başkalarının, yani hedef kitlenizin kendinize biçtiğiniz değeri anlamasıdır.</p>
<p><strong>Nasıl kişisel marka olunur?</strong></p>
<p>Prensipleriniz marka değerlerini, karakteriniz marka kimliğini, görünüm ve imajınız logoyu, isminiz ise markanızı belirleyecek.<br />
Yani her şey “SİZ” in sorumluluğunuzda. “SİZ”i, yani markanızı ortaya koymak için kullanacağınız, algılanmasını istediğiniz kişilik, marka kişiliğinizdir.<br />
İletişimin temel ilkesi olan 5N 1K’yı kişisel markanızı yaratırken bir pusula gibi kullanmalısınız. Markanızın öz değerleri, mesajı, kişiliği ve imajı sizin tanımını çok iyi bildiğiniz ve inandığınız “SİZ” olmalıdır.</p>
<p>“Kendimize odaklanmalı, sahip olduğumuz kaynaklarımız, içimizden çıkardığımız, geliştirdiğimiz özelliklerimiz ile güçlendirdiğimiz bir konumlandırma ile marka olmalıyız.”</p>
<p>Kariyer için çok çalışmak ve doğru işler yapmak yeterli değil sadece. Başarının yolu kendinizi bir çalışan olarak değil, bir marka olarak görüp, kendinizle ilgili algıları yönetmekten geçiyor.<br />
Odaklanın. Sadeleşin. Görünür, Anlaşılabilir ve Ulaşılabilir olun.</p>
<p>Kendinizi bir kurumsal şirket markası olarak düşünün. Şirketin adı, sizin adınız “Ben A.Ş.”<br />
• Kendinizi nerede görüyorsunuz<br />
• Kendinizi nerede ve nasıl görmek istiyorsunuz?<br />
• Markanızı güçlendirmek için neler yapmanız gerekiyor?</p>
<p>Beş yıllık bir dönem için kendinize bir kariyer/pazarlama stratejisi hazırlayın ve olası bir yol haritası çizin.</p>
<p>• Kişisel SWOT analizinizi çıkartın.<br />
• Benzersiz yanlarınızı ortaya çıkartın.<br />
• Uzmanlık konunuzu seçin.<br />
• Kendinize yatırım yapacağınız alanları belirleyin ve planlayın.<br />
• Gelişmesi gereken bilgi, beceri ve yetenekleriniz için harekete geçin.<br />
• Kişisel isteklerinizi (motivasyonunuzu) besleyen kaynağı keşfedin.<br />
• Kişisel ürününüz nedir?<br />
• Ve ürününüzü geliştirecek yaratıcı çözüm önerileriniz nedir?<br />
• Toplumsal sorumluluk alanınız nedir?</p>
<p><span style="color: #800000;"><strong>Kaynak:</strong> </span>Bu yazı Yasemin Sungur&#8217;un <a href="http://www.yaseminsungur.com">http://www.yaseminsungur.com</a> adresinden alınmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/yasemin-sungur-kisisel-marka-olmak-gelecek-icin-calismaktir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SONUÇ; Marka Sizsiniz, Reklamınızı Yapın !</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/01/sonuc-marka-sizsiniz-reklaminizi-yapin/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/01/sonuc-marka-sizsiniz-reklaminizi-yapin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2009 13:36:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[brief]]></category>
		<category><![CDATA[danışman]]></category>
		<category><![CDATA[geçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[İlk Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[imaj]]></category>
		<category><![CDATA[kendini bilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[markalaşma adımları]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlama kanalı]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[sorgulama]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam koçu]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=495</guid>
		<description><![CDATA[2007 yılında, yazmaya çalıştığım &#8211; kitaba benzeyen &#8211; on bölümlük kitapçığın sonucunu burada yayınlamak istedim. Web sayfamın eski versiyonunda bir ara hepsi vardı ama pek hit almadığı için okunduğunu sanmıyorum. İlgilenen olursa iletebilirim. SONUÇ; Marka Sizsiniz, Reklamınızı Yapın ! Kitabın adı da bu cümle idi değil mi! İnanın bu kitabı okurken bile, o kadar çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;">2007 yılında, yazmaya çalıştığım &#8211; <em>kitaba benzeyen</em> &#8211; on bölümlük kitapçığın sonucunu burada yayınlamak istedim. Web sayfamın eski versiyonunda bir ara hepsi vardı ama pek hit almadığı için okunduğunu sanmıyorum. İlgilenen olursa iletebilirim. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #3366ff;">SONUÇ;</span> Marka Sizsiniz, Reklamınızı Yapın !</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın adı da bu cümle idi değil mi! İnanın bu kitabı okurken bile, o kadar çok tekrar edildiği halde marka olduğunuzu unutmuş olabilirsiniz. Özellikle de değer biçilemez hayat hikayenizi.<span id="more-495"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yoldasınız, hayat yolunda. Başı da belli, sonu da. Figüran değilsiniz tabi ki, ama her şey de sizin elinizde değil. Bu filmin bir yönetmeni olduğu gerçek. İradenize bağlı bir hayat yaşıyorsunuz. Düşünüyorsunuz, algılıyorsunuz ve uyguluyorsunuz. Doğru ya da yanlış olduğu sonra ortaya çıkıyor. Siz nasıl olayları ve kişileri algılıyorsanız başkaları da sizi öyle algılıyor. Tüm ticari markaların pazarlama yöntemleriyle algıları yönetmek istediği gibi, siz de aslında bunu istiyorsunuz. Ve başkalarının gözünde marka kimliğinizi ortaya koyuyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan, belli boyutları kavrayabilen, belli desibel sesleri işiten ve beyninin çok az kısmını kullanabilen bir varlık. Ama öyle bir sistem var ki her şeyden bir anlam çıkarıyor, aslında hiç bir şeyi unutmuyor, sürekli parçaları birleştiriyor ve kararlar veriyor sizin hakkınızda. İyi, kötü, çirkin, tembel, başarılı, hırslı, ukala v.s.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu süreci yönetmek zor mudur? Evet. Fakat bir insanda saklı o kadar çok özellik vardır ki kendi reklamını yapabileceği. Hem de hemen hemen bedava. Şirketler milyonlarca dolar para harcıyorlar reklama. Yani bir açıdan çevremizdeki insanların algısını yönetmek, olayları yönlendirmek bir o kadar da kolay gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">Şöyle bir soru sorsak kendimize ve bir oyun oynasak. Eğer siz bir şirket ya da patentli bir ürün olsa idiniz, reklamınızı nasıl yapardınız? Şirketler reklam çalışması yaptırmadan önce neyi vurgulamak istedikleri konusunda stratejik çalışmalar yaparlar ve reklam ajanslarına brief verirler. Reklam ajansı da gerekli çalışmayı yaparak şirkete brief sunar ve öneriler getirir. Ve bu önerilerden birine karar verilir. Şirketler sadece televizyonda reklam filmi oynatmaz, gerekli tüm reklam mecralarını kullanır. Hedef kitlesini sürekli takip eder ve onlara ulaşmaya çalışır.</p>
<p style="text-align: justify;">Adınız ve soyadınızdan oluşan markanızın reklamını yapmak için tüm bu aşamaları uygulayın bir oyun gibi. Bakın ne güzel şeyler keşfedeceksiniz kendinizle ilgili. Kaç yıllık bir markasınız, nasıl bir geçmişiniz var, nereye gitmek istiyorsunuz, kısa ve uzun vadeli hedefleriniz neler, güçlü ve zayıf yönleriniz hangileri gibi soruları sıraladığınızda ortaya gerçekler çıkacaktır. Bu gerçekler size reklam filmini çektirir. Siz yine de bu reklam filmini çekmek zorunda değilsiniz ama tüm yaşamınızda, davranışlarınızla uygulamak zorundasınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bu anlattıklarımız “kendini bilmek” le ilgili. Ve düşüncelerimize yön vermekle tabi ki. Ve başkalarının düşüncelerini yönlendirebilmek. Önce sıfır noktasını keşfetmek gerekiyor hayatta. Hani o kaybettiğimiz, negatife mi, pozitife mi hangi yöne doğru uzaklaştığımızı bilemediğimiz sıfır noktasını. Ya da aynı kısır döngü çemberinde döne döne hayatı boşa harcadığımızı. Farketti iseniz sürekli bir sorgulamadan bahsediyorum. Evet bazen acımasızca yapmamız gereken de bu, fakat büyük resme bakarak. Hayatınızda hep olumsuz yönleri düşünerek marka olamazsınız. Önce kendinizi sevmeli va takdir etmelisiniz. Yaşam nimetine şükretmeyi bilmelisiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Marka bildiğimiz ünlü insanlar da yazdığımız bir çok şeyi uyguluyorlar. Ama zengin oldukları ya da nüfuzlu aileden geldikleri için değil çoğu zaman. Giyimlerine, konuşmalarına, duruşlarına, çevrelerine, stratejik hedeflerine v.s. bir çok şeye dikkat ediyorlar. Ve dikkat ettikçe daha da marka haline geliyorlar. Bunları yapmak için para gerekiyor mu? Evet, ama herkesin dünya çapında ünlü olması gerekmiyor ki! Kendi çövresinde saygın bir marka duruşu sergilemesi yeterli.</p>
<p style="text-align: justify;">Genelde insanlardaki kanı şu şekilde. Doğduğunuz, büyüdüğünüz aile, çevre nasılsa daha fazlasını yapamazsınız. Eskilerin bir sözü vardır, yöresel olduğu için pek bilinmeyebilir. “Zahterden messez olmaz” derler. Zahter, bildiğimiz kekiktir. Messez de, af buyurun hayvanları yönlendirmek için kullanılan uzun sopalardır. Yani küçücük bir bitki, büyük bir sopa haline asla gelemez. Yani büyük bir kadercilik ve öz güven eksikliği gibi görünüyor. Bir yandan da belki hırsın esaretinden kurtularak hayatı akışına bırakma düşüncesi. Halbuki yaşamın hangi fırsatları karşımıza çıkartacağını bilemiyoruz. Ne kadar hırslı olsak da bazı şeyleri yapamıyor, bazen de şans üstüne şans yakalıyoruz. Önemli olan hayatın tüm aşamalarını dolu dolu yaşamak ve değerlendirmek.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişisel markalaşma öylesine uydurulmuş bir kavram değil, aksine hayatın ta kendisidir. Her ne kadar sadece elit kitlenin, zengin zümrenin uygulayabileceği bir şeymiş gibi lanse edilse de bana göre öyle değil. Bana göre herkes belli aşamada bir marka. Sadece üniversite okuma ya da şirket sahibi olma ile ilgili bir şey değil. Bu işin tabi ki bir sıralaması var. Fakat bu sıralama insanın kendi çevresi içinde ele alınmalı.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha çok iş dünyasında konuşulan ve yaşam koçlarından , imaj danışmanlarından paralı hizmet alınan kişisel markalaşma konusu son yıllarda daha da önemli hale geldi diyebiliriz. İnsanlar artık daha özgür, daha donanımlı, daha rahat, daha fazla iletişim kanalları ile, daha dışa açık yaşamak istiyor. Bireyselliğe düşkün ama güçlü networkler keşfetmek istiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya ekonomisi de bu şekilde. Sosyo ekonomik gelişmeler de davranışlarımıza yön veriyor. Bu trendlerin gerisinde kalanlar zaten hiç bir çevrede tutunamıyor ve kabul görmüyor. Bu kitapta belki çok az bahsettik ama entelektüel bilginin, ya da trendleri takip etmenin gücü markanıza çok şey katıyor. Bazı konularda az ve öz bilgi sahibi olmak ve gerektiğinde o bilgileri kullanmak çok önemli. Bildiğiniz gibi ünlü ve güzel olduğu halde yaşadığı ülkenin Cumhurbaşkanının adını dahi bilmeyen çok var ülkemizde. Okumak, keşfetmek, geliştirmek ve bunu yeri geldiğinde satmak markanıza büyük değer katar.</p>
<p style="text-align: justify;">İmaj, bilinç üreten bir dünyada yaşıyoruz. Bir çok şey yapay olarak hayatımıza giriyor ve moda denilen argümanları kullanıyoruz. Arabalar, giyimler, eğlenceler. Yani bir şeyler tüm zihnimizi, düşüncemizi yönlendiriyor. Kendimizi farketmiyoruz bile bu çarklar içerisinde. Sonra marka olan, ün yapan, başarılı olan ya da gerçekten bizi yönetenleri eleştiriyoruz, kıskanıyoruz. Ama kendimiz için pek de doğru olan şeyleri yapmıyoruz. Üniversite okuyoruz, iş hayatına atılıyoruz, kariyer yapmaya çalışıyoruz. Eğitimli ve biraz da paralı olduğumuz halde içimizdeki gücü, enerjiyi, değeri çok azımız farkediyoruz. Bu farkındalık bazen artıyor, bazen azalıyor. Gidiyoruz kitapçılara ve sürekli kişisel gelişim kitapları alıyoruz. Okuyoruz, ama sadece okuyoruz ve kitaplığa bırakıyoruz. Okuduklarımızın ne kadarı zihnimizde kalıyor ve ne kadarını uyguluyoruz acaba.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bu yazdıklarım en başta kendim için geçerli. Kişisel markalaşma ile ilgili kitaplar yazan, seminerler veren ya da yaşam koçluğu yapan her insan da süper bir marka değildir. Herkes kendi çapında markasına güç katmak için çalışmaktadır. Sadece bilgi ve analiz gücünü başkalarından daha fazla ortaya koyarlar, o kadar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitap bitti. Şimdi oturduğunuz koltuktan kalkın ve gidip çocukluğunuzdan itibaren tüm fotoğraflarınıza bakın ve her yaşam yılınızda hatırladığınız önemli adım taşlarını yazın bir kağıda. Güzel hatıraları da, kötü hatıraları da. Başarılarınızı ve özellikle başarısızlıklarınızı da. Geçmişte olaylara bakış açınızla şimdiki arasındaki farkı bulun. Geldiğiniz yaşa kadar çevrenizde nasıl bir etki, katkı yarattığınızı, nasıl algılandığınızı ölçün. Hayalini kurduğunuz bir yaşamda olmadığınız ortaya çıkacaktır büyük ihtimalle.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi geçmişin fotoğraflarını bırakın, ve geleceğe bakın. Bilmediğiniz ama iradenizle kader çizgisinde devam edeceğiniz yolculuğa. Yani hayal ettiğiniz geleceğin fotoğrafını çekin ve zihninize yapıştırın. Hedeflerinizi tekrar koyun, aynaya tekrar bakın, marka kimliğinizi daha sağlam ve daha farklı nasıl tekrar konumlandırabileceğinizi düşünün. Sürekli kişisel gelişim kitaplarından değil de biraz da pazarlama kitaplarından faydalanın ve şirketlerin yaptıklarını kişiler nasıl yapabilir diye araştırın. Ve düşündüklerinizi ertelemeden sürekli ortaya koyun. Küçük ya da büyük, riskli ya da risksiz tüm adımları sırayla atın.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmayın, marka sizsiniz, reklamınızı yapın!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/01/sonuc-marka-sizsiniz-reklaminizi-yapin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Harcayın harcayın, kazanmak kolay ya !</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/01/harcayin-harcayin-kazanmak-kolay-ya/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/01/harcayin-harcayin-kazanmak-kolay-ya/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2009 11:46:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[saygı]]></category>
		<category><![CDATA[takdir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=480</guid>
		<description><![CDATA[Başlığa bakarak yazının para ile ilgili olduğunu düşünüyorsanız, öyle değil. Blogumuzda yazılan her yazı kişisel markalaşma sürecindeki adımlarla ilgili. Bu da öyle. Reklamları, reklamcılığı, medyayı severim küçüklükten bu yana. O nedenle Turkcell’deki işimi bırakarak reklam ajansı kurmaya girişmiştim. Aslında çalışırken, yani 2003’ün başından itibaren “freelance” devam ediyordum. Baskın şekilde piyasada Reklamhavuzu konuşulmaya başlanmıştı. Tebrik edenler, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Başlığa bakarak yazının <strong>para</strong> ile ilgili olduğunu düşünüyorsanız, öyle değil. Blogumuzda yazılan her yazı <strong>kişisel markalaşma</strong> sürecindeki adımlarla ilgili. Bu da öyle.</p>
<p style="text-align: justify;">Reklamları, reklamcılığı, medyayı severim küçüklükten bu yana. O nedenle Turkcell’deki işimi bırakarak reklam ajansı kurmaya girişmiştim. Aslında çalışırken, yani 2003’ün başından itibaren “freelance” devam ediyordum. Baskın şekilde piyasada Reklamhavuzu konuşulmaya başlanmıştı. Tebrik edenler, cesaret verenler, saygı duyanlar çoktu ama bir o kadar da garip mesajlar geliyordu. <strong>“İletişim mezunu musun, neden örnek reklamlar yapıyorsun, yaratıcı fikirler sadece sende mi v.s.”</strong> gibi. <span id="more-480"></span>Bir de yapmak istediğim klasik bir reklam ajansından ziyade daha çok interaktif ve mobil dünyada da ses getirecek projeler uygulamak idi. Derdimi Hawai’deki adama da, Califonia’daki bayana da anlatabilmiştim ama Türkiye’mizde bir türlü ne yatırım bulabiliyordum ne de motivasyon. Neyse yıllar geçti, ben şu anda maaşlı kariyere devam ediyorum ve bir yandan da böyle yazılar yazarak faydalı olmaya çalışıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi diyeceksiniz ki <strong>“Murat hikayesini neden sürekli anlatıyor”</strong> Bir şeyi fark edelim arkadaşlar. Hepimizin bir hikayesi var ve yaşadığımız sürece de bu hikayeye eklemeler yapıyoruz. Ve aynı hikaye, çevremizdeki kişisel marka algımızı oluşturuyor. Peki, bu hikayelere saygı duyma, cesaret verme, motive etme, tavsiyelerde bulunma, örnek alma v.s. adına ne yapıyoruz? Hadi çevremizi bırakalım, kendi hikayemizin güzelliğini, tılsımını, etkisini dahi kaybediyoruz. Bilerek söndürüyoruz volkan gibi yanan hikayeleri, tutkuları. Bezgin bir şekilde &#8220;salla başını al maaşını, evden işe, işten eve&#8221; modunda yaşlanıp gidiyoruz. Bir de bu halimiz ile çevremize negatif dalgalar yayıyoruz. Ya da başaranları kıskanıyoruz, çekemiyoruz, çelme takıyoruz v.s Ne de çabuk harcıyoruz kişisel kabiliyet hazinelerimizi ve başka hazineleri. Ne takdir ediyoruz, ne takdir ediliyoruz. Ne saygı duyuyoruz ne de saygı görüyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Her yazımda bu konulara değinmişimdir ama tekrar bazı maddeleri hatırlatmak istiyorum. <strong><span style="color: #800000;">Gelin bakalım; geri kazanması çok zor, uzun zaman alacak birikimleri-mizi bozuk para gibi harca-n-mamak için ne yapabiliriz;</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">1- Her hikayeye sıfır noktasında, saygı duruşu ile yaklaşın. Eleştirin ama saygı ile. Yol gösterin, tavsiyelerde bulunun.</p>
<p style="text-align: justify;">2- Öncelikle kendi hikayenizi anlamaya, yorumlamaya, sonuçlar çıkarmaya çalışın. Ve gurur duyun ama bir o kadar da başarısızlıklarınızı bir tokat gibi yüzünüze çarpın.</p>
<p style="text-align: justify;">3- Hiçbir emeği, işi, projeyi, çabayı küçümsemeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">4- Emin olun içinizde en çok kıskanan, imrenen “ben” olabilirim. Ama kimseye çelme takmadan, sürekli örnek almaya, uygulamaya çalışırım. Ve tabi ki “kendime kızsam da” alkışlarım, alkışlarım.</p>
<p style="text-align: justify;">5- İnsan algısını yöneten kuralları öğrenin, kabul edin ve sulandırmayın, yorumlamayın.</p>
<p style="text-align: justify;">6- Her insanı kişilik ve karakter özelliklerine, onun şartlarına göre değerlendirin.</p>
<p style="text-align: justify;">7- Genelleme yapmayın, sorunları, işleri bir birine karıştırmayın. Her şeyi aynı sepete, herkesi de aynı kefeye koymayın.</p>
<p style="text-align: justify;">8- Sorun artık birilerine, <strong>“şu konudaki algım yanlış mı, beni objektif bir şekilde değerlendir”</strong> diye.</p>
<p style="text-align: justify;">9- Her düşüncenizi davranışa dönüştürmeyin. Bu, yoldan geçen her taksiye binerek amaçsızca dolaşmak demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">10- Tutkularınız ve hırslarınız önemlidir. Ama sakın “esiri” olmayın. Tüm gücünüzü iyilik, güzellik dolu niyetleriniz için seferber edin.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne olur artık harcamayın bozuk para gibi ne kendi cevherinizi, ne de başka insanlardaki hazineleri. Aksine, bu hazinelere değer üstüne değer katın. Faydalı olun, fayda bulun. Takdir edin, takdir görün. Kişisel markalaşma denilen şeyin aslında insanın özünü keşfetmek olduğunu unutmayın.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne olur bu yazımı da nutuk atmak gibi yorumlamayın. Burada açık açık söylemesem de her yazımın bir hikayesi vardır. Bu yazının hikayesi de direkt benimle ilgili değil, sabah sabah aldığım bir mesajla ilgili. Ve bana fikir veren bu acınası hikayelerdeki baş aktör de tabi ki insandır. Özellikle bu gibi kişilere ve herkese faydalı olabilmesi dileği ile.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/01/harcayin-harcayin-kazanmak-kolay-ya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bunları yap, kişisel marka olmayı unut !</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/01/bunlari-yap-kisisel-marka-olmayi-unut/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/01/bunlari-yap-kisisel-marka-olmayi-unut/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2009 12:15:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=474</guid>
		<description><![CDATA[- Kendini tanıma, tanımlama. - “Elevator speech” mi, o da ne! - CV dediğin kariyer içindir, kişisel marka cv’si olur mu hiç! - Çevren seni nasıl algılıyor, ölçme. - Öldün, nasıl hatırlanmak isterdin? Aman ne gerek var. - Hedeflerini netleştirme. - Uzun dönem hedeflerini unut gitsin. - Güçlü özelliklerini sakla. - Aynı ol, farklı olma. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">- Kendini tanıma, tanımlama.<br />
- “Elevator speech” mi, o da ne!<br />
- CV dediğin kariyer içindir, kişisel marka cv’si olur mu hiç!<span id="more-474"></span><br />
- Çevren seni nasıl algılıyor, ölçme.<br />
- Öldün, nasıl hatırlanmak isterdin? Aman ne gerek var.<br />
- Hedeflerini netleştirme.<br />
- Uzun dönem hedeflerini unut gitsin.<br />
- Güçlü özelliklerini sakla.<br />
- Aynı ol, farklı olma.<br />
- Tutkularını gizle, göm.<br />
- At gözlüklerini çıkarma.<br />
- Kabuğuna çekil.<br />
- Sahnede boy gösterme.<br />
- Sosyal medyada adın, sanın geçmesin.<br />
- Blog mu dedin? O da ne!<br />
- Sosyal ağını geliştirme, bol bol muhabbet et.<br />
- Görsel imajına önem verme.<br />
- Entelektüel bilgi mi, ne gerek var.<br />
- Hikayeni yazma, anlatma, değer verme.<br />
- Kibirli, gururlu, bencil ol.<br />
- Faydalı olma, aptal mısın?<br />
- Gelişimin için fazla enerji harcama.<br />
- Deneyimlerini küçümse, kimseyle paylaşma.<br />
- Analitik düşünme.<br />
- Sürekli düşün, hiç uygulama, deneme.<br />
- Keşfedilmeyi bekle, belki bir mucize gerçekleşir!<br />
- <strong>“Ne bu ya, her yer kişisel gelişim yazıları, kitapları ile dolu. Bunları ben zaten biliyorum”</strong> diyerek boşver, kendini kandır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben bunların çoğunu yaptığımı fark ediyorum ve üzülüyorum ya siz?</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgilerimle.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/01/bunlari-yap-kisisel-marka-olmayi-unut/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
