<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MarkaSizsiniz &#187; Kariyer</title>
	<atom:link href="http://www.markasizsiniz.com/etiket/kariyer/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.markasizsiniz.com</link>
	<description>Just another WordPress weblog</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Jul 2010 03:12:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Bebekleri izleyin, yenilgiler karşısında ne kadar da az kırılıyor cesaretleri!</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2010/02/bebekleri-izleyin-yenilgiler-karsisinda-ne-kadar-da-az-kiriliyor-cesaretleri/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2010/02/bebekleri-izleyin-yenilgiler-karsisinda-ne-kadar-da-az-kiriliyor-cesaretleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 10:17:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[cesaret]]></category>
		<category><![CDATA[Denemek]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[girişimci]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[John Gardner]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[Orta yaş]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[y kuşağı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=901</guid>
		<description><![CDATA[Bebeklerdeki cesaret ve büyüdükçe bu özgüvenin nasıl da törpülendiğine dair bir yazı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em><span style="color: #2984e0;">Olgunlaştıkça, aşama aşama hayatımızdaki fırsatları ve çeşitliliği daraltırız. İlgi duyduğumuz pek çok konudan sadece birkaçı üzerinde dururuz. İlişki kurabileceğimiz pek çok insandan sadece bir kısmını seçeriz. Kendimizi değişmez ilişkiler ağı içinde buluruz. İşleri yürütmek için belirli yöntemler geliştiririz.</span></em></p>
<p style="text-align: justify;"><em><span style="color: #2984e0;">Yıllar geçtikçe yakın çevremizi daha zayıf bir algılamayla izleriz. Her gün gördüğümüz insan yüzlerine ya da günlük olaylara artık canlı, meraklı gözlerle bakmayız.</span></em></p>
<p style="text-align: justify;"><em><span style="color: #2984e0;">Hayattaki büyük değişikliklerin, evlilik, başka bir şehre taşınmak, iş değişikliği ya da ülkesel çapta yaşanan olağanüstü bir durumun yaşama biçimimizi değiştirmesi ve bizi kendimize ördüğümüz ağın içinde nasıl hapsolduğumuzu göstermesi alışılmadık bir şey değildir.<span id="more-901"></span></span></em></p>
<p style="text-align: justify;"><em><span style="color: #2984e0;">Olgun insanların gençlerden daha az öğrenme eğiliminde olmasının nedenlerinden biri, daha az risk almak istemeleridir. Öğrenme riskli bir iştir ve yetişkinler başarısız olmak istemezler. Çocuk bebeklik döneminde – bir daha asla ulaşamayacağı – olağanüstü bir hızda öğrenmekte iken, aynı zamanda çok sayıda yenilgi de yaşamaktadır. Bebeğinizi izleyin. Deneyip yanıldığı pek çok şey göreceksiniz. Ve bakın, yenilgileri cesaretini ne kadar az kırıyor.</span></em></p>
<p style="text-align: justify;"><em><span style="color: #2984e0;">Bebek geçen her yılla birlikte başarısızlıkları konusunda daha az kaygısız olur. Ergenlik döneminde ise, tersine, başarısız olma riskini alma arzusu büyük ölçüde azalır. Aileler çocuklarını korkutarak, cezalandırarak ya da başarıya fazlasıyla değer vererek onları bu yola daha çok iterler.</span></em></p>
<p style="text-align: justify;"><em><span style="color: #2984e0;">Orta yaşlara geldiğimizde, birçoğumuzun kafasında bir kez denediğimiz ve başarısız olduğumuz ya da hedeflediğimizden daha az başarılı olduğumuz ve yeniden deneme niyetimizin olmadığı şeylerden oluşan uzun bir liste vardır.</span></em></p>
<p style="text-align: justify;"><em><span style="color: #2984e0;">Hayatımızın yarısı geride kaldığında, çoğumuz kendinden kaçan firarilere dönüşmüşüzdür.</span></em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Gardner, John. Self – Renewal: The individual and the Innovative Society. New York W.W. Norton, 1964, p 64</strong></p>
<p style="text-align: justify;">John Gardner’ın 1964 yılında söyledikleri çok açık. Ne de çok <strong>“cahil cesareti”</strong> olarak bakılır risk alan insanlara. Kimse de <strong>“bak işin cahillik kısmını şu şekilde haledebilirsin”</strong> diyerek alternatif çözümler, öneriler, planlar sunmaz. Sadece eleştirir, küçümser, statükonun kanatları altında yaşar ve risk alan kişilere kıs kıs güler. Bir girişimin sonunda bir de o kişiye göre başarısızlık var ise <strong>“bak, ben sana söylemiştim, gördün gününü” </strong>der durur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>Girişimci ruhun bu kadar çok olduğu halde bir o kadar da sindirildiği başka bir ülke, toplum var mıdır dünyada bilemiyorum.</strong>  </span>Tamam, KOBİ’ler ve kayıt dışı ekonomi değirmene çok büyük katkı sağlıyor fakat bu durum hiç de dünya çapında finansal bir güce ulaşmamıza yetmiyor. Bunun nedenlerini siyasi iktidarlarda aramak ya da politik argümanlarla ortaya koymak yersiz bir çaba olur. Daha derinlerde yatan sebeplere inmek, bireyin ve toplumun psikolojik gelişimini incelemek gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Bazı gözlemlerimi listelemek isterim;</p>
<p style="text-align: justify;">1- 15- 16 yıllık eğitim hayatımız boyunca meslek edinmiyor sadece okuyoruz. Üniveristede tabi ki bir mesleğe yönelik okuyoruz ama büyük ihtimalle o mesleği yapmıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">2- İşin teorisini öğrenerek, bol bol inekleyerek sınavları geçiyor ve mezun oluyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">3- <strong>“Sen sus bakim”</strong> uyarı cümlesini hem aile içinde hem de okullarda fazlasıyla duyuyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">4- Çocukların her şeyine yardım ediyoruz, <strong>“dur sen yapamazsın çocuğum bana bırak”</strong> diyoruz ve onlar da büyüyünce her sorunlarını getirip önümüze koyuyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">5- Fakirliği görüyoruz, öğreniyoruz ama asıl zenginliğin tasarruf etmek, kanaat etmek, şükretmek olduğunu öğrenemeyince elimize ne para geçerse geçsin har vurup harman savuruyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">6- Başarılı olan öğrencileri daha fazla başarılı yapmaya çalışıyor, gerisi için “aman ne uğraşacağım” diyen eğitim sistemleri kurguluyoruz. Zaten kişisel kabiliyetlere dayalı bir ölçme sisteminden de ömür boyu mahrum kalacak gibiyiz bu gidişle.</p>
<p style="text-align: justify;">7- <strong>“Çocuğum devlete kapağı at”</strong> gerisini merak etme diyoruz. Mümkün ise mesleğini de biz seçiyoruz, hangisinin parası bol ise.</p>
<p style="text-align: justify;">8- <strong>“Çocuğum bir an önce evlen, bir an önce evini arabanı al, çoluğa çocuğa karış bırak bu hayalleri”</strong> diyoruz.<br />
9- Özellikle 3-5 yaşına kadar çocuğun kulaklarında şu kelimeler çınlıyor. <strong>“Yapma, etme, bırak, saçmalama, dur, öyle olmaz”</strong> v.s. yaratıcılığı ve serbest düşünceyi engelleyecek ne kelime varsa telaffuz ediyoruz. O da sadece kurallara uyuyor, hiçbir bilgiyi sorgulamıyor artık.</p>
<p style="text-align: justify;">10- Analitik düşünce sistematiğini, süreç analizi yapma ve iş bitirici olma gibi temel eğitimler yerine <strong>“en hızlı yoldan nasıl zengin olunur”</strong> un eğitimini veriyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu maddeler sonsuza kadar devam edebilir belki de. Kimseye ümitsizlik aşılamak ya da şikayet etmek değil amacım. Ama bu topraklarda kimi nasıl harcadığımızı bilmek gerekiyor artık. Geçenlerde eski ortak iş yaptığım arkadaşlardan biri, bir zamanlar yaptığım girişim konusunda bir itirafta bulundu. “Hocam, sana gerektiği kadar destek olamadık, yazık oldu o güzel fikirlere, projelere” dedi.  Halbuki bu arkadaşın bana verdiği destek bir hayli fazla idi. Ama yeterli olmadığını o da kabul ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Kabul edelim arkadaşlar, <strong>“destek” </strong>denilen kelime bu ülke insanlarının lügatinden silinmiş ve bir türlü yerine gelmiyor tekrar. X kuşağı Y kuşağı filan diyoruz ama zihniyet aynı kaldığı sürece daha çok kuşaklar gelir geçer aynı yazıları yazar dururuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ey anneler babalar, çocuğunuzun içindeki sese kulak verin artık. Bırakın kişisel korkularınızı, zaaflarınızı yansıtmayı çocuklarınıza. Onları gerçek dünya ile tanıştırın, fanus içinde saklamayın ne olur. Zorlamadan, dövmeden, baskı kurmadan anlatın güzellikleri. Sonra sizin öcünüzü onlar almak istiyor hayattan. Hayat öc almak değil dolu dolu huzurlu yaşamaktır sadece.</p>
<p style="text-align: justify;">Ey müdürler, patronlar, bırakın daha fazla hata yapsın çalışanlarınız. Her hatayı birlikte inceleyin usluca, çözümler üretin hızlıca. Kariyer hayatı için nasıl sabır ve uzun soluklar gerektiğini öğretin onlara. Güvenin, hata yapacağını bile bile işi emanet edin, sorumluluk verin onlara. Her projeyi girişimci bir ruhla üstlensinler. İşinizi de, insan kaynaklarınızı da ölçün ölçebildiğiniz kadar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">Gelin şu bebek cesaretini örnek alalım tekrar. Bu cesaret bitmesin biz ölene kadar.</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2010/02/bebekleri-izleyin-yenilgiler-karsisinda-ne-kadar-da-az-kiriliyor-cesaretleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kişisel marka olmak “ne” değildir?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/kisisel-marka-olmak-%e2%80%9cne%e2%80%9d-degildir/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/kisisel-marka-olmak-%e2%80%9cne%e2%80%9d-degildir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2009 13:14:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[bencillik]]></category>
		<category><![CDATA[çıkar ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal zeka]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[gurur]]></category>
		<category><![CDATA[Hedefler]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[imaj]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[karizma]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[narsist]]></category>
		<category><![CDATA[nüfuz]]></category>
		<category><![CDATA[özgüven]]></category>
		<category><![CDATA[şöhret]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü olmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=646</guid>
		<description><![CDATA[Hayatı doğal, dengeli, kıvamında yaşayabilmek başlı başına marka olmaktır zaten. Kişisel marka olmayı yanlış algılamamak için.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kişisel marka olmak yapay, narsist, bencil ve gurur dolu davranış kalıplarına yerleşmeye çalışmak değildir. Zengin olmak, güç ve nüfuz sahibi olmak da değildir. Ünlülerin her yaptığını örnek almak da doğru değil. Kişisel marka olmak en başta sıfır noktasında bir insan olmakla başlar. Ve bu noktadan uzaklaştığınızda tekrar, hızlıca bu noktaya dönmek gerekir. Yani düşüncelerde, hayallerde, kaygı bulutlarında kaybolmamaktır. Bu kavramın moda, trend ya da bir popüler kültür malzemesi olmadığını daha önceki yazılarımda hep anlatmaya çalıştım. Yine, tekrar gibi olsa da günlük bazı davranış modellerimizin, rollerimizin nasıl olmaması gerektiğini anlatmak istiyorum.<span id="more-646"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Özgüven:</strong> İnsanın kendini tanıması “benlik” keşfi ile başlar. Tüm varlık dünyasını da bu şekilde kavramaya çalışır. Bu keşif ile yola çıkarak karakterini, kişilik kalıplarını daha bilinçli bir şekilde anlamak ve ona göre davranmak ister. Kişisel markalaşma sürecinin en başında da tüm otoriteler “kendini tanımak” tan bahseder. Evet, yaşama tutunmak, olumlu ve ümitli olmak, çevreye pozitif enerji yaymak, hedeflere tutunmak, doğru iletişim ve ilişki yöntemlerini uygulamak açısından özgüven çok önemli. Varlığımızı bilinçli olarak fark etmek ve çevremize sunmak için de çok önemli. Ama gelin görün ki, bu benlik keşfi sınırlarını aşarak, aşırı özgüven pompalaması şeklinde insanları akıl almaz yanlışlara sürüklüyor. Tarih, kendini Tanrı ilan edenlerden Mesih ilan edenlere kadar bir çok örnek ile dolu. Dehasını, dünyayı yaşanmaz bir yer haline getirmek için kullanan devlet adamlarının ne kadar da çok olduğunu biliyoruz. Evet bu insanlardaki aşırı özgüven başarı, zenginlik, ün ve “marka” olmayı sağlamıştır ama tarihte kara bir leke olarak sonsuza kadar kalmalarını da sağlamıştır. Çeşitli korkular, kaygılar, psikolojik travmalar ve doğuştan gelen bazı etkenlerle bunun eksikliğini hisseden bir çok insan var, biliyoruz. Herkes için bunun bir oranı var. İnsan “tam kıvamında bir yemek, bir tatlı” gibi olmak zorundadır. Önemli olan eksikliği gidermek ve olan özellikleri de aşırı kullanarak insanlığa zarar vermemektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Hırs:</strong> Hırs, aslında yaşamda bir şeylerin tek hakimi “biz” mişiz gibi davranmaktır. Hırs göstermek, çabalamak, sabır göstermek, ümitli olmak adına harika bir özelliktir. Ama illa ki “şu iş şöyle olacak” diye tüm değişkenleri göz ardı ederek hırsa bürünmek çok acı sonuçları getirebilir. Hırs, gözü kör eder derler. Bu göz bildiğimiz göz değil, algı, düşünce, vicdan gözüdür. Bu asıl göz de olayları nasıl görmek istiyor ise iki gözümüz de öyle bakar, öyle görür. Hırs, özgüven maddesinde bahsettiğimiz insan “kıvamını” bozar. Özellikle maddi ölçülerde ve kazanmak ile ilgili hedeflerde süreç yıpratıcı hale gelir. İnsan, düşünce ve davranışları ile ya insan, ya da hayvan olmak için hırs gösterirmiş. İş yaşamında da, özel yaşamda da hırs, öne çıkmayı sağlayabilir. Fakat hırs genelde bencilliği körükler, yardımlaşmayı untturur, hedefleri ve öncelikleri birbirine karıştırır. Önemli olan bu özelliği doğru şekilde ve insanlığa faydalı hizmetler için kullanmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Hedefler:</strong> Ümitlerimizle yaşıyoruz. Kendimize hedefler koyuyor ve peşinden koşturuyoruz. Fakat belli periyodlarda bu hedeflerin bizim için doğru olup olmadığını ve öncelik sırasının ne olması gerektiğini sorgulamıyoruz. Uygulanamayacak hedefler koyarak irademizi zora sokuyoruz ve vazgeçiyoruz. Tüm bunlar bir yana, koyduğumuz hedefleri takip etme ve ölçme adına neredeyse hiçbir şey yapmıyoruz. Ama iş hava atmaya gelince biz “kişisel marka”yız ya, hep hedeflerimizi anlatıyor, övünüyoruz. Büyük hedefler koyunca kendimizi süper hissediyoruz. Patlama ihtimali yüksek ve etrafa zarar verebilecek balonlar şişiriyoruz aslında. Siz siz olun uzun dönem hedefleri, orta, kısa ve haftalık, günlük hedeflere yayın. Yani blok hedefleri bölerek yutun, büyük adımları küçük adımlarla tamamlayın.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- His-Mantık:</strong> Yaratılışımızla gelen bu iki donanımı bilim adamları hala anlamaya çalışıyor. Bunun dışında çok daha sır gibi özelliklerimiz var da onları pek kimse bilmez. Merak ediyorum, beynini tam kullanamayan ve duygusal zekayı daha yeni keşfeden ( aslında eskiden başka kavramlarla ifade ediliyordu ) insanlar nasıl olur da en “doğru” kararı ben verdim diyebilir. Bugünün doğrusu on yıl sonra da geçerli olur mu? Bu iki özellik arasında neredeyse görünmez bir çizgi dengesi kurulmalıdır. Evet her kişilik için farklılık gösterebilir ama yaşam her kişiliğe göre kendini ayarlamıyor. Biz alt kişilik ve davranışlarımızı yaşama entegre etmek zorundayız. İnsana doğuştan sunulan özellikler vardır ve geliştirilebilir çekirdek halindedir. Ama, emin olun hepsinin bir sınırı vardır. Öyle “sonsuz güç” filan da yalandır. Daha önce bir çok kez ifade ettim. Akıl, kalbin sadece bir vasıtasıdır. Dile getiremediğimiz çok daha içsel bazı “durumlar” yaşarız karar verirken ve uygularken. Bu da vicdani derinliğe doğru gider. Mantık kalıplarına sıkışmamak ve marka olacağım diye 1+1=2 tarzında düşünmemek gerek.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Çıkar ilişkisi:</strong> Çıkarsız ilişki ve yardımlaşma örneği için neredeyse her zaman “anne” örneği verilir. Dünyamız da sebep-sonuç ilişkileri üzerine doğal bir döngü üzerine yaratılmış olunca, ilişkilerde de az da olsa hep “çıkar” olacaktır. Kazan-kazan mantığı da üstü örtülü çıkar anlaşmasıdır aslında. İşin uzmanları özellikle etkili ilişkiler konusunda ilk yardım eden, iletişimi başlatan taraf olmamızı tavsiye ediyorlar. Israrla bu şekilde “ilk fayda” göstermeye açık insanlar daha mutlu oluyorlar. Sonucunda önemli bir getirisi olmasa dahi. Psikolojik tedavilerde “yardım ettirme” yöntemi kullanılıyormuş. Kişisel marka olacağım diye yapay çıkar ilişkilerini zorlamak ters tepebilir. Zorlama çabalar da herkese itici gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Her yol uygun:</strong> İş yaşamında başkalarının sırtına basarak yükselmek, başkalarının başarılarını sahiplenmek, başkalarına zarar vererek bir yerlere ulaşmak v.s. O kadar çok karşılaşıyoruz ki günlük yaşamımızda. Yukarıdaki maddeleri de göz önüne alırsak gözümüzü kör eden bir hırsla, gerçeklikten uzak çabalarla, bencilce davranışlarla markalaşmaya çalışmak sonuçta hüsran getirecektir. Ona bakarsanız mafya insanlar da, tarihte masum insanları katledenler de marka olarak zihnimize kazınmış durumda. Ama nasıl marka? Yol, yöntem, tarz her şeyde geçerli. Tüm evrende her şey sistematik kurallar çerçevesinde işliyor. Kuralsızca, plansızca, zarar verici yöntemlerle uygulayacağınız her şey sizi bir noktaya getirse de o noktanın “kişisel marka” noktası olmayacağı açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Güç-nüfuz:</strong> Güçlü olmak, nüfuzlu olmak ne harika bir şey değil mi? Bir çok kişi buna “evet” der. Genelde zengin ve ünlü insaların aileleri ile birlikte toplumlara yön verdiğini fark ediyoruz. Bana göre dünyaya yön verenler bu insanlar gibi görünse de asıl yönverenler daha mütevazi, daha alçak gönüllü, daha hoşgörülü, insan haklarına ve fikirlerine daha saygılı kişilerdir, eminim. İnsanların bilinçlerini sarmalayan, düşünce dünyasını değiştiren akımlar çok zor şartlarda oluşmuştur. Sürekli güç gösterisi yapmak, gücü kontrol edememek, hep bir şeyler üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmak hiç de sevimli değil. En büyük liderler hakkıyla, kıvamında “insan” olmayı başarabilenlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Gurur-Kibir:</strong> Hayatımızda gururlu bir duruş sergilemek, güven verme açısından tabi ki çok önemli. Ama burun seviyesi yukarıda ve “şu karşıdaki dağları ben yarattım” edasıyla yürümek kimseyi kişisel marka yapmamıştır bugüne kadar. Benlik ve özgüvenden yola çıkarak ulaşılabilecek en kötü nokta gururdur. Bu da hastalık gibidir. İnsan kendi çapında disiplinler, planlar hazırlayarak bunu tedavi edebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Kariyer-iş:</strong> Yaşamımızda büyük yer kaplıyor “iş” Yıllarca okuyoruz, çalışıyoruz daha iyisine daha kazançlısına ulaşmak için. Meslek olarak da pek gölümüzde yatan aslanı bulamıyoruz ama maçı idare ediyor ve mekliliğimiz beliyoruz. Geçenlerde <a href="http://ugurozmen.com" target="_blank">Uğur Özmen</a>’in yazdığı gibi savaş sanatı aslında. Çünkü yapay ve çıkar ilişkileri daha baskın geliyor. Kişisel marka deyince de aklımıza ilk gelen kategori bu oluyor. Çünkü işin ucunda ünlü, zengin, güçlü bir CEO olmak var. Ya da işin sahibi, patronu olmak. İşi yalakalık derecesine vardıran, sürekli kendini sahneye atan, yaşamı işten ibaret gören tipler de var, biliyorsunuz. Ruhunu satmak bu olsa gerek. İleitşimin tüm zorluklarını, büyük sabırla iş hayatında çözmeye çalışıyoruz. Yıpranıyoruz, üzülüyoruz ve ister istemez bu özel yaşamımızı da etkiliyor. Her ne kadar hayatı bir bütün olarak algılamaya çalışsam da, iş kategorisinde bir çok alt kişiliklere girmek zorunda kalıyorum ben de. Son olarak başka bir yazımda anlatmak istediğim bir konu var. O da “iş hayatından kopya çekmek”. Bir projeyi nasıl devam ettirdiğiniz, bir sorunu nasıl çözümlediğiniz, bir ürünü nasıl lanse ettiğiniz örneklerini özel yaşamınız için yorumlamak, uygulamak çok önemli. Zaten “marka” kelimesi de buradan örnek alınmış. Özellikle fark yaratma, konumlanma, etkiyi artırma açısından. Yoksa insanın ticari bir meta olmadığını herkes biliyor. Burada da önemli olan dengeli, tadında ve uzun vadeli düşünerek iş yaşamını yönetmektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Sosyalleşmek:</strong> Internette o kadar çok aranıyor ki! “Nasıl sosyal olabilirim, sosyal olmak ne demek” diye. Kişilik ve karakterimizle ilgili olduğu çok açık. Bazı insanlar girişken, iletişime açık, insanları olduğu gibi değerlendiren, paylaşmayı seven kişiler oluyor. Bazılarımız ise soğuk, çekingen, ketum, kapalı tipler oluyoruz. Kişisel marka olmak için sosyal ilişkiler ve sosyal medya alanlarındaki aktivitemiz çok önemli. Ama zorlama ile olmayan bir duruş bu da. Önemli olan bir çok kişiyle tanışmak, sürekli gezmek tozmak, her arkadaş grubuna katılmak, her diyaloğa karışmak, gereksiz masraf yapmak değildir bence. Bu durumda sosyal-asosyal ayrımı yapmak da haksızlık olur. Herkes kendi çapında devam ediyor hayatta. Geliştirebildiğini geliştiriyor, düzeltebildiğini düzeltiyor. Fakat bu konuda başkalarına özenmek, zorla onlar gibi olmaya çalışmak sizi siz olmaktan, marka olmaktan uzaklaştıracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Kontrol:</strong> Bugünlerde yaşamda unuttuklarımızdan, planlayamadıklarımızdan, düzenli ve pratik not alamamaktan çok fazla bahsediyorum. Ve tabi ki iş yaşamında, örneğin bir depo giriş çıkışını takip eder gibi yaşamımıza, öncelikle düşünce dünyamıza sızan her şeyin nasıl takip edilmesi gerektiğini araştırıyorum. Evet, insan bir projedir ve bir şirket gibidir aslında. Ama bunu bir kontrol paranoyası haline getirmek kesinlikle bunaltıcıdır. Bu kontrol mekanizmalarını oluşturmak için “her şey için 4 şey” başlıklı yazıma bakabilirsiniz. Varın siz yorumlayın sosyal networkünüzü, medyanızı, kişisel markalaşma sürecinizi nasıl takip ettiğinizi. Bu konuda büyük açmazlarım var. “Ben çok rahat takip edebiliyorum, her şeyi bilinçli şekilde zamanında yapabiliyorum” diyen varsa hemen öğrencisi olmaya hazırım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Karizma-imaj:</strong> Fiziksel görünüşümüz, beden dilimiz, konuşma biçimimiz, tonlamamız v.s. tabi ki çok önemli. Ama kişisel markalaşma sadece bundan ibaret değil. Daha çok içimizden başlayan bir yolculuk aslında. Oyuncular, sanatçılar buna daha fazla önem göstrebilir ama bu konuda “normal” olmak da yeterlidir aslında. Karizmatik olmak bazı davranışları ezberlemekle olmuyor. Algı denilen şey de beş duyudan ibaret değil ki. Bunların dışında birkaç adet daha duygu merkezi olduğu söyleniyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Ün-şöhret:</strong> Aslında tüm maddeler bir anlamda bunu anlatıyor ama ayrıca ele almak gerek.Herkes televizyon yıldızı, devlet adamı, ya da ünlü bir sporcu olamayacak bunu biliyoruz. Kişisel marka olmanın da bu insanların tekelinde olmadığını da anlamış oluyoruz. O zaman geçin bir aynanın karşısına ve önce kendinize bakın. Kendimle barışık, kendimi seven, kendime saygı duyan bir insan mıyım diye. Sonra aile ve yakın çevrenizin algısını ölçün. Siz onlar için ne ifade ediyorsunuz diye. En son daha geniş dairedeki marka duruşunuzu sorgulayın. Bu konudaki yanlış agınızı bu şekilde değiştirebilirsiniz. Bir mahallede en sevilen kişilerden biri olmak dahi marka olmaktır bence.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzun oldu, farkındayım ama bu maddelerin hepsi kişisel markalaşma kuralları ile ilgili olduğu, sürekli konuşulduğu halde nasıl olmaması gerektiğini anlatmaya çalıştım. Hayatı doğal, dengeli, kıvamında yaşayabilmek başlı başına marka olmaktır zaten.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/kisisel-marka-olmak-%e2%80%9cne%e2%80%9d-degildir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2009&#8242;da parayı görmek !</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2008/12/2009da-parayi-gormek/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2008/12/2009da-parayi-gormek/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Dec 2008 15:15:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[beyin fırtınası]]></category>
		<category><![CDATA[ciro]]></category>
		<category><![CDATA[girişimci]]></category>
		<category><![CDATA[iş modeli]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[maaş]]></category>
		<category><![CDATA[maliyet]]></category>
		<category><![CDATA[patron]]></category>
		<category><![CDATA[rekabet]]></category>
		<category><![CDATA[satış]]></category>
		<category><![CDATA[sonuç odaklılık]]></category>
		<category><![CDATA[tasarruf]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=434</guid>
		<description><![CDATA[Aslında 2008’de ya da daha öncesinde bir şeyler yapmadı isek bu biraz hayal gibi. Yine rayiç maaş zamları ya da, girşimci isek aynı satış ciroları ile yerimizde sayabiliriz. Üstelik krizin etkisiyle statükomuzu korumak dahi zorlaşabilir. Kendimde ve bir çok kişide gördüğüm hatalardan yola çıkarak şöyle bir liste oluşturdum; - Maliyet oluşturan en küçük birimi dahi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aslında 2008’de ya da daha öncesinde bir şeyler yapmadı isek bu biraz hayal gibi. Yine rayiç maaş zamları ya da, girşimci isek aynı satış ciroları ile yerimizde sayabiliriz. Üstelik krizin etkisiyle statükomuzu korumak dahi zorlaşabilir.</p>
<p>Kendimde ve bir çok kişide gördüğüm hatalardan yola çıkarak şöyle bir liste oluşturdum;<span id="more-434"></span></p>
<p>- Maliyet oluşturan en küçük birimi dahi gözden kaçırmamak. Ve hepimizin bildiği <strong>“attığın taş ürküttüğün kuş”</strong> sözünden yola çıkarak <span style="color: #800000;"><strong>maliyet-karlılık</strong> </span>hesabını doğru yapmak.</p>
<p>- Olan maliyetlerde nasıl tasarrufa gidilebileceği konusunda kalem, kalem inceleyerek beyin fırtınası yapmak, yaratıcı, hem kısa hem de uzun vadede fayda getirici çözümler üretmek.</p>
<p>- Her süreci, sürekli analiz etmek ve hızlı çözüm aksiyonları alarak hep sonuca odaklanmak. Özel yaşamda da, iş yaşamında da patron gibi düşünerek <strong><span style="color: #3366ff;">“sonuç ne”</span></strong> demek.</p>
<p>- Kariyerin rekabetini farketmek ve gerçekten uzun vadeli hedefler koymak. Asla <strong>“maçı idare etmek ya da salla başı al maaşı”</strong> gibi düşünmemek. Sergilediğimiz duruş ile rekabetin mihenk taşı olmak.</p>
<p>- <span style="color: #800000;"><strong>“Satış”</strong> </span>yapmak. Fikir satmak, ürün satmak, hayal-umut satmak, tecrübe satmak v.s. Yani her hareketin satış ve pazarlama açısından değerini ölçmek ve gerekli önlemleri almak.</p>
<p>- Özel yaşam ve iş yaşamındaki global ve lokal trendleri iyi takip etmek. Giyim tarzından, gündemle ilgili sohbet edebilmeye kadar geniş bir alanı kapsar.</p>
<p>- Satın alırken kazanmak. <strong>“Pazarlık yapmayı hiç sevmem, yapamam”</strong> diyenler dahi denesin lütfen. Pazarlığın gücüne hayran kalacaksınız.</p>
<p>- Teknoloji ya da başka imkanlar kullanarak bir işin en kısa sürede, en doğru şekilde nasıl yapılacağını araştırmak.</p>
<p>- Gerçek anlamda ticaretin ne olduğunu kavramak. Zengin patronun adımlarını ve başarılı şirketin iş modelini sıkıca incelemek, örnek almak.</p>
<p>- Girişken olmak, sahnenin ve iletişimin gücünü hakkını vererek kullanmak.</p>
<p>- Girişimci ruhların hemen finansal getiri planlarına girerek yaratıcı fikirlerini rafa kaldırmalarını hiç istemem ama realiteyi gözönüne alarak altıncı ay için de, altıncı yıl için de sağlam öngörülerde bulunmak.</p>
<p>- Parayı konuşmadan parayı çekebilmek. Yani işe odaklanmak ve sonucu almak. Böyle olunca doğal olarak başkaları paranızı konuşmaya başlayacak ve para parayı çekecektir.</p>
<p>- <strong>Zaman, kişi, geçmiş, gelecek</strong> gibi kaygıların, finansal planlarımıza hiçbir şekilde darbe vurmamasını sağlamak.</p>
<p>- <span style="color: #800000;"><strong>&#8220;Hırs&#8221;,</strong> </span>parayı kaçırıyor gibi bir tezim var. Sakin ve sessizce ilerlemek gerek. Değil başkalarının, insanın kendi kendine dahi nazarı değermiş.</p>
<p>- Hep büyüklerimiz der ya <strong><span style="color: #3366ff;">“paranın kıymetini bil”</span></strong> diye. <strong>“Paranın değeri nedir”</strong> diye bir iktisat, maliye, ekonometri uzmanına sorun, bakın, neler söyleyecekler neler. Ekonomi döngüsündeki bir kuruşun dahi değerini anlamaya çalışmak gerek.</p>
<p>Son olarak, <a href="http://www.dincerk.net" target="_blank">Dinçer Keskinpala </a>gibi uzman arkadaşların sade, anlaşılır yorumlarına kulak vermek. </p>
<p>Son 2-3 yıldır bunların bir kısmında kişisel farkındalığımı artırdım. Her ne kadar geç kalmış gibi görünsem de 40 ya da 50 yaşında <strong>“tüh”</strong> demekten iyidir. Rakamlarla aram pek iyi olmadığı için zihnimde oluşan kavramlarla açıklamaya çalıştım. 2009’da çok net bir şekilde parayı görebilmeniz ve ulaşabilmeniz dileği ile.</p>
<p>Ama yine de, öncelikli dileğimin sağlık ve huzur olduğunu bilmenizi isterim.</p>
<p>Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2008/12/2009da-parayi-gormek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlk özgeçmişinizde neler vardı?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2008/11/ilk-ozgecmisinizde-neler-vardi/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2008/11/ilk-ozgecmisinizde-neler-vardi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 11:42:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[cv]]></category>
		<category><![CDATA[görsel cv]]></category>
		<category><![CDATA[ilk özgeçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[insan kaynakları]]></category>
		<category><![CDATA[iş görüşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[niversite]]></category>
		<category><![CDATA[Tecrübe]]></category>
		<category><![CDATA[yeni mezun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=358</guid>
		<description><![CDATA[Üniversiteden mezun oldunuz, ya da olmaya yakınsınız, birkaç dersiniz var ama devamlı bir işte çalışabileceksiniz. Ve geçiyorsunuz bilgisayarın başına, başlıyorsunuz özgeçmiş hazırlamaya. Kişisel kimlik v.s. bilgleri girdiniz en kolay alanları doldurdunuz. İş tecrübesi, eğitimler, başarılar bölümlerine ne yazacaksınız? Yok değil mi, yalan söylemenin de bir anlamı yok. Ve kara kara düşnüyorsunuz, &#8220;beni kim işe alır&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2008/11/cv001.jpg"><img class="size-medium wp-image-360 alignleft" style="border: 1px dotted grey; margin: 0px 10px;" title="cv001" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2008/11/cv001.jpg" alt="" width="222" height="140" /></a>Üniversiteden mezun oldunuz, ya da olmaya yakınsınız, birkaç dersiniz var ama devamlı bir işte çalışabileceksiniz. Ve geçiyorsunuz bilgisayarın başına, başlıyorsunuz özgeçmiş hazırlamaya. Kişisel kimlik v.s. bilgleri girdiniz en kolay alanları doldurdunuz. İş tecrübesi, eğitimler, başarılar bölümlerine ne yazacaksınız? Yok değil mi, yalan söylemenin de bir anlamı yok. Ve kara kara düşnüyorsunuz, <span style="color: #800000;">&#8220;beni kim işe alır&#8221;</span> diye. İş arayan o kadar çok mühendis, iletişim mezunu, işletme mezunu genç var ki!</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bunları 10-15 yıl önce yaşadınız eminim. Şu anda da yaşayan bir çok genç olduğuna eminim. İlk özgeçmişimde bir iki satış tecrübesinden başka bir şey yoktu. Hedefimi nasıl yazmıştım onu bile hatırlamıyorum. Kapak yazısının ne olduğunu sonra öğrendim ve çok da işime yaradı. 1996’da İnsan Kaynakları, danışmanlık firmaları, kariyere verilen önem daha yeni yeni telaffuz ediliyordu. Şu andaki bilgi ve tecrübeme o zaman sahip olsa idim, güzel bir cv yazmak için neler yapardım neler? Şu anda okuyan ya da mezun olacak kişiler neler yapabilir anlatmaya çalışacağım.<span id="more-358"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle hazırlıktan başlayarak üniversite yaşamında ne yapılabilir ona bakalım.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>-</strong> </span>Derslerimi aksatmayacak şekilde ister bölümüm ile ilgili staj, ister farklı sektörlerde part time işlerde çalışırdım. Hem tecrübe kazanır, hem de harçlığımı çıkarırdım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">- </span></strong>İster üniversite ilgili, ister başka sosyal aktivitelere, yarışmalara, seminerlere, toplumsal kampanyalara katılırdım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">- </span></strong>Branşım ile ilgili, ya da uzman olmak istediğim konu ile ilgili olarak blog dünyasına hemen katılır ve ısrarla hiç ara vermeden yazmaya, paylaşmaya devam ederdim.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>-</strong> </span>Yabancı dil için ne yapar eder para ve zaman ayırarak mezun olana kadar bu işi hallederdim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">- </span></strong>Bu 4-5 yıl içerisinde ( illa ki bu kadar sürmesi gerekmiyor) hangi işi yapmak istediğim konusunda karar verir hazırlıklarımı ona göre yaprdım. Örneğin reklamcı olmak istiyorsam boş zamanlarımı bu sektörü tanımaya ayırırdım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">- </span></strong>Daha çok gezer, daha çok insan tanır ve ilişkilerimi üniversite sonrasına da taşırdım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">- </span></strong>Farklı bir konuda, öğrencilerin igisini çekebilecek sosyal bir kulüp kurardım. Örneğin kişisel markalaşma ile igili yurt dışındaki üniversitelerde ders verildiğini, aktiviteler yapıldığını biliyor muydunuz?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">- </span></strong>Yurt dışı öğrenci değişim programlarına katılır, ya da burslu şekilde işe başlamadan yurt dışı deneyimi de edinirdim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">- </span></strong>Üniversite ve reel sektör işbirliği olan, yatırım verilen, desteklenen yapılar içerisinde rol alırdım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">- </span></strong>Münazara yarışmalarından, ses yarışmalarına kadar kendimi ortaya koyabileceğim ne aktivite varsa katılırdım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">- </span></strong>Liderlik denemesi olarak üniversite yönetimine belli konuları sunar, tartışır, öncülük yapardım. Tabi ki kurallar çerçevesinde.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">- </span></strong>Internetteki tüm sosyal network sitelerini araştırır, en faydalı olanları takip ederek kişisel markamı belli bir seviyeye getirirdim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">- </span></strong>Çok araştırır, çok okur, karşıma çıkan fırsatları iyi gözlemleyerek değerlendirmeye çalışırdım.</p>
<p style="text-align: justify;">Kısacası, özgeçmişime gururla yazabileceğim her şey için, düşünmeyi bırakır hemen aksiyona geçerdim.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir örnek vermek gerekirse;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;">3.sınıfta iken, bir üniversite hazırlık dersanesinin Bursa’ya yakın bir ilçesindeki irtibat bürosunda yaz tatilinde çalıştım. Özel radyolar daha yeni çıkmıştı ve arka fonda yabancı bir parça eşliğinde her saat başı haberlerden önce reklam vermiştik. Zaman, içerik, müzik seçimi, hepsi bana aitti. Takip eden günlerde bütün gençler ofise yığıldı. Reklam çok güzel olmuş, tebrik ederiz diye. Ve tabi ki diğer pazarlama faaliyetleri. <strong><span style="color: #800000;">&#8220;Telemarketing&#8221; </span></strong>kavramını o zamanlar bilmiyordum ama uygulamışım meğer. Hedef kitlemize giren öğrencilerin evlerini arayarak velilerini ofise davet ettim. Hatırlıyorum da, uzun bir listeydi, konuşmaktan sesim kısılmıştı. Neyse, bir gün Bursa’ya giderken yolda bir kaza olduğu için otobüste bekliyoruz. Yanımda yaşlıca bir beyefendi var ve elinde bazı boşürler var. &#8220;Merhaba&#8221; dedi, tanıştık. &#8220;Burada ne yapıyorsun&#8221; diye sordu ve ben de sakin sakin anlattım. Bana ne desin, &#8220;Muratçım benimle çalışmak ister misin&#8221; diyerek elindeki broşürü bana uzattı. Manyas Termal Turizm Tesisleri’nin broşürü. &#8220;Okuldan arkadaşlarınla ekip kur, sat, sana ve arkadaşlarına şu kadar prim&#8221; dedi. Ben tabi şok bir şekilde okul, filan derken kendimi fakülte kapısına ilan yapıştırırken buldum. Çok fazla devam etmedi ama ilk paramı oradan kazanmıştım sanırım. Ne tatlıydı ama. Ve özgeçmişime bunu gururla yazdım. </span></p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi de cv yi yazmaya gelelim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">- </span></strong>Öncelikle kendi bölümüm ile direkt ilgili mi yoksa farklı alanda mı çalışmak istediğime karar verirdim. Her ikisi için de denemek istersem iki farklı cv hazırlardım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">- </span></strong>Yukarıda bahsettiğim ve bana katkısı olabileceğim her şeyi özgeçmişime eklerdim. Kesinlikle merak edip soruyorlar ve siz de anlatıyorsunuz. Çok başarılı olmasa dahi sizin iş yapabilme kabiliyet ve cesaretinizi, sabrınızı ölçüyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">- </span></strong>Beni, hedeflerimi anlatabilecek en fazla yarım sayfa, hayatımın en etkili konuşmasını yapar gibi bir kapak yazısı hazırlardım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">- </span></strong>Tüm iletişim bilgierimi, sosyal network üyeliklerim de dahil olmak üzere yazardım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">- </span></strong>İster blogumda, ister sunum olarak dijital medyanın tüm nimetlerinden faydalanarak sıkıcı olmayan görsel cv hazırlardım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">- </span></strong>Hedeflerimi ve sunabileceğim katma değeri net bir şekilde ifade ederdim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">- </span></strong>Her yere bombardıman şeklinde değil, seçici davranarak belli kişi ya da firmalara e-posta olarak gönderirdim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">- </span></strong>Ulaşabilirsem yetkili kişilere sektörle ilgili öneriler sunarak cv’mi ekler gönderirdim. Ukalalık olarak algılamayın, fikir sunmaktan kim ölmüş.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak, iş yaşamına başlamak da zor tutunmak da. Hazırlığa erken başlamak, yol almak gerek. Öğrenciler de, öğretmenler de, devlet de bunu kaçırıyor. Sonra da yığınla insan anlamsızca geziyor sokaklarda.</p>
<p style="text-align: justify;">Öğrenci arkadaşlar, kişisel marka değerinize odaklanın. Kendinize hep bir şeyler ekleyin, gereksiz olanları da çıkarın. Asıl zorluk kariyer dünyasında başlar ve tutunma çabaları ile devam eder. Çocuklarınıza ilk özgeçmişinizi anlattığınızda size imrensin ve örnek alsın. Ve size beş çekecek daha güzel ilk özgeçmişini yazsın.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgiler, saygılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2008/11/ilk-ozgecmisinizde-neler-vardi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kazanamazsanız hayatınızdan çok şey eksilecek !</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2008/10/kazanamazsaniz-hayatinizdan-cok-sey-eksilecek/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2008/10/kazanamazsaniz-hayatinizdan-cok-sey-eksilecek/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2008 13:39:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[başkalarının bakışı]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[şans]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/tema/?p=1032</guid>
		<description><![CDATA[Bir soru;&#8220;yorucu ve sıkı bir çalışmanın ardından moral bozukluğu yada motivasyon eksikliğiyle karşılaşırsak ne yapılması gerekli?örneğin bir sınav var önünüzde çalıştınız ama bir sorun var kazanamayacak gibi hissediyorsunuz ve ümitsizliğe düşüyorsunuz?ve kazanamazsanız hayatınızdan çok şey eksilecek ,iyi bir kariyer,insanların ve en önemlisi ailenin size bakış açısı,yeni bir hayat tarzı yakalamak içinde o sınavı kazanmanız gerekli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><span style="font-family: verdana;">Bir soru;<span style="font-size: 85%; color: #3366ff;">&#8220;yorucu ve sıkı bir çalışmanın ardından moral bozukluğu yada motivasyon eksikliğiyle karşılaşırsak ne yapılması gerekli?örneğin bir sınav var önünüzde çalıştınız ama bir sorun var kazanamayacak gibi hissediyorsunuz ve ümitsizliğe düşüyorsunuz?ve kazanamazsanız hayatınızdan çok şey eksilecek ,iyi bir kariyer,insanların ve en önemlisi ailenin size bakış açısı,yeni bir hayat tarzı yakalamak içinde o sınavı kazanmanız gerekli başka şansınız yok..ne yapılması gereklidir bu durumda &#8230;teşekkürler&#8221;</span></p>
<p></span></div>
<div></div>
<div></div>
<div></div>
<div></div>
<div></div>
<div></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: verdana;">Doğru mu acaba ! Nereden biliyorsunuz? Yoksa kaderinizi mi okudunuz? Ya da yaşamınızdaki kontrol tamamen sizin elinizde mi? Eğer yaratıcı ve yaratılış inancınız yok ise bu sorulara yaklaşımınız farklı olur, o ayrı konu. Bana göre önce bu algıyı kırmak gerek. Gerçekten doğru ve planlı bir şekilde çok çalışarak her hangi bir sınava, işe, girişime hazırlıklı olmak, elimizden geleni yapmak bizim görevimiz. Fakat sonucunu çok fazla, yani kesine yakın şekilde tahmin etmemek gerekir. Hani derler ya <span style="color: #cc0000;"><strong>“gelin ata binmiş, gideceği evi şaşırmış”.</strong></span> Ya da <strong><span style="color: #cc0000;">“umma ki, küsmeyesin”</span></strong> diye.Burada kader, kısmet konusuna girecek değilim ama emin olun bazen ne yaparsınız yapın bir şeyler olmaz. Demek ki <span style="color: #3366ff;"><strong>ya hedefleri değiştirmek gerekir, ya da yöntemleri</strong></span>. Genlerinize, kişiliğinize, tecrübenize uymayan hedefler hayalden öteye gidemeyebilir. Aman dikkat, bu bilimsel olarak da ispatlanmıştır. Bildiğiniz gibi bu konuda üniversite mezunu olmak da kar etmeyebiliyor.</p>
<p>Soruya tekrar gelirsek. İnsan bir iki denemede bir şeyleri başaramayabilir. Ama ısrarla aynı hataları tekrar ediyorsa sorunu kendisinde aramalıdır. Peki her başarısızlık bir yıkım mıdır? Aksine bir kamçıdır, bir hırstır, bir motivasyondur. Ülkemizde genelde üniversite sınavları için bu durum yaşanır. Hani<strong><span style="color: #3366ff;"> “tüm hayatımızın bağlı olduğu 3,5 saat”</span></strong> gibi algılanan sınav. Geleceğimiz, maddi olanaklarımız için doğru buna katılıyorum. Fakat emin olun maddi kazanç hiçbir zaman sadece üniversite sınavına bağlı olmamıştır dünayda. Sınavı kazanamayan genç arkadaş üzülerek, ailesiyle beraber hep birlikte depresyona gireceğine çözüm ve planlama olarak şu üç maddeyi düşünmez.</p>
<p><span style="color: #cc0000;"><strong>1-</strong></span> Hatalarım, eksiklerim nelerdi, bir dahaki sınava nasıl hazırlanmalıyım?</p>
<p><strong><span style="color: #cc0000;">2-</span></strong> Bu aşamada gelir açısından part time iş yapabilir miyim?</p>
<p><strong><span style="color: #cc0000;">3-</span></strong> Bu sınavı hiç kazanamazsam hangi yeteneklerimle hayata tutunabilir, geleceğimi kazanabilirim.</p>
<p>Bir de soruda <strong><span style="color: #3366ff;">“başkalarının bakış açısı”</span></strong> var. Zaten bizi yiyip bitiren de bu değil mi? Ailem ne der, çevrem nasıl karşılar v.s. Ne zaman kendiniz olacaksınız Allah aşkına. 50 yaşında mı? Ne zaman, gerçek kendinizi ifade edebilceksiniz? Kaç defa risk aldınız kendiniz için? Günde kaç dakika kendinizi dinleyebiliyorsunuz?</p>
<p></span></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: verdana;">Kişisel markalaşmanı ilk yolu kendini tanımak, tanımlamak ve sonrasında ısrarla tanıtmaktır. Kabiliyetsiz insan yoktur, kabilyetlerini keşfedemeyen, körelten insan da çoktur malesef.Son olarak, yaşamda kafa yorduğunuz her şey sabırla, saygı ile, hoşgörü ile karşılayamadığınız içindir. Her şeyde bir hayır vardır, bunu gerçekten unutmayın. Ve “gün doğmadan neler doğar” sözü zaten ortada. Şans faktörüne katılıyorum, “evet” Ama derler ki şans, onu arayanları bulurmuş.</p>
<p></span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: verdana;">Hayatımdaki ilginç bağlantıları, sonunda başarısızlık ama sonrasında <strong><span style="color: #cc0000;">“hayırlı” </span></strong>olan şeyleri yazsam kitap olur. Ve tüm bunları düşünerek gülümsüyorum, sabrediyorum ve şükrediyorum. Ve hala bir çok genç arkadaştan, öğrenciden çok daha fazla çalışıyorum, çok daha fazla kitap okuyorum.Umarım bir katkısı olmuştur. Saygılarımla.</p>
<p></span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2008/10/kazanamazsaniz-hayatinizdan-cok-sey-eksilecek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kariyerinizde markalaşmak için 14 öneri;</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2008/07/kariyerinizde-markalasmak-icin-14-oneri/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2008/07/kariyerinizde-markalasmak-icin-14-oneri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2008 09:53:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Delegasyon]]></category>
		<category><![CDATA[iş networkü]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/tema/?p=1007</guid>
		<description><![CDATA[1- Analitik düşümek. Analiz süreci işi uzatmak gibi görünse de süreç analizini eksik yaptığımız için yanlış kararlar veririz. Ve tekrar düzeltmek için büyük maliyetler katlanırız. 2- İş bitirici olmak. Bir iş için adınız geçtiğinde şöyle söylensin. &#8220;Bu işi bu arkadaş havada karada yapar, tamamlar, gözümüz arkada kalmaz.&#8221; 3- Delegasyon yapmak ve sorumluluk vermek. Özellikle orta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1- Analitik düşümek. Analiz süreci işi uzatmak gibi görünse de süreç analizini eksik yaptığımız için yanlış kararlar veririz. Ve tekrar düzeltmek için büyük maliyetler katlanırız.</p>
<p>2- İş bitirici olmak. Bir iş için adınız geçtiğinde şöyle söylensin. &#8220;Bu işi bu arkadaş havada karada yapar, tamamlar, gözümüz arkada kalmaz.&#8221;</p>
<p>3- Delegasyon yapmak ve sorumluluk vermek. Özellikle orta ve üst seviye yöneticiler, büyük bir gazla her işi ben yaparım dediğinizde batmaya başlamışsınız demektir.</p>
<p>4- Şikayetçi bir tip olmaktan sakının. Sizi hep çözümler üreten bir insan olarak tanısınlar.</p>
<p>5- Rekabet yapacağım diye, olur olmaz her şeyi yapmayın. Sabırlı olun, stratejik olun. Bekleyin, bekleyin, bekleyin. Bu üç bekleme aşamasından sonraki aksiyonunuz güçlü ve vurucu olsun, geriye dönüş olmasın.</p>
<p>6- Patronunuzu, yönetiminizi anlayın. Öneriler getirbilir, yorumlarda bulunabilirsiniz ama o ticari döngüyü siz yönetmiyorsunuz, unutmayın. Tasvip etmeseniz dahi sabır ve saygı gösterin.</p>
<p>7- Şirketin stratejisini ve yol haritasını etkileyen kişi ve olayları iyi gözlemleyin. Habersiz kalmayın. Gelişmelere göre duruşunuzu ortaya koyun. Ama sakın yanar döner olmayın.</p>
<p>8- Kişisel kariyer hedeflerinizin stratejik bir zaman ve aksiyon planı olmalı. Ve bunu hep hatırlamalısınız.</p>
<p>9- Hangi işte, hangi konumda olursanız olun bulunduğunuz kariyer basamağını çok iyi değerlendirin. Bu başarı % 90 ihtimalle sizi daha iyi basamaklara tırmandıracakatır.</p>
<p>10- Dikey yükselmeden daha çok yatay genişleme ve sağlam bir iş networkü oluşturmak gerek. Yeni ve nüfuzlu insanlarla tanışmak ve iletişimi sürekli tutmak önemli.</p>
<p>11- Ticareti anlamak gerek. Hepimiz ticari kuruluşlardan kendi ticaretimiz için para kazanıyoruz. Fakat, sistemin nasıl yürüdüğü hakkında en ufak fikrimiz yoksa kariyerimizi de yönetemeyiz.</p>
<p>12- Dedikodu yapmamak. Özellikle şirket sahibi ve yöneticilerle ilgili. Sizin hakkınızda yapılsa hoşunuza gider mi?</p>
<p>13- Sorunu bir üstüne ya da ilgili kişilere bildirmek ve bildirdiğine dair de elinde kanıt bulundurmak. Buna şikayet etmek diyebilirsiniz ama işin gereği bu ise neden yapmıyoruz da başkasının sorumluluğunu üzerimize almış oluyoruz.</p>
<p>14- Hayatın sadece iş olmadığını bilmek. Doğru, verimli, hızlı çalışabiliriz ama mola moladır, tatil de tatil. Göze girmek için mesai yapanlara hiç inanmamışımdır, yalakalara da.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2008/07/kariyerinizde-markalasmak-icin-14-oneri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
