<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MarkaSizsiniz &#187; Kişisel Marka</title>
	<atom:link href="http://www.markasizsiniz.com/etiket/kisisel-marka/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.markasizsiniz.com</link>
	<description>Just another WordPress weblog</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Jul 2010 03:12:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Kişisel markalaşma yolundaki 10 tuzak!</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/kisisel-markalasma-yolundaki-10-tuzak/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/kisisel-markalasma-yolundaki-10-tuzak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Jul 2010 03:11:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[tuzak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=1001</guid>
		<description><![CDATA[ 1- Kendini tanıma çilesi: Yapacağınız SWOT çalışmalarından kişilik ve davranış testlerine varana kadar birçok şey size bu konuda yardımcı olacaktır. Fakat siz sürekli geliştiğiniz ya da dönüştüğünüz için tüm bunlar net bir anlam ifade etmeyecektir. Bir insanı tanımak, kainatı keşfetmek kadar zordur bence. Eksik, zayıf ya da güçlü yanlarınızı listeyebilir ve üzerinde çalışabilirsiniz. Fakat bu çalışma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"> 1- <span style="color: #800000;">Kendini tanıma çilesi: </span>Yapacağınız SWOT çalışmalarından kişilik ve davranış testlerine varana kadar birçok şey size bu konuda yardımcı olacaktır. Fakat siz sürekli geliştiğiniz ya da dönüştüğünüz için tüm bunlar net bir anlam ifade etmeyecektir. Bir insanı tanımak, kainatı keşfetmek kadar zordur bence. Eksik, zayıf ya da güçlü yanlarınızı listeyebilir ve üzerinde çalışabilirsiniz. Fakat bu çalışma sizi kendinizle çok fazla uğraştırmamalı, savaştırmamalı. Tam tersi, bir çocuğu terbiye eder gibi yaklaşmalı insan kendisine. Bazen sert, bazen tatlı ama ısrarla hatırlatarak, öğreterek. Bu konuda başkalarına kulak verin ama sakın ola kalbinizi okur gibi sizi değerlendirenlere aldanmayın. Kendiniz gerçek anlamda bir mentor, koç bulun.</p>
<p style="text-align: justify;">2- <span style="color: #800000;">Network oluşturmak, sosyal olmak:</span> Sosyal olacağım, bir sürü insanla tanışacağım, kendimi lanse edeceğim, çevre yapacağım, hava atacağım diye o parti senin, bu gezi benim diyerek her şeye koşarsanız hiçbir yere varamazsınız. Aslında kendinizden, sıfır noktanızdan uzaklaşmış olursunuz. Önemli kişiler, gerekli organizasyonlar, verimli muhabbetler sizin için yeterli. Sosyal medya denilen platformların da doğru kullanılmadığı takdirde nasıl boş işler olduğunu biliyorsunuz zaten. Realite şudur; herkes önce kendi nefsini, çıkarını düşünür. Sana sıra gelene kadar yaşlanmış olabilirsin. Her şey ve herkes değil çok azı aslında sizi ilgilendiriyor. Eğlence konusunda da, sosyal ağ oluşturma konusunda da “az” olanın gücünü keşfedin.</p>
<p style="text-align: justify;">3- <span style="color: #800000;">Ah şu hedefler:</span> Bir türlü tutturamıyorsunuz değil mi? Çünkü maymun iştahlılık, hayalcilik, ölçememek ve az da olsa devam etmemek gibi sorunlarınız vardır eminim. Bende de var çünkü. Azaltın, yavaşlayın, &#8220;odaklandım&#8221; derken hayatı kaçırmayın, arada bir uzaklaşın ve uzaktan bakın hedeflerinize. Merdiveni yanlış duvara dayamış dahi olabilirsiniz. Bunu anlamak için 35-40 yaşını beklemeyin. Herkese de dillendirmeyin, zaten büyük ihtimalle ya anlamayacaklar ya da kıskanacaklardır. Sadece “yapın”, her gün az da olsa bir şeyler yapın hedefleriniz için. Çok uğraşmayın ama yazın, çizin, takip edin, çetele tutun, zekanıza çok güvenmeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">4- <span style="color: #800000;">Tutku esareti:</span> Sevdiğiniz, tutkuyla bağlı olduğunuz bir iş, kişi, hobi ya da hedef, onun esiri olmanızı gerektirmez. Faydası ölçüsünde bağlanmak gerek. Örneğin avcılık tutkusunun, bir hastalık gibi olduğunu duymuşumdur. Kumarbaz kumarı bırakır ama avcı, avcılığı bırakamaz derler. Ya da girişimcilik tutkusu diyelim, fark etmez. Kişisel marka özelliği gibi algılansa da tutkunuz, ömür harcamaya, uğruna bir şeyleri feda etmeye değer mi bir bakın derim.</p>
<p style="text-align: justify;">5- <span style="color: #800000;">Duruş, denge, kıvam:</span> Bu üç kelimeyi korumak çok zor, bilirim. Her an, bir kişi, bir olay, bir haber kimyanızı alt üst edebilir. Ve kendini toparlama süresi. Bu çok fazla yaşandığında irade iyice zayıflar. Genelde kişiler bunu yapar ve onlara hiçbir şey olmaz. Çünkü onların kişisel markalaşma sürecinde ideal bir insan olma diye bir hedefi yoktur. Bir çayın kıvamını, bir terazinin dengesini ve bir viyadük sütununun duruşunu düşünün. İç dünyanıza ait disiplini değil başkası, siz dahi bozamazsınız. Yasaktır, çünkü toplumsal vicadana ve tabiattaki kanunlara da aykırıdır. Negatif enerji saçan ve sizin enerjinizi sömüren her şeyi tespit edin ve uzaklaşın ondan her ne ise.</p>
<p style="text-align: justify;"> 6- <span style="color: #800000;">İyimserlik:</span> Kendine ve dolayısıyla başkalarına iyimser davranmayı seçen bir insanım genelde. Ama bu iyimserlik, hoşgörü ve uzlaşmacı kimliğin yıllar sonra bizi ele geçirdiğini ve başkalarına koz vediğini düşünüyorum. Kendimizi eleştirme noktasında arada bir sert olmakta fayda var. Başka kişileri ve olayları yorumlarken de net tavır koymayı öğrenmek gerekiyor. Tabi ki kırıcı olmadan. Bıçak sırtı gibi ama şu soruyu sık sık soralım; “Çok mu iyi-mser davrnıyorum kendime” diye.</p>
<p style="text-align: justify;">7- <span style="color: #800000;">Sorgulama ve kontrol:</span> Belki altıncı maddedeki iyimserlik tuzağını bu madde ile dengeleyebilriz. Kendinizi sürekli gözlemleyebilir ya da başkalrından görüş alabilirsiniz. Ama öyle insanlar tanıyorum ki o kadar sorguladıktan sonra çaresizliğine kendisi de inanmaya başlıyor. Yok öyle bir şey. Mahkeme filan kurmuyoruz. Haya bir nimettir, dolu dolu yaşayabilene. Sadece arada bir ibreyi ayarlamak gerekiyor. Ve gerçekten okuldan sonra bize pek de karne veren olmuyor. İş karnesi yapay ve idare edilebiliyor. Ama özel hayatın karnesi depresyonlarda ve boşanmalarda, şiddetlerde görülüyor ancak. Azaltarak, öncelikli, verimli ne istiyorsanız onları listeleyini ölçün, takip edin oyun gibi. Ve bu oyuna kimsenin karışmasına, laf atmasına izin vermeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">8- <span style="color: #800000;">Devrim:</span> Hayatta rönesans gibi gelişmeler ve devrim niteliğinde dönüşümler güzeldir, olumlu ve faydalı ise. Ama her hareketi, yeniliği devrim gibi algılamak ve heyecana kapılmak yersiz. Çünkü o kadar kolay değil. Kolay olsa idi her sokak gösterisinden bir devrim çıkardı. Evrendeki olgunlaşma sürecine aykırı devrimler yapamazsınız. En etkili ve uzun soluklu devrimler insan tabiatın aykırı olmayan, sessizce ve belli bir yavaşlıkta, devamlı olanlardır. Yedinci madde size bu fırsatı verir. Kendinize işkence yapmanıza gerek yok. Kılıktan kılığa bürünerek yapay tavırlar sergilemeye hiç gerek yok.</p>
<p style="text-align: justify;">9- <span style="color: #800000;">Vicdan ve realite:</span> Bu biraz altıncı madde ile arkadaş gibi. Siz zannedersiniz ki, sizdeki vicdani prensipler herkeste var. Ya da hayatta her şey süt liman devam eder. Hayır, elbette öyle olmaz. Doğmadan önce bize dünyayı gösterselerdi büyük ihtimalle istemezdik. Ama doğduktan sonra yaşamayı da bilmek gerek. Gerçek hayat acımasız ama arabeskliğin ve savaş-rekabet dürtüsüne saplanmanın gereği yok. Siz ne kadar kasarsanız kasın, su belli yönlere belli yollardan akar. Her söylenilene, her davranışa kanmamak gerek. Ve beklentiye girmemek gerek. Kendi vicdani sorumluluğumuz ile örnek olsak yeterli. Davranışlar, tarzlar, duruşlar bir kaplanı bile dize getirebilir. Başkalarının neden yapmadığını sorgulamaya, ayıplamaya gerek yok, kendimize bakmamız yeterli.</p>
<p style="text-align: justify;">10- <span style="color: #800000;">Ün, şöhret:</span> Ünlü olmak istiyorsak futbolcu, sanatçı, mafya olabilir ya da zengin biriyle evlenerek kısa yoldan şöhreti yakalayabiliriz. Kişisel marka olmak; yıldızı parlamak, çok zengin ve güçlü olmak demek değildir. Tabi ki bunlar kendiliğinden gelebilir başarılı olduğunuz, insanlara fayda sunduğunuz zaman. Ama gösteriş delisi olan kimse sevilmez. Sürekli kendini öven, sahneden inmek istemeyen, sürekli ben yaptım diyerek kulakları tırmalayan bir insan negatif yöne doğru markalaşıyordur. Kişisel marka olmanın ilk kuralı olan &#8220;kendini tanımak&#8221; hakkıyla yerine getirilse bize tevazuyu işaret eder. Samimi, doğal, insanları kucaklayıcı, hoşgörülü, burun seviyesi tam yerinde olmak en etkili marka insan olmaktır. Yani tam kıvamında, sevilen, sayılan ideal bir insan olmak. Ticari marka olmakla karıştırmamak, bu tuzağa da düşmemek gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Başarılar diliyorum. Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/kisisel-markalasma-yolundaki-10-tuzak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Harvard Business School’da MBA yapın, kişisel marka ibreniz tavan yapsın!</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/harvard-business-school%e2%80%99da-mba-yapin-kisisel-marka-ibreniz-tavan-yapsin/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/harvard-business-school%e2%80%99da-mba-yapin-kisisel-marka-ibreniz-tavan-yapsin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2010 20:59:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[finans]]></category>
		<category><![CDATA[Harvard Business School]]></category>
		<category><![CDATA[işletme]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[MBA]]></category>
		<category><![CDATA[para]]></category>
		<category><![CDATA[Philip Delves Broughton]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Ton]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=988</guid>
		<description><![CDATA[Öyle mi gerçekten! Kişisel gelişim ve markalaşmadan yola çıkarak dünyayı yönetecek liderlerden olabilmek için Harvard Business’a mı gitmek gerekiyor? İngiliz Daily Telgraph gazetesinin 31 yaşındaki Paris büro şefi Philip Delves Broughton 2004’te gazeteciliği bırakarak, kendi deyim ile “kapitalizmin mutfağı” olan Harvard Business School’da MBA yapmaya gitmiş. Gitmiş ve gününü görmüş aslında ve bir kitap yazmış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/07/2010-07-14_2339.png"><img class="aligncenter size-full wp-image-989" title="2010-07-14_2339" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/07/2010-07-14_2339.png" alt="" width="599" height="230" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Öyle mi gerçekten! Kişisel gelişim ve markalaşmadan yola çıkarak dünyayı yönetecek liderlerden olabilmek için Harvard Business’a mı gitmek gerekiyor? İngiliz Daily Telgraph gazetesinin 31 yaşındaki Paris büro şefi Philip Delves Broughton 2004’te gazeteciliği bırakarak, kendi deyim ile <strong>“kapitalizmin mutfağı”</strong> olan Harvard Business School’da MBA yapmaya gitmiş. Gitmiş ve gününü görmüş aslında ve bir kitap yazmış o iki yılı anlatan. “Harvard Business School’da size ne öğretirler?” diye.</p>
<p style="text-align: justify;">Yorucu da olsa işi, kazancı iyi iken 31 yaşında eşi ve iki çocuğu ile gitmiş gurbete ve toplam 175.000 dolarlık masrafın büyük kısmını kredi alarak riske girmiş. Demiş ki “ne de olsa MBA yapınca bütün yatırım fonları yöneten Wall Street tüccarları beni işe almak için sıraya girecek.” Kaz gelecek yerden tavuk esirgenir mi? Hiç de öyle olmamış tabi ki!</p>
<p style="text-align: justify;">Matematiksel Analiz dersinden, Liderlik ve Örgütsel Davranış dersine kadar bir çok ders almaya başlamış. Bunlardan biri de Teknoloji ve Operasyon Yönetimi dersi ve hocası da kitap da adı sıkça geçen <strong>Zeynep Ton</strong>, yani Anadolu topraklarından bir insan. Gurur duydum. Aktifler, pasifler, Öz sermaye, sapmalar v.s. derken ilk başta bir hayli bocalamış Philip. Fakat Wall Street’teki eski tecrübesini ya da girişimcilik hırsını daha da ileriye taşımak isteyen ve bu hesap kitaplardan anlayan bir çok kişi rahatlıkla vak’a analizlerini çözümleyebiliyor, öneriler sunabiliyormuş. Kendisi de gecelr boyu çalışmış ve başarmış da dersleri.</p>
<p style="text-align: justify;">Garip profesörler, gözbebeği dolardan ibaret insanlar, gelecek kaygısı ile depresyona girenler kısaca sadece “para”nın konuşulduğu bir yer. Ama bir işletmenin ruhunu heykelleştirecek ve üzerinde yükselecek prototip yetiştiren bir eğitim tezgahından geçiyor öğrenciler. Rahatlar, özgürler, herkes onlara saygı gösteriyor ama dersler, sınavlar gerçekten de çok ciddiye alınıyor. Yani yaşınız 35 ya da 40’a yaklaşıyor ve siz burada öğrenci iseniz vay halinize!</p>
<p style="text-align: justify;">Philip ailesine bağlı, biraz mistik, biraz ürkek ama sağlamcı, kendini sorgulayan bir insan. Harvard’da MBA yaparak kişisel markasını geliştireceğine ve milyonları kazanacağına emin olarak başlamış işe. Hatta hızını alamayarak okurken bir internet girişimi e-kitap rojesi bile yapmaya çalışmış bir arkadaşı ile. Tabi ki batmış kimse destek olmamış. İlk yılın sonunda staj için doğru düzgün bir firma bile bulamamamış. % 90’dan fazlası mezun olmadan iş anlaşmalarını yaptığı halde bizim arkadaş Harvard Business MBA mezunu olarak iş bulamayan çok küçük bir azınlık olan üç beş kişi arasında imiş. Gel de 175.000 dolarlık masrafı öde.</p>
<p style="text-align: justify;">Philip, belki de orta yaş krizine erken girmiş ve daha yüksek bir amaç edinmek, aslında işin özünde dünyayı değiştirmek istemiş. Bir arkadaşı ona demiş ki, “Dünyayı değiştirmek istiyorsan Darfur cehennemine git , ne işin var burada!” O da zaten işletme yönetimi, finans, yatırım fonları, hesaplar, kitaplar, lüks hayat v.s. hepsinin neleri getirdiğini ve götürdüğünü MBA yaparken daha iyi anlamış. Ama sistematik bilgi adına çok şey öğrenmiş derslerden, hocalardan, arkadaşlarından ve tabi ki vak’a analizlerinden.</p>
<p style="text-align: justify;">Bana göre asıl karizmayı kazanmış ve kişisel marka olmanın “bu anlamda” insana para ve şöhret dışında pek de bir şey kazandırmayacağını fark etmiş. Harvard, bir anlamda özgüven, liderlik ve girişimci ruhun kamçılandığı bir yer. Philip bir gazeteci analizi ile gerçek hayatta her şeyin o kadar da kolay olmadığını anlayıvermiş.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdilerde bir yandan yazmaya devam ediyor bir yandan da bazı şirketlere danışmanlık yapıyormuş “home-office” olarak. “Ruhumu kaybetmeden para kazanmayı nasıl başarabilirim?” cümlesinin cevabını bulmuş olsa gerek. Ya da doğru yolda ilerlediğini düşünüyorum. Enron ve Mortgage v.s. krizlerinin “baş” aktörlerinin de çoğu Harvard Business mezunu bilirsiniz. Ha, bir de George Bush da oradan mezun !!!<br />
Kitaptaki o kadar hikaye arasından beni en çok etkileyeni şu oldu;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #15b2e9;">“North End’in ünlü sakinlerinin anısına asılmış kitabelerden biri; <span style="color: #800000;"><em>“Paul Revere, 1735-1818. Vatansever. Usta zanaatkar. İyi yurttaş. Hannover caddesinde doğdu. North caddesinde yaşadı. Foster caddesindeki çan dökümhanesini kurdu ve Charter caddesinde vefat etti.”</em> </span>Dar caddelerden oluşan birkaç kilometrelik bir alan içinde önemli ve iyi bir hayat sürmüş. Kitabeyi defalarca okudum. Basitliği beni büyülemişti. Kaderini aramak için yollara dökülmemişti Revere. Lassiter’in tavsiyesi aklıma geldi: Dünya kalitsinde bir kabile bul ve ona yapış kal. North End halkı da aynen böyle yapmıştı herhalde. Revere’nin arkadaşlarını, derin aile bağlarını düşündüm. Sonra fırsat arayışı içinde dünyanın uzak köşelerine doğru gözden kaybolan, iş ve hayat endişesiyle dolu sınıf arkadaşlarımı düşündüm ve onların arasında olmadığım için şükrettim. Hoşlanmayacağımı bildiğim bir şey için taahhütte bulunmadığıma şükrettim. Onca dolaşmadan sonra, o kitabede özetlenen hayata gıpta ettim. Eğer aramayı sürdürsem, sahip olduğum bu eğitimle, istediğime kavuşacağıma eminim.&#8221; </span>diyor Philip Delves Broughton.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz de kendisine teşekkür ediyoruz bu marka okulu ve marka mezunlarını irdeleyen ve sorgulayan kitabı için. Otuzlu yaşların sonlarında olsam da yıllardır ben de hep istemişimdir yurt dışında yüksek lisans yapmayı. Hala da isterim. Ama kişisel markam karizma yapsın, daha çok zengin ve güçlü olayım, şu hayatı sömüreyim diye değil. Daha da insan gibi bir insan olabilmek, yaratılış fıtratına aykırı yaşamamak ve özellikle mide kasesinden önce kalp kasesini dolduracağım bir eğitim olsun isterim. Dünyayı değiştirmek için yönetmek gerek. Yönetmeyi öğrenmek için bu gibi eğitimleri almak gerek. Harvard Business School gibi okullar hala işini ciddiyetle yapan dünyanın en gözde eğitim kurumlarından biridir. Doğru şeylerini almak gerek, sun’i ve geçici olanlarını değil.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/harvard-business-school%e2%80%99da-mba-yapin-kisisel-marka-ibreniz-tavan-yapsin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendi moral yazınızı kendiniz yazın. Nasıl mı?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2010/05/kendi-moral-yazinizi-kendiniz-yazin-nasil-mi/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2010/05/kendi-moral-yazinizi-kendiniz-yazin-nasil-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 May 2010 21:24:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Hedef]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[moral]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[plan]]></category>
		<category><![CDATA[ümit]]></category>
		<category><![CDATA[yazı yazmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=970</guid>
		<description><![CDATA[Şöyle; önce bir durum tespiti yapın; 1- Şu anda halime şükretmem, kanaat etmem ve hakkında olumlu düşünmem gereken hayat parametreleri, sebepleri neler? Listele. 2- Yaşadığım olumsuz durum-lar için suçlu aramak, sebeplerde boğulmak yerine çözüm adına ne üretiyorum? 3- Hayata, olaylara ve kişilere bakış açımda bir yanlışlık var mı? Kişisel marka duruşumu kimseye danıştım mı? Eleştiri, tavsiye, yönlendirme aldım [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Şöyle; önce bir durum tespiti yapın;</p>
<p style="text-align: justify;">1- Şu anda halime şükretmem, kanaat etmem ve hakkında olumlu düşünmem gereken hayat parametreleri, sebepleri neler? Listele.</p>
<p style="text-align: justify;">2- Yaşadığım olumsuz durum-lar için suçlu aramak, sebeplerde boğulmak yerine çözüm adına ne üretiyorum?</p>
<p style="text-align: justify;">3- Hayata, olaylara ve kişilere bakış açımda bir yanlışlık var mı? Kişisel marka duruşumu kimseye danıştım mı? Eleştiri, tavsiye, yönlendirme aldım mı? Yoksa yalnızlığın şeytani şemsiyesi altında mı günlerim geçiyor?</p>
<p style="text-align: justify;">4- Ulaşamadığım hedefler için bulunduğum noktadan tekrar planlama (iş ya da özel) yapmaya başladım mı? Ve bu planı daha radikal, daha değişime açık ve daha disiplinli ve daha uygulanabilir hale nasıl getirebilirim?</p>
<p style="text-align: justify;">5- Kişiliğimi, karakterimi, davranış stillerimi tekrar tekrar gözden geçirebiliyor muyum? Her yıl her gün, her saat tek “ben” üzerine bir çok ben giydirirken iç dünyamı nelerle besliyorum?</p>
<p style="text-align: justify;">6- Hangi ihtiyaçlar ne kadar ihtiyaç ve karşılığında verdiğim çaba ve moral gücü ne? Yalancı, yapay statüler peşinde koşarak maddeye, paraya ne kadar bağımlıyım? Eskilerin deyimiyle “derd-i maişet” denilen geçim konusunu ne derece doğru anlıyorum?</p>
<p style="text-align: justify;">7- Sorunlarımla ona buna saldırmaktan, kızmaktan, hayatın kıvamını daha da bozmaktan başka yapabileceğim bir şey yok mu?</p>
<p style="text-align: justify;">8- Kadere inanıyorsam bu dünyanın tüm yükünü neden ben kaldırmaya çalışıyor ve her şeye hakim olabilecekmişim gibi davranıyorum? Güzel niyet, doğru hedef, azami gayret ve hayatını akışına bırakmak varken çırpınmak ve batmak niye?</p>
<p style="text-align: justify;">9- Moral ibrem sıfırlandığında, motivasyon havuzumun suyu çekildiğinde “beslenme kaynaklarım” neler? Yok ise artık bu kaynakları hayatıma perçinlemenin vakti gelmedi mi?</p>
<p style="text-align: justify;">10- Yanlış zaman kullanımından, yanlış kişi ve olaylara oyalanmaya varana kadar hangi perdeler geldi gözümün önüne de bakışlarım bulandı, kendi gerçek hayatımı göremez oldum?</p>
<p style="text-align: justify;">v.s. diyerek “acımasızca” soruları tokat gibi kendinize  vurmakla işe başlayabilirsiniz? Mümkün ise tek başına yapmayalım, “kamil” birilerine danışarak yapalım bu işi.</p>
<p style="text-align: justify;">Durum değerlendirmemizi yaptık diyelim. Zaman kaybetmeden önce özel, sonra iş yaşamı için çok kısa cümlelerle yeni proje planı yapalım. Zaman denilen şeyi saniyelerle kaybettiğimizi, sevgi denilen şeyi asık bir surat ile yok ettiğimizi, tavır denilen şeyi  yanlış beden dili ve bakışlarla zedelediğimizi, iç huzur denilen şeyi de hiçbir şekilde kalıcı olmayan “madde”sel ölçülere kurban ettiğimizi fark ederek yapalım bu planımızı.<br />
Bu arada tüm bunları yapabilmek için sakin bir kafa, düzenli bir oda-masa, sessiz bir ortam ya da beğenilen bir müzik ve yalnızlığın güç aldığı Yaratıcı’ya tevekkül ederek yapmak gerek. Yoksa karmaşa içerisinde yine karmaşa doğar emin olun.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir şeyler yazdınız diyelim ama uygulama zorluğu çıkacak belli. Uygulama zorluğu çıkaran şeyler sizin daha önce hayatınıza bilerek dahil ettiğiniz şeylerdir. Bu bir kişi ise değişmesini, ayak uydurmasını uygun tavırla tavsiye etmelisiniz, yoksa bırakın. Bu bir alışkanlık ise sanki uyuşturucu gibi ele alın ve tedavi ihtiyacı hissederek o kötü alışkanlık ne ise bırakın. Zaman yok eden virüsleri çıkarın hayatınızdan. Size kendinizi unutturan, planlarınızı görmezden gelen, dalga geçen, küçümseyen, sizi huzursuz kılan ne varsa tek tek yazın ve zamanla icabına bakın bunların.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bunları yaparken herkesin çok konuştuğu ama pek kimsenin de doğru anlayamadığı insan, zaman, kişilik, benlik, karakter, hayat v.s. gibi konularda daha doğru bilgilere ulaşmaya çalışın. Özellikle yeni moda yazılarla değil tarihi eski ama içeriği sonsuz güzellikleri anlatan kitaplara yönelin.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyelim bunları yapabilmek adına biraz zaman geçirdik ve yazılı hale getirdik şimdi sıra geldi asıl sözleri hazırlamaya. Tavsiyeler;</p>
<p style="text-align: justify;">1- Kendinizi üç beş cümlede anlatmaya çalışın. O cümle-leri tekrar tekrar okuduğunuzda “tam da beni anlatıyor” deyin.</p>
<p style="text-align: justify;">2- Hem hatalarınızı, hem başarılarınız aksettiren cümleler kurun geçmişinizle ilgili. İtiraflar da, hüsranlar da, gurur duyacağınız cümleler de olsun içinde.</p>
<p style="text-align: justify;">3- 2. Madde çerçevesinde sizi en çok etkileyen, ders aldığınız önemli kişi ve olaylardan bazılarını kulağa küpe şeklinde serpiştirin yazıya.</p>
<p style="text-align: justify;">4- Önce insan olmanın, sonra da “kişisel” duruşunuzla ilgili sorumluluklarınızı hatırlatan öğeler ekleyin yazınıza.</p>
<p style="text-align: justify;">5- Erteleyerek biriktirdiğiniz şeylerin bulunduğu sepeti boşaltın biraz ortalığa. Geciken özürler, teşekkürler, tamamlanamayan hedefler, güzelliklerle doldurulmayan başka hayat sepetleri  v.s. dökün eteklerinizde sakladığınız ne varsa.</p>
<p style="text-align: justify;">6- Ümit aşısını tekrar yenileyin bir fidan gibi bedeninizin, ruhunuzun bir tarafına. Ve bu aşı tutmazsa ölene kadar tekrar, tekrar her baharda aşılayacağınıza söz verin.</p>
<p style="text-align: justify;">7- Karşınıza çıkan, oyalayan ve yanlış yollara sürükleyen şeytan tiplilere sorun tekrar “sahi, siz kimsiniz, kim oluyorsunuz, benim hayatımda işiniz ne” diye.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben uzatıyorum ama siz daha fazla uzatmadan bitirin yazınızı. Siz şimdi zannediyorsunuz ki, bu gibi yazıları insan yılda bir defa ancak yazar diye. Yanlış, hemen unutun bu düşüncenizi. Müdürünüz, öğretmeniniz ya da komutanınız olsam emrederdim bu gibi değerlendirmeleri az ve öz, çok boğulmadan en az haftada bir kez yapın diye.</p>
<p style="text-align: justify;">“Sen yapıyor musun ki?” diye sorarsanız Marka Sizsiniz’deki yazılara bakın derim. Ve bu yazı dahi niçin yazıldı zannediyorsunuz. Motivasyon ve moral gücü için kitap okumaktan, büyüklerime danışmaktan, dua etmeye varana kadar bir çok şey yaparım bir de üstüne böyle yazılar yazarım. Belki hem bana hem sizlere faydası olur diye.</p>
<p style="text-align: justify;">Umarım işe yarar, saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2010/05/kendi-moral-yazinizi-kendiniz-yazin-nasil-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kişisel Markalaşma konusunda sık sorulan sorular – 1</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2010/04/kisisel-markalasma-konusunda-sik-sorulan-sorular-%e2%80%93-1/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2010/04/kisisel-markalasma-konusunda-sik-sorulan-sorular-%e2%80%93-1/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Apr 2010 21:20:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[benlik]]></category>
		<category><![CDATA[çaba]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[markalaşma sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Self-Help]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Peters]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=939</guid>
		<description><![CDATA[SORU: İnsan marka olmak için mi yola çıkar, çabalar yoksa zaten yaptıkları ile mi kişisel marka olur?   Bu soru, yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar sorusunu hatırlatıyor biraz. Gerçekten de belli hedefler için yola çıkarak ısrarla o yolda devam edenler her yerde adından söz ettiriyor. Hedef tavuk olmak ise yumurta gerekiyor, yumurta için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste" style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;"><br />
<span style="color: #800000;"><strong>SORU:</strong> </span><span style="color: #3366ff;">İnsan marka olmak için mi yola çıkar, çabalar yoksa zaten yaptıkları ile mi kişisel marka olur?</span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;"> </span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;">Bu soru, yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar sorusunu hatırlatıyor biraz. Gerçekten de belli hedefler için yola çıkarak ısrarla o yolda devam edenler her yerde adından söz ettiriyor. Hedef tavuk olmak ise yumurta gerekiyor, yumurta için ise hedef, yani tavuk olmak gerekiyor gibi bir durum çıkıyor ortaya. İnsan da, dünya da kısacası tüm varlık tek yönlü bir çizgide yol almıyor ki. Hep çift yönlü bir gayret ve sebep sonuç ilişkisi var değil mi?</span></span></div>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;">Öncelikle bir konuyu tekrar vurgulayalım. Kişisel marka olmak bir bilim dalı, bir disiplin, bir öğreti filan değildir aslında. Sosyal hayattaki duruşumuzun bir simgesidir. Bazıları için güçlü bir ikon halini alır, bazıları için ise zayıf. Bazıları daha geniş yelpazede marka olur, bazıları ise kendi çapında. Bazıları birçok konuda söz sahibi olabilir, bazıları ise belli konularda ya da bir konuda daha fazla ön plana çıkar. Kişilik ve davranış tipleri de bildiğiniz gibi şartlara göre değişebiliyor. Birçok “ben”i terk etmek de kolay olmuyor hayatta.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;">Tom Peters 1997 yılına bu ifadeyi kullanana kadar kişisel markalaşma yok muydu yani? Vardı tabi ki fakat kavram bu değildi. Kişisel gelişim tarihi ve eleştirisi yazıldı geçenlerde Newsweek Türkiye’de Ayçin Noyan tarafından. İnsanoğlunun kendini tanımasından, pozitif düşünmeye varana kadar  tüm tavsiyeler son iki yüzyılda mı çıktı yani? Yok böyle bir şey. İlk insan yaratıldığı günden bu yana sorgulanmaya başlandı bu gibi konular. Din, toplumsal gelenekler, psikoloji, sosyoloji ve hatta biyoloji neyi anlatıyor bize? Tabi ki insan gibi bir insan olmayı ve kıvamında, dengeli bir hayat yaşamayı anlatıyor hepsi. İlk kişisel gelişim kitabı diye bilinen, 1859’da Samuel  Smiles’ın yazdığı Self-Help kitabından bahsediliyor. Tamam iyi hoş da bizim kültürümüze bakarsak Yunus Emre, Mevlana ne anlatmıştı ta eskilerde. Masal mı yoksa!  </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;">Hangi kültürde nasıl algılanırsa algılansın ama ortada bir kavram ve altında yatan derin bir anlam var. Herkes de bu anlamın ve bu anlamı da aksiyona dönüştürerek üç günlük dünya da mutlu olmanın peşinde. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;">Doğduğumuz andan itibaren gelişmeye çalışırız. Önce ailemiz yardım eder, sonra kendi gayretlerimiz ve çevremizin desteği ile öğrenerek, tecrübe kazanarak devam ederiz hayata. İster iş dünyasından ister özel yaşamımızdan rol-model kişiler belirleriz kendimize. Bunların çoğu özenti, imrenme hatta kıskanma duygularıyla ortaya çıkar.  Hayaller kurarız, hedefler belirleriz, çok çalışırız, belki de hırsımızın esiri oluruz. Kim nasıl adlandırır bilemem ama bana göre “marka insan” olmak için yola çıkılmıştır zaten. Yola çıktığımızda, trafik kurallarına ihtiyaç olduğu fark edilir. Eğitimler, seminerler, kitaplar, mentorler, koçlar, danışmanlar v.s. derken daha verimli yöntemler keşfetmeye çalışırız. Tüm bu çabalar bizi hangi noktaya getirir? Tabi ki sosyal platformlarda marka boyutları daha fazla dikkat çeken bir kişi hailine geliriz. Yeterliliklerimiz, stillerimiz, standartlarımız, mesajlarımız v.s. yansıttığımız her şey başkalarının algı dünyasında daha belirgin hale gelir. Tüm bunları plansız, çaba göstermeden, belli adımları uygulamadan yapmak mümkün mü? Eğer Allah’ın özel kulu olarak bir mucize gerçekleşmeyecekse, tabi ki imkansız. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;">Demek ki marka olmak için yola çıkmasak da çabalarımız bizi o noktaya götürüyor. Yola çıktıktan sonra kişisel markalaşma adımlarına dikkat edersek yine bizi o noktaya götürüyor. Diyelim ki pek hazzetmiyoruz “kişisel gelişim”, “kişisel markalaşma” gibi ifadelerden ve bu yazılanları çizilenleri siz zaten hakkıyla yerine getiriyorsunuz. O zaman zaten yeni kavramlara ve anlamlara ihtiyacınız yok demektir. Herkes önünüzde saygıyla eğiliyordur diye kabul ediyoruz.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;">Bir örnek vereyim. Bir şirkete gidin, üst ve orta kademe yönetim kadrosunu toplayın. Çok basit kişilik ve davranış testlerinden bazılarını uygulayın ve onlara “kim” olduklarını anlatın. Sonra da hem özel hem de iş hayatlarında başarı sağlamaları için tavsiyelerde bulunun. Bu insanların yaşları da büyük ihtimalle 35 ve yukarısı olacaktır zaten. Göreceksiniz ki daha kendilerini tanımayan, ilişkilerindeki algı dünyasını fark edemeyen, okumayan, araştırmayan bu konular üzerine kafa yorarak kendi yol haritalarını çizmeyen bir sürü insanla karşılaşacaksınız. İş, hava atmaya, güç gösterisinde bulunmaya ya da sadece paraya odaklanmaya gelince ellerine su dökülmez bunu herkes bilir. Emin olun bu insanlar da “kişisel marka olmak için yola çıkmaya gerek yok canım” diyenlerdendir. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;">Merakımı mazur görün lütfen. Dini ilimler ve bilginlerin öğretileri desek pek de öyle içine daldığımızı ve uyguladığımızı söylersek yalan olur değil mi? Eğitim seviyemizin ve yabancı dil seviyemizin de pek yukarılarda olmadığını düşünürsek yabancı kültürden TV ve internet dışında pek faydalandığımız da söylenemez. Konunun uzmanı olan, yıllardır danışmanlık yapan, eğitimler veren, yazılar yazan insanlara gidin sorun yaptıklarınızın karşılığını alabiliyor musunuz “hem manevi hem de maddi anlamda” diye? Size büyük tepkisizlik, vurdumduymazlık ve maddi olarak değersiz görülme gibi serzenişlerde bulunacaklardır eminim. Lütfen çizdiğim bu olumsuz tabloyu yanlış anlamayın. Dünyadaki trendleri, gelişmeleri nerdeyse 15-20 yıl geriden takip eden memleketimin insanları markalaşmak için yola çıkmayacak da ne yapacak! Evet yeni kavramlar bulunacak, yeni anlamlar tartışılacak, yeni ufuklar çizilecek ve düşünmeyi erdem bilen nesiller yetişecek.  </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;">Ve tabi ki yapay, reklam kokan, popüler kültürün esiri, kasıntı davranışlar sergilemeden. Usulünce, edebince, sindirerek, çok konuşmadan ısrarla uygulayarak ve yola devam ederek. Bu yolda olan ve çabalayanlara selamlarımı ve başarı dileklerimi iletiyorum. Marka Sizsiniz bu konuda elinden gelen desteği sağlamak için hep yanınızda olacak.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;">Saygılarımla.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2010/04/kisisel-markalasma-konusunda-sik-sorulan-sorular-%e2%80%93-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gayret ve Sonuç</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2010/03/gayret-ve-sonuc/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2010/03/gayret-ve-sonuc/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2010 19:05:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmak]]></category>
		<category><![CDATA[gayret]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[mind]]></category>
		<category><![CDATA[planlı olmak]]></category>
		<category><![CDATA[sonuç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=921</guid>
		<description><![CDATA[Bize düşen gayret etmek, sonuçlar için kaygılanmak değil.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İki kelime hem birbiriyle bağlantılı hem de tamamen farklı şeyler. Her gayret eden istediği sonuca ulaşabilir mi? Hayır. Gayret etmeyenin sonuca ulaşması mümkün mü? Mucize olmaz ise o da “hayır”. Peki irademiz çerçevesinde bize düşen ne? Tabi ki çaba göstermek. Yani kaderci anlayışa dayanmamak.</p>
<p style="text-align: justify;">Gayret nereden başlar biliyor musunuz? Önce niyetlerden. En zor olanı da budur zaten. Hangi niyetle yola çıkıyorsun? Çok güçlü ve zengin olmak ve insanlara hava atmak için mi? Yoksa gerçekten insanlığa faydalı şeyler sunmak ve huzuru hissetmek için mi? Sonra düşüncelerimize, algılarımıza tutunarak devam ederiz yola. Fakat, duygusal karar alma mekanizmalarımızı, algı karmaşamızı ve tabi ki beynimizin bize oynamaya çalıştığı oyunları sorgulamadan devam ederiz. Bir de bunun adına “gayret” deriz.  Yok öyle işin kolayı. Sistematik bir biçimde çaba göstermek gerekiyor. Yoksa boşa kürek çekmek gibi bir şey.<span id="more-921"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Proje yönetim metotları, pazarlama süreçleri, yalın iş süreçleri ve otomasyonları hep bu nedenle çıkmıştır. Bu modelleri insan düşünür ve çizer. Ve tekrar kendi modelleri ile düşünce dünyasını besleyerek yeni yaşam modelleri çıkarmaya başlar. Örneğin, marka konumlandırma stratejilerinin kişisel markamızın sosyal konumlanmamıza uyarlanması gibi. Yani çift yönlü çalışan modellemeler gidip geliyor zihnimizde.<br />
Çok çalışmak, aşırı çaba göstermek takdir edilecek bir durum. Fakat dengesiz bir hırs içinde, saldırgan tavırlarla, amaçsızca koşuşturmak değildir gayret etmek. Siz hiç gördünüz mü bir ticari markanın bir çok mesajı bir arada vererek her biri birbirinden farklı algılar oluşturduğunu. Aklınıza üç ticari marka getirin. Her biri için en doğru kelimeyi bulun. Büyük ihtimalle birçok kişi o kelimeye yakın anlamları olan kavramlarla tanımlayacaklardır o markayı. Çünkü mesaj karmaşası değil mesaj yalınlığını tercih eder markalar. Gelin siz bunu kişisel markalaşma sürecindeki gayretlerinize yorumlayın. Israrla aynı mesaj çerçevesi içinde kalmanız, değil insanların, internet arama motorlarının dahi sizi o şekilde tanımasına yol açacaktır. </p>
<p style="text-align: justify;">Gayret etmenin en önemli değişkenlerinden biri de odaklanmak. Yalın düşünme süreçleri ile birlikte hedefe odaklanmak ve kaçakları sürekli gözlemlemek gerekir. Unutmayın, psikologlar da “çevremizde önemsiz gibi görünen pek çok şeyin davranışlarımızda etkisi olduğunu” söylüyorlar. <span style="color: #3366ff;"><em>Uyarıcı ve tetikleyici mekanizmaların bize bir tuzak gibi kurulu olabileceğinden bahsediyorlar. Bir deneyde iki grubun birine normal kelimelerden oluşan cümleler, diğer gruba ise yaşlılığı çağrıştıracak kelimelerden oluşan cümleler veriyorlar. Ve deneyden sonra koridorun sonundaki kapıdan çıkmalarını istiyor doktorlar. Yaşlılık çağrıştıran kelimelerle dolu cümleleri okuyan deneklerin kapıya doğru yürürken, diğer gruptakilerden çok daha yavaş ilerledikleri gözleniyor. Renkler, sesler, kokular v.s. dikkatimizi dağıtmak için her şeyin etkisi var. Cordelia Fine- A Mind of Its Own ( Başına Buyruk Beyin – Sel Yayınları)</em></span></p>
<p style="text-align: justify;">Diyelim çok fazla gayret gösterdik ve elimizden geleni yapmaya çalıştık. Sonuç? Şu ana kadarki tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki “çalışınca oluyor” Çok klişe bir ifade değil mi? Ama öyle. Çok az durum vardır ki her şeye dikkat edildiği halde sonucu olumsuz olan bir adım. Onu da işte o zaman kadere bağlayabiliriz. Ama evrenin yaratılışında ve sonuna kadar her olay sebepler çerçevesinde insanın başına gelmektedir. Yoksa bireysel irademizin bir anlamı kalmaz idi.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonucunu almadığımızı zannettiğimiz ya da olumsuz olduğunu düşündüğümüz birçok konuda yılar sonra “her şeyde bir hayır varmış” diye mırıldanırız. Çünkü noktalar birleşince büyük resme daha hakim hale geliriz. Bize negatif gibi görünen o her noktacığın yaşam döngümüzde bir anlamı var. Bu anlamı kavramaya, yorumlamaya çalışmak da bize bağlı. İnsanın “niyet etmek, düşünmek, meyil göstermek ve tabi ki harekete geçmeye kalkışmak” ile ilgili sorumluluğu var. Fiilin tam olarak gerçekleşebileceğini matematiksel bir kesinlikle kimse ifade edemez.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuçları tahmin etmek, analiz etmek, ihtimal hesapları yapmak, algıları ölçmek v.s. hepsi önemli. Kabul ediyorum. Yazdıklarım da “kadercilik” çerçevesinde anlaşılmasın sakın. Sonucu gayretten önce düşünerek kaygıya, korkuya kapılanlara söylüyorum. Ne zaman planlı bir şekilde ısrarla çalıştınız da olmadı! Ne zaman ısrarla bir kapıyı çaldınız da açılmadı! Ne zaman en saf niyetle yola çıktınız da hedefinize ulaşamadınız! Ne zaman mantık ve sezgilerinizi doğru zamanlama ile doğru oranda kullandınız da olmadı! Ne zaman? Tabi ki hiç bir zaman, değil mi?<br />
Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2010/03/gayret-ve-sonuc/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Kavram”sal fakirlikler, “anlam”sız zenginlikler</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2010/03/%e2%80%9ckavram%e2%80%9dsal-fakirlikler-%e2%80%9canlam%e2%80%9dsiz-zenginlikler/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2010/03/%e2%80%9ckavram%e2%80%9dsal-fakirlikler-%e2%80%9canlam%e2%80%9dsiz-zenginlikler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2010 08:38:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Anlam Yaratmak]]></category>
		<category><![CDATA[ictihad]]></category>
		<category><![CDATA[kavram]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[Marka Sizsiniz]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlıca]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=913</guid>
		<description><![CDATA[Daha çok kısa bir süre önce filmlerin, kaset bantlarının kopmasından bahsederdik. Tamir etmeye çalışırdık. O zamanlar böyle harici bellekler, dvd ler filan yoktu. Tamir edilse bile orijinali gibi olmazdı ama idare ederdi işte. Mutsuz ve sıkıntılı anlarımda filmin nerde koptuğunu arar dururum, bulduğum zaman dünyalar benim olur. Onunla yüzleşir, doğru yorumlamaya, doğru algılamaya çalışır ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Daha çok kısa bir süre önce filmlerin, kaset bantlarının kopmasından bahsederdik. Tamir etmeye çalışırdık. O zamanlar böyle harici bellekler, dvd ler filan yoktu. Tamir edilse bile orijinali gibi olmazdı ama idare ederdi işte.</p>
<p style="text-align: justify;">Mutsuz ve sıkıntılı anlarımda filmin nerde koptuğunu arar dururum, bulduğum zaman dünyalar benim olur. Onunla yüzleşir, doğru yorumlamaya, doğru algılamaya çalışır ve yoluma devam ederim. Bu durum, özel hayat ve iş hayatı için de geçerli. Bu topraklarda yaşayan insanlar için de film bir yerlerde kopmuş, bir türlü bağlayamıyor, tamir edemiyor gibi bir durum var sanki.<span id="more-913"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Şu sorulardan yola çıkarak nasıl bir karmaşa yaşadığımızı kısaca sorgulamak istiyorum. Allah uzun ömür versin, az kalmış olsa da hala yaşamakta olan bir nesil Arapça ve Farsça’nın yoğun olduğu bir Osmanlıca ile büyüdü mü? <span style="color: #000000;"><strong>Evet</strong></span>. Atatürk harf inkılabını yaparak özgün Türkçe’yi yerleştirmeye çalışarak zihinlerdeki tüm kültür mirasını yok etmeye mi çalışmıştır? <strong>Kesinlikle Hayır</strong>. Okur yazarlık oranımız hala sorunlu, özellikle kız çocuklarımızın eğitimden yoksun bırakılması gibi sorunlar hala var mıdır? <strong>Evet</strong>. İngilizce, Fransızca, Almanca gibi yabancı dilleri öğrenebilen ve bu konuda araştırmalar yapabilecek seviyeye gelen insan sayısı çok ama çok az mıdır? <strong>Evet</strong>. Türkçe edebiyat ve akademik, bilimsel yayın içerik azlığı ile utanç duymalı mıyız?<strong> Evet</strong>. Biraz soluklanın ama sorulara devam edelim lütfen. İnsan düşünceleri ile şekillenen bir varlık mıdır? <strong>Evet</strong>. Düşünceler önce içi anlam dolu kavramlardan yola çıkarak ve başka kavramlara ulaşır mı?<strong> Evet</strong>. Peki, bu kadar dil karmaşasında ve diğer zorluklarla kafası karışık bir milletin doğru kararlar vererek doğru adımlar atması mümkün müdür? <strong>Hayır</strong>.</p>
<p style="text-align: justify;">O zaman ne diye kavramları kendimize göre yorumlayarak, sulandırarak, laf atarak üzerinde kafa patlatmaktansa çöpe atmayı yeğliyoruz. Çünkü daha kolay geliyor da o nedenle. Demokrasi, Cumhuriyet, Adalet, Halkçılık, Sosyal Devlet, Teamül gibi bir çok değerli kelimeyi sulandırabilmiş bir toplumuz biz. Bilginin hakiki kaynağına ulaşmak zor ya. Önce saygı duyarak sonra sorgulamak, araştırmak zor ya.</p>
<p style="text-align: justify;">Örneğin, <strong>“kişisel gelişim”</strong> kavramını ele alalım. Bir zamanlar daha kuvvetli bir furya idi hala da kitapçıların birkaç sütunu bu kitaplardan oluşuyor, yığınla. Bir yandan herkes danışman, koç v.s. olmak için can atıyor. Bir yandan bu gibi konular üzerinden acaba nasıl para kazanabilirim diye işin püf noktalarını kapmaya çalışanlar var. Bir çok kişi için de bu kavram artık çöpe atılmalı, tiksindirici bir şey. Öyle mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Yok efendim öyle değil. Bu iki kelimeyi ifade olarak beğenmeyebilirsiniz. Yanlış yorumlayanları, yanlış şeyler anlatanları, insanları motivasyon gazı ile birkaç saatliğine balon gibi şişirmeye çalışanları lanetleyebilirsiniz. Ama tüm bunları yapacağınıza bu gibi kavramların nasıl anlaşılmaya çalışılması gerektiğine dair bilgiler paylaşsanız daha iyi olmaz mı? Hangi bilgilerin insanları daha da çaresizliğe sürükleyebileceğini, doğrusunun ne şekilde olması gerektiğini sistematik bir biçmde anlatamayı deneseniz olmaz mı? Kavram ve düşünce fakirliği çeken insanımıza bu gibi ifadelerle nelerin doğru anlatılabileceğini düşünseniz olmaz mı? Nedir bu kavramları yerden yere vurmak, “gavur uydurması” diyerek terslemek ve çöpe atmak. Avrupa ve Amerika’da insan ve hayat dinamikleri üzerine, psikoloji, sosyoloji üzerine yapılan araştırmaları geride bırakacak kaç üniversitemiz ve akademisyenimiz var Allah aşkına. Ki “aman bunlar saçma, kanmayın bunlara” diyerek tersliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kavramdan yola çıkarak birkaç yıldır üzerinde kafa yorduğum konuya geleyim. Kişisel markalaşma. Eğri oturalım, doğru konuşalım. <strong>“Brand you”</strong> ifadesini Tom Peters kullandıktan sonra tüm dünya bunu konuştu. Hala da farklı versiyonları da olsa bir çok danışman, bilim adamı dahi konuşuyor. Bu konuya özel üniversite kuranlar bile var. Bu konuya özel yazılım projeleri yapanlar var ( ben de yapmaya çalışıyorum bu arada ). Peki yıllardır ülkemizde direkt bu konu üzerine yoğunlaşan, eğitimler, seminerler veren kaç danışman, koç var. İki elin parmaklarının sayısını geçer mi? Örneğin Yasemin Sungur gibi bunu yıllardır kim telaffuz etti? Sekiz yıl önce Turkcell’de bir yazıda kullandım <strong>“Marka Sizsiniz”</strong> ifadesini. O da “brand you” nun Türkçe karşılığı zaten ama kulağa hoş geliyor o başka mesele. Son iki yıldır da blog yazıları ve küçük seminerlerle anlatmaya çalışıyorum. Yani kavramı çöpe atmaya değil içini toplumsal değerlerimize uygun şekilde daha da doldurmaya çalışıyorum. Aslında hayata dair ne varsa yazıyorum. Çok faydalı bulduğunu söyleyen ve giderek büyüyen bir hedef kitle de var. Eğer tüm bu eğitimli kitle ve ben yanlış yolda isek vay haline bu milletin!!!</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kavram üzerinde biraz duralım. Kişisel markalaşmanın ünlü, şöhret, zengin, güç-nüfuz sahibi, elit, hükmeden, ütopik hedefler peşinde koşan, hırsının esiri olan v.s. gibi insanlar yarattığını da kim söyledi size! Bu kelimelerin kişisel markalaşma ile alakası olmadığını defalarca yazdım. Tam tersi mütevazi olmanın, iletişime açık olmanın, uzlaşmacı olmanın, realist hedefler koymanın, gaza gelmemenin, önce kendini tanımanın, tanımlamanın asıl markalaşmak olduğunu da vurguluyorum her yerde. Başkaları sadece görsel imaja ağırlık vererek kişisel markalaşmayı böyle anlayabilir. Bazıları da ünlü olup hava atmak olarak da algılayabilir. Bu gibi kişilerin kovası küçük ve dar ve hemen doluveriyorsa bana ne. Ben kişisel marklaşama kavramı ile ilgili kovama çok şey sığdırmak istiyorum ve herkese de bunu anlatmaya çalışıyorum. Ve hatta masanızdaki takvim, Outlook’unuzdaki görevler gibi somut takip yöntemleriniz olsun diyorum. Yurt dışında da gerçekten bu ve buna benzer kavramlar altında harika uygulamalar, somut takip yöntemleri var. Üç beş kişisel gelişim kitabı okuyarak, birkaç kişisel markalaşma makalesini gözden geçirerek işin aslını kavradığımızı mı zannediyouz?</p>
<p style="text-align: justify;">Gelin kafamızda kurguladığımız anlamları sorgulayalım. Maşallah, her şeyi çok iyi anlıyoruz, süper anlamsal zenginlikler yaratıyoruz kendimize. Anlamsal zenginliklerin ancak kavramsal yönlendirmelerle mümkün olacağını unutmayalım. Ve bu kavramları çürütmeye değil daha da anlamlandırmaya çalışalım. Umutsuz vaka ise çöpe atabilirsiniz. Ama örnek verdiğim şu iki kavramı çöpe atmanız neredeyse tüm dünyaya saygısızlık olur. Mevlana ve Yunus Emre gibi seviyelerine ulaşmamız mümkün olmayan yüce şahsiyetlerin bahsettiği konularla ortak yanları çok fazla olan bu konulara at gözlüğü ile bakmayalım derim.</p>
<p style="text-align: justify;">Eski dilde <strong>“ictihad farkı”</strong> derler. Hukuk’ta da geçerlidir hala ve referans olarak alınabilir, kanun gibidir başka davaların örnek teşkil eden yorumları, kararları. Siz de yorumlayın, eleştirin, ekleyin, katkıda bulunun ama “bu konularda boşuna uğraşmayın, anlamsız” diyerek genellemeyin lütfen.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu da bu konuda eleştirel yaklaşımlara cevap olarak yazdığım tek ve son yazı olsun. Anlatamadı isem bu sayfakardaki tüm yazıları, ama tüm yazıları okumaya davet ediyorum arkadaşları. Hala anlatamadı isem lütfen hakkınızı helal edin, zamanınızı almış, zihninizi meşgul etmişimdir, özür dilerim.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2010/03/%e2%80%9ckavram%e2%80%9dsal-fakirlikler-%e2%80%9canlam%e2%80%9dsiz-zenginlikler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Marka Sizsiniz &#8220;ATÖLYE&#8221; çalışmaları başlıyor &#8230;</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/11/marka-sizsiniz-atolye-calismalari-basliyor/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/11/marka-sizsiniz-atolye-calismalari-basliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 10:45:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[atölye]]></category>
		<category><![CDATA[danışmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel marka yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Marka Sizsiniz]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Esenli]]></category>
		<category><![CDATA[seminer]]></category>
		<category><![CDATA[workshop]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=828</guid>
		<description><![CDATA[Bir süredir eğitim, danışmanlık, koçluk gibi hizmetlerle ilgili bana “bu hizmetleri veriyor musunuz” soruları geliyordu. Fakat bildiğiniz gibi Marka Sizsiniz bir danışmanlık firması değil. Ama o yolda ilerliyor sanki. Hatta ufaktan danışmanlık hizmetlerine başlamış oldum zamanım ve bilgim elverdiği sürece. Tabi ki Marka Sizsiniz konsepti çerçevesinde. Seminer ya da eğitim gibi tek taraflı iletişim yerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir süredir eğitim, danışmanlık, koçluk gibi hizmetlerle ilgili bana “bu hizmetleri veriyor musunuz” soruları geliyordu. Fakat bildiğiniz gibi Marka Sizsiniz bir danışmanlık firması değil. Ama o yolda ilerliyor sanki. Hatta ufaktan danışmanlık hizmetlerine başlamış oldum zamanım ve bilgim elverdiği sürece. Tabi ki Marka Sizsiniz konsepti çerçevesinde. Seminer ya da eğitim gibi tek taraflı iletişim yerine ( genelde öyle oluyor ) “atölye” çalışması adı altında, kişisel markalaşma sürecini daha detaylı aktarabilmek için “workshop” tarzı aktiviteler düzenlemeye karar verdim. Ve aşağıdaki süreç diyagramını baz alarak katılımcılara konuları bu çerçevede aktaracağım. Ayda iki kez, üçer saatlik seanslar şeklinde olmasını düşünüyorum. Yer olarak da katılımcı sayısına bağlı olarak uygun bir mekan ile anlaşma yapacağım. Sponsor olmak isteyen varsa hayır demem <img src='http://www.markasizsiniz.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> <span id="more-828"></span></p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-865" title="atolyegrafik" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/11/atolyegrafik1.png" alt="atolyegrafik" width="600" height="508" /></p>
<p>Yukarıdaki şekilde ifade edilmeye çalışıldığı gibi insan, yaşadığı sürece iki ana kategoride yoluna devam eder. Özel yaşam yolu ve kariyer yolu. Yürüdüğümüz hangi yol ise, bizim de başkalarının da bakış açısı, algısı o şekilde olur. Bu şekilde çizildiği gibi bu yollar pek de düz ve rahat değildir. Çok fazla virajı olan, bazen dar bazen geniş olmak üzere tümseklerle dolu olan yolardır. Önemli olan yoldaki tabelalara ve trafik kurallarına uymaktır. Bu kurallar da yedi adet kutucuk içerisinde ana başlıklar halinde sunulmuştur. Yaşamda her iki yolu birden kontrol altına almak, sorunlara yürüdüğümüz yolun dinamikleri açısından çözümler bulmak zorundayız. Her kutucuğun gerçek yaşama yansımaları ve uygulama yöntemleri bulunmaktadır. Atölye çalışmamızda bu ayrıntıların tümü sırası ile ele alınacak.</p>
<p><strong>İÇERİK</strong></p>
<p>- Kişisel markalaşma adımları ile ilgili sunum. Katılımcıların yorumları ve önerileri değerlendirilecek. Konular, Marka Sizsiniz’e özel süreç diyagramı üzerinden ele alınacak.</p>
<p>- Bu adımları uygulamak için ne gibi araçlardan faydalanabiliriz, ya da kendi araçlarımızı nasıl oluşturabiliriz?</p>
<p>- Her seansta bir katılımcının kişisel marka yönetimi hakkında çalışma yapmak. Katılımcılar kendi görüş ve önerilerini sunacak.</p>
<p>- Bir “marka insanın” kişisel marka duruşunu hayatını inceleyerek ele almak.</p>
<p>- İş dünyası ve kariyer yolculuğu ile ilgili sorunlar ele alınacak.</p>
<p>- Misafir danışman, eğitmen ya da koçlardan özel çözümler dinlemek.</p>
<p>- Film, kitap, web sayfası, konferans gibi kişisel markalaşmamıza katkıda bulunacak tavsiyeler.</p>
<p>- Her seans için özet “sonuç dökümanı” hazırlanacak ve Marka Sizsiniz’de yayımlanacak.</p>
<p>- Üç saate yakın bir çalışma olacak.</p>
<p><strong>NEDEN ATÖLYE?</strong></p>
<p>- Az sayıda katılımcı ile odaklanma kaybı olmadan iletişim kurma avantajı.</p>
<p>- Her katılımcının düşüncelerini, önerilerini, eleştirilerini rahatça sunma imkanı.</p>
<p>- Kalıplaşmış formatlar yerine ihtiyaca özel stratejiler çerçevesinde ilerleme imkanı.</p>
<p>- Eğitim, seminer, konferans niteliğinde olmayacağı için kişisel markalaşma sürecinin gerçek yaşama yansımasını canlı örneklerle ele almak.</p>
<p>- Sürekli katılımcılar için bir yol haritası üzerinde yol almak ve bunu bir danışman eşliğinde gerçekleştirmek.</p>
<p><strong>DANIŞMAN</strong></p>
<p><strong>Murat Esenli</strong></p>
<p>1997 yılında Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu. İş yaşamına banka çağrı merkezi yetkilisi olarak başladı. Ve banka bilgi işlem departamanında iş-ürün analisti olarak projelerde çalıştı. İnternet bankacılığı ve alternatif dağıtım kanalları konusunda çalışmalarda bulundu. Yine iş-sistem analisti olarak GSM sektöründe projelerde görev aldı. Mobil pazarlama kampanyaları ile ilgili projelerde çalıştı. Kısa bir süre kendi butik reklam ajansı için çalışmalarda bulundu. Üç yıldan fazla bir süre, global bir fimanın Türkiye Lojistik sürecinde yöneticilik yaptı ve 2010 Ocak&#8217;ta ayrıldı. Pazarlama ve PR’ın, kişisel anlamda da zorunlu olduğunu düşünerek kişisel markalaşma üzerine çalışmalarına devam ediyor. Bu çerçevede özel danışmanlık hizmetleri vermektedir.</p>
<p><strong>ATÖLYE BİLGİLERİ</strong></p>
<p><strong>Tarih: <span style="color: #993300;">26.03.2010 Cuma</span></strong></p>
<p><strong>Saat    : <span style="color: #993300;">19:00-22:00</span></strong></p>
<p><strong>Yer     :</strong><span style="color: #993300;"><strong> Gelişim Platformu</strong> Esentepe Mah. Gazeteciler Sitesi Keskinkalem Sok. No:31 Gayrettepe <strong>Tel:</strong> 212 267 10 80</span></p>
<p><strong>Ücret: <span style="color: #993300;">75 TL</span></strong></p>
<p><strong>Hesap no: <span style="color: #993300;">Garanti Bankası &#8211; İmes Şubesi ( Şube kodu 434 ) Hesap no 6680049</span></strong></p>
<p>Atölye çalışmasının yapılacağı yer, zaman ve ücretle ilgili e-posta yazabilir ya da telefonla ulaşabilirsiniz.</p>
<p><strong><a href="mailto:murat@markasizsiniz.com">murat@markasizsiniz.com</a><br />
0 532 573 05 73</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/11/marka-sizsiniz-atolye-calismalari-basliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni mezun, kariyer yoluna yeni çıkanlar için;</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/09/yeni-mezun-kariyer-yoluna-yeni-cikanlar-icin/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/09/yeni-mezun-kariyer-yoluna-yeni-cikanlar-icin/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 20:52:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[cv]]></category>
		<category><![CDATA[iş bulmak]]></category>
		<category><![CDATA[iş görüşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[iş yaşamı]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[özgeçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[yeni mezun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=772</guid>
		<description><![CDATA[Mezun olacak, yeni mezun ya da iş hayatına yeni başlamış olanlar için kişisel marka duruşu tüyoları.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Üniversiteden yeni mezun oldunuz ya da çok az kaldı. İş bulmak için torpiliniz hazır ise, ya da mükemmele yakın özellikleriniz var ve piyasada sizi havada kapacak şirketler hazır bekliyorsa bu yazıya ihtiyacınız olmayabilir. Hiç de öyle olmadığını ve büyük oranda olmayacağını da biliyorum aslında. Gelin önce bir durum tespiti yapalım, bakalım ortalama 25 yaşında iken hangi avantaj ve dezavantajlarımız var?<span id="more-772"></span></p>
<p style="text-align: justify;">- Tecrübeniz yok gibi sadece staj ya da part time yaptığınız işler var. Onlar da bir uzmanlığa yönelik değil. Bundan doğal ne olabilir ki, adı üzerinde 4-5 yıldır okuyorsunuz çalışmıyorsunuz ki!</p>
<p style="text-align: justify;">- Bir bölümden mezun oldunuz ama ne o sektörde iş var, ne de sizin isteğiniz sektörde. İki arada bir derede nereden başlamalıyım diye düşünüyorsunuz. Bu da normal, kendi işini yapan kaç üniversite mezunu var örneğin ülkemizde?</p>
<p style="text-align: justify;">- Hazırlık okumuş olabilirsiniz ama yabancı diliniz yeterli değil, bir mülakat yapacak olsalar, ya da bir çeviri, çuvallama ihtimali yüksek.</p>
<p style="text-align: justify;">- Bölümünüzle ilgili süper bilginiz var ama işe alırken sosyal iletişiminize ve entelektüel bilgi seviyenize de bakılacak. Ne kadar kitap okudunuz, ne kadar kişiyi örnek aldınız, hikayelerini dinlediniz?</p>
<p style="text-align: justify;">- Bir an önce çalışmaya başlamak istiyorsunuz çünkü ailenize daha fazla yük olmak istemiyorsunuz, kendi ayaklarınız üzerinde durmak istiyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">- Doğru düzgün bir özgeçmiş ve kapak yazısı hazırlayamadınız, yazacak bir şey bulamıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">- Kriz hep var, rekabet çok fazla sizden çok daha iyi okullardan ve puanı yüksek bölümlerden mezun olanlar var, ümitsizliğe kapılıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">- Her taraf torpilli kaynıyor ve herkes tanıdık yoluyla iş bulmaya çalışıyor, bunun da hakkaniyeti yıprattığını düşünüyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">v.s, v.s. Bir bu kadar da siz ekleyin ve içiniz daha da kararsın olur mu? Tabi ki olmaz, olmamalı. Ben de hatırlıyorum tek sayfalık büyük puntolarla, fazla boşluk bırakarak yazdığım ilk özgeçmişimi. Ben de hatırlıyorum Gayrettepe-Mecidiyeköy hattında aylarca iş aradığımı ve hangi bakışlara maruz  kaldığımı. Ve ben de hatırlıyorum “yok ya bu böyle olmayacak en iyisi babamın dediği gibi memlekete dönmek” diye düşündüğümü. Gelin beraber yapıcı ve olması gereken bir duruştan bahsedelim. O da “yeni mezunların kişisel marka duruşu” olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Neden bu duruştan bahsediyoruz biliyor musunuz? Çünkü iş görüşmesinde sizin sadece okulunuza, yabancı dil seviyenize, tecrübenize bakmayacaklar. Emin olun danışmanlık firmasındaki yetkili ya da şirketin insan kaynakları yetkilisi özgeçmişinize ilk baktığında belli kriterlere uygun olduğunuz için, belli filtrelerden geçtiğiniz için sizi çağırmıştır. Ve mülakatın tümünde sizi 360 derceden daha derin bir değerlendirmeye alacaktır. Algı bütünlüğü neyi ortaya çıkarıyorsa sizin notunuz da o olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">1- Yolun başındasınız ve gerçekten “çömez” olduğunuzu kabul etmelisiniz. Allah ömür verirse diyelim 40 yıl daha çalışacaksınız. Bir şekilde bir yerden başlamak istiyorsunuz, size fırsat verilmesini istiyorsunuz. Bu düşünce size mütevazi ve saygılı olmayı getirecektir. Kesinlikle “ben çok iyiyim, her şeyi biliyorum, her şeyi süper yaparım” havalarına girmeyin. Evet aktif görünün, pozitif enerjiniz, heyecanınız yüzünüze yansısın ama rahat olun. Her iş görüşmesi bir ihtimaldir sadece ve bunun gibi yüzlerce, binlerce ihtimal vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">2- Kendinizi net ifade edin. Bildiğiniz, bilmediğiniz, tecrübe sahibi olduğunuz olmadığınız her şeyi doğru olarak ifade edin. O işi istemekle kendiniz için ve ilgili şirket için neyi hedeflediğinizi anlatın. Branşınızla ilgili olabilir de olmayabilir de. Burada tutkularınız, meraklarınız, hobileriniz devreye girebilir. Ve işte tam bu noktada yetkili kişi sizi daha iyi anlamaya başlar.</p>
<p style="text-align: justify;">3- İş yaşamından hedeflediğiniz sadece zengin olmak mı bilemiyorum ama potansiyelinizin tüm insanlık için işe yarayacağını hissettirin. Hırslısınız, çalışkansını, o işi istiyorsunuz ama karşınızdaki kişiye bu düşünce derinliğinizi hissettirmezseniz “sıradan” bir görüntü verirsiniz ve elenirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">4- Sosyal dünyamızın ve tabi ki beraberinde gelen iletişim dünyamızın ne kadar önemli olduğunu vurgulayın. Bu, sizin ekip çalışması, uyumluluk, uzlaşmacı olmak gibi yönlerinizi yansıtacaktır. Ve için de sabır ve saygı barındıran ifadeler olacaktır. Bazı yöneticiler özgeçmişi bir kenara koyarak sadece bu konularda sizi ölçmek isteyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">5- Heyecanlanacaksınız, terleyeceksiniz, iki kelimeyi bir araya getiremeyeceksiniz, elleriniz ve ayaklarınızı bir türlü sabitleyemeyeceksiniz. Bunlar çok normal fakat abartmaya gerek yok. Karşınızdaki de bir insan, canavar değil. Hayati bir konuyu değil sadece ihtimallerden birini değerlendiriyorsunuz. Üstelilk her iki tarafın da birbirine ihtiyacı var. Elilnizden gelen en iyisini yapmaya çalışacak ve gerisini iyi dileklere, dulara bırakacaksınız. Kadere inanmıyorsanız, kasmaya devam edebilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">6- 5. maddedeki “ihtiyaç” ifadesini tekrar vurgulamak istiyorum. Görüşmeyi yapan kişinin gözlerinin içine bakarak “bu şirkete şu, şu, şu katma değerleri sunmaya hazırım. Eksiklerim, yanlışlarım tabi ki olacak ama öğrenmeye açık ve çalışmayı seven bir insanım” diyeceksiniz emin ifadelerle. Gerçekten de pırlanta gibi bir çok arkadaşı bir şirket almayabilir ama başkası havada kapabilir. Sonrasında işe alan yönetici “ya iyi ki bu arkadaşı işe almışız” diyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">7- İş görüşmesini tek başına insan kaynakları yetkililerinin sözleri ve gözleri yönetemez. Asla buna izin vermeyin. Sözünü kesin, nezaket kurallarını çiğneyin demiyorum. Ama siz de onu sorgulayın örneğin. İşin içeriğini, şirketin konumunu, çalışanlara sağladığı hakları v.s. Zaten bu gibi sorular sormazsanız ilgisiz olduğunuz düşünülebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">8- Giyiminize, oturup kalkmanıza, merhabalaşmanıza, ses tonlamanıza varana kadar bir çok etken karşıdaki kişide bir algı oluşturacaktır. Örneğin ben depoya eleman alırken, cv elimde o kişiyle beraber depoyu geziyoruz ve muhabbet ediyoruz. Adı muhabbet ama nelere dikkat ediyorum biliyor musunuz;</p>
<p style="text-align: justify;">a. Benim yürüme hızıma ayak uyduruyor mu yoksa geride mi kalıyor?</p>
<p style="text-align: justify;">b. Depoyu gezerken sorduğum sorulara konsantre olarak net cevaplar verbiliyor mu?</p>
<p style="text-align: justify;">c. Daha önce yaptığı işi net olarak anlatabiliyor mu? Özelikle süreci iyi analiz ederek öğrenmiş mi?</p>
<p style="text-align: justify;">d. Eli cebinde mi, belinde mi, rahat mı, fazla mı rahat?</p>
<p style="text-align: justify;">e. Konuşurken benimle mi ilgili yoksa aklı başka yerler de mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Fark ettiniz mi hiç işten, bilgiden bahsetmiyorum. Ve neredeyse 25 arkadaş işe aldım. İnsan kaynakları uzmanı olmamama rağmen seçmedeki başarı oranımız yüksek.</p>
<p style="text-align: justify;">9- Okuldaki eğitimden ne kazandığınızı, part time ya da stajdan hangi tecrübeleri edindiğinizi ve ne işe yarayacaklarını vurgulayın. Yani öylesine geçen 4 yıl gibi o zamanı çöpe atmayın. Pazarda komşunuzla üzüm satmışsanız dahi bir başarı hikayenizi anlatın. Ve paranın değerini, ticaretin önemi anlamaya çalıştığınızı fark ettirin.</p>
<p style="text-align: justify;">10- Son olarak, ne yaparsanız yapın “üniversite okumuş ama aklı beş karış havada, boş bu insan” dedirtmeyin kendinize. Geçmişinizle, gelecekteki hedeflerinizle, çalışma ve öğrenme azminizle kişisel marka olma potansiyelinizi hissettirin. Kendinizi överek, gururlanarak sürekli “ben” diye konuşun demiyorum. Ama bu kararlı duruş size başkalarından farklı bir gömlek giydirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada ÖSS yok, yanlışlar doğruları götürüyor diye bir şey de yok, katsayı filan da. İki insan var. Biri istiyor, diğeri de değerlendiriyor. Kazanan kaybeden savaşı filan da değil. Her iki tarafın doğru ifadelerle birbirini anlama isteği diyebiliriz. Zaten bu çabalardan fazlasını siz yönetemezsiniz. Hakkınızda yanlış karar verildiğini de düşünebilirsiniz ama önünüz açık, fırsatlar çok fazla önemli olan şartları yerine getirebilmek.</p>
<p style="text-align: justify;">Birçok iş arayan genç görüyorum ki cv’leri eksik, yanlış, karmaşa içinde. İki paragraflık kapak yazısı yamaktan aciz isek bizi nasıl işe alsınlar. Bundan 11 yıl önce kapak yazım vardı ve görüşmeye çağıran fimalar orada yazdıklarım üzerinden bana sorular yöneltiyorlardı. Çünkü etkilenmişlerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet yaşamdaki bir basamaktasınız ve bir atlama taşına ihtiyacınız var. Anneniz, babanız sizi yetiştirdi, öğretmenleriniz sizlere yol gösterdi ve üniversiteyi bitirerek küçük bir azınlığın içine girmiş oldunuz. Ama asıl macera şimdi başlıyor. Derin, çoook derin bir nefes alarak sabırla, hırs göstermeden, telaşa kapılmadan, ümitsiz olmadan kapıları çalacaksınız. Gözünüzü dört değil sekiz açacaksınız ki fırsatları kaçırmayın. İşi, maaşı küçümsemeyeceksiniz. Nereden başlarsanız başlayın o işi en iyi şekilde yapmaya çalışacaksınız ve göreceksiniz ki aslında hakkıyla çalışana hayat adil davranıyor. Tembel, ümitsiz, kendine yatırım yapmayan, kendine bir “marka” gözüyle bakmayan insanlara hayat haklı olarak adil davranmıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bu yazdıklarımın kolay olacağını söylemiyorum. Hızlı ve değişik kariyer hayatımı size anlatsam şaşırır kalırsınız. Şanslı olduğumu söylerle ama hiç de kolay olmadı belli bir noktaya gelmek. Çevrenizi iyi gözlemleyin. Başarıya adım adım yaklaşan insanların hangi sabrı gösterdiklerini iyi anlayın. Ne olur acele etmeyin. Başkalarının da iş bulmasına yardım edin, onların sıkıntılarını paylaşın. Bu gibi desteklerin karşılıksız kalmadığını göreceksiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kadar yeter, marka sizsiniz, gidin ve o işi alın !</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/09/yeni-mezun-kariyer-yoluna-yeni-cikanlar-icin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayat yolunda kıvamı korumak !</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/08/hayat-yolunda-kivami-korumak/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/08/hayat-yolunda-kivami-korumak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2009 20:33:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[ara]]></category>
		<category><![CDATA[burç]]></category>
		<category><![CDATA[çekim yasası]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim mesajı]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[kıvam]]></category>
		<category><![CDATA[şeytani planlar]]></category>
		<category><![CDATA[yüzleşmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=763</guid>
		<description><![CDATA[Geçenlerde &#8220;Kişisel Markanızı her gün yeniden konumlandırın&#8221; diye bir yazı paylaşmıştım. Okumayanlar bu yazıyı okumadan önce ya da sonra bir göz atabilir. İnsan, keşfedilmesi, anlaşılması zor bir varlık. Bilim adamları bu konularla uğraşmaya devam ederken, gelin biz de anladığımız kadarı ile hayat yolculuğunda başımıza neler geldiğini farklı bir açıdan inceleyelim.  Size de olur mu bilemiyorum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Geçenlerde <a href="http://www.markasizsiniz.com/2009/06/kisisel-markanizi-her-gun-yeniden-konumlandirin/" target="_blank">&#8220;Kişisel Markanızı her gün yeniden konumlandırın&#8221;</a> diye bir yazı paylaşmıştım. Okumayanlar bu yazıyı okumadan önce ya da sonra bir göz atabilir. İnsan, keşfedilmesi, anlaşılması zor bir varlık. Bilim adamları bu konularla uğraşmaya devam ederken, gelin biz de anladığımız kadarı ile hayat yolculuğunda başımıza neler geldiğini farklı bir açıdan inceleyelim.<span id="more-763"></span></p>
<p style="text-align: justify;"> Size de olur mu bilemiyorum ama bazen bilmediğim bir şekilde kıvamımı kaybederim. Bir şeye canım sıkılmıştır ama hayat o kadar hızlı akıyordur ki bir türlü filmin nerede koptuğunu hatırlayamam. Hatırlasam bağlayacağım çünkü. Bazen de her hangi bir korku ve ümitsizliğin verdiği heyecanla, ya da mani – depresif algılarla gerçek duruşumu en yakınlarıma dahi gösteremediğimi düşünürüm. Fiziki açıdan, ruhsal açıdan ne olduğunu bilemiyorum ama bir şeyler olduğu kesin. </p>
<p style="text-align: justify;">Her şeyin bizi bir şekilde etkilediğini biliyoruz. Renklerin, seslerin, rüyaların, geçmiş tecrübelerin, genetik kodlarımızın v.s. Peki neden oluyor tüm bunlar, neden “stabil” kalamıyoruz bir şekilde. Evet doğuştan gelen burçlara bağlı ( faldan bahsetmiyorum ) özelliklerimiz de var. Sosyal ve çevresel etkilere maruz kalan bir kişilik yapımız da. Ama nasıl oluyor da yanlış anlaşılıyor, yanlış algılara kurban gidiyor, hayat bazen üstümüze üstümüze geliyor?</p>
<p style="text-align: justify;">Fizikte bir kural vardı sanırım hareket eden bir yapı sürekli hareket etmeye meyillidir diye. Yer çekimi olmasaydı hep uçardık. Her zaman gücü kontrol çabası var evrende. Bilinçli ya da bilinçsizce. Yani yaratılmış, görevleri belirlenmiş bir düzenekten bahsediyoruz. Bu karşılıklı etkileşimin en etkili boyutunu da iletişimde yaşıyoruz çevremizle. Sessiz ya da sesli iletişim fark etmez. Bir şekilde sürekli sinyaller yayıyoruz sesimizle, bakışımızla, duruşumuzla. Hatta “enerji” denilen şey ne ise biz bilmediğimiz ve belki de hiç bilemeyeceğimiz bir şeyler yayıyoruz etrafımıza. Hangi frekanstan neleri transfer ediyoruz kim bilir. Ya da telepatik olarak da bir şeylerin sinyalini alıyoruz belki. Ve “aaa nasıl da denk geldi, tam da seni arayacaktım” diyoruz telefondaki kişiye. Buna düşünce gücü ile çekim yasası gibi isimler takanlar da var.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte tüm bu karmaşık yapıda bir şeyi fark ediyoruz. O da “kişisel marka iletişim mesajı” mızı bozduğumuz anda her şey üstümüze üstümüze geliyor. Bir anda savunmasız hissediyoruz kendimizi. Bize bağıranlar, çağıranlar, yanlış anlayanlar, başarısızlıklar, oyunlar, kumpaslar, kıskançlıklar v.s. Aslında bunu yapan biz miyiz, yoksa başkaları mı? Evet yapan başkaları olabilir ama yüksek ihtimalle buna izin veren, yaptıran biz olabiliriz. Emin olun kıvamı bozan bizleriz. Kişisel marka duruşumuzu dengezileştirerek bir o yana bir bu yana savuran bizleriz. Nasıl mı? Patronumuza kızar eşimizle kavga eder, çocuğumuza bağırırız. Özel yaşamımızda sorun olur iş mesaimizde verimli olamayız, ekibimize iyi davranmayız. Hesabımızı, planımızı doğru yapmadan boş hayallere dalar, gerçek veriyi bozarak yaşamı çekilmez kılarız. Herkesin bizimle aynı hırsta olacağını, herkesin bizim gibi düşüneceğini filan zannederiz. En kötüsü de dünyaya direk kalacak gibi vicdan, saygı, hoşgörü denilen şeyleri unutur gideriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Her gün bir önceki günden zor gelir, bunu unutmayalım. Hayat ya da şeytani bir şeyler açık arar sürekli bizde. Şeytani planları olan insanlar da buna dahildir. Öncelikle insan nefsi çok bencil ve yanlışı sevdiği için her an oyun içindedir. Atalet denilen çukurlarda, yalnızlık denilen kuytularda, karanlık denilen atmosferde yakalar bizi. Küçücük bir deneme yapın. Bulunduğunu ortamı değişitirin. 10 dakikalık bir nefes egzersizi yapın. Ya da yüzünüzü yıkayın, burnunuza güzel bir su çekin, genziniz yansın, temizleyin. Mümkün ise soğuk bir duş alın. Bu fiziksel etkilerin dahi ruhunuzu nasıl etkilediğini fark edeceksiniz. Algı ve düşünceleriniz berraklaşmaya başlar. Buna bilinçli farkındalık da diyebilirsiniz. İşin kötüsü gün içindeki koşturmacamızda şu yazdıklarımın bir çoğu benim de, sizin de aklınıza gelmez. </p>
<p style="text-align: justify;">Peki ne yapmalı?</p>
<p style="text-align: justify;">İş ve özel yaşamı sekteye uğratmadan küçük küçük aralar vermeli bence. Kopan filmi tamir etmeye, konuyu yeniden yapılandırma yoluna gitmeli. Öğle yemeği mi olur, çay molası mı olur. Yorgun bir şekilde eve döndüğünüzde diyelim ki yatana kadar 5 saatiniz var. Sakın az demeyin, bu süre içinde kendinize konsantre olacak şekilde kırk beş dakika ayırabiliyor musunuz? Bugün iş performansım kötü idi, yarın nasıl daha iyi başlayabilir, aha verimli olabilirim diyebiliyor musunuz?</p>
<p style="text-align: justify;">Bazıları kendisi ile sert yüzleşmeyi sever ama ben buna pek de inanmıyorum. İnsan bir anda öğrenen olgunlaşan bir varlık değil çünkü. Zamana yayılmayan, hazmedilmeyen çözümler sizi ya da çevrenizi daha yıpratabilir. En çok eleştiri aldığım konulardan biri kendime iyi davranmamdır ve tabi ki çevreme de. Ama ben bunu seviyorum, iyilikle yaklaşmayı, ısrarla yol göstermeyi, ortak paydaları daha da sağlamlaştırmayı. Radikal kararların önemini de bilirim ama her zaman uygulanamayacağı bir gerçek.</p>
<p style="text-align: justify;">Sabah uyandığınızda, nefes alıp veriyorsanız siz hala hayatına devam eden aynı kişisiniz. Babasınız, annesiniz, öğrencisiniz, yöneticisiniz, patronsunuz, ablasınız, anne annesiniz v.s. Büyük ihtimalle aynı şeyleri yapacak, aynı insanlarla karşılaşacaksınız. Her gün ısrarla ortada yanlış bir algı varsa onu düzeltmeye çalışacaksınız. Ya da daha önemlisi mesajınızı korumaya çalışacaksınız. İçinizdeki fırtınaları kimse anlamaz, anlamak da istemez. Sizden aynı gülüşü, aynı babacan tavrı, aynı vakur duruşu isteyeceklerdir. Önce, sabah yüzünüze çarptığınız bir avuç su ile aynaya bakarak konumlanacaksınız ve aynı kişi olarak yola çıkacaksınız. Ve sizin bu duruşunuzu anlamayanlar da, saygı duymayanlar da, sevenler de sevmeyenler de bir şekilde fark edecektir. Siz yeter ki mevzinizi terk etmeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuyu çok mu dağıttım bilemiyorum ama insanların bugün size neden farklı davrandığını, her gün karşılaştığınız hadiseleri bugün neden daha kızgın algıladığınızı önce kendinize sorun. Durduğunuz yer yanlış, ruhunuzun soluduğu hava kirlenmiş, düşünce seyahatlerinde kaybolmuş ve geri gelememiş olabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Hayat yolunda her zaman kıvamında bir akışla yol alabilmeniz dileği ile.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/08/hayat-yolunda-kivami-korumak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arı gibi düşün, arı gibi düşün, &#8230;</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/07/ari-gibi-dusun-ari-gibi-dusun/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/07/ari-gibi-dusun-ari-gibi-dusun/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2009 14:25:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[arı]]></category>
		<category><![CDATA[Baba]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce sistematiği]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik tipleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[rol model]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=747</guid>
		<description><![CDATA[Arı gibi düşünmek, baba gibi düşünmek. Bir çizgi filmden yola çıkarak çocuk ve ilk örnek aldığı anne-baba rol-model ilişkisi üzerine.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/07/resim-052.jpg"></a><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/07/resim-052.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-748" title="resim-052" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/07/resim-052-300x225.jpg" alt="resim-052" width="300" height="225" /></a>2,3 yaşındaki Tuna oğlumuz bir kaç çizgi filmin hastası oldu bile. Bunlardan biri de <span style="color: #800000;"><strong>&#8220;Arı Filmi&#8221;. </strong></span>Seyretmeyen büyükler varsa tavsiye olunur. Ben de parça parça seyrettim, film çok yaratıcı ve eğlendirici. Filmde ne varsa tabi ki Tuna’cık da taklidini yapıyor. Filmde arılar bir işe ekip halinde başlarken ya da bir sorunu çözmeye çalışırken <strong>“Arı gibi düşün, arı gibi düşün”</strong> diyorlar koro halinde. Beni daha çok şaşırtan ve düşündüren Tuna’nın şu cümlesi oldu. <strong>“Baba gibi düşün, baba gibi düşün”.</strong> Eyvah dedim. Çocuk, annenin ve babanın düşünce kalıplarını dahi taklit edebiliyor ve o şekilde düşünmeyi öğreniyorsa ne olacak! Ve korktum, bu sorumluluk bana ağır geldi.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Garip bir el hareketi ile burnumu kaşıyorum, aynısını yapıyor. Arabayı kullanırken gözünü benden ayırmıyor. Baba senin göbeğin kocaman, benimki minik diye karşılaştırma da yapıyor. Bir yemeği “dürüm” haline getirmişsem illa ki onu deniyor, ondan tatmak istiyor. Koltukta benim rahat oturduğum gibi oturarak taklidimi yapıyor v.s. Neyse, uzadı.<span id="more-747"></span></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Evet genler tamam, doğuştan gelen karakter desenleri, benliğini keşfetme mekanizması da tamam.  Kimi 3 yaş diyor, kimi de 5 yaş. Tüm kişiliğin oturması ile ilgili kısa bir zamandan bahsediyoruz. Ergenlik döneminden sonra ise tabiri caizse zorlama eğitimlerle disiplin altına almaya çalışıyoruz. Bilemiyorum, 2,3 yaşına kadar Tuna’ya neleri verebildik, veremedik, ya da yanlış verdik. Ama rol-model olarak bizim gibi çekirdek aile tiplerinde en önde gelen tabi ki anne ve baba. Bu taklitlerden yola çıkarak belki de düşünce sistematiğimizi dahi örnek alıyordur. Kim, kendisinden bir kopya daha çıkmasını ister ki! Herkes daha iyisini ister bence.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Arılar çalışkan, her birinin görevi var, sorgulamadan sadece işlerini yapıyorlar. Ekip ruhu ve motivasyon ve hiyerarşi müthiş. Doğadaki görevleri ne ise onu tamamlayarak ölüyorlar. Zaten filmde de “insanlar neden bizim ballarımızı satıyor” diyerek mahkemeye veriyorlar, kazanıyorlar fakat bal yapmayı bıraktıkları için tüm çiçekler kurumaya başlıyor. Yani polenler dağılmadığı için. Filmde bencillikten, ırkçılıktan, kıskançlıktan, hata yapmaya kadar bir çok şey anlatılıyor. Doğal olarak arı gibi düşünmenin de eksik yanları olacaktır. Çünkü her varlığın evrende bir görevi ve ona göre bir duruşu vardır. En mükemmel seviyeye gelebilecek de <strong><span style="color: #800000;">“insan”</span></strong>dır bildiğiniz gibi.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Son zamanlarda kişilik tiplerini yorumlarken panter, yunus, tavus kuşu, baykuş gibi benzetmelerden yola çıkılır. Her birinin özellikleri, davranış modelleri farklıdır. Bir insan bunların her birini belirli ve gerektiği ölçülerde kullanarak huzur içinde yaşayabilir. Baskın olarak birini kullananlar da kendilerine uygun iş alanlarında başarılı olabilirler. İnsan kaynakları departmanları da artık bu yöntemleri kullanarak bu insanları o şekilde kabulleniyor ve işe yerleştiriyorlar. Yani “tek tip” diye bir şey yok. Arı gibi düşün, yunus gibi düşün, baykuş gibi düşün diyebilir Tuna ve tüm insanlar.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Geçenlerde bir yazımda ifade etmiştim. <strong>“Kişisel marka olmak ailede başlar”</strong> diye. Arı gibi düşün cümlesinden yola çıkarak baba gibi düşün, anne gibi düşün diyen çocuğunuzun düşünce sistematiğine de hükmettiğinizi düşünsenize. Ne büyük bir sorumluluk.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Aman, bizim aynımız olmasınlar. Zaten farklı olacaklar da. Dileğimiz; bizden, herkesten, her şeyden en iyilerini alsınlar. Evet, değişik varlıklar gibi düşünsünler, davransınlar. Aynı kalıptan çıkmış insan modelleri gezmesin dünyamızda. Diğer dünyaya yaklaşan bu dünyayı artık savaşlardan, katliamlardan, ırkçılıktan, haksız kazançtan, tembellikten, şiddetten arındırsınlar. Arı gibi düşünsünler, panter gibi atak yapsınlar, baykuş gibi avlarına göz koysunlar, yunus gibi uyumlu, tavus kuşu gibi neşeli, dışa dönük olsunlar. Baba gibi de, anne gibi de, dede gibi de düşünsünler, örnek alsınlar geçmişi ve bu derslerle inşa etsinler geleceği.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">En güzel, en insancıl, en doğal düşünce modellerini benimsemen ve uygulaman dileği ile Tuna’cık.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/07/ari-gibi-dusun-ari-gibi-dusun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
