Her insanın doğuştan bir marka değeri taşıdığını düşünüyoruz. Kişiliğin oluşması ile birlikte, eklenen eğitim ve tecrübeler bizi yaşamda bir noktaya getirir. Bu noktaların her hangi birinde “durun, marka sizsiniz” diyoruz.
devamı için tıklayınız!

  • Hayrettin Karaca, “Olanın olmayana, bilenin bilmeyene borcu var”


    "Yıllardır çevre konusunda yaptığı eylem, konuşma ve projelerle ülkemize çok şey kazandırmış, melek kıvamında bir insan. Her zaman tükemi kültürünün bağımlılık yaratan alışkanlıklarına karşı durarak düşüncelerini kimseden kormadan ifade eden bir kişi Hayrettin Karaca. "

  • Üzeyir Garih


    1929’da İstanbul’da doğdu. 1951 yılında İ.T.Ü.’den Makina Yüksek Mühendisi olarak mezun oldu. 1954 yılına kadar Carrier Corp. Türkiye Şubesi’nde Tesisat Mühendisliği görevini sürdürerek bu konuda ihtisas sahibi oldu. 1954 yılında İshak Alaton’un teklifi ile iki kişilik Alarko Kollektif Şirketi’nin eş ortağı olarak faaliyete başladı.

  • Rosa Louise Parks


    Rosa Louise Parks (4 Şubat 1913 – 24 Ekim 2005) ABD vatandaşı insan hakları savunucusu. Rosa Parks ABD'de Alabama eyaletinde doğdu. 1943'te Amerikan Yurttaş Hakları hareketine katıldı. 1955'te Alabama eyaletinde, zencilere uygulanan ayrımcılığa karşı tavır koyarak sonrasındaki hareketin başlangıcını yapan kişi oldu.

  • Emrah Yücel


    Biri edebiyat diğeri sinema alanında yaratıcılıklarını gösteren iki köy enstitüsü öğretmeninin oğluydu. Hem para kazanacak hem de sanat yapacaktı. Her şeyden önemlisi çabucak başarılı olacaktı. Bir çocukluk arkadaşının söylediği şu cümle kişiliği hakkında önemli bir ipucuydu: ‘Emrah saklambaç oynarken hiç gizlenmezdi...

  • Ahmet Ertegün


    14 yaşındayken annesi, Cootie Williams'ın enstrumental West and Blues albümünü ve kayıt yapabilen bir plak makinesini ona hediye eder. Ertegün bir yandan çalarken kendi yazdığı sözleri mikrofona okuyor ve bunları kaydediyor, abisi Nasuhi Ertegün ile birlikte odalarında sevdikleri müzikleri dinliyorlardı. "16 yaşındayken bir pop müzik uzmanı sayılabilecek kadar bilgim...

  • Prof. Dr. Mehmet Öz


    Prof. Dr. Mehmet Öz, 11 Haziran 1960'da babasının görev yaptığı Cleveland'da doğdu. 1982'de Harvard Üniversitesi'ni bitirdi, 1986'da Pensilvanya Üniversitesi'nden tıp doktoru unvanını aldı. Halen Columbia Üniversitesi Irwing Kalp Cerrahisi Profesörü olan Öz, ayrıca aynı üniversitenin Tamamlayıcı Tıp Programı'nın kurucusu.

  • Tony Buzan


    1942’de Londra’da doğdu. Zihin Haritaları’nı dünyaya öğreten kişi. 2006’da bu konuda kendi yazılım paket programını çıkardı. Bazı tespitleri; • Üzerinde yatırım yapmayı düşündüğünüz bir şey varsa; o beyin olmalı... • Hayvanlar ve çocuklar en iyi eğitmenlerdir; onları izleyin ve öğrenin.

  • Cem Kozlu


    Cem Kozlu 1946 yılında İstanbul'da doğdu. Robert Kolej'den sonra üniversite öğrenimi için ABD'ye gitti. 1986-1988 arasında Komili Holding Genel Müdürü olarak görev yaptı. Kozlu, 20 Ekim 1991 genel seçimlerine kadar THY Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı olarak hizmet verdi. Daha...

  • Richard Branson


    Sir Richard Charles Nicholas Branson (d. 18 Temmuz 1950 Shamley Green, Surrey, İngiltere), İngiliz yatırımcı, işadamı, 350'den fazla şirketi bulunan Virgin şirketler grubunun CEO'su. İlk ticari başarısını henüz 16 yaşında iken çıkardığı Student adlı dergi ile kazandı.

  • Muzaffer Akpınar


    1962 doğumlu, Saint Michel Fransız Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi mezunu olan Muzaffer Akpınar, evli ve iki çocuk babasıdır. İş hayatına 1986 yılında Penta Tekstil’in kurucu ortağı olarak başlayan Akpınar, 1993 yılında KVK Mobil Telefon Hizmetleri AŞ’nin CEO görevini üstlenmiştir.

İş yaşamında “kaybeden”lerin 40 özelliği

Öncelikle bazı kriterleri belirtmek istiyorum.istock_000008728165xsmall

- “Kazanmak” ve “kaybetmek” yaşamda göreceli olgulardır. Zaman, olgunlaşmanın, bilinçlenmenin en etkili ve acımasız ilacıdır.Her iki kelime arasında kesin bir ayrım yoktur. “Her şeyde bir hayır vardır” düşüncesi önemlidir.

- Bu kırk maddenin hepsini, her zaman, tam olarak uygulayan bir insan olamaz. Ben görmedim, gören varsa bildirsin lütfen.

- Kişilik tiplerimiz, karakterimiz ve davranış modellerimize göre yaşam biçimimiz farklılaşır. Yani her yiğidin bir yoğurt yeme tarzı vardır. Her insanın yaşam algısı farklılık gösterebildiğinden uygulamalar da farklılaşabilir.

- Önemli olan eksik yönleri fark ederek sabırla geliştirmeye, iyileştirmeye çalışmaktır.

- Bu gibi yazıları yazan, eğitimleri veren, en üst düzey yönetici olanlar kişilerde de bu hataların bir çoğu bulunmaktadır. Yani yalnız değilsiniz.
» yazının devamı

“Yeter artık, gına geldi bu yazıları okumaktan” diyorsanız …

Adına “trend” mi, “lifestyle” mı, “lifestream” mi dersiniz bilmem ama son zamanlarda en çok tekrar edilen konular şöyle;

- İş yaşamı gelecekte nasıl olacak?

- Kaygı çağının getirdikleri ile nasıl başa çıkılır?

- İş yaşamı ve özel yaşam dengesi nasıl olmalı?
» yazının devamı

“Bir fikrim var” diyenler için

1- Ne yapalım yani, bu fikri senden başka düşünen  en az bir kişi olmuştur. Hayata geçmemiş olabilir. Şimdi deneme sırası sana gelmiştir. Olayı büyütme, kendini dünyanın en yaratıcı, dahi çocuklarından zannetme. Önce kendine sonra da başkalarına karşı mütevazi ol. Çok fazla takdir edilmeyi de unut.

2- Daha önce uygulanmış olup olmadığını, ya da benzeri olup olmadığını araştırabilirsin. Ama unutma ki sen çok daha farklı katma değerlerle projeni ortaya koyabilirsin. Fikrin aynı olması seni ümitsizliğe sevketmesin. Pazar payını ya da “ölçeklenme”yi araştır ama kaygılarını büyüterek baştan pes etme.
» yazının devamı

Sosyal ağınızın hamallığını yapmayın !

Yeni tanıştığınız, katvizitini aldığınız ya da sadece mail, telefon, sosyal ağlarla irtibat kurduğunuz kişiler yaşamınızda ne kadar yer alıyor. İlişki dünyanızdaki her bireyin size olan katkısını ve sizin ona sağladığınız fayda değerini nasıl ölçüyorsunuz? İşte bazı kriterler;
» yazının devamı

“Hazırda olan” ın gücü

Yaşam boyu elde ettiğiniz kazanımların yüzde otuzundan fazlasını kullanabiliyorsanız harika işler başarıyorsunuz demektir. Belki abarttım ama beynimizin de çok az bir kısmını kullanabildiğimizi biliyoruz değil mi!

Üniversiteyi bitirdiniz, iş hayatına atıldınız, evlendiniz, çoluk çocuk sahibi de oldunuz diyelim. Aile, akraba haricinde o kadar çok kişi ile tanıştınız ki. O kadar çok kitap okudunuz, o kadar çok başarı ve başarısızlıkla karşılaştınız ki.
» yazının devamı

Kişisel Marka Nasıl Olunur?


Merhaba, yakın zamanda “Satışın 10 Altın Kuralı“ adlı kitabı ile gerçekten bize altın kuralları fısıldayan Taner Özdeş’in kişisel markalaşma ile ilgili yazısı aşağıda. Bu güzel yazı için teşekkürler sevgili Taner Özdeş.

Kişisel Marka Nasıl Olunur?

Murat Esenli’nin “Marka Sizsiniz“ konspeti (sitesi) benim “Limit Sizsiniz” (seminerlerimin) konsepti ile çok paraleldir ; iki konseptt de insanları düşündürmeyi ve iç dünyalarını keşfetmeyi hedefler ..

İnsanın kontrol edebileceği tek güç kendisidir . Kendisi derken – düşüncesi,tutumu, bakış açısı, yaşam tarzı, hayat felsefesi, değerleri, yargıları, tepkileri, sorgulamaları. Bu gücü ne kadar doğru kullanırsak hayatta o kadar başarılı olur, doyumlu, mutlu ve huzurlu yaşarız.

Ajda Pekkan, Müjde Ar, Serdar Ortaç, Hülya Avşar, Gülben Ergen, Tarkan, İbrahim Tatlıses, Beyaz, Cem Yılmaz, Fatih Terim bunlar birer markadır. Marka olmanız demek mükemmelsiniz demek değildir ! Sizin belli bir kesimi temsil etmenizdir. Temsil ettiğiniz kişilerin sizi karizmatik, farklı, başarılı bulduklarının teyididir. Marka olmak süreklilik gerektirir. Süreklilik çaba gerektirir. Hülya Avşar’ın “Meşgul et , meşgul ol ! “ söyleyişi bunu çok güzel bir şekilde ifade eder.

Şu anda Etiler’deki All Sports Cafe ‘den-
www.allsportscafe.com/tr bu yazımı yazıyorum. Burası kendi konusunda bir markadır. 14 yıl önce ülkemizde Cafe kültürü –Starbucks, Gloria Jeans, Kahve Dünyaları ülkemizde yokken- bir karı koca bu işi kurmuşlar: Zehra Aktay , Robert Kolej mezunu, ve kayınbiraderi Metin Akta.y Aydın Aktay ise Zehra’nın eşi benimden bankacılık sektöründen bir müşterim. Konseptleri güzel bir ortamda dostlarınızla kahve içerek ve hafif yemek yiyerek hoşça vakit geçirmek. 15 yıldır çizgilerini hiç bozmadılar. Kaliteden taviz vermediler. Müşteri profilleri seçkin insanlar, hayat tarzı aynı olan, aynı kültür ve çevreden gelen insanlar. Buraya gelmemin en önemli sebebi atmosferi, kahveleri, güzel seçkin mutfağı, mükemmel ve sıcak hizmeti ve tabii ki hoş müziği. İstanbul’un en yoğun yerinde ağaçlar arasında kozmik bir enerji deposu. Bugün bazı insanlar sabah, öğle ve akşam bu mekanlara gidiyorlar. Evlerinde yemek bile yemiyorlar. Yani buraları bazı insanlar için bir ev.. All Sports Cafe web sitesinde şöyle diyor : “UNUTMAYIN, GÖNÜL NE KAHVE İSTER NE KAHVEHANE, GÖNÜL SOHBET İSTER KAHVE BAHANE”.
Kişisel marka yaratmak bir cafe, restorandan farklı değildir. Öncelikle içini doldurmanız lazım. Amacınız nedir? Hedef kitleniz nedir? Prensipleriniz, değerleriniz nedir? İnsanların sizden nasıl bahsetmelerini istersiniz. Vizyonunuz nedir? Bunları belirledikten sonra tutarlı olmak, yaptığınız işe uygun imajınızı yaratmak ve sürekli gelişim . Bitmek bilmeyen bir gelişim. Bunu sağlayacak olan para değilidir. Ne istediğiniz, hedefiniz ve amacınızdır. Marka olmak demek insanlar tarafından ulaşılabilir, görünür olmak demektir.

Ufak yaşlardan itibaren insanları seven, aşırı sosyal, dışa dönük, insanların iyi yanlarını gören, ne olursa olsun şaka kaldıran ve kafasına hiç bir şeyi takmayan bir karakterim vardır. En büyük felsefem; insanları sevmek, onlara karşılıksız yardımcı olmak ve iyilik etmektir. Bunun en büyük nedeni insanlara yardım ettiğinizde kendinizi değerli ve iyi hissetmenizdir ( Jeffrey Gitamor buna sağlıklı bencillik diyor- başkalarına yardım ederken aslında kendinize de iyilik yapıyorsunuz diyor- bir bakış açısı!). Sosyal ağlar ve bağlantıların insanın hem sosyal hem de iş hayatında ne kadar önemli olduğunu ufak yaşlardan keşfetmem bana bir çok kapı açtı.

Nasıl sosyal oluruz? Sosyal olmak demek kendimizden farklı insanlarla tanışmak, zaman geçirebilmek ve onların networkuna ( sosyal ağlarına) dahil olmak demektir. Herkes ile kısa zamanda diyalog kurabilmek, kendinizi hiç tanımadığınız insanlara kendinizden emin olarak tanıtabilmektir. Sosyal olmak demek; işten eve gitmeyi unutmanız demektir. Ben 23 senedir evli olmama rağmen işten eve direkt gittiğim çok nadirdir. Ya spora giderim, ya bir etkinliğe, ya bir toplantıya ya da kültürel bir faaliyete. Hayatta başarı bir bedel ödemektir.

Bu bedeli maalesef benim dışımda eşim ve çocuklarıma da ödetmek zorundaydım. Beni bu konuda destekledikleri için öncelikle eşime ve çocuklarıma minnetarım. Özellikle çocuklarım beni ufak yaşlardan beri gözlemleyerek sosyal olmanın önemini anlamışlardır. Onlar da babaları gibi erken yaşlarda kendilerine mükemmel bir çevre oluşturdular. Sosyal olmalarını gururla izliyorum.

Kişisel marka olmak sadece sosyal olmak ile de olmuyor. Sosyal olmak bunun bir parçası. Önemli olan sizin bir değer oluşturmanız. Marka olmak demek diğer kişilerden farklı olmak demektir. Örneğin bir spor (kültürel) dalında başarılı olmanızı da gerektirir. Ben küçük yaşlardan beri babamdan dolayı spor tutkusu ile büyüdüm. 12 yaşına kadar düzenli yüzdüm. Daha sonra kayak, atletizm, basketbol vb bir çok spor denedim. Sonrasında şu anda düzenli yaptığım tenisin en çok sevdiğim spor olduğuna karar verdim. 13 yaşından beri düzenli haftada en az iki kere tenis oynarım. Veteran tenisçiler arasındaki turnuvalara düzenli katılırım. Türkiye’de kendi kategorimde ilk 30-40 tenişçinin arasına her zaman girmişimdir. Tenis vasıtasıyla kendime geniş bir çevre edindim. Bu çevre benim için oldukça yeniydi. Tenis oynamasaydım bu kişilerle tanışma imkanım olmayacaktı. Kış tatillerinde düzenli kayak yaparım. Kayak da tenis gibi size yeni insanlarla tanışma imkanı verir. Spor konusunda en büyük sosyal ağımı Hillside sayesinde yaptım. Hillside yazılarımda bahsettiğim gibi bir spor klübü değil bir yaşam tarzıdır. Hillside’a haftada iki veya üç kere düzenli giderim. Bunun dışında bir çok başka spor klübüne de giderim. Spor günümüzde yeni neslin hayat tarzı olmuştur.

Sosyal olmak, düzenli spor yapmak bunlar sizi tek başına marka yapmaz. İçini doldurmanız lazım. Bir konuda uzmanlaşmanız lazım. Mehmet Öz örneğin sağlık konusunda uzmanlığı ile marka olmuştur. Uzmanlığı dışında sosyal kişiliği, medyatik olması markalaşma süreceni hızlandırmıştır. İnsanların peşinizden sürükleyebileceğiniz bir konu bulmanız ve başarılı olmanız gerektirir.
İş hayatınızda başarılı olmadan sadece sosyal bir kişilikle başarılı olamazsanız. İş hayatınızda ve aile hayatınızda başarı sizi daha yukarılara taşır.

Kendi sektörünüzde de güvenilir, tanınan bir profil oluşturmanız lazım. Basına ve medyaya her zaman yakın olmak, iyi ilişkiler geliştirmek, alçakgönüllü olmak isminizin hızla yayılmasına sebep olacaktır
. Ben kendime iki konu seçtim : “satış” ve “insan psikolojisi”. Bu iki konuda da sürekli kendimi geliştirip, bilgimi ve tecrübemi paylaşmaya çalışıyorum. “Satışın 10 Altın Kuralı” kitabımda, ne biliyorsam her şeyi en açık ve samimi şekilde okuyucularımla paylaştım. Bu konularda kendimi geliştirmek için haftada en az 12-16 saat bu konudaki araştırma, kitap ve gözlemleri okumaya, bu konuda uzman kişilerle sohbet ederek öğrenmeye çalışıyorum.

İş hayatının dışında derneklere ( iş ve sosyal) üye olmanız da marka olmanıza fayda sağlayacaktır. Gyiad, Tüsiad, Propeller, Jaycees, Tügiad, Rotary, Lions vb derneklere üye olmanız, aktif görevler ve sorumluluklar üstlenmeniz, marka olmanız yolunda size kapılar açacak, sosyal ağınızı, bağlantılarınızı genişletecektir.

Son on yıldır bir çok dernekte aktif sorumluluk alma dışında, üniversitelerden gelen tekliflerin hiç birini reddetmedim. Rotary, Jaycees ve belli başlı üniversitelerde bir karşılık beklemeden bilgimi paylaştım. Bir çok gazete, TV/radyo kanalının röportaj/söyleşi taleplerini en yoğun zamanımda bile kabul ettim. Her gelen teklife öncelikle evet deyip, sonra yapmanın yollarını araştırdım. Risk almak ve kendinize güvenmek marka yolunda sahip olmanız gereken iki önemli özelliktir.
Zaman teknoloji ve Internet çağı. İsminizi yaymak ve bilginizi paylaşmak için her başarılı mutlaka bir web sitenizin veya bloğunuzun olması gerekir. Bunu yazacağınız kitap, dergi, gazete ve online haber portallarında makale/köşe yazılarınızla desteklemeniz sizi tanımayan kişilere ulaşmanız için çok başarılı ve ekonomik bir yöntem olacaktır. Bunun dışında sosyal ağ sitelerine üye olmanızı da öneririm. İş için tavsiyem “Linkedin” , sosyal için “Facebook”tur. Bu siteler vasıtasıyla istediğiniz birçok kişiye ulaşabilirsiniz.

Sosyal sorumluluk projelerinde yer almak, gönüllü olarak faaliyetlere katılmak kişiliğinizi zengilleştirir, sizi yüceltir. İstanbul’da gönüllü olarak 200 Emniyet mensubuna Duygusal Zeka konusunda eğitim verdim. Türkiye’de satış ve duygusal zeka konularında 10,000 kişinin üzerinde kişiye eğitim ve seminer verdim. Yakın zamanda arkadaşlarımızla gerçekleştirdiğimiz Hatay’daki ilkokul yapımı projesinde yer aldım. Türkiye’nin dışa tanıtımına katkısı olacağına inandığım Türkiye Jaycees Genç Müteşebisler derneğinin 2002 Avrupa konferansı için beş sene gönüllü çalıştım. Bu, beş sene boyunca bu organizyon için tüm yıllık izinlerinizi kullanmanız, işiniz kadar veya daha çok zaman ve çaba harcamanız anlamına geliyor.

Eminim şu soruyu bana sormak istiyorsunuz: “Taner bey, bu kadar şeyi yapacak zamanı nereden buluyorsunuz?” Başarılı mı olmak istiyorsunuz, zamanınızı çok iyi değerlendirin. Zamanı doğru ve planlı kullanabilmek başarının en önemli unsurudur . Az uyuyun, az televizyon seyredin. Her zaman yanınızda okuyacak bir kitap veya dergi olsun.

Yazacak daha o kadar çok şey var ki.. Bu anlatıklarımı yaparak her normal insan bir markaya dönüşebilir.

Benim tavsiyem, öncelikle doğru insan olun, kendinize karşı dürüst olun, kendinizi sevin ve takdir edin. Dünyada en değerli kişi sizsiniz. Dış dünyaya kendinizi marka olarak tanıtmadan önce kendinizi olduğu gibi kabul edin. Samimiyet, içtenlik, doğallık, tutarlılık ve sevgi dolu olmak marka olmak isteyen kişi için olmazsa olmazlardır. İş ve sosyal hayatınızda önceliğiniz çalışmak kadar eğlenmek ve hayattan keyif almak olsun.

Albert Einstein şöyle demiş; A= Hayatta başarılı olmak diyelim
O zaman A= x+y+z
X= çalışmak; y= eğlenmek; z=susmak

Allsports Cafe’nin web sitesindeki sözleriyle yazımı bitirmek istiyorum, bu bir firmanın marka olarak kalabilmek için pazara verdiği bir taahhütdür.
“Nerelerden geldiğimizi ve nerelere gitmeyi arzuladığımızı biliyoruz ve bu doğrultuda elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz; yeter ki sizlerin de, bizlerin de sıhhatleri ve neşeleri yerinde olsun.”
Siz de marka mı olmak istiyorsunuz, bana her zaman yazabilirsiniz.
taner@tanerozdes.com
Marka olma yolunuzda sizlere başarılar dilerim..

Sevgiler

www.tanerozdes.com

Kendinizden ne kadar uzaktasınız?

En güzel özelliklerle donatılan varlık, insandır. Kimse doğuştan suçlu, doğuştan sinirli olamaz. Tabi ki genlerimizden kalıtımla gelen özellikleri de taşıyabiliriz. Fakat iyilik de, kötülük de insanın doğru yönde kullanması gereken hazineleri gibidir. Örneğin hırsınızı insanlara yardım etmek için mi kullanmak istersiniz, yoksa sadece para kazanmak, güçlü olmak, insanlara hükmetmek için mi! Bu kabiliyetleri ikinci bir kişilik gibi üzerimize almaya başlarız anne karnından başlayarak. 3 yaşına kadar büyük kısmını, ergenlik sonuna kadar da tamamını bitirmiş oluruz ve kişilik prototipimiz bitmiş olur. Aslında oluşan şey ikinci bir kişilik, fıtrat gibi bir durumdur. Bir eğitmen, ”küçük çocuklardaki yanlış tuvalet eğitiminin ileride çocuğun çok cimri olmasına yol açabileceğine” dair tezler olduğun söylemişti. Hala şaşkınım…

Kişisel markalaşma deyince de işin merkezinde ”biz” varız. Her hareketimiz, her sözümüz, her düşündüğümüz bizi bir yerlere götürür. Bu kadar güzel donanımlı insan bir süre sonra ailenin haricinde, okuldan, mahallesinden, iş yaşamından bir çok kişi ve olay ile iletişimde bulunurak aslında kendinden uzaklaşmaya başlar. Yani sıfır noktasını unutur. Ve tüm psikolojik tesler, seanslar, kişisel gelişim eğitimleri de insanı zor da olsa kendine döndürmeye çalışır. Genelde çözümler problemlerin içindeki parametrlerde gizlidir. Daha ayrıntılı incelenerek daha yalın ve basit çözümler bulunur. Yıllrca yaptığım süreç analizlerinden bunu çıkardım Bilişim projelerinde. Konuya aynen bir proje analizi gibi yaklaşmalıyız.

Kendimizden nasıl mı uzaklaşıyoruz, bakalım;

Aile ve okuldaki eğitim-öğretim sistemi bizi tembelliğe, öz güvensizliğe, çaresizliğe sürüklemiş olabilir. Bunun ayrıntılarına girmeyeceğim. İçinden doğruları seçmek ancak büyük gayretler sonucunda olur. Kitap okursunuz, araştırırsınız, değerli insanlarla tanışır, tavsiyeler alırsınız. Ama varsayalım gelmişsinizdir 30 yaşına. İşinizde ailnizden daha fazla vakit geçirirsiniz, para ve kariyer için. Kimler vardır? Patronlar, müdürler, burnu büyükler, ukalalar, yalakalar v.s. Hepsini dinlersiniz ve büyük “SABIR” lar çekerek eve gelirsiniz. Evde dahi arkadaşlarınız, yakınlarınız, televizyon bile sizi hep kendinizden başka yerlere taşır. Bir türlü ”kendini dinlemek” lütfuna erişemezsiniz. Aynı kısır döngü ısrarla sizi eskitmeye devam eder. Zaman rüzgarı sizi yaşlandırır sürekli. Ve siz hala zamanı, başlangıç ve bitişi olan bir çizgisel doğru halinde algılarsınız. Hiç dairesel düşünerek, ve büyük resme yukarıdan bakarak aslında çok küçük bir boyutta tırmalayıp durduğunuzu farkedemezsiniz. Bu paragraf da iç karartıcı oldu değil mi! Fakat bence kendinizi, kişisel marka değerinizi, yaşamdaki duruşunuzu, başkaları tarafından nasıl algılandığınızı düşünmeye başlamışsınızdır eminim.

Hafta sonudayız, Cumartesi çalışanlar da olsa Pazar tatili vardır herhalde. Gelin, kendimizden ne kadar uzaklaştığımıza bakalım. Asıl ilham almamız gereken dostlarımızdan, bizi mutlu eden hayatın renklerinden, bizi eski güzelliklere götüren kokulardan, ve içimize neşe katan seslerden nasıl uzaklaştığımıza bakalım. Bir on dakika, belki yarım saat. Havalı havalı kişisel markalaşmaktan bahsetmeyelim, gerçekten etrafımızda kaç marka insanla yaşadığımızı düşünelim. Kariyer yapacağım diye, aile hayatımızdaki markalaşma zorunluluğunu nasıl unuttuğumuzu düşünelim. Çocuğumuza nasıl örnek bir marka insan olabileceğimizi düşünelim. Bizi kitap okurken ne kadar görüyor, gülerken ne kadar, birine yardım ederken ne kadar. Yoksa sürekli, kızan, bağıran hatta belki de şiddet uygulayan biri olarak mı görüyor.

Evet yazının başında donanımlarımızdan bahsetmiştim. Bu donanımlarla bize virüs gibi yapışan ve kemiren, hatta çaktırmadan kanımızda dolaşan bu yiyicileri hayatımızdan çıkarmaya çalışalım. Hemen değil, daha stratejik davranarak. Çünkü kötülükler hep daha akıllıca konumlanır hayatımıza.

Bu yazı fazla içsel ve humanist gibi mi oldu? Kendine dönen insan, çevresine tekrar baktığında daha realist ve objektif düşünür. Burnu büyük davranışlara, bencilliklere, vurdum duymazlıklara karşı da daha net önlemler almaya başlar. Gücünü de zayıflığını da hisseder. Sıfır noktasına dönüşleri belli periyodlarda uygularsanız ondan sonrası hatırlatıcı unsurları sürekli tekrar etmeye kalır iş. Bilirsiniz, nefes egzersizleri dahi bunun içindir. Yoga da v.s.

Bir Cumartesi yazısı bu oldu. Kendinizden değil, kendinize doğru aykırı şeylerden uzaklaşın lütfen. Ama sakın kabuğunuza çekilmeyin. Aksine daha dışa açık, iletişime açık, kolay bir insan olun. Kişisel marka değerinize değer katın. Katma değerli servisler konusunda başarılı bir şirket gibi olun : )

Saygılarımla.