<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MarkaSizsiniz &#187; Kişisel Marka</title>
	<atom:link href="http://www.markasizsiniz.com/etiket/kisisel-marka/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.markasizsiniz.com</link>
	<description>Just another WordPress weblog</description>
	<lastBuildDate>Mon, 07 Feb 2011 22:45:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>“İnsan Kaynağı”nı “Marka İnsan Kaynağı” yapmayı hedefleyen şirketler</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2011/01/%e2%80%9cinsan-kaynagi%e2%80%9dni-%e2%80%9cmarka-insan-kaynagi%e2%80%9d-yapmayi-hedefleyen-sirketler/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2011/01/%e2%80%9cinsan-kaynagi%e2%80%9dni-%e2%80%9cmarka-insan-kaynagi%e2%80%9d-yapmayi-hedefleyen-sirketler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Jan 2011 16:23:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[insan kaynakları]]></category>
		<category><![CDATA[İpek Aral Kişioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel marka eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Misyon Beyanı]]></category>
		<category><![CDATA[Kişsiel Marka Sözü]]></category>
		<category><![CDATA[liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[Marka İnsan Kaynağı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=1147</guid>
		<description><![CDATA[Dün, büyük bir şirketin eğitmenlerine “Kişisel Marka” olmakla ilgili genel anlamda demo denilebilecek bir sunum yaptım. Teklif onlardan gelmişti ve konuya olan ilgilerini görünce çok sevindim. Marka Sizsiniz’i takip ettiklerini ve yaklaşımımı beğendiklerini ifade ettiler. Türkiye’de de bazı şirketler uzmanlarını, ekip liderlerini, yöneticilerini ve üst düzey yöneticilerini bir “marka çalışan” yapmak için bu konuya özel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Dün, büyük bir şirketin eğitmenlerine “Kişisel Marka” olmakla ilgili genel anlamda demo denilebilecek bir sunum yaptım. Teklif onlardan gelmişti ve konuya olan ilgilerini görünce çok sevindim. Marka Sizsiniz’i takip ettiklerini ve yaklaşımımı beğendiklerini ifade ettiler. Türkiye’de de bazı şirketler uzmanlarını, ekip liderlerini, yöneticilerini ve üst düzey yöneticilerini bir “marka çalışan” yapmak için bu konuya özel eğitim planları hazırlıyorlar artık, biliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle bu sunum için araştırma yaptığımda gördüm ki artık dünyada liderlik eğitimleri dahi “liderlik ilişkilerinde kişisel markalaşma” başlığıyla veriliyor. Kariyer yolunda marka olmaya daha çok önem veriliyor. Çalışanların gerçek değerini ortaya çıkarmak ve uzun dönemli verimli çalışma ortamı oluşturmak için İnsan Kaynakları departmanları değişik eğitim paketleri hazırlıyorlar. Örneğin Pricewaterhouse Coopers “Personal Brand Week” olarak değişik önerilerde bulunuyor. Yurt dışında birçok danışman, kariyer eğitimleri içerisine bu konuyu da dahil ediyor. Dünkü demo eğitimden sonra akşam sosyal medyada İpek Aral Kişioğlu’nun İşveren Markası: Intel yazısını gördüm. USB’nin mucidi Ajah Bhatt için yapılan rock yıldızı konseptinde çalışanı marka gibi sunan bir tanıtım filmi vardı. <a href="http://www.kaynagiminsan.com/2011/01/18/isveren-markasi-intel/">http://www.kaynagiminsan.com/2011/01/18/isveren-markasi-intel/</a> Çalışanları markalaştırma ve marka gibi saygı gösterme anlamında güzel bir mesaj. İpek Hanım’ın deyişiyle <em>“21. yüzyılda şirketler sadece ürettiği ürünlerle değil, işveren olarak markasını reklamlara taşıyor. Neden? Yetenekli profesyonelleri kendilerine çekmek, mevcutları bünyesinde tutmak için. Artık İnsan Kaynakları pazarlama süreçlerine de bilfiil girmiş bulunuyor.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Eğitime ve danışmanlık hizmetlerine yeterli bütçe ayırmayan, çalışanlarının değerlilik ve yeterlik algılarını ölçemeyen, kendilerini nasıl sunmaları gerektiğini ve kariyer dünyasında nasıl bir duruş sergilemeleri gerektiğini öğretmeyen firmaların başarılı olduğunu hiç görmedim. “Patron ya da yönetici bağırır çağırır, çalışan da kuzu kuzu katlanır” devri çoktan geçti artık. Ki “Y” jenerasyonu için yepyeni modeller uygulanmaya başlandı artık.</p>
<p style="text-align: justify;">Marka Sizsiniz diyerek Türkiye’de kişisel marka konusunda bir farkındalık yaratmaya çalışıyorum uzun bir zamandır. Artık danışmanlık ve eğitim hizmetleri ile daha profesyonel anlamda çalışmalara başladık. Aynı tipte, bilinen formatta, demode uygulamalarla hazırlamıyoruz eğitimlerimizi. Ve kurumların kendi içinde bu eğitimleri tekrar edebilmeleri için bir “know-how” aktarımında bulunmaya çalışıyorum. Bazı eğitim başlıkları ve içerikleri için <a href="http://www.markasizsiniz.com/hakkimizda/">http://www.markasizsiniz.com/hakkimizda/</a> linkine bakabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kariyer yolunda kişisel marka duruşunun çalışan ne faydası olacak? Kısaca bakalım;</p>
<p style="text-align: justify;">1- Öncelikle kendilerini daha iyi tanımaya ve sunmaya başlayacaklar. Kişilik tipinden, güçlü ve zayıf yönlerine varana kadar.</p>
<p style="text-align: justify;">2- Sosyal duruş, iletişim ve ilişkiler açısından davranışlarını sorgulayacak ve algı dünyalarını düzeltmeye başlayacaklar.</p>
<p style="text-align: justify;">3- Hem iş hem de özel yaşamlarına anlam katan hayalleri ve tutkularını ele alarak hedefleri için yeni yol haritaları çizecekler.</p>
<p style="text-align: justify;">4- Görsel anlamda imaj yönetimi için yeni çözümler keşfedecekler. Varoluş değerlerini daha doğru sunacak ve olumlu geri dönüşler alacaklar.</p>
<p style="text-align: justify;">5- Bulunduğu kariyer basamağının ne anlama geldiğini ve zamanı yanlış yorumlayarak acele etmeden ama kararlı bir şekilde kariyer yıldızını nasıl parlatabileceğini görmeye başlayacak.</p>
<p style="text-align: justify;">6- Liderlik özelliklerini ön plana çıkararak hangi alanlara yoğunlaşabileceğini fark edecek.</p>
<p style="text-align: justify;">7- <strong>&#8220;Kişisel Marka Sözü&#8221;</strong> ve <strong>&#8220;Kişisel Misyon Beyanı&#8221;</strong> gibi çalışmalarla sürekli yazılı olarak kontrol mekanizmaları oluşturacaklar.</p>
<p style="text-align: justify;">8- Kişisel Marka olmanın en başta ailede, özel çevrede, yakın iletişimde başladığını fark ederek iş-özel yaşam dengesini kurabilecekler.</p>
<p style="text-align: justify;">9- İşveren ve yöneticilerle hiyerarşik ilişkilerini daha düzeyli, kişisel ve kurumsal yapıya uygun şekilde ele alarak tam bir iletişim uzmanı gibi yol alacaklar.</p>
<p style="text-align: justify;">10- Tüm bu adımların doğal olarak huzur, terfi ve kazanç getirdiğini anlayarak kendilerini en önemli bir proje gibi ele almaya devam edecekler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu maddelerde başarılı şekilde yol alan bir çalışan, şirketi açısından da doğal olarak<strong> “Marka İnsan Kaynağı”</strong> na dönüşmüş olacak. Bir çalışanın 360° bu şekilde ele alınması iş yapma süreçlerini ve verimliliği, kârlılığı doğrudan etkileyecek. <strong><em><span style="color: #888888;">“Marka”ları marka yapanlar yine insanlardır.</span> </em></strong>Her çalışanın şirketine bir katkısı elbette vardır ama bazıları “lider kişisel marka” olarak daha fazla katkıda bulunurlar. Hem iş hayatlarına, hem de özel hayatlarına. İnsan kaynakları ve Eğitim departmanlarının, bu konuda en azından bazı pilot uygulamalara başlamaları ümidiyle.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2011/01/%e2%80%9cinsan-kaynagi%e2%80%9dni-%e2%80%9cmarka-insan-kaynagi%e2%80%9d-yapmayi-hedefleyen-sirketler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kişisel Marka inşasını yerle bir etmek için</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2010/12/kisisel-marka-insasini-yerle-bir-etmek-icin/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2010/12/kisisel-marka-insasini-yerle-bir-etmek-icin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Dec 2010 10:40:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=1040</guid>
		<description><![CDATA[İngilizce makalelerde kişisel markalaşma çabaları için “build” ifadesi kullanılıyor genelde. Temeli çocukluktan, aileden başlayan bu binanın inşası aslında hiç bitmiyor belki ölene kadar. Her gün üzerine bir şeyler koymak gerekiyor artı olarak. Yani imar ediyoruz, kendi binamızı kurmaya çalışıyoruz. Fakat gelin görün ki bizden ve çevreden gelen etkenlerle bu yapı bir yandan yıkılabiliyor, zarar görebiliyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/12/buildorruin.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1041" title="buildorruin" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/12/buildorruin.jpg" alt="" width="254" height="254" /></a>İngilizce makalelerde kişisel markalaşma çabaları için “build” ifadesi kullanılıyor genelde. Temeli çocukluktan, aileden başlayan bu binanın inşası aslında hiç bitmiyor belki ölene kadar. Her gün üzerine bir şeyler koymak gerekiyor artı olarak. Yani imar ediyoruz, kendi binamızı kurmaya çalışıyoruz. Fakat gelin görün ki bizden ve çevreden gelen etkenlerle bu yapı bir yandan yıkılabiliyor, zarar görebiliyor. Sürekli bir kontrol ve tamir, tadilat gerekiyor. Bazen de temeli sağlamlaştırmak için değişik çözümlere gitmek gerekebiliyor. Yine İngilizce ifade olarak bu anlamda “ruin” kelimesi kullanılıyor harap etmek anlamında. Genelde kişisel anlamda çok kullanılıyor bu ifade. Başlık olarak da “How to ruin your personal brand?” gibi sorular kullanılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İnşa ettiği bir şeyi kim yıkmak ister! Ya da herhangi bir kişi ya da hadise tarafından yıkılmasını ister miyiz? Kimse istemez. Genelde negatif etkilerin, yıkımların dışarıdan geldiğini düşünürüz ve başkalarını suçlarız. Aslında kendi yanlışlarımız daha çok başkalarını harekete geçirir ve negatif enerjiyi üstümüze çekeriz. Zihnimizde besleyip büyüttüğümüz her şey bir şekilde karşımıza çıkar. Somut ya da soyut bir şekilde. Kişisel Marka binamıza zarar verecek şeyleri de bu şekilde üzerimize çekmiş oluruz. <a href="http://www.markasizsiniz.com/2009/01/bunlari-yap-kisisel-marka-olmayi-unut/" target="_blank">“Bunları yap, kişisel marka olmayı unut” </a>diye bir yazım var konu ile ilgili. Algıyı olumsuz çağrışımlar üzerinden yakalayabilmek için bu konuda genel bir toparlama yapalım isterseniz. Hangi yanlış hareketler mahvediyormuş kişisel markamızı, görelim.<span id="more-1040"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>1- </strong></span>Özgün olmayın. Sıradan, genel geçer işlerle uğraşarak günübirlik yaşayın. Gerçek kendinizi ortaya koyacak yeni bir hayata cesaret etmeyin. Kim uğraşacak şimdi bunlarla. Bunca memleket meselesi ve çevre baskısı varken.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">2-</span></strong> Hedeflerinizi gözden geçirmeyin. “Zaten yok” diyorsanız emin olun sizden rahatı yok. Bırakın hayat bildiği gibi aksın. Hangi mecralarda, yollarda aktığınız sorgulamayın. Öylesine, rüzgarda savrulan bir yaprak olarak yaratılmışsınız zaten.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">3-</span></strong> Sizi ve dolayısıyla ailenizi huzurlu kılacak tutkularınızı, ideallerinizi gömün daha derinlere bir yerlere. Sadece para kazanmaya odaklanın. Çünkü para her şeydir. İşe gidin eve gelin, işe gidin eve gelin.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">4-</span></strong> Hayattan ne istediğinizi açıkolarak ifade etmeyin, bir formüle oturtmayın hayallerinizi ve arzularınızı görselleştirmeyin, yazmayın, çizmeyin. Sadece hayıflanın “bir türlü olmuyor işte” diyerek.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">5-</span></strong> Kimseye yardım etmeyin, bildiklerinizi, tecrübelerinizi paylaşmayın. Kendinize saklayın ve mezara birlikte gidin. Bu bencilliğin çok işe yaradığını göreceksiniz, devam edin.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">6-</span></strong> Evinizde oturun, dışarıya çıkmayın, sosyal olmayın. “Aslı yalnız yeme” diyen kimse yanlış söylemiş siz yalnız yemeye devam edin. Sosyal ağ olarak size aileniz ve yaşadığınız semt yeter. Başka yerler, başka insanlar, başka fikirlerle tanışmak için yormayın kendinizi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">7-</span></strong> Eğlenceli, ilginç, sıra dışı olmayın. Olduğunuz yerde kalın. “Challenge” denilen ataletinize meydan okuyacak hareketlere kalkışmayın.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">8-</span></strong> Tutarsız, çelişkili, karmaşık mesajlar verin çevrenize kendinizle ilgili. Bir gün “evet” deyin, bir gün “hayır”. Bir gün “öyle” olun, bir gün “böyle”. İş ya da özel hayatınızdaki duruşunuzu kimse anlayamasın ve sizi bir yerlere konumlandıramasınlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">9-</span></strong> Denemeye çalışmayın, başarısızlıktan korkun ve çevre ne der baskısından çekinin. Böylece yeni şeyler öğrenmenize de gerek kalmaz. Ne güzel değil mi!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">10-</span></strong> Bir mentor, koç ya da danışmana gitmenize gerek yok. Yani biliyorum korkmuyorsunuz, çekinmiyorsunuz aslında. Zaten biliyorsunuz her şeyi ne gerek var ki şimdi para vermeye.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">11-</span></strong> Sosyal medya ve internet denilen şeyin ne olduğuna kafa yormanıza gerek yok. Profildi, paylaşımdı, network vs. hiç gerek yok uğraşmanıza. Görmezden gelin bu iletişim trendlerini. Klasik ilişkiler ağınıza devam.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">12-</span></strong> Gönüllü olarak bir beklenti içine girmeden yardım organizasyonlarına katılmayın. Bir faydanız olacaksa sadece kendinize olsun ya da parasal karşılığı olsun.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">13-</span></strong> Her yerde, her zaman kendinizden bahsedin “marka” olacağım diye. Baskın olan hep siz olun, önde olan, sahnede olan hep siz. Bakın nasıl kişisel marka oluyorsunuz negatif anlamda.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">14-</span></strong> Kendinize hep aynı soruları sorun ve aynı cevapları verin, bahaneleri sıralayın. Farklı sorulara sorarak beyninizi zorlamayın, sonra değişmek zorunda kalırsınız.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">15-</span></strong> Kendinizi “monitor” etmeyin. Not tutmayın, hedeflerinizi yazmayın, kimsenin sizi sorgulamasına da izin vermeyin. Hayatın da karnesi mi olurmuş canım. Tadını çıkarın, kasmayın kendinizi.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, bunları yapın ve inşa edilen bir şeylerin nasıl yerle bir olduğunu görün. Başarı dilemiyorum bu maddeleri yapmanız için. Yapmamayı temenni ediyorum hem kendim, hem de sizler için.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>NOT: </strong><span style="color: #000000;"><span style="color: #808080;">Bu maddelerin tuzağına nasıl düşmeyebiliriz konsunda daha detaylı bilgiler sunacağımız</span><a href="http://www.markasizsiniz.com/2009/11/marka-sizsiniz-atolye-calismalari-basliyor/" target="_blank"><span style="color: #808080;"> <strong><span style="color: #3366ff;">&#8220;Kişisel Markalaşma Semineri&#8221;</span></strong></span></a><span style="color: #808080;"><span style="color: #3366ff;"> </span>ni kaçırmayın. 26 Aralık 2010 Pazar günü. 2011 yılına, yani 21.yy&#8217;ın ikinci on yılına kişisel markanız nasıl girecek ve aksiyon planımız ne olmalı konusunda atölye çalışmaları yapacağız. İletişim için murat@markasizsiniz.com</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2010/12/kisisel-marka-insasini-yerle-bir-etmek-icin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kişisel markalaşma yolundaki 10 tuzak!</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/kisisel-markalasma-yolundaki-10-tuzak/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/kisisel-markalasma-yolundaki-10-tuzak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Jul 2010 03:11:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[tuzak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=1001</guid>
		<description><![CDATA[ 1- Kendini tanıma çilesi: Yapacağınız SWOT çalışmalarından kişilik ve davranış testlerine varana kadar birçok şey size bu konuda yardımcı olacaktır. Fakat siz sürekli geliştiğiniz ya da dönüştüğünüz için tüm bunlar net bir anlam ifade etmeyecektir. Bir insanı tanımak, kainatı keşfetmek kadar zordur bence. Eksik, zayıf ya da güçlü yanlarınızı listeyebilir ve üzerinde çalışabilirsiniz. Fakat bu çalışma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"> 1- <span style="color: #800000;">Kendini tanıma çilesi: </span>Yapacağınız SWOT çalışmalarından kişilik ve davranış testlerine varana kadar birçok şey size bu konuda yardımcı olacaktır. Fakat siz sürekli geliştiğiniz ya da dönüştüğünüz için tüm bunlar net bir anlam ifade etmeyecektir. Bir insanı tanımak, kainatı keşfetmek kadar zordur bence. Eksik, zayıf ya da güçlü yanlarınızı listeyebilir ve üzerinde çalışabilirsiniz. Fakat bu çalışma sizi kendinizle çok fazla uğraştırmamalı, savaştırmamalı. Tam tersi, bir çocuğu terbiye eder gibi yaklaşmalı insan kendisine. Bazen sert, bazen tatlı ama ısrarla hatırlatarak, öğreterek. Bu konuda başkalarına kulak verin ama sakın ola kalbinizi okur gibi sizi değerlendirenlere aldanmayın. Kendiniz gerçek anlamda bir mentor, koç bulun.</p>
<p style="text-align: justify;">2- <span style="color: #800000;">Network oluşturmak, sosyal olmak:</span> Sosyal olacağım, bir sürü insanla tanışacağım, kendimi lanse edeceğim, çevre yapacağım, hava atacağım diye o parti senin, bu gezi benim diyerek her şeye koşarsanız hiçbir yere varamazsınız. Aslında kendinizden, sıfır noktanızdan uzaklaşmış olursunuz. Önemli kişiler, gerekli organizasyonlar, verimli muhabbetler sizin için yeterli. Sosyal medya denilen platformların da doğru kullanılmadığı takdirde nasıl boş işler olduğunu biliyorsunuz zaten. Realite şudur; herkes önce kendi nefsini, çıkarını düşünür. Sana sıra gelene kadar yaşlanmış olabilirsin. Her şey ve herkes değil çok azı aslında sizi ilgilendiriyor. Eğlence konusunda da, sosyal ağ oluşturma konusunda da “az” olanın gücünü keşfedin.</p>
<p style="text-align: justify;">3- <span style="color: #800000;">Ah şu hedefler:</span> Bir türlü tutturamıyorsunuz değil mi? <span id="more-1001"></span>Çünkü maymun iştahlılık, hayalcilik, ölçememek ve az da olsa devam etmemek gibi sorunlarınız vardır eminim. Bende de var çünkü. Azaltın, yavaşlayın, &#8220;odaklandım&#8221; derken hayatı kaçırmayın, arada bir uzaklaşın ve uzaktan bakın hedeflerinize. Merdiveni yanlış duvara dayamış dahi olabilirsiniz. Bunu anlamak için 35-40 yaşını beklemeyin. Herkese de dillendirmeyin, zaten büyük ihtimalle ya anlamayacaklar ya da kıskanacaklardır. Sadece “yapın”, her gün az da olsa bir şeyler yapın hedefleriniz için. Çok uğraşmayın ama yazın, çizin, takip edin, çetele tutun, zekanıza çok güvenmeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">4- <span style="color: #800000;">Tutku esareti:</span> Sevdiğiniz, tutkuyla bağlı olduğunuz bir iş, kişi, hobi ya da hedef, onun esiri olmanızı gerektirmez. Faydası ölçüsünde bağlanmak gerek. Örneğin avcılık tutkusunun, bir hastalık gibi olduğunu duymuşumdur. Kumarbaz kumarı bırakır ama avcı, avcılığı bırakamaz derler. Ya da girişimcilik tutkusu diyelim, fark etmez. Kişisel marka özelliği gibi algılansa da tutkunuz, ömür harcamaya, uğruna bir şeyleri feda etmeye değer mi bir bakın derim.</p>
<p style="text-align: justify;">5- <span style="color: #800000;">Duruş, denge, kıvam:</span> Bu üç kelimeyi korumak çok zor, bilirim. Her an, bir kişi, bir olay, bir haber kimyanızı alt üst edebilir. Ve kendini toparlama süresi. Bu çok fazla yaşandığında irade iyice zayıflar. Genelde kişiler bunu yapar ve onlara hiçbir şey olmaz. Çünkü onların kişisel markalaşma sürecinde ideal bir insan olma diye bir hedefi yoktur. Bir çayın kıvamını, bir terazinin dengesini ve bir viyadük sütununun duruşunu düşünün. İç dünyanıza ait disiplini değil başkası, siz dahi bozamazsınız. Yasaktır, çünkü toplumsal vicadana ve tabiattaki kanunlara da aykırıdır. Negatif enerji saçan ve sizin enerjinizi sömüren her şeyi tespit edin ve uzaklaşın ondan her ne ise.</p>
<p style="text-align: justify;"> 6- <span style="color: #800000;">İyimserlik:</span> Kendine ve dolayısıyla başkalarına iyimser davranmayı seçen bir insanım genelde. Ama bu iyimserlik, hoşgörü ve uzlaşmacı kimliğin yıllar sonra bizi ele geçirdiğini ve başkalarına koz vediğini düşünüyorum. Kendimizi eleştirme noktasında arada bir sert olmakta fayda var. Başka kişileri ve olayları yorumlarken de net tavır koymayı öğrenmek gerekiyor. Tabi ki kırıcı olmadan. Bıçak sırtı gibi ama şu soruyu sık sık soralım; “Çok mu iyi-mser davrnıyorum kendime” diye.</p>
<p style="text-align: justify;">7- <span style="color: #800000;">Sorgulama ve kontrol:</span> Belki altıncı maddedeki iyimserlik tuzağını bu madde ile dengeleyebilriz. Kendinizi sürekli gözlemleyebilir ya da başkalrından görüş alabilirsiniz. Ama öyle insanlar tanıyorum ki o kadar sorguladıktan sonra çaresizliğine kendisi de inanmaya başlıyor. Yok öyle bir şey. Mahkeme filan kurmuyoruz. Haya bir nimettir, dolu dolu yaşayabilene. Sadece arada bir ibreyi ayarlamak gerekiyor. Ve gerçekten okuldan sonra bize pek de karne veren olmuyor. İş karnesi yapay ve idare edilebiliyor. Ama özel hayatın karnesi depresyonlarda ve boşanmalarda, şiddetlerde görülüyor ancak. Azaltarak, öncelikli, verimli ne istiyorsanız onları listeleyini ölçün, takip edin oyun gibi. Ve bu oyuna kimsenin karışmasına, laf atmasına izin vermeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">8- <span style="color: #800000;">Devrim:</span> Hayatta rönesans gibi gelişmeler ve devrim niteliğinde dönüşümler güzeldir, olumlu ve faydalı ise. Ama her hareketi, yeniliği devrim gibi algılamak ve heyecana kapılmak yersiz. Çünkü o kadar kolay değil. Kolay olsa idi her sokak gösterisinden bir devrim çıkardı. Evrendeki olgunlaşma sürecine aykırı devrimler yapamazsınız. En etkili ve uzun soluklu devrimler insan tabiatın aykırı olmayan, sessizce ve belli bir yavaşlıkta, devamlı olanlardır. Yedinci madde size bu fırsatı verir. Kendinize işkence yapmanıza gerek yok. Kılıktan kılığa bürünerek yapay tavırlar sergilemeye hiç gerek yok.</p>
<p style="text-align: justify;">9- <span style="color: #800000;">Vicdan ve realite:</span> Bu biraz altıncı madde ile arkadaş gibi. Siz zannedersiniz ki, sizdeki vicdani prensipler herkeste var. Ya da hayatta her şey süt liman devam eder. Hayır, elbette öyle olmaz. Doğmadan önce bize dünyayı gösterselerdi büyük ihtimalle istemezdik. Ama doğduktan sonra yaşamayı da bilmek gerek. Gerçek hayat acımasız ama arabeskliğin ve savaş-rekabet dürtüsüne saplanmanın gereği yok. Siz ne kadar kasarsanız kasın, su belli yönlere belli yollardan akar. Her söylenilene, her davranışa kanmamak gerek. Ve beklentiye girmemek gerek. Kendi vicdani sorumluluğumuz ile örnek olsak yeterli. Davranışlar, tarzlar, duruşlar bir kaplanı bile dize getirebilir. Başkalarının neden yapmadığını sorgulamaya, ayıplamaya gerek yok, kendimize bakmamız yeterli.</p>
<p style="text-align: justify;">10- <span style="color: #800000;">Ün, şöhret:</span> Ünlü olmak istiyorsak futbolcu, sanatçı, mafya olabilir ya da zengin biriyle evlenerek kısa yoldan şöhreti yakalayabiliriz. Kişisel marka olmak; yıldızı parlamak, çok zengin ve güçlü olmak demek değildir. Tabi ki bunlar kendiliğinden gelebilir başarılı olduğunuz, insanlara fayda sunduğunuz zaman. Ama gösteriş delisi olan kimse sevilmez. Sürekli kendini öven, sahneden inmek istemeyen, sürekli ben yaptım diyerek kulakları tırmalayan bir insan negatif yöne doğru markalaşıyordur. Kişisel marka olmanın ilk kuralı olan &#8220;kendini tanımak&#8221; hakkıyla yerine getirilse bize tevazuyu işaret eder. Samimi, doğal, insanları kucaklayıcı, hoşgörülü, burun seviyesi tam yerinde olmak en etkili marka insan olmaktır. Yani tam kıvamında, sevilen, sayılan ideal bir insan olmak. Ticari marka olmakla karıştırmamak, bu tuzağa da düşmemek gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Başarılar diliyorum. Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/kisisel-markalasma-yolundaki-10-tuzak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Harvard Business School’da MBA yapın, kişisel marka ibreniz tavan yapsın!</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/harvard-business-school%e2%80%99da-mba-yapin-kisisel-marka-ibreniz-tavan-yapsin/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/harvard-business-school%e2%80%99da-mba-yapin-kisisel-marka-ibreniz-tavan-yapsin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2010 20:59:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[finans]]></category>
		<category><![CDATA[Harvard Business School]]></category>
		<category><![CDATA[işletme]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[MBA]]></category>
		<category><![CDATA[para]]></category>
		<category><![CDATA[Philip Delves Broughton]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Ton]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=988</guid>
		<description><![CDATA[Öyle mi gerçekten! Kişisel gelişim ve markalaşmadan yola çıkarak dünyayı yönetecek liderlerden olabilmek için Harvard Business’a mı gitmek gerekiyor? İngiliz Daily Telgraph gazetesinin 31 yaşındaki Paris büro şefi Philip Delves Broughton 2004’te gazeteciliği bırakarak, kendi deyim ile “kapitalizmin mutfağı” olan Harvard Business School’da MBA yapmaya gitmiş. Gitmiş ve gününü görmüş aslında ve bir kitap yazmış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/07/2010-07-14_2339.png"><img class="aligncenter size-full wp-image-989" title="2010-07-14_2339" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/07/2010-07-14_2339.png" alt="" width="599" height="230" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Öyle mi gerçekten! Kişisel gelişim ve markalaşmadan yola çıkarak dünyayı yönetecek liderlerden olabilmek için Harvard Business’a mı gitmek gerekiyor? İngiliz Daily Telgraph gazetesinin 31 yaşındaki Paris büro şefi Philip Delves Broughton 2004’te gazeteciliği bırakarak, kendi deyim ile <strong>“kapitalizmin mutfağı”</strong> olan Harvard Business School’da MBA yapmaya gitmiş. Gitmiş ve gününü görmüş aslında ve bir kitap yazmış o iki yılı anlatan. “Harvard Business School’da size ne öğretirler?” diye.<span id="more-988"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yorucu da olsa işi, kazancı iyi iken 31 yaşında eşi ve iki çocuğu ile gitmiş gurbete ve toplam 175.000 dolarlık masrafın büyük kısmını kredi alarak riske girmiş. Demiş ki “ne de olsa MBA yapınca bütün yatırım fonları yöneten Wall Street tüccarları beni işe almak için sıraya girecek.” Kaz gelecek yerden tavuk esirgenir mi? Hiç de öyle olmamış tabi ki!</p>
<p style="text-align: justify;">Matematiksel Analiz dersinden, Liderlik ve Örgütsel Davranış dersine kadar bir çok ders almaya başlamış. Bunlardan biri de Teknoloji ve Operasyon Yönetimi dersi ve hocası da kitap da adı sıkça geçen <strong>Zeynep Ton</strong>, yani Anadolu topraklarından bir insan. Gurur duydum. Aktifler, pasifler, Öz sermaye, sapmalar v.s. derken ilk başta bir hayli bocalamış Philip. Fakat Wall Street’teki eski tecrübesini ya da girişimcilik hırsını daha da ileriye taşımak isteyen ve bu hesap kitaplardan anlayan bir çok kişi rahatlıkla vak’a analizlerini çözümleyebiliyor, öneriler sunabiliyormuş. Kendisi de gecelr boyu çalışmış ve başarmış da dersleri.</p>
<p style="text-align: justify;">Garip profesörler, gözbebeği dolardan ibaret insanlar, gelecek kaygısı ile depresyona girenler kısaca sadece “para”nın konuşulduğu bir yer. Ama bir işletmenin ruhunu heykelleştirecek ve üzerinde yükselecek prototip yetiştiren bir eğitim tezgahından geçiyor öğrenciler. Rahatlar, özgürler, herkes onlara saygı gösteriyor ama dersler, sınavlar gerçekten de çok ciddiye alınıyor. Yani yaşınız 35 ya da 40’a yaklaşıyor ve siz burada öğrenci iseniz vay halinize!</p>
<p style="text-align: justify;">Philip ailesine bağlı, biraz mistik, biraz ürkek ama sağlamcı, kendini sorgulayan bir insan. Harvard’da MBA yaparak kişisel markasını geliştireceğine ve milyonları kazanacağına emin olarak başlamış işe. Hatta hızını alamayarak okurken bir internet girişimi e-kitap rojesi bile yapmaya çalışmış bir arkadaşı ile. Tabi ki batmış kimse destek olmamış. İlk yılın sonunda staj için doğru düzgün bir firma bile bulamamamış. % 90’dan fazlası mezun olmadan iş anlaşmalarını yaptığı halde bizim arkadaş Harvard Business MBA mezunu olarak iş bulamayan çok küçük bir azınlık olan üç beş kişi arasında imiş. Gel de 175.000 dolarlık masrafı öde.</p>
<p style="text-align: justify;">Philip, belki de orta yaş krizine erken girmiş ve daha yüksek bir amaç edinmek, aslında işin özünde dünyayı değiştirmek istemiş. Bir arkadaşı ona demiş ki, “Dünyayı değiştirmek istiyorsan Darfur cehennemine git , ne işin var burada!” O da zaten işletme yönetimi, finans, yatırım fonları, hesaplar, kitaplar, lüks hayat v.s. hepsinin neleri getirdiğini ve götürdüğünü MBA yaparken daha iyi anlamış. Ama sistematik bilgi adına çok şey öğrenmiş derslerden, hocalardan, arkadaşlarından ve tabi ki vak’a analizlerinden.</p>
<p style="text-align: justify;">Bana göre asıl karizmayı kazanmış ve kişisel marka olmanın “bu anlamda” insana para ve şöhret dışında pek de bir şey kazandırmayacağını fark etmiş. Harvard, bir anlamda özgüven, liderlik ve girişimci ruhun kamçılandığı bir yer. Philip bir gazeteci analizi ile gerçek hayatta her şeyin o kadar da kolay olmadığını anlayıvermiş.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdilerde bir yandan yazmaya devam ediyor bir yandan da bazı şirketlere danışmanlık yapıyormuş “home-office” olarak. “Ruhumu kaybetmeden para kazanmayı nasıl başarabilirim?” cümlesinin cevabını bulmuş olsa gerek. Ya da doğru yolda ilerlediğini düşünüyorum. Enron ve Mortgage v.s. krizlerinin “baş” aktörlerinin de çoğu Harvard Business mezunu bilirsiniz. Ha, bir de George Bush da oradan mezun !!!<br />
Kitaptaki o kadar hikaye arasından beni en çok etkileyeni şu oldu;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #15b2e9;">“North End’in ünlü sakinlerinin anısına asılmış kitabelerden biri; <span style="color: #800000;"><em>“Paul Revere, 1735-1818. Vatansever. Usta zanaatkar. İyi yurttaş. Hannover caddesinde doğdu. North caddesinde yaşadı. Foster caddesindeki çan dökümhanesini kurdu ve Charter caddesinde vefat etti.”</em> </span>Dar caddelerden oluşan birkaç kilometrelik bir alan içinde önemli ve iyi bir hayat sürmüş. Kitabeyi defalarca okudum. Basitliği beni büyülemişti. Kaderini aramak için yollara dökülmemişti Revere. Lassiter’in tavsiyesi aklıma geldi: Dünya kalitsinde bir kabile bul ve ona yapış kal. North End halkı da aynen böyle yapmıştı herhalde. Revere’nin arkadaşlarını, derin aile bağlarını düşündüm. Sonra fırsat arayışı içinde dünyanın uzak köşelerine doğru gözden kaybolan, iş ve hayat endişesiyle dolu sınıf arkadaşlarımı düşündüm ve onların arasında olmadığım için şükrettim. Hoşlanmayacağımı bildiğim bir şey için taahhütte bulunmadığıma şükrettim. Onca dolaşmadan sonra, o kitabede özetlenen hayata gıpta ettim. Eğer aramayı sürdürsem, sahip olduğum bu eğitimle, istediğime kavuşacağıma eminim.&#8221; </span>diyor Philip Delves Broughton.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz de kendisine teşekkür ediyoruz bu marka okulu ve marka mezunlarını irdeleyen ve sorgulayan kitabı için. Otuzlu yaşların sonlarında olsam da yıllardır ben de hep istemişimdir yurt dışında yüksek lisans yapmayı. Hala da isterim. Ama kişisel markam karizma yapsın, daha çok zengin ve güçlü olayım, şu hayatı sömüreyim diye değil. Daha da insan gibi bir insan olabilmek, yaratılış fıtratına aykırı yaşamamak ve özellikle mide kasesinden önce kalp kasesini dolduracağım bir eğitim olsun isterim. Dünyayı değiştirmek için yönetmek gerek. Yönetmeyi öğrenmek için bu gibi eğitimleri almak gerek. Harvard Business School gibi okullar hala işini ciddiyetle yapan dünyanın en gözde eğitim kurumlarından biridir. Doğru şeylerini almak gerek, sun’i ve geçici olanlarını değil.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/harvard-business-school%e2%80%99da-mba-yapin-kisisel-marka-ibreniz-tavan-yapsin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendi moral yazınızı kendiniz yazın. Nasıl mı?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2010/05/kendi-moral-yazinizi-kendiniz-yazin-nasil-mi/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2010/05/kendi-moral-yazinizi-kendiniz-yazin-nasil-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 May 2010 21:24:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Hedef]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[moral]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[plan]]></category>
		<category><![CDATA[ümit]]></category>
		<category><![CDATA[yazı yazmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=970</guid>
		<description><![CDATA[Şöyle; önce bir durum tespiti yapın; 1- Şu anda halime şükretmem, kanaat etmem ve hakkında olumlu düşünmem gereken hayat parametreleri, sebepleri neler? Listele. 2- Yaşadığım olumsuz durum-lar için suçlu aramak, sebeplerde boğulmak yerine çözüm adına ne üretiyorum? 3- Hayata, olaylara ve kişilere bakış açımda bir yanlışlık var mı? Kişisel marka duruşumu kimseye danıştım mı? Eleştiri, tavsiye, yönlendirme aldım [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Şöyle; önce bir durum tespiti yapın;</p>
<p style="text-align: justify;">1- Şu anda halime şükretmem, kanaat etmem ve hakkında olumlu düşünmem gereken hayat parametreleri, sebepleri neler? Listele.</p>
<p style="text-align: justify;">2- Yaşadığım olumsuz durum-lar için suçlu aramak, sebeplerde boğulmak yerine çözüm adına ne üretiyorum?</p>
<p style="text-align: justify;">3- Hayata, olaylara ve kişilere bakış açımda bir yanlışlık var mı? Kişisel marka duruşumu kimseye danıştım mı? Eleştiri, tavsiye, yönlendirme aldım mı? Yoksa yalnızlığın şeytani şemsiyesi altında mı günlerim geçiyor?<span id="more-970"></span></p>
<p style="text-align: justify;">4- Ulaşamadığım hedefler için bulunduğum noktadan tekrar planlama (iş ya da özel) yapmaya başladım mı? Ve bu planı daha radikal, daha değişime açık ve daha disiplinli ve daha uygulanabilir hale nasıl getirebilirim?</p>
<p style="text-align: justify;">5- Kişiliğimi, karakterimi, davranış stillerimi tekrar tekrar gözden geçirebiliyor muyum? Her yıl her gün, her saat tek “ben” üzerine bir çok ben giydirirken iç dünyamı nelerle besliyorum?</p>
<p style="text-align: justify;">6- Hangi ihtiyaçlar ne kadar ihtiyaç ve karşılığında verdiğim çaba ve moral gücü ne? Yalancı, yapay statüler peşinde koşarak maddeye, paraya ne kadar bağımlıyım? Eskilerin deyimiyle “derd-i maişet” denilen geçim konusunu ne derece doğru anlıyorum?</p>
<p style="text-align: justify;">7- Sorunlarımla ona buna saldırmaktan, kızmaktan, hayatın kıvamını daha da bozmaktan başka yapabileceğim bir şey yok mu?</p>
<p style="text-align: justify;">8- Kadere inanıyorsam bu dünyanın tüm yükünü neden ben kaldırmaya çalışıyor ve her şeye hakim olabilecekmişim gibi davranıyorum? Güzel niyet, doğru hedef, azami gayret ve hayatını akışına bırakmak varken çırpınmak ve batmak niye?</p>
<p style="text-align: justify;">9- Moral ibrem sıfırlandığında, motivasyon havuzumun suyu çekildiğinde “beslenme kaynaklarım” neler? Yok ise artık bu kaynakları hayatıma perçinlemenin vakti gelmedi mi?</p>
<p style="text-align: justify;">10- Yanlış zaman kullanımından, yanlış kişi ve olaylara oyalanmaya varana kadar hangi perdeler geldi gözümün önüne de bakışlarım bulandı, kendi gerçek hayatımı göremez oldum?</p>
<p style="text-align: justify;">v.s. diyerek “acımasızca” soruları tokat gibi kendinize  vurmakla işe başlayabilirsiniz? Mümkün ise tek başına yapmayalım, “kamil” birilerine danışarak yapalım bu işi.</p>
<p style="text-align: justify;">Durum değerlendirmemizi yaptık diyelim. Zaman kaybetmeden önce özel, sonra iş yaşamı için çok kısa cümlelerle yeni proje planı yapalım. Zaman denilen şeyi saniyelerle kaybettiğimizi, sevgi denilen şeyi asık bir surat ile yok ettiğimizi, tavır denilen şeyi  yanlış beden dili ve bakışlarla zedelediğimizi, iç huzur denilen şeyi de hiçbir şekilde kalıcı olmayan “madde”sel ölçülere kurban ettiğimizi fark ederek yapalım bu planımızı.<br />
Bu arada tüm bunları yapabilmek için sakin bir kafa, düzenli bir oda-masa, sessiz bir ortam ya da beğenilen bir müzik ve yalnızlığın güç aldığı Yaratıcı’ya tevekkül ederek yapmak gerek. Yoksa karmaşa içerisinde yine karmaşa doğar emin olun.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir şeyler yazdınız diyelim ama uygulama zorluğu çıkacak belli. Uygulama zorluğu çıkaran şeyler sizin daha önce hayatınıza bilerek dahil ettiğiniz şeylerdir. Bu bir kişi ise değişmesini, ayak uydurmasını uygun tavırla tavsiye etmelisiniz, yoksa bırakın. Bu bir alışkanlık ise sanki uyuşturucu gibi ele alın ve tedavi ihtiyacı hissederek o kötü alışkanlık ne ise bırakın. Zaman yok eden virüsleri çıkarın hayatınızdan. Size kendinizi unutturan, planlarınızı görmezden gelen, dalga geçen, küçümseyen, sizi huzursuz kılan ne varsa tek tek yazın ve zamanla icabına bakın bunların.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bunları yaparken herkesin çok konuştuğu ama pek kimsenin de doğru anlayamadığı insan, zaman, kişilik, benlik, karakter, hayat v.s. gibi konularda daha doğru bilgilere ulaşmaya çalışın. Özellikle yeni moda yazılarla değil tarihi eski ama içeriği sonsuz güzellikleri anlatan kitaplara yönelin.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyelim bunları yapabilmek adına biraz zaman geçirdik ve yazılı hale getirdik şimdi sıra geldi asıl sözleri hazırlamaya. Tavsiyeler;</p>
<p style="text-align: justify;">1- Kendinizi üç beş cümlede anlatmaya çalışın. O cümle-leri tekrar tekrar okuduğunuzda “tam da beni anlatıyor” deyin.</p>
<p style="text-align: justify;">2- Hem hatalarınızı, hem başarılarınız aksettiren cümleler kurun geçmişinizle ilgili. İtiraflar da, hüsranlar da, gurur duyacağınız cümleler de olsun içinde.</p>
<p style="text-align: justify;">3- 2. Madde çerçevesinde sizi en çok etkileyen, ders aldığınız önemli kişi ve olaylardan bazılarını kulağa küpe şeklinde serpiştirin yazıya.</p>
<p style="text-align: justify;">4- Önce insan olmanın, sonra da “kişisel” duruşunuzla ilgili sorumluluklarınızı hatırlatan öğeler ekleyin yazınıza.</p>
<p style="text-align: justify;">5- Erteleyerek biriktirdiğiniz şeylerin bulunduğu sepeti boşaltın biraz ortalığa. Geciken özürler, teşekkürler, tamamlanamayan hedefler, güzelliklerle doldurulmayan başka hayat sepetleri  v.s. dökün eteklerinizde sakladığınız ne varsa.</p>
<p style="text-align: justify;">6- Ümit aşısını tekrar yenileyin bir fidan gibi bedeninizin, ruhunuzun bir tarafına. Ve bu aşı tutmazsa ölene kadar tekrar, tekrar her baharda aşılayacağınıza söz verin.</p>
<p style="text-align: justify;">7- Karşınıza çıkan, oyalayan ve yanlış yollara sürükleyen şeytan tiplilere sorun tekrar “sahi, siz kimsiniz, kim oluyorsunuz, benim hayatımda işiniz ne” diye.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben uzatıyorum ama siz daha fazla uzatmadan bitirin yazınızı. Siz şimdi zannediyorsunuz ki, bu gibi yazıları insan yılda bir defa ancak yazar diye. Yanlış, hemen unutun bu düşüncenizi. Müdürünüz, öğretmeniniz ya da komutanınız olsam emrederdim bu gibi değerlendirmeleri az ve öz, çok boğulmadan en az haftada bir kez yapın diye.</p>
<p style="text-align: justify;">“Sen yapıyor musun ki?” diye sorarsanız Marka Sizsiniz’deki yazılara bakın derim. Ve bu yazı dahi niçin yazıldı zannediyorsunuz. Motivasyon ve moral gücü için kitap okumaktan, büyüklerime danışmaktan, dua etmeye varana kadar bir çok şey yaparım bir de üstüne böyle yazılar yazarım. Belki hem bana hem sizlere faydası olur diye.</p>
<p style="text-align: justify;">Umarım işe yarar, saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2010/05/kendi-moral-yazinizi-kendiniz-yazin-nasil-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kişisel Markalaşma konusunda sık sorulan sorular – 1</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2010/04/kisisel-markalasma-konusunda-sik-sorulan-sorular-%e2%80%93-1/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2010/04/kisisel-markalasma-konusunda-sik-sorulan-sorular-%e2%80%93-1/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Apr 2010 21:20:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[benlik]]></category>
		<category><![CDATA[çaba]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[markalaşma sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Self-Help]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Peters]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=939</guid>
		<description><![CDATA[SORU: İnsan marka olmak için mi yola çıkar, çabalar yoksa zaten yaptıkları ile mi kişisel marka olur?   Bu soru, yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar sorusunu hatırlatıyor biraz. Gerçekten de belli hedefler için yola çıkarak ısrarla o yolda devam edenler her yerde adından söz ettiriyor. Hedef tavuk olmak ise yumurta gerekiyor, yumurta için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste" style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;"><br />
<span style="color: #800000;"><strong>SORU:</strong> </span><span style="color: #3366ff;">İnsan marka olmak için mi yola çıkar, çabalar yoksa zaten yaptıkları ile mi kişisel marka olur?</span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;"> </span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;">Bu soru, yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar sorusunu hatırlatıyor biraz. Gerçekten de belli hedefler için yola çıkarak ısrarla o yolda devam edenler her yerde adından söz ettiriyor. Hedef tavuk olmak ise yumurta gerekiyor, yumurta için ise hedef, yani tavuk olmak gerekiyor gibi bir durum çıkıyor ortaya. İnsan da, dünya da kısacası tüm varlık tek yönlü bir çizgide yol almıyor ki. Hep çift yönlü bir gayret ve sebep sonuç ilişkisi var değil mi?</span></span></div>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;">Öncelikle bir konuyu tekrar vurgulayalım. Kişisel marka olmak bir bilim dalı, bir disiplin, bir öğreti filan değildir aslında. Sosyal hayattaki duruşumuzun bir simgesidir. Bazıları için güçlü bir ikon halini alır, bazıları için ise zayıf. Bazıları daha geniş yelpazede marka olur, bazıları ise kendi çapında. Bazıları birçok konuda söz sahibi olabilir, bazıları ise belli konularda ya da bir konuda daha fazla ön plana çıkar. Kişilik ve davranış tipleri de bildiğiniz gibi şartlara göre değişebiliyor. Birçok “ben”i terk etmek de kolay olmuyor hayatta.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;">Tom Peters 1997 yılına bu ifadeyi kullanana kadar kişisel markalaşma yok muydu yani? Vardı tabi ki fakat kavram bu değildi. Kişisel gelişim tarihi ve eleştirisi yazıldı geçenlerde Newsweek Türkiye’de Ayçin Noyan tarafından. İnsanoğlunun kendini tanımasından, pozitif düşünmeye varana kadar  tüm tavsiyeler son iki yüzyılda mı çıktı yani? Yok böyle bir şey. İlk insan yaratıldığı günden bu yana sorgulanmaya başlandı bu gibi konular. Din, toplumsal gelenekler, psikoloji, sosyoloji ve hatta biyoloji neyi anlatıyor bize? Tabi ki insan gibi bir insan olmayı ve kıvamında, dengeli bir hayat yaşamayı anlatıyor hepsi. İlk kişisel gelişim kitabı diye bilinen, 1859’da Samuel  Smiles’ın yazdığı Self-Help kitabından bahsediliyor. Tamam iyi hoş da bizim kültürümüze bakarsak Yunus Emre, Mevlana ne anlatmıştı ta eskilerde. Masal mı yoksa!  </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;">Hangi kültürde nasıl algılanırsa algılansın ama ortada bir kavram ve altında yatan derin bir anlam var. Herkes de bu anlamın ve bu anlamı da aksiyona dönüştürerek üç günlük dünya da mutlu olmanın peşinde. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;">Doğduğumuz andan itibaren gelişmeye çalışırız. Önce ailemiz yardım eder, sonra kendi gayretlerimiz ve çevremizin desteği ile öğrenerek, tecrübe kazanarak devam ederiz hayata. İster iş dünyasından ister özel yaşamımızdan rol-model kişiler belirleriz kendimize. Bunların çoğu özenti, imrenme hatta kıskanma duygularıyla ortaya çıkar.  Hayaller kurarız, hedefler belirleriz, çok çalışırız, belki de hırsımızın esiri oluruz. Kim nasıl adlandırır bilemem ama bana göre “marka insan” olmak için yola çıkılmıştır zaten. Yola çıktığımızda, trafik kurallarına ihtiyaç olduğu fark edilir. Eğitimler, seminerler, kitaplar, mentorler, koçlar, danışmanlar v.s. derken daha verimli yöntemler keşfetmeye çalışırız. Tüm bu çabalar bizi hangi noktaya getirir? Tabi ki sosyal platformlarda marka boyutları daha fazla dikkat çeken bir kişi hailine geliriz. Yeterliliklerimiz, stillerimiz, standartlarımız, mesajlarımız v.s. yansıttığımız her şey başkalarının algı dünyasında daha belirgin hale gelir. Tüm bunları plansız, çaba göstermeden, belli adımları uygulamadan yapmak mümkün mü? Eğer Allah’ın özel kulu olarak bir mucize gerçekleşmeyecekse, tabi ki imkansız. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;">Demek ki marka olmak için yola çıkmasak da çabalarımız bizi o noktaya götürüyor. Yola çıktıktan sonra kişisel markalaşma adımlarına dikkat edersek yine bizi o noktaya götürüyor. Diyelim ki pek hazzetmiyoruz “kişisel gelişim”, “kişisel markalaşma” gibi ifadelerden ve bu yazılanları çizilenleri siz zaten hakkıyla yerine getiriyorsunuz. O zaman zaten yeni kavramlara ve anlamlara ihtiyacınız yok demektir. Herkes önünüzde saygıyla eğiliyordur diye kabul ediyoruz.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;">Bir örnek vereyim. Bir şirkete gidin, üst ve orta kademe yönetim kadrosunu toplayın. Çok basit kişilik ve davranış testlerinden bazılarını uygulayın ve onlara “kim” olduklarını anlatın. Sonra da hem özel hem de iş hayatlarında başarı sağlamaları için tavsiyelerde bulunun. Bu insanların yaşları da büyük ihtimalle 35 ve yukarısı olacaktır zaten. Göreceksiniz ki daha kendilerini tanımayan, ilişkilerindeki algı dünyasını fark edemeyen, okumayan, araştırmayan bu konular üzerine kafa yorarak kendi yol haritalarını çizmeyen bir sürü insanla karşılaşacaksınız. İş, hava atmaya, güç gösterisinde bulunmaya ya da sadece paraya odaklanmaya gelince ellerine su dökülmez bunu herkes bilir. Emin olun bu insanlar da “kişisel marka olmak için yola çıkmaya gerek yok canım” diyenlerdendir. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;">Merakımı mazur görün lütfen. Dini ilimler ve bilginlerin öğretileri desek pek de öyle içine daldığımızı ve uyguladığımızı söylersek yalan olur değil mi? Eğitim seviyemizin ve yabancı dil seviyemizin de pek yukarılarda olmadığını düşünürsek yabancı kültürden TV ve internet dışında pek faydalandığımız da söylenemez. Konunun uzmanı olan, yıllardır danışmanlık yapan, eğitimler veren, yazılar yazan insanlara gidin sorun yaptıklarınızın karşılığını alabiliyor musunuz “hem manevi hem de maddi anlamda” diye? Size büyük tepkisizlik, vurdumduymazlık ve maddi olarak değersiz görülme gibi serzenişlerde bulunacaklardır eminim. Lütfen çizdiğim bu olumsuz tabloyu yanlış anlamayın. Dünyadaki trendleri, gelişmeleri nerdeyse 15-20 yıl geriden takip eden memleketimin insanları markalaşmak için yola çıkmayacak da ne yapacak! Evet yeni kavramlar bulunacak, yeni anlamlar tartışılacak, yeni ufuklar çizilecek ve düşünmeyi erdem bilen nesiller yetişecek.  </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;">Ve tabi ki yapay, reklam kokan, popüler kültürün esiri, kasıntı davranışlar sergilemeden. Usulünce, edebince, sindirerek, çok konuşmadan ısrarla uygulayarak ve yola devam ederek. Bu yolda olan ve çabalayanlara selamlarımı ve başarı dileklerimi iletiyorum. Marka Sizsiniz bu konuda elinden gelen desteği sağlamak için hep yanınızda olacak.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #000000;">Saygılarımla.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2010/04/kisisel-markalasma-konusunda-sik-sorulan-sorular-%e2%80%93-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gayret ve Sonuç</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2010/03/gayret-ve-sonuc/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2010/03/gayret-ve-sonuc/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2010 19:05:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmak]]></category>
		<category><![CDATA[gayret]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[mind]]></category>
		<category><![CDATA[planlı olmak]]></category>
		<category><![CDATA[sonuç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=921</guid>
		<description><![CDATA[Bize düşen gayret etmek, sonuçlar için kaygılanmak değil.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İki kelime hem birbiriyle bağlantılı hem de tamamen farklı şeyler. Her gayret eden istediği sonuca ulaşabilir mi? Hayır. Gayret etmeyenin sonuca ulaşması mümkün mü? Mucize olmaz ise o da “hayır”. Peki irademiz çerçevesinde bize düşen ne? Tabi ki çaba göstermek. Yani kaderci anlayışa dayanmamak.</p>
<p style="text-align: justify;">Gayret nereden başlar biliyor musunuz? Önce niyetlerden. En zor olanı da budur zaten. Hangi niyetle yola çıkıyorsun? Çok güçlü ve zengin olmak ve insanlara hava atmak için mi? Yoksa gerçekten insanlığa faydalı şeyler sunmak ve huzuru hissetmek için mi? Sonra düşüncelerimize, algılarımıza tutunarak devam ederiz yola. Fakat, duygusal karar alma mekanizmalarımızı, algı karmaşamızı ve tabi ki beynimizin bize oynamaya çalıştığı oyunları sorgulamadan devam ederiz. Bir de bunun adına “gayret” deriz.  Yok öyle işin kolayı. Sistematik bir biçimde çaba göstermek gerekiyor. Yoksa boşa kürek çekmek gibi bir şey.<span id="more-921"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Proje yönetim metotları, pazarlama süreçleri, yalın iş süreçleri ve otomasyonları hep bu nedenle çıkmıştır. Bu modelleri insan düşünür ve çizer. Ve tekrar kendi modelleri ile düşünce dünyasını besleyerek yeni yaşam modelleri çıkarmaya başlar. Örneğin, marka konumlandırma stratejilerinin kişisel markamızın sosyal konumlanmamıza uyarlanması gibi. Yani çift yönlü çalışan modellemeler gidip geliyor zihnimizde.<br />
Çok çalışmak, aşırı çaba göstermek takdir edilecek bir durum. Fakat dengesiz bir hırs içinde, saldırgan tavırlarla, amaçsızca koşuşturmak değildir gayret etmek. Siz hiç gördünüz mü bir ticari markanın bir çok mesajı bir arada vererek her biri birbirinden farklı algılar oluşturduğunu. Aklınıza üç ticari marka getirin. Her biri için en doğru kelimeyi bulun. Büyük ihtimalle birçok kişi o kelimeye yakın anlamları olan kavramlarla tanımlayacaklardır o markayı. Çünkü mesaj karmaşası değil mesaj yalınlığını tercih eder markalar. Gelin siz bunu kişisel markalaşma sürecindeki gayretlerinize yorumlayın. Israrla aynı mesaj çerçevesi içinde kalmanız, değil insanların, internet arama motorlarının dahi sizi o şekilde tanımasına yol açacaktır. </p>
<p style="text-align: justify;">Gayret etmenin en önemli değişkenlerinden biri de odaklanmak. Yalın düşünme süreçleri ile birlikte hedefe odaklanmak ve kaçakları sürekli gözlemlemek gerekir. Unutmayın, psikologlar da “çevremizde önemsiz gibi görünen pek çok şeyin davranışlarımızda etkisi olduğunu” söylüyorlar. <span style="color: #3366ff;"><em>Uyarıcı ve tetikleyici mekanizmaların bize bir tuzak gibi kurulu olabileceğinden bahsediyorlar. Bir deneyde iki grubun birine normal kelimelerden oluşan cümleler, diğer gruba ise yaşlılığı çağrıştıracak kelimelerden oluşan cümleler veriyorlar. Ve deneyden sonra koridorun sonundaki kapıdan çıkmalarını istiyor doktorlar. Yaşlılık çağrıştıran kelimelerle dolu cümleleri okuyan deneklerin kapıya doğru yürürken, diğer gruptakilerden çok daha yavaş ilerledikleri gözleniyor. Renkler, sesler, kokular v.s. dikkatimizi dağıtmak için her şeyin etkisi var. Cordelia Fine- A Mind of Its Own ( Başına Buyruk Beyin – Sel Yayınları)</em></span></p>
<p style="text-align: justify;">Diyelim çok fazla gayret gösterdik ve elimizden geleni yapmaya çalıştık. Sonuç? Şu ana kadarki tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki “çalışınca oluyor” Çok klişe bir ifade değil mi? Ama öyle. Çok az durum vardır ki her şeye dikkat edildiği halde sonucu olumsuz olan bir adım. Onu da işte o zaman kadere bağlayabiliriz. Ama evrenin yaratılışında ve sonuna kadar her olay sebepler çerçevesinde insanın başına gelmektedir. Yoksa bireysel irademizin bir anlamı kalmaz idi.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonucunu almadığımızı zannettiğimiz ya da olumsuz olduğunu düşündüğümüz birçok konuda yılar sonra “her şeyde bir hayır varmış” diye mırıldanırız. Çünkü noktalar birleşince büyük resme daha hakim hale geliriz. Bize negatif gibi görünen o her noktacığın yaşam döngümüzde bir anlamı var. Bu anlamı kavramaya, yorumlamaya çalışmak da bize bağlı. İnsanın “niyet etmek, düşünmek, meyil göstermek ve tabi ki harekete geçmeye kalkışmak” ile ilgili sorumluluğu var. Fiilin tam olarak gerçekleşebileceğini matematiksel bir kesinlikle kimse ifade edemez.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuçları tahmin etmek, analiz etmek, ihtimal hesapları yapmak, algıları ölçmek v.s. hepsi önemli. Kabul ediyorum. Yazdıklarım da “kadercilik” çerçevesinde anlaşılmasın sakın. Sonucu gayretten önce düşünerek kaygıya, korkuya kapılanlara söylüyorum. Ne zaman planlı bir şekilde ısrarla çalıştınız da olmadı! Ne zaman ısrarla bir kapıyı çaldınız da açılmadı! Ne zaman en saf niyetle yola çıktınız da hedefinize ulaşamadınız! Ne zaman mantık ve sezgilerinizi doğru zamanlama ile doğru oranda kullandınız da olmadı! Ne zaman? Tabi ki hiç bir zaman, değil mi?<br />
Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2010/03/gayret-ve-sonuc/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Kavram”sal fakirlikler, “anlam”sız zenginlikler</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2010/03/%e2%80%9ckavram%e2%80%9dsal-fakirlikler-%e2%80%9canlam%e2%80%9dsiz-zenginlikler/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2010/03/%e2%80%9ckavram%e2%80%9dsal-fakirlikler-%e2%80%9canlam%e2%80%9dsiz-zenginlikler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2010 08:38:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Anlam Yaratmak]]></category>
		<category><![CDATA[ictihad]]></category>
		<category><![CDATA[kavram]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[Marka Sizsiniz]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlıca]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=913</guid>
		<description><![CDATA[Daha çok kısa bir süre önce filmlerin, kaset bantlarının kopmasından bahsederdik. Tamir etmeye çalışırdık. O zamanlar böyle harici bellekler, dvd ler filan yoktu. Tamir edilse bile orijinali gibi olmazdı ama idare ederdi işte. Mutsuz ve sıkıntılı anlarımda filmin nerde koptuğunu arar dururum, bulduğum zaman dünyalar benim olur. Onunla yüzleşir, doğru yorumlamaya, doğru algılamaya çalışır ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Daha çok kısa bir süre önce filmlerin, kaset bantlarının kopmasından bahsederdik. Tamir etmeye çalışırdık. O zamanlar böyle harici bellekler, dvd ler filan yoktu. Tamir edilse bile orijinali gibi olmazdı ama idare ederdi işte.</p>
<p style="text-align: justify;">Mutsuz ve sıkıntılı anlarımda filmin nerde koptuğunu arar dururum, bulduğum zaman dünyalar benim olur. Onunla yüzleşir, doğru yorumlamaya, doğru algılamaya çalışır ve yoluma devam ederim. Bu durum, özel hayat ve iş hayatı için de geçerli. Bu topraklarda yaşayan insanlar için de film bir yerlerde kopmuş, bir türlü bağlayamıyor, tamir edemiyor gibi bir durum var sanki.<span id="more-913"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Şu sorulardan yola çıkarak nasıl bir karmaşa yaşadığımızı kısaca sorgulamak istiyorum. Allah uzun ömür versin, az kalmış olsa da hala yaşamakta olan bir nesil Arapça ve Farsça’nın yoğun olduğu bir Osmanlıca ile büyüdü mü? <span style="color: #000000;"><strong>Evet</strong></span>. Atatürk harf inkılabını yaparak özgün Türkçe’yi yerleştirmeye çalışarak zihinlerdeki tüm kültür mirasını yok etmeye mi çalışmıştır? <strong>Kesinlikle Hayır</strong>. Okur yazarlık oranımız hala sorunlu, özellikle kız çocuklarımızın eğitimden yoksun bırakılması gibi sorunlar hala var mıdır? <strong>Evet</strong>. İngilizce, Fransızca, Almanca gibi yabancı dilleri öğrenebilen ve bu konuda araştırmalar yapabilecek seviyeye gelen insan sayısı çok ama çok az mıdır? <strong>Evet</strong>. Türkçe edebiyat ve akademik, bilimsel yayın içerik azlığı ile utanç duymalı mıyız?<strong> Evet</strong>. Biraz soluklanın ama sorulara devam edelim lütfen. İnsan düşünceleri ile şekillenen bir varlık mıdır? <strong>Evet</strong>. Düşünceler önce içi anlam dolu kavramlardan yola çıkarak ve başka kavramlara ulaşır mı?<strong> Evet</strong>. Peki, bu kadar dil karmaşasında ve diğer zorluklarla kafası karışık bir milletin doğru kararlar vererek doğru adımlar atması mümkün müdür? <strong>Hayır</strong>.</p>
<p style="text-align: justify;">O zaman ne diye kavramları kendimize göre yorumlayarak, sulandırarak, laf atarak üzerinde kafa patlatmaktansa çöpe atmayı yeğliyoruz. Çünkü daha kolay geliyor da o nedenle. Demokrasi, Cumhuriyet, Adalet, Halkçılık, Sosyal Devlet, Teamül gibi bir çok değerli kelimeyi sulandırabilmiş bir toplumuz biz. Bilginin hakiki kaynağına ulaşmak zor ya. Önce saygı duyarak sonra sorgulamak, araştırmak zor ya.</p>
<p style="text-align: justify;">Örneğin, <strong>“kişisel gelişim”</strong> kavramını ele alalım. Bir zamanlar daha kuvvetli bir furya idi hala da kitapçıların birkaç sütunu bu kitaplardan oluşuyor, yığınla. Bir yandan herkes danışman, koç v.s. olmak için can atıyor. Bir yandan bu gibi konular üzerinden acaba nasıl para kazanabilirim diye işin püf noktalarını kapmaya çalışanlar var. Bir çok kişi için de bu kavram artık çöpe atılmalı, tiksindirici bir şey. Öyle mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Yok efendim öyle değil. Bu iki kelimeyi ifade olarak beğenmeyebilirsiniz. Yanlış yorumlayanları, yanlış şeyler anlatanları, insanları motivasyon gazı ile birkaç saatliğine balon gibi şişirmeye çalışanları lanetleyebilirsiniz. Ama tüm bunları yapacağınıza bu gibi kavramların nasıl anlaşılmaya çalışılması gerektiğine dair bilgiler paylaşsanız daha iyi olmaz mı? Hangi bilgilerin insanları daha da çaresizliğe sürükleyebileceğini, doğrusunun ne şekilde olması gerektiğini sistematik bir biçmde anlatamayı deneseniz olmaz mı? Kavram ve düşünce fakirliği çeken insanımıza bu gibi ifadelerle nelerin doğru anlatılabileceğini düşünseniz olmaz mı? Nedir bu kavramları yerden yere vurmak, “gavur uydurması” diyerek terslemek ve çöpe atmak. Avrupa ve Amerika’da insan ve hayat dinamikleri üzerine, psikoloji, sosyoloji üzerine yapılan araştırmaları geride bırakacak kaç üniversitemiz ve akademisyenimiz var Allah aşkına. Ki “aman bunlar saçma, kanmayın bunlara” diyerek tersliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kavramdan yola çıkarak birkaç yıldır üzerinde kafa yorduğum konuya geleyim. Kişisel markalaşma. Eğri oturalım, doğru konuşalım. <strong>“Brand you”</strong> ifadesini Tom Peters kullandıktan sonra tüm dünya bunu konuştu. Hala da farklı versiyonları da olsa bir çok danışman, bilim adamı dahi konuşuyor. Bu konuya özel üniversite kuranlar bile var. Bu konuya özel yazılım projeleri yapanlar var ( ben de yapmaya çalışıyorum bu arada ). Peki yıllardır ülkemizde direkt bu konu üzerine yoğunlaşan, eğitimler, seminerler veren kaç danışman, koç var. İki elin parmaklarının sayısını geçer mi? Örneğin Yasemin Sungur gibi bunu yıllardır kim telaffuz etti? Sekiz yıl önce Turkcell’de bir yazıda kullandım <strong>“Marka Sizsiniz”</strong> ifadesini. O da “brand you” nun Türkçe karşılığı zaten ama kulağa hoş geliyor o başka mesele. Son iki yıldır da blog yazıları ve küçük seminerlerle anlatmaya çalışıyorum. Yani kavramı çöpe atmaya değil içini toplumsal değerlerimize uygun şekilde daha da doldurmaya çalışıyorum. Aslında hayata dair ne varsa yazıyorum. Çok faydalı bulduğunu söyleyen ve giderek büyüyen bir hedef kitle de var. Eğer tüm bu eğitimli kitle ve ben yanlış yolda isek vay haline bu milletin!!!</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kavram üzerinde biraz duralım. Kişisel markalaşmanın ünlü, şöhret, zengin, güç-nüfuz sahibi, elit, hükmeden, ütopik hedefler peşinde koşan, hırsının esiri olan v.s. gibi insanlar yarattığını da kim söyledi size! Bu kelimelerin kişisel markalaşma ile alakası olmadığını defalarca yazdım. Tam tersi mütevazi olmanın, iletişime açık olmanın, uzlaşmacı olmanın, realist hedefler koymanın, gaza gelmemenin, önce kendini tanımanın, tanımlamanın asıl markalaşmak olduğunu da vurguluyorum her yerde. Başkaları sadece görsel imaja ağırlık vererek kişisel markalaşmayı böyle anlayabilir. Bazıları da ünlü olup hava atmak olarak da algılayabilir. Bu gibi kişilerin kovası küçük ve dar ve hemen doluveriyorsa bana ne. Ben kişisel marklaşama kavramı ile ilgili kovama çok şey sığdırmak istiyorum ve herkese de bunu anlatmaya çalışıyorum. Ve hatta masanızdaki takvim, Outlook’unuzdaki görevler gibi somut takip yöntemleriniz olsun diyorum. Yurt dışında da gerçekten bu ve buna benzer kavramlar altında harika uygulamalar, somut takip yöntemleri var. Üç beş kişisel gelişim kitabı okuyarak, birkaç kişisel markalaşma makalesini gözden geçirerek işin aslını kavradığımızı mı zannediyouz?</p>
<p style="text-align: justify;">Gelin kafamızda kurguladığımız anlamları sorgulayalım. Maşallah, her şeyi çok iyi anlıyoruz, süper anlamsal zenginlikler yaratıyoruz kendimize. Anlamsal zenginliklerin ancak kavramsal yönlendirmelerle mümkün olacağını unutmayalım. Ve bu kavramları çürütmeye değil daha da anlamlandırmaya çalışalım. Umutsuz vaka ise çöpe atabilirsiniz. Ama örnek verdiğim şu iki kavramı çöpe atmanız neredeyse tüm dünyaya saygısızlık olur. Mevlana ve Yunus Emre gibi seviyelerine ulaşmamız mümkün olmayan yüce şahsiyetlerin bahsettiği konularla ortak yanları çok fazla olan bu konulara at gözlüğü ile bakmayalım derim.</p>
<p style="text-align: justify;">Eski dilde <strong>“ictihad farkı”</strong> derler. Hukuk’ta da geçerlidir hala ve referans olarak alınabilir, kanun gibidir başka davaların örnek teşkil eden yorumları, kararları. Siz de yorumlayın, eleştirin, ekleyin, katkıda bulunun ama “bu konularda boşuna uğraşmayın, anlamsız” diyerek genellemeyin lütfen.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu da bu konuda eleştirel yaklaşımlara cevap olarak yazdığım tek ve son yazı olsun. Anlatamadı isem bu sayfakardaki tüm yazıları, ama tüm yazıları okumaya davet ediyorum arkadaşları. Hala anlatamadı isem lütfen hakkınızı helal edin, zamanınızı almış, zihninizi meşgul etmişimdir, özür dilerim.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2010/03/%e2%80%9ckavram%e2%80%9dsal-fakirlikler-%e2%80%9canlam%e2%80%9dsiz-zenginlikler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kişisel Markalaşma Semineri</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/11/marka-sizsiniz-atolye-calismalari-basliyor/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/11/marka-sizsiniz-atolye-calismalari-basliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 10:45:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[atölye]]></category>
		<category><![CDATA[danışmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel marka yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Marka Sizsiniz]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Esenli]]></category>
		<category><![CDATA[seminer]]></category>
		<category><![CDATA[workshop]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=828</guid>
		<description><![CDATA[21. yy&#8217;da &#8220;SİZ&#8221; İkinci on yıla kişisel markanız nasıl girecek? Hazır mısınız? - İnsan ve hayat! - Kişisel markalaşma nedir, ne değildir, gerekli midir? - Nasıl marka olunur? Bu süreç nasıl yönetilir? ( 3.sayfa sonundaki diyagram ) - Kişilik, karakter, genetik kodlarımız, yıldız haritamız gibi bağlayıcı etkenler varken nasıl marka olacağız? - Marka değerini sürekli korumak ve algıyı yönetmek nasıl [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="color: #000000;">21. yy&#8217;da <span style="color: #800000;">&#8220;SİZ&#8221;</span> </span></h1>
<h1><span style="color: #000000;">İkinci on yıla kişisel markanız nasıl girecek? Hazır mısınız?</span></h1>
<h1><span style="color: #000000;"> </span></h1>
<p><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/11/muratesenlifotobilgi.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1024" title="muratesenlifotobilgi" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/11/muratesenlifotobilgi.jpg" alt="" width="620" height="138" /></a></p>
<p>- İnsan ve hayat!<br />
- Kişisel markalaşma nedir, ne değildir, gerekli midir?<br />
- Nasıl marka olunur? Bu süreç nasıl yönetilir? ( 3.sayfa sonundaki diyagram )<br />
- Kişilik, karakter, genetik kodlarımız, yıldız haritamız gibi bağlayıcı etkenler varken nasıl marka olacağız?<br />
- Marka değerini sürekli korumak ve algıyı yönetmek nasıl bir çalışmayı gerektiriyor?<br />
- “Marka” ürün ya da şirketler inşa eden “marka insan” nasıl olunur? Kariyere bakan yönleri neler?<br />
- Sosyal medyada ve tümüyle online dünyada kişisel marka nasıl konumlandırılmalı?<br />
- Aksiyon planımız yok, ya da var ama uygulayamıyoruz. Pratik ve uygulanabilir öneriler neler?</p>
<p><span style="color: #800000;">Atölye çalışmalarından bazıları:</span></p>
<p>- Kendini tanıma çalışması<br />
- Hedef  belirleme çalışması<br />
- Uygulanabilir aksiyon planı<br />
- Kişisel Marka Sözü (elevator speech) geliştirme<br />
- Kişisel Değerler Profili ve sonuçları değerlendirme</p>
<p><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/11/erhanresimbilgi.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1025" title="erhanresimbilgi" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/11/erhanresimbilgi.jpg" alt="" width="620" height="172" /></a></p>
<p><span style="color: #800000;">Fark SIZ MISINIZ?</span></p>
<p>- Amaç hayatta farklı olmak mı, farklı hissetmek mi?<br />
- Farklılıkların fark edilmesi için neler yapılmalı?<br />
- Kişisel pazarlama, sizi farklı kılan nedir?<br />
- İş hayatında fark yaratmak için ipuçları(mülakatlar, toplantılar, önemli sorumluluklar, tartışma anları…)</p>
<p><span style="color: #800000;">Eray Sarıca -</span> Kişisel Markanızın kaderi yıldız haritanızda mı gizli?</p>
<p><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/11/eraybilgi.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1026" title="eraybilgi" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/11/eraybilgi.jpg" alt="" width="620" height="126" /></a></p>
<h2><span style="color: #800000;">Görüntülü konferans ile seminere katılacak danışmanlar;</span></h2>
<p><span style="color: #800000;">Melih Arat -</span> Sıra Dışı Yaşam Becerileri kazanmanın kişisel markalaşmaya katkısı.</p>
<p><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/11/meliharatbilgi.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1027" title="meliharatbilgi" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/11/meliharatbilgi.jpg" alt="" width="620" height="156" /></a></p>
<p><span style="color: #800000;">Ümit Hayri Koç -</span> Kişisel Marka Yönetimi için koçluk hizmetlerinden destek almanın önemi.</p>
<p><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/11/ümithayriBİLGİ.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1028" title="ümithayriBİLGİ" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/12/umithayrikocbilgi.jpg" alt="" width="620" height="152" /></a></p>
<p><strong><span style="color: #800000;">Seminer detay bilgileri:</span></strong></p>
<p><strong>Tarih       :</strong> 26 Aralık 2010 Pazar<br />
<strong>Saat         :</strong> 09:30 -12:30 (öğle arası) 13:30-16:00<br />
<strong>Yer          :</strong> Katılımcı sayısına göre belirlenecek ve haber verilecek.<br />
<strong>Ücret      :</strong> 100 TL – Öğrenci 50 TL ( banka transferi hesap bilgileri için lütfen irtibata geçiniz. Salonda<br />
ödeme yapılabilir. )<br />
<strong>İletişim :</strong> Zehra Ekinci -  <a href="mailto:zehraekinci@ttmail.com">zehraekinci@ttmail.com</a><br />
Murat Esenli – <a href="mailto:murat@markasizsiniz.com">murat@markasizsiniz.com</a><br />
<a href="mailto:bilgi@markasizsiniz.com">bilgi@markasizsiniz.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/11/marka-sizsiniz-atolye-calismalari-basliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>16</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni mezun, kariyer yoluna yeni çıkanlar için;</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/09/yeni-mezun-kariyer-yoluna-yeni-cikanlar-icin/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/09/yeni-mezun-kariyer-yoluna-yeni-cikanlar-icin/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 20:52:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[cv]]></category>
		<category><![CDATA[iş bulmak]]></category>
		<category><![CDATA[iş görüşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[iş yaşamı]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[özgeçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[yeni mezun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=772</guid>
		<description><![CDATA[Mezun olacak, yeni mezun ya da iş hayatına yeni başlamış olanlar için kişisel marka duruşu tüyoları.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Üniversiteden yeni mezun oldunuz ya da çok az kaldı. İş bulmak için torpiliniz hazır ise, ya da mükemmele yakın özellikleriniz var ve piyasada sizi havada kapacak şirketler hazır bekliyorsa bu yazıya ihtiyacınız olmayabilir. Hiç de öyle olmadığını ve büyük oranda olmayacağını da biliyorum aslında. Gelin önce bir durum tespiti yapalım, bakalım ortalama 25 yaşında iken hangi avantaj ve dezavantajlarımız var?<span id="more-772"></span></p>
<p style="text-align: justify;">- Tecrübeniz yok gibi sadece staj ya da part time yaptığınız işler var. Onlar da bir uzmanlığa yönelik değil. Bundan doğal ne olabilir ki, adı üzerinde 4-5 yıldır okuyorsunuz çalışmıyorsunuz ki!</p>
<p style="text-align: justify;">- Bir bölümden mezun oldunuz ama ne o sektörde iş var, ne de sizin isteğiniz sektörde. İki arada bir derede nereden başlamalıyım diye düşünüyorsunuz. Bu da normal, kendi işini yapan kaç üniversite mezunu var örneğin ülkemizde?</p>
<p style="text-align: justify;">- Hazırlık okumuş olabilirsiniz ama yabancı diliniz yeterli değil, bir mülakat yapacak olsalar, ya da bir çeviri, çuvallama ihtimali yüksek.</p>
<p style="text-align: justify;">- Bölümünüzle ilgili süper bilginiz var ama işe alırken sosyal iletişiminize ve entelektüel bilgi seviyenize de bakılacak. Ne kadar kitap okudunuz, ne kadar kişiyi örnek aldınız, hikayelerini dinlediniz?</p>
<p style="text-align: justify;">- Bir an önce çalışmaya başlamak istiyorsunuz çünkü ailenize daha fazla yük olmak istemiyorsunuz, kendi ayaklarınız üzerinde durmak istiyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">- Doğru düzgün bir özgeçmiş ve kapak yazısı hazırlayamadınız, yazacak bir şey bulamıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">- Kriz hep var, rekabet çok fazla sizden çok daha iyi okullardan ve puanı yüksek bölümlerden mezun olanlar var, ümitsizliğe kapılıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">- Her taraf torpilli kaynıyor ve herkes tanıdık yoluyla iş bulmaya çalışıyor, bunun da hakkaniyeti yıprattığını düşünüyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">v.s, v.s. Bir bu kadar da siz ekleyin ve içiniz daha da kararsın olur mu? Tabi ki olmaz, olmamalı. Ben de hatırlıyorum tek sayfalık büyük puntolarla, fazla boşluk bırakarak yazdığım ilk özgeçmişimi. Ben de hatırlıyorum Gayrettepe-Mecidiyeköy hattında aylarca iş aradığımı ve hangi bakışlara maruz  kaldığımı. Ve ben de hatırlıyorum “yok ya bu böyle olmayacak en iyisi babamın dediği gibi memlekete dönmek” diye düşündüğümü. Gelin beraber yapıcı ve olması gereken bir duruştan bahsedelim. O da “yeni mezunların kişisel marka duruşu” olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Neden bu duruştan bahsediyoruz biliyor musunuz? Çünkü iş görüşmesinde sizin sadece okulunuza, yabancı dil seviyenize, tecrübenize bakmayacaklar. Emin olun danışmanlık firmasındaki yetkili ya da şirketin insan kaynakları yetkilisi özgeçmişinize ilk baktığında belli kriterlere uygun olduğunuz için, belli filtrelerden geçtiğiniz için sizi çağırmıştır. Ve mülakatın tümünde sizi 360 derceden daha derin bir değerlendirmeye alacaktır. Algı bütünlüğü neyi ortaya çıkarıyorsa sizin notunuz da o olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">1- Yolun başındasınız ve gerçekten “çömez” olduğunuzu kabul etmelisiniz. Allah ömür verirse diyelim 40 yıl daha çalışacaksınız. Bir şekilde bir yerden başlamak istiyorsunuz, size fırsat verilmesini istiyorsunuz. Bu düşünce size mütevazi ve saygılı olmayı getirecektir. Kesinlikle “ben çok iyiyim, her şeyi biliyorum, her şeyi süper yaparım” havalarına girmeyin. Evet aktif görünün, pozitif enerjiniz, heyecanınız yüzünüze yansısın ama rahat olun. Her iş görüşmesi bir ihtimaldir sadece ve bunun gibi yüzlerce, binlerce ihtimal vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">2- Kendinizi net ifade edin. Bildiğiniz, bilmediğiniz, tecrübe sahibi olduğunuz olmadığınız her şeyi doğru olarak ifade edin. O işi istemekle kendiniz için ve ilgili şirket için neyi hedeflediğinizi anlatın. Branşınızla ilgili olabilir de olmayabilir de. Burada tutkularınız, meraklarınız, hobileriniz devreye girebilir. Ve işte tam bu noktada yetkili kişi sizi daha iyi anlamaya başlar.</p>
<p style="text-align: justify;">3- İş yaşamından hedeflediğiniz sadece zengin olmak mı bilemiyorum ama potansiyelinizin tüm insanlık için işe yarayacağını hissettirin. Hırslısınız, çalışkansını, o işi istiyorsunuz ama karşınızdaki kişiye bu düşünce derinliğinizi hissettirmezseniz “sıradan” bir görüntü verirsiniz ve elenirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">4- Sosyal dünyamızın ve tabi ki beraberinde gelen iletişim dünyamızın ne kadar önemli olduğunu vurgulayın. Bu, sizin ekip çalışması, uyumluluk, uzlaşmacı olmak gibi yönlerinizi yansıtacaktır. Ve için de sabır ve saygı barındıran ifadeler olacaktır. Bazı yöneticiler özgeçmişi bir kenara koyarak sadece bu konularda sizi ölçmek isteyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">5- Heyecanlanacaksınız, terleyeceksiniz, iki kelimeyi bir araya getiremeyeceksiniz, elleriniz ve ayaklarınızı bir türlü sabitleyemeyeceksiniz. Bunlar çok normal fakat abartmaya gerek yok. Karşınızdaki de bir insan, canavar değil. Hayati bir konuyu değil sadece ihtimallerden birini değerlendiriyorsunuz. Üstelilk her iki tarafın da birbirine ihtiyacı var. Elilnizden gelen en iyisini yapmaya çalışacak ve gerisini iyi dileklere, dulara bırakacaksınız. Kadere inanmıyorsanız, kasmaya devam edebilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">6- 5. maddedeki “ihtiyaç” ifadesini tekrar vurgulamak istiyorum. Görüşmeyi yapan kişinin gözlerinin içine bakarak “bu şirkete şu, şu, şu katma değerleri sunmaya hazırım. Eksiklerim, yanlışlarım tabi ki olacak ama öğrenmeye açık ve çalışmayı seven bir insanım” diyeceksiniz emin ifadelerle. Gerçekten de pırlanta gibi bir çok arkadaşı bir şirket almayabilir ama başkası havada kapabilir. Sonrasında işe alan yönetici “ya iyi ki bu arkadaşı işe almışız” diyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">7- İş görüşmesini tek başına insan kaynakları yetkililerinin sözleri ve gözleri yönetemez. Asla buna izin vermeyin. Sözünü kesin, nezaket kurallarını çiğneyin demiyorum. Ama siz de onu sorgulayın örneğin. İşin içeriğini, şirketin konumunu, çalışanlara sağladığı hakları v.s. Zaten bu gibi sorular sormazsanız ilgisiz olduğunuz düşünülebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">8- Giyiminize, oturup kalkmanıza, merhabalaşmanıza, ses tonlamanıza varana kadar bir çok etken karşıdaki kişide bir algı oluşturacaktır. Örneğin ben depoya eleman alırken, cv elimde o kişiyle beraber depoyu geziyoruz ve muhabbet ediyoruz. Adı muhabbet ama nelere dikkat ediyorum biliyor musunuz;</p>
<p style="text-align: justify;">a. Benim yürüme hızıma ayak uyduruyor mu yoksa geride mi kalıyor?</p>
<p style="text-align: justify;">b. Depoyu gezerken sorduğum sorulara konsantre olarak net cevaplar verbiliyor mu?</p>
<p style="text-align: justify;">c. Daha önce yaptığı işi net olarak anlatabiliyor mu? Özelikle süreci iyi analiz ederek öğrenmiş mi?</p>
<p style="text-align: justify;">d. Eli cebinde mi, belinde mi, rahat mı, fazla mı rahat?</p>
<p style="text-align: justify;">e. Konuşurken benimle mi ilgili yoksa aklı başka yerler de mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Fark ettiniz mi hiç işten, bilgiden bahsetmiyorum. Ve neredeyse 25 arkadaş işe aldım. İnsan kaynakları uzmanı olmamama rağmen seçmedeki başarı oranımız yüksek.</p>
<p style="text-align: justify;">9- Okuldaki eğitimden ne kazandığınızı, part time ya da stajdan hangi tecrübeleri edindiğinizi ve ne işe yarayacaklarını vurgulayın. Yani öylesine geçen 4 yıl gibi o zamanı çöpe atmayın. Pazarda komşunuzla üzüm satmışsanız dahi bir başarı hikayenizi anlatın. Ve paranın değerini, ticaretin önemi anlamaya çalıştığınızı fark ettirin.</p>
<p style="text-align: justify;">10- Son olarak, ne yaparsanız yapın “üniversite okumuş ama aklı beş karış havada, boş bu insan” dedirtmeyin kendinize. Geçmişinizle, gelecekteki hedeflerinizle, çalışma ve öğrenme azminizle kişisel marka olma potansiyelinizi hissettirin. Kendinizi överek, gururlanarak sürekli “ben” diye konuşun demiyorum. Ama bu kararlı duruş size başkalarından farklı bir gömlek giydirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada ÖSS yok, yanlışlar doğruları götürüyor diye bir şey de yok, katsayı filan da. İki insan var. Biri istiyor, diğeri de değerlendiriyor. Kazanan kaybeden savaşı filan da değil. Her iki tarafın doğru ifadelerle birbirini anlama isteği diyebiliriz. Zaten bu çabalardan fazlasını siz yönetemezsiniz. Hakkınızda yanlış karar verildiğini de düşünebilirsiniz ama önünüz açık, fırsatlar çok fazla önemli olan şartları yerine getirebilmek.</p>
<p style="text-align: justify;">Birçok iş arayan genç görüyorum ki cv’leri eksik, yanlış, karmaşa içinde. İki paragraflık kapak yazısı yamaktan aciz isek bizi nasıl işe alsınlar. Bundan 11 yıl önce kapak yazım vardı ve görüşmeye çağıran fimalar orada yazdıklarım üzerinden bana sorular yöneltiyorlardı. Çünkü etkilenmişlerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet yaşamdaki bir basamaktasınız ve bir atlama taşına ihtiyacınız var. Anneniz, babanız sizi yetiştirdi, öğretmenleriniz sizlere yol gösterdi ve üniversiteyi bitirerek küçük bir azınlığın içine girmiş oldunuz. Ama asıl macera şimdi başlıyor. Derin, çoook derin bir nefes alarak sabırla, hırs göstermeden, telaşa kapılmadan, ümitsiz olmadan kapıları çalacaksınız. Gözünüzü dört değil sekiz açacaksınız ki fırsatları kaçırmayın. İşi, maaşı küçümsemeyeceksiniz. Nereden başlarsanız başlayın o işi en iyi şekilde yapmaya çalışacaksınız ve göreceksiniz ki aslında hakkıyla çalışana hayat adil davranıyor. Tembel, ümitsiz, kendine yatırım yapmayan, kendine bir “marka” gözüyle bakmayan insanlara hayat haklı olarak adil davranmıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bu yazdıklarımın kolay olacağını söylemiyorum. Hızlı ve değişik kariyer hayatımı size anlatsam şaşırır kalırsınız. Şanslı olduğumu söylerle ama hiç de kolay olmadı belli bir noktaya gelmek. Çevrenizi iyi gözlemleyin. Başarıya adım adım yaklaşan insanların hangi sabrı gösterdiklerini iyi anlayın. Ne olur acele etmeyin. Başkalarının da iş bulmasına yardım edin, onların sıkıntılarını paylaşın. Bu gibi desteklerin karşılıksız kalmadığını göreceksiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kadar yeter, marka sizsiniz, gidin ve o işi alın !</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/09/yeni-mezun-kariyer-yoluna-yeni-cikanlar-icin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

