<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MarkaSizsiniz &#187; iş hayatı</title>
	<atom:link href="http://www.markasizsiniz.com/etiket/is-hayati/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.markasizsiniz.com</link>
	<description>Just another WordPress weblog</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Jul 2010 03:12:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Bu kurallara uymak çok mu zor ?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/09/bu-kurallara-uymak-cok-mu-zor/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/09/bu-kurallara-uymak-cok-mu-zor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Sep 2009 11:17:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[iş yükü]]></category>
		<category><![CDATA[kurallar]]></category>
		<category><![CDATA[sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=776</guid>
		<description><![CDATA[İş yaşamında mutlu olmanın kuralları]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Evet, büyük bir ihtimalle zor ki, iş hayatınızda karşılaştığımız sorunların hemen hepsi bu maddelerden birine kesinlikle denk geliyordur. Bu maddeleri küçük not kağıdı şekline getirerek ve PVC kaplatarak ekibimdeki tüm arkadaşlara vereceğim. Her hangi bir sorunla, hata ile karşılaştıklarında ya da iletişim bozulduğunda hemen çıkarıp bakmalarını ve bu maddelerden hangisine denk geldiğini söylemelerini isteyeceğim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1-</strong> Kurala bağlı olmayan, sürecine hakim olmadığınız hiçbir işi kabul etmeyin, hemen yapmayın. Önce en doğru bilgiye sahip olun ve öyle yapın.<span id="more-776"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2-</strong> Hiçbir iş talebi “deadline” sız olmamalı. İşi söyleyen tarih koymuyorsa siz koyun.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3-</strong> Verimlilik ve önceliklendirme kuralına göre bu işi kimin, nasıl, ne zaman yapacağını planlanmadan işe başlanmamalı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4-</strong> Kurallarımızı sulandıracak, aykırı gelen hiçbir iş talebini Yönetim Kurulu Başkanı’ndan dahi gelse kabul etmeyiniz ve bir üst yetkilinize haber veriniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>5-</strong> Bilmediğiniz bir konuda kesinlikle yorum yapmayın, yanlış bilgi vermeyin. Çünkü söyleyeceğiniz şey doğru kabul edilecek ve tüm iş ona göre yapılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>6-</strong> Bir işi ne kadar zamanda, kaç kişi ile, en doğru şekilde yapabilecekseniz lütfen o şekilde “deadline” verin. “Acele, çabuk, tez, hemen” kelimelerini departmanımızda yasaklıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>7-</strong> Personele yapacağınız uyarıyı hep özel yapın, herkesin yanında kızmayın. Zaten kızmak da, bağırıp çağırmak da, hatta kaşları çatmak dahi yasak.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>8-</strong> Üzerinde düşünmediğiniz, toplantı yapmadığınız, planlamaya çalışmadığınız hiçbir iş için hemen negatif tepki vermeyin. “İncelemek” için süre isteyin.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>9-</strong> Her yaptığınız işin başka departmanlara nasıl etkisi olabileceğini iyice düşünün. Bilmiyorsanız sorun.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>10-</strong> Sürecinize dahil olan her işin, her kişinin, her şeyin doğruluğunu sorgulayın. Eksik ya da yanlış bilgi varsa hemen toplantı yapın ve ilgili herkese duyurun.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>11-</strong> Paylaşmadığınız bilgi ve kurallar nedeni ile ortaya çıkan hatalarla ilgili kimseyi suçlamayın. Bilindiği halde atlanmış ise tekrar, tekrar, tekrar yapıcı şekilde anlatın, vurgulayın.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kuralların hiçbiri, hiçbir baskı altında çiğnenemez. Müşteri, satış, zaman, kaynak v.s. hiçbir bahaneyi kabul etmiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Kariyer koşusunda kondisyonunuzu ancak bu gibi maddelerle koruyabilirsiniz. Başarılar diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/09/bu-kurallara-uymak-cok-mu-zor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kişisel marka olmak “ne” değildir?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/kisisel-marka-olmak-%e2%80%9cne%e2%80%9d-degildir/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/kisisel-marka-olmak-%e2%80%9cne%e2%80%9d-degildir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2009 13:14:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[bencillik]]></category>
		<category><![CDATA[çıkar ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal zeka]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[gurur]]></category>
		<category><![CDATA[Hedefler]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[imaj]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[karizma]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[narsist]]></category>
		<category><![CDATA[nüfuz]]></category>
		<category><![CDATA[özgüven]]></category>
		<category><![CDATA[şöhret]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü olmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=646</guid>
		<description><![CDATA[Hayatı doğal, dengeli, kıvamında yaşayabilmek başlı başına marka olmaktır zaten. Kişisel marka olmayı yanlış algılamamak için.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kişisel marka olmak yapay, narsist, bencil ve gurur dolu davranış kalıplarına yerleşmeye çalışmak değildir. Zengin olmak, güç ve nüfuz sahibi olmak da değildir. Ünlülerin her yaptığını örnek almak da doğru değil. Kişisel marka olmak en başta sıfır noktasında bir insan olmakla başlar. Ve bu noktadan uzaklaştığınızda tekrar, hızlıca bu noktaya dönmek gerekir. Yani düşüncelerde, hayallerde, kaygı bulutlarında kaybolmamaktır. Bu kavramın moda, trend ya da bir popüler kültür malzemesi olmadığını daha önceki yazılarımda hep anlatmaya çalıştım. Yine, tekrar gibi olsa da günlük bazı davranış modellerimizin, rollerimizin nasıl olmaması gerektiğini anlatmak istiyorum.<span id="more-646"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Özgüven:</strong> İnsanın kendini tanıması “benlik” keşfi ile başlar. Tüm varlık dünyasını da bu şekilde kavramaya çalışır. Bu keşif ile yola çıkarak karakterini, kişilik kalıplarını daha bilinçli bir şekilde anlamak ve ona göre davranmak ister. Kişisel markalaşma sürecinin en başında da tüm otoriteler “kendini tanımak” tan bahseder. Evet, yaşama tutunmak, olumlu ve ümitli olmak, çevreye pozitif enerji yaymak, hedeflere tutunmak, doğru iletişim ve ilişki yöntemlerini uygulamak açısından özgüven çok önemli. Varlığımızı bilinçli olarak fark etmek ve çevremize sunmak için de çok önemli. Ama gelin görün ki, bu benlik keşfi sınırlarını aşarak, aşırı özgüven pompalaması şeklinde insanları akıl almaz yanlışlara sürüklüyor. Tarih, kendini Tanrı ilan edenlerden Mesih ilan edenlere kadar bir çok örnek ile dolu. Dehasını, dünyayı yaşanmaz bir yer haline getirmek için kullanan devlet adamlarının ne kadar da çok olduğunu biliyoruz. Evet bu insanlardaki aşırı özgüven başarı, zenginlik, ün ve “marka” olmayı sağlamıştır ama tarihte kara bir leke olarak sonsuza kadar kalmalarını da sağlamıştır. Çeşitli korkular, kaygılar, psikolojik travmalar ve doğuştan gelen bazı etkenlerle bunun eksikliğini hisseden bir çok insan var, biliyoruz. Herkes için bunun bir oranı var. İnsan “tam kıvamında bir yemek, bir tatlı” gibi olmak zorundadır. Önemli olan eksikliği gidermek ve olan özellikleri de aşırı kullanarak insanlığa zarar vermemektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Hırs:</strong> Hırs, aslında yaşamda bir şeylerin tek hakimi “biz” mişiz gibi davranmaktır. Hırs göstermek, çabalamak, sabır göstermek, ümitli olmak adına harika bir özelliktir. Ama illa ki “şu iş şöyle olacak” diye tüm değişkenleri göz ardı ederek hırsa bürünmek çok acı sonuçları getirebilir. Hırs, gözü kör eder derler. Bu göz bildiğimiz göz değil, algı, düşünce, vicdan gözüdür. Bu asıl göz de olayları nasıl görmek istiyor ise iki gözümüz de öyle bakar, öyle görür. Hırs, özgüven maddesinde bahsettiğimiz insan “kıvamını” bozar. Özellikle maddi ölçülerde ve kazanmak ile ilgili hedeflerde süreç yıpratıcı hale gelir. İnsan, düşünce ve davranışları ile ya insan, ya da hayvan olmak için hırs gösterirmiş. İş yaşamında da, özel yaşamda da hırs, öne çıkmayı sağlayabilir. Fakat hırs genelde bencilliği körükler, yardımlaşmayı untturur, hedefleri ve öncelikleri birbirine karıştırır. Önemli olan bu özelliği doğru şekilde ve insanlığa faydalı hizmetler için kullanmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Hedefler:</strong> Ümitlerimizle yaşıyoruz. Kendimize hedefler koyuyor ve peşinden koşturuyoruz. Fakat belli periyodlarda bu hedeflerin bizim için doğru olup olmadığını ve öncelik sırasının ne olması gerektiğini sorgulamıyoruz. Uygulanamayacak hedefler koyarak irademizi zora sokuyoruz ve vazgeçiyoruz. Tüm bunlar bir yana, koyduğumuz hedefleri takip etme ve ölçme adına neredeyse hiçbir şey yapmıyoruz. Ama iş hava atmaya gelince biz “kişisel marka”yız ya, hep hedeflerimizi anlatıyor, övünüyoruz. Büyük hedefler koyunca kendimizi süper hissediyoruz. Patlama ihtimali yüksek ve etrafa zarar verebilecek balonlar şişiriyoruz aslında. Siz siz olun uzun dönem hedefleri, orta, kısa ve haftalık, günlük hedeflere yayın. Yani blok hedefleri bölerek yutun, büyük adımları küçük adımlarla tamamlayın.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- His-Mantık:</strong> Yaratılışımızla gelen bu iki donanımı bilim adamları hala anlamaya çalışıyor. Bunun dışında çok daha sır gibi özelliklerimiz var da onları pek kimse bilmez. Merak ediyorum, beynini tam kullanamayan ve duygusal zekayı daha yeni keşfeden ( aslında eskiden başka kavramlarla ifade ediliyordu ) insanlar nasıl olur da en “doğru” kararı ben verdim diyebilir. Bugünün doğrusu on yıl sonra da geçerli olur mu? Bu iki özellik arasında neredeyse görünmez bir çizgi dengesi kurulmalıdır. Evet her kişilik için farklılık gösterebilir ama yaşam her kişiliğe göre kendini ayarlamıyor. Biz alt kişilik ve davranışlarımızı yaşama entegre etmek zorundayız. İnsana doğuştan sunulan özellikler vardır ve geliştirilebilir çekirdek halindedir. Ama, emin olun hepsinin bir sınırı vardır. Öyle “sonsuz güç” filan da yalandır. Daha önce bir çok kez ifade ettim. Akıl, kalbin sadece bir vasıtasıdır. Dile getiremediğimiz çok daha içsel bazı “durumlar” yaşarız karar verirken ve uygularken. Bu da vicdani derinliğe doğru gider. Mantık kalıplarına sıkışmamak ve marka olacağım diye 1+1=2 tarzında düşünmemek gerek.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Çıkar ilişkisi:</strong> Çıkarsız ilişki ve yardımlaşma örneği için neredeyse her zaman “anne” örneği verilir. Dünyamız da sebep-sonuç ilişkileri üzerine doğal bir döngü üzerine yaratılmış olunca, ilişkilerde de az da olsa hep “çıkar” olacaktır. Kazan-kazan mantığı da üstü örtülü çıkar anlaşmasıdır aslında. İşin uzmanları özellikle etkili ilişkiler konusunda ilk yardım eden, iletişimi başlatan taraf olmamızı tavsiye ediyorlar. Israrla bu şekilde “ilk fayda” göstermeye açık insanlar daha mutlu oluyorlar. Sonucunda önemli bir getirisi olmasa dahi. Psikolojik tedavilerde “yardım ettirme” yöntemi kullanılıyormuş. Kişisel marka olacağım diye yapay çıkar ilişkilerini zorlamak ters tepebilir. Zorlama çabalar da herkese itici gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Her yol uygun:</strong> İş yaşamında başkalarının sırtına basarak yükselmek, başkalarının başarılarını sahiplenmek, başkalarına zarar vererek bir yerlere ulaşmak v.s. O kadar çok karşılaşıyoruz ki günlük yaşamımızda. Yukarıdaki maddeleri de göz önüne alırsak gözümüzü kör eden bir hırsla, gerçeklikten uzak çabalarla, bencilce davranışlarla markalaşmaya çalışmak sonuçta hüsran getirecektir. Ona bakarsanız mafya insanlar da, tarihte masum insanları katledenler de marka olarak zihnimize kazınmış durumda. Ama nasıl marka? Yol, yöntem, tarz her şeyde geçerli. Tüm evrende her şey sistematik kurallar çerçevesinde işliyor. Kuralsızca, plansızca, zarar verici yöntemlerle uygulayacağınız her şey sizi bir noktaya getirse de o noktanın “kişisel marka” noktası olmayacağı açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Güç-nüfuz:</strong> Güçlü olmak, nüfuzlu olmak ne harika bir şey değil mi? Bir çok kişi buna “evet” der. Genelde zengin ve ünlü insaların aileleri ile birlikte toplumlara yön verdiğini fark ediyoruz. Bana göre dünyaya yön verenler bu insanlar gibi görünse de asıl yönverenler daha mütevazi, daha alçak gönüllü, daha hoşgörülü, insan haklarına ve fikirlerine daha saygılı kişilerdir, eminim. İnsanların bilinçlerini sarmalayan, düşünce dünyasını değiştiren akımlar çok zor şartlarda oluşmuştur. Sürekli güç gösterisi yapmak, gücü kontrol edememek, hep bir şeyler üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmak hiç de sevimli değil. En büyük liderler hakkıyla, kıvamında “insan” olmayı başarabilenlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Gurur-Kibir:</strong> Hayatımızda gururlu bir duruş sergilemek, güven verme açısından tabi ki çok önemli. Ama burun seviyesi yukarıda ve “şu karşıdaki dağları ben yarattım” edasıyla yürümek kimseyi kişisel marka yapmamıştır bugüne kadar. Benlik ve özgüvenden yola çıkarak ulaşılabilecek en kötü nokta gururdur. Bu da hastalık gibidir. İnsan kendi çapında disiplinler, planlar hazırlayarak bunu tedavi edebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Kariyer-iş:</strong> Yaşamımızda büyük yer kaplıyor “iş” Yıllarca okuyoruz, çalışıyoruz daha iyisine daha kazançlısına ulaşmak için. Meslek olarak da pek gölümüzde yatan aslanı bulamıyoruz ama maçı idare ediyor ve mekliliğimiz beliyoruz. Geçenlerde <a href="http://ugurozmen.com" target="_blank">Uğur Özmen</a>’in yazdığı gibi savaş sanatı aslında. Çünkü yapay ve çıkar ilişkileri daha baskın geliyor. Kişisel marka deyince de aklımıza ilk gelen kategori bu oluyor. Çünkü işin ucunda ünlü, zengin, güçlü bir CEO olmak var. Ya da işin sahibi, patronu olmak. İşi yalakalık derecesine vardıran, sürekli kendini sahneye atan, yaşamı işten ibaret gören tipler de var, biliyorsunuz. Ruhunu satmak bu olsa gerek. İleitşimin tüm zorluklarını, büyük sabırla iş hayatında çözmeye çalışıyoruz. Yıpranıyoruz, üzülüyoruz ve ister istemez bu özel yaşamımızı da etkiliyor. Her ne kadar hayatı bir bütün olarak algılamaya çalışsam da, iş kategorisinde bir çok alt kişiliklere girmek zorunda kalıyorum ben de. Son olarak başka bir yazımda anlatmak istediğim bir konu var. O da “iş hayatından kopya çekmek”. Bir projeyi nasıl devam ettirdiğiniz, bir sorunu nasıl çözümlediğiniz, bir ürünü nasıl lanse ettiğiniz örneklerini özel yaşamınız için yorumlamak, uygulamak çok önemli. Zaten “marka” kelimesi de buradan örnek alınmış. Özellikle fark yaratma, konumlanma, etkiyi artırma açısından. Yoksa insanın ticari bir meta olmadığını herkes biliyor. Burada da önemli olan dengeli, tadında ve uzun vadeli düşünerek iş yaşamını yönetmektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Sosyalleşmek:</strong> Internette o kadar çok aranıyor ki! “Nasıl sosyal olabilirim, sosyal olmak ne demek” diye. Kişilik ve karakterimizle ilgili olduğu çok açık. Bazı insanlar girişken, iletişime açık, insanları olduğu gibi değerlendiren, paylaşmayı seven kişiler oluyor. Bazılarımız ise soğuk, çekingen, ketum, kapalı tipler oluyoruz. Kişisel marka olmak için sosyal ilişkiler ve sosyal medya alanlarındaki aktivitemiz çok önemli. Ama zorlama ile olmayan bir duruş bu da. Önemli olan bir çok kişiyle tanışmak, sürekli gezmek tozmak, her arkadaş grubuna katılmak, her diyaloğa karışmak, gereksiz masraf yapmak değildir bence. Bu durumda sosyal-asosyal ayrımı yapmak da haksızlık olur. Herkes kendi çapında devam ediyor hayatta. Geliştirebildiğini geliştiriyor, düzeltebildiğini düzeltiyor. Fakat bu konuda başkalarına özenmek, zorla onlar gibi olmaya çalışmak sizi siz olmaktan, marka olmaktan uzaklaştıracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Kontrol:</strong> Bugünlerde yaşamda unuttuklarımızdan, planlayamadıklarımızdan, düzenli ve pratik not alamamaktan çok fazla bahsediyorum. Ve tabi ki iş yaşamında, örneğin bir depo giriş çıkışını takip eder gibi yaşamımıza, öncelikle düşünce dünyamıza sızan her şeyin nasıl takip edilmesi gerektiğini araştırıyorum. Evet, insan bir projedir ve bir şirket gibidir aslında. Ama bunu bir kontrol paranoyası haline getirmek kesinlikle bunaltıcıdır. Bu kontrol mekanizmalarını oluşturmak için “her şey için 4 şey” başlıklı yazıma bakabilirsiniz. Varın siz yorumlayın sosyal networkünüzü, medyanızı, kişisel markalaşma sürecinizi nasıl takip ettiğinizi. Bu konuda büyük açmazlarım var. “Ben çok rahat takip edebiliyorum, her şeyi bilinçli şekilde zamanında yapabiliyorum” diyen varsa hemen öğrencisi olmaya hazırım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Karizma-imaj:</strong> Fiziksel görünüşümüz, beden dilimiz, konuşma biçimimiz, tonlamamız v.s. tabi ki çok önemli. Ama kişisel markalaşma sadece bundan ibaret değil. Daha çok içimizden başlayan bir yolculuk aslında. Oyuncular, sanatçılar buna daha fazla önem göstrebilir ama bu konuda “normal” olmak da yeterlidir aslında. Karizmatik olmak bazı davranışları ezberlemekle olmuyor. Algı denilen şey de beş duyudan ibaret değil ki. Bunların dışında birkaç adet daha duygu merkezi olduğu söyleniyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Ün-şöhret:</strong> Aslında tüm maddeler bir anlamda bunu anlatıyor ama ayrıca ele almak gerek.Herkes televizyon yıldızı, devlet adamı, ya da ünlü bir sporcu olamayacak bunu biliyoruz. Kişisel marka olmanın da bu insanların tekelinde olmadığını da anlamış oluyoruz. O zaman geçin bir aynanın karşısına ve önce kendinize bakın. Kendimle barışık, kendimi seven, kendime saygı duyan bir insan mıyım diye. Sonra aile ve yakın çevrenizin algısını ölçün. Siz onlar için ne ifade ediyorsunuz diye. En son daha geniş dairedeki marka duruşunuzu sorgulayın. Bu konudaki yanlış agınızı bu şekilde değiştirebilirsiniz. Bir mahallede en sevilen kişilerden biri olmak dahi marka olmaktır bence.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzun oldu, farkındayım ama bu maddelerin hepsi kişisel markalaşma kuralları ile ilgili olduğu, sürekli konuşulduğu halde nasıl olmaması gerektiğini anlatmaya çalıştım. Hayatı doğal, dengeli, kıvamında yaşayabilmek başlı başına marka olmaktır zaten.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/kisisel-marka-olmak-%e2%80%9cne%e2%80%9d-degildir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İş yaşamında “kaybeden”lerin 40 özelliği</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/is-yasaminda-%e2%80%9ckaybeden%e2%80%9dlerin-40-ozelligi/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/is-yasaminda-%e2%80%9ckaybeden%e2%80%9dlerin-40-ozelligi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2009 13:13:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[acelecilik]]></category>
		<category><![CDATA[analitik düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmak]]></category>
		<category><![CDATA[bahane]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz yaka]]></category>
		<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[delege etmek]]></category>
		<category><![CDATA[ekip]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[fırsat]]></category>
		<category><![CDATA[Hedefler]]></category>
		<category><![CDATA[his]]></category>
		<category><![CDATA[insiyatif]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[kaderci]]></category>
		<category><![CDATA[Katma Değer]]></category>
		<category><![CDATA[kaybetmek]]></category>
		<category><![CDATA[kazanmak]]></category>
		<category><![CDATA[kıskanmak]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[mavi yaka]]></category>
		<category><![CDATA[muhalefet]]></category>
		<category><![CDATA[negatif enerji]]></category>
		<category><![CDATA[özel yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşmak]]></category>
		<category><![CDATA[politik]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif enerji]]></category>
		<category><![CDATA[proaktif]]></category>
		<category><![CDATA[sahnede olmak]]></category>
		<category><![CDATA[saplantı]]></category>
		<category><![CDATA[şöhret]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[statüko]]></category>
		<category><![CDATA[strateji]]></category>
		<category><![CDATA[takip]]></category>
		<category><![CDATA[tembellik]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<category><![CDATA[tutku]]></category>
		<category><![CDATA[üretmek]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=576</guid>
		<description><![CDATA[Öncelikle bazı kriterleri belirtmek istiyorum. - “Kazanmak” ve “kaybetmek” yaşamda göreceli olgulardır. Zaman, olgunlaşmanın, bilinçlenmenin en etkili ve acımasız ilacıdır.Her iki kelime arasında kesin bir ayrım yoktur. &#8220;Her şeyde bir hayır vardır&#8221; düşüncesi önemlidir. - Bu kırk maddenin hepsini, her zaman, tam olarak uygulayan bir insan olamaz. Ben görmedim, gören varsa bildirsin lütfen. - Kişilik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Öncelikle bazı kriterleri belirtmek istiyorum.<img class="alignright size-medium wp-image-577" title="istock_000008728165xsmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/03/istock_000008728165xsmall-200x300.jpg" alt="istock_000008728165xsmall" width="200" height="300" /></p>
<p style="text-align: justify;">- <strong>“Kazanmak”</strong> ve <strong>“kaybetmek”</strong> yaşamda göreceli olgulardır. Zaman, olgunlaşmanın, bilinçlenmenin en etkili ve acımasız ilacıdır.Her iki kelime arasında kesin bir ayrım yoktur. &#8220;Her şeyde bir hayır vardır&#8221; düşüncesi önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">- Bu kırk maddenin hepsini, her zaman, tam olarak uygulayan bir insan olamaz. Ben görmedim, gören varsa bildirsin lütfen.</p>
<p style="text-align: justify;">- Kişilik tiplerimiz, karakterimiz ve davranış modellerimize göre yaşam biçimimiz farklılaşır. Yani her yiğidin bir yoğurt yeme tarzı vardır. Her insanın yaşam algısı farklılık gösterebildiğinden uygulamalar da farklılaşabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">- Önemli olan eksik yönleri fark ederek sabırla geliştirmeye, iyileştirmeye çalışmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">- Bu gibi yazıları yazan, eğitimleri veren, en üst düzey yönetici olanlar kişilerde de bu hataların bir çoğu bulunmaktadır. Yani yalnız değilsiniz.<span id="more-576"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Faydalı olabilmesi dileği ile …</p>
<p style="text-align: justify;">1- <strong>Hedef yok:</strong> Ne orta vadede, ne de uzun vadede iş dünyasında ne yapmak istediği ile ilgili net hedefleri bulunmaz. Bir iş bulmuş, çalışmaya başlamış ve maçı idare ederek günü kurtarmaya devam ediyordur. Yıllar sonra, kendisiyle aynı dönemde işe başlayan bazı kişilerin çok daha başarılı olduklarını görünce “eyvah” der. Ne mezun olduğu branş ile ilgili, ne tutkunu olduğu meslek ile ilgili hedefi bulunmaz. Ya da hedefi olsa bile sadece lafta kalır.</p>
<p style="text-align: justify;">2- <strong>Strateji yok:</strong> Bu kelime onun için ağır gelir. Her mesai gününün stratejik olarak kendisine ne fayda sağladığını ölçmez. Analitik düşünmek, bazı durumlarda doğal, bazı durumlarda politik davranmak gibi düşünceleri yoktur. “Yaptım, oldu” der. Önünü, arkasını düşünmeden hareket eder. Ve sonuçlarına da katlanır.</p>
<p style="text-align: justify;">3- <strong>Tembeldir:</strong> Lafa gelince, çok hırsa gerek olmadığını söyler. Mağaza vitrinine bakınca da &#8220;ah param olsa&#8221; der. Ama para kazanmak, hedeflerini gerçekleştirmek için “doğru ve gerektiği” kadar çalışmaz. Sonra da “olmadı, kahretsin” der. Daha da ümitsizliğe kapılır. Zaman planını tekrar tekrar, saniyelerine kadar gözden geçirmez.</p>
<p style="text-align: justify;">4- <strong>Vizyon sıfır:</strong> Hedefi olmayınca kendine bir vizyon da çizemez ve vizyoner insanları da örnek almaz. Geleceği görmeye, trendleri anlamaya çalışmaz. Uzun vadeli stratejiler ortaya koymaz. Verdiği her kararın on, yirmi yıl sonrasını nasıl etkileyeceğini düşünmez.</p>
<p style="text-align: justify;">5- <strong>Takip yok:</strong> Gereksiz bir çok şeyi takip eder de bir türlü kişisel gelişimi ve hedefleri ile ilgili bir takip planı yapmaz. İşten eve, evden işe öylesine gider gelir. Aslında görür ki, ne aile hayatında kişisel marka olabilmiş ne de iş yaşamında.</p>
<p style="text-align: justify;">6- <strong>Sahnede değil:</strong> Ya iş yerinde masasında, ya da evdeki koltuğunda oturur durur. Selam vermez, gülümsemez, sohbet etmez, yemeğe çıkmaz, arkadaş çevresini genişletmez, sosyal anlamda içine kapanıktır. Sonra da “neden beni keşfetmiyorlar” diye çırpınır durur.</p>
<p style="text-align: justify;">7- <strong>Proaktif değil:</strong> Elindeki doneleri iyi değerlendirerek, analiz yaparak sonraki aşamalarda karşışına çıkabilecek zorlukları düşünmez. Ve önceden çalışmalar, hazırlıklar yapmaz. Tedbirli olmak onun için korkmaktır. Fazla kontrollü olmanın yaşamını zindana çevireceğini düşünür. Önceden harekete geçmez, olunca telafi etmek için harekete geçer. O da işe yaramaz.</p>
<p style="text-align: justify;">8- <strong>Trendleri takip etmez:</strong> Yaptığı mesleğin, hedefindeki işin dünyadaki trend yelpazesinde nerede durduğunu araştırmaz. Hangi trendlerin iş dünyasına, paraya ve dolayısıyla da yaşama nasıl yön vereceğini anlamaya çalışmaz. Bir yerde durur, o yerden bakar ve emekli olur, gider.</p>
<p style="text-align: justify;">9- <strong>Okumaz, araştırmaz, üretmez:</strong> Sadece işini yapar, emir kuludur ya. Farklı, yaratıcı, geliştirici, innovatif fikirleri bulmak için okumaz, araştırmaz, beyin fırtınaları yaparak projeler üretmez. Ne şirketine, ne de kendi yaşamına katma değer sunmaz. &#8220;Sallarım başımı, alırım maaşımı&#8221; diyerek ortalarda gezinir durur.</p>
<p style="text-align: justify;">10- <strong>Bahanelere sığınır:</strong> Başarızısızlık,  % 99 sebep sonuç ilişkisine göredir. Kaderde bir musibet, öngörülemeyen bir rahatsızlık v.s. olursa tabiî ki söylecek bir şey olamaz. Ama “en iyi bahane, yine de bahanedir” Çözümleri değil daha çok problemleri, engelleri konuşur. Yeniden, zaman kaybetmeden başlamayı değil hep bitişleri, kayboluşları, ümitsizlikleri konuşur.</p>
<p style="text-align: justify;">11- <strong>Fazlasıyla kadercidir:</strong> Eşeğini sağlam kazığa bağlamaz ve sonra da “çalındı işte, kader” der. Yaratıcı’nın her kapıyı kendisine sonuna kadar açacağını, ve fırsatları eline vereceğini düşünür. Olan her şey kaderde vardır ama kişisel iradesini ne kadar da kötü ve verimsiz kullandığını düşünmez.</p>
<p style="text-align: justify;">12- <strong>Acele oluversin ister:</strong> Çok kısa sürede ünlü olmak, zengin olmak ve güçlü olmak ister. Hemen öğrenbileceğini, hemen uygulayabileceğini, hemen bilinç kazanabileceğini düşünür ve aldanır. Başını bir kayaya toslayınca anlar.</p>
<p style="text-align: justify;">13- <strong>“Proje” bakış açısı yok:</strong> İşlere, problemlere “proje yönetimi” açısından yaklaşmaz. Pratik olacağım, hızlı olacağım diye masabaşı bir toplantı, bir iki not alma ve “tamam, şöyle olur” deyiverir. Sonra hataları düzeltmek için çok çok fazla zaman-adam harcamak zorunda kalır.</p>
<p style="text-align: justify;">14- <strong>Analiz sıfır:</strong> 1 ay analiz yaparak 1 haftada yazılım yaptırmaz. “1 hafta analiz yeter” der, ama 1 ayda yazılımı bitiremez. Çünkü o kadar eksik kalan, kaçan nokta vardır ki. Bu arada çok yorulur ve motivasyonu düşer, belki de başka önceliklerden dolayı proje rafa kalkar.</p>
<p style="text-align: justify;">15- <strong>Şöhret ister:</strong> Ünlü, zengin, şöhret olan iş adamlarına, iş kadınlarına özenir. Özenmesi normaldir ama “tavuk olmadan “tar”a ( kümesteki yükselti) çıkmak” isteyince düşüverir. Ve gerçek konumunu anlar.</p>
<p style="text-align: justify;">16- <strong>Tevazu yok, burun havalarda:</strong> Her şeyi ben bilirim, en iyisini ben uygularım havalarındadır. Ekip yoktur, her şeyi kendisi yapmıştır zaten. Küçük tepeleri bırakın bir toz taneciğini bile kendisinin yaratmadığını kısa bir süre sonra anlatır birileri.</p>
<p style="text-align: justify;">17- <strong>Empati mi, oda ne:</strong> Her şeye mantıksal yaklaşır. Başkalarının algısı ve düşünce dünyası ile olaylara bakmaz. Herkes, kendisi ile aynı olsun ister. Duygusal zeka onun için aptallık gibi bir şeydir. Karar verir, mümkün ise zorbalıkla uygulatır.</p>
<p style="text-align: justify;">18- <strong>Ya fazla mantık, ya fazla his:</strong> Ya hep kalbi ile düşünür, ya da hep beyni ile. İkisini birden gerektiği oranda kullanmaz. Verdiği kararlara şu gibi yakıştırmalar yapılır. &#8220;Kalpsizin teki&#8221; ya da &#8220;beyinsiz&#8221; gibi. Vicdani duygular da, sistematik çıkarımlar da birlikte kullanılmazsa kötü sonuçlara yol açar.</p>
<p style="text-align: justify;">19- <strong>Alıngandır, her şeyi gurur yapar:</strong> Her uyarıdan, her tavsiyeden alınır, kendini aşağılanmış hisseder, konuyu &#8220;kişisel&#8221; algılar. Aslında müdürünün de kendisinin de para için çalıştığını, sonuçta “iş”i konuştuklarını unutur. Sabırla kendisini iyileştirmeye çalışmaz, aksine yönetimi değiştirmeye çalışır.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-578" title="istock_000005881622xsmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/03/istock_000005881622xsmall-240x300.jpg" alt="istock_000005881622xsmall" width="240" height="300" />20- <strong>Arkadan konuşur:</strong> Dedikodu yapar, herkesi çekiştirir, kötüler. Kimsenin karşısına çıkarak uygun bir dille yanlışını söyleyemez, yönlendirmez. Bilmez ki bu kadar rahat bir insanın arkasından başkalrı da çok rahat konuşur ve kuyusunu kazabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">21- <strong>Dolap çevirmeye bayılır:</strong> Türlü türlü dolaplar çevirmeden, ayak oyunları yapmadan kariyer yaşamında yükselemeyeceğini saplantı halinde beynine kazımıştır. Halbuki, sadece işini en doğru şekilde yaparak ve sunarak ve duruşunu bozmayarak başarılı olabileceğini bir türlü fark etmez. Aslında insan zulmeder, kadere hükmetmeye çalışır. Ama asıl adaletli olan kaderdir, insan değil.</p>
<p style="text-align: justify;">22- <strong>Hakkı olmayanı kıskanır, mümkün ise çelme takar:</strong> Hak etmediğine uzanır, ısrarla almak ister. Hak edenleri de kıskanır, çekemez. Örnek almak, desteklemek yerine çelme takmaya çalışır.</p>
<p style="text-align: justify;">23- <strong>Özel yaşam-iş yaşamı birbirine karışır:</strong> İşten çıkar evde müdürlük yapmaya devam eder, ya da işe gelir eşiyle kavga ediyor gibi çalışanlarına saldırır. Aslında özel yaşamın çok daha önemli bir “iş” olduğunu unutur. İki kategoriyi de bir bütün olarak görmek gerek ama birbirlerine negatif etkisi çok az düzeyde olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">24- <strong>Tutkularına sarılmaz:</strong> Kendisini mutlu eden, huzur veren tutkularını, hobilerini gerçekleştirmeyi günlük telaşlar içinde unutur. İşine tutku ile bağlı olmayabilir ama yaşama dair tutkularını da kaybederse iş yaşamında da başarısız ve huzursuz olur.</p>
<p style="text-align: justify;">25- <strong>Günü kurtarır:</strong> Günübirlik yaşar, geleceğe kafa yormaz. O günü tamamlar ve yorganı üzerine çektiği anda her şeyin bittiğini zanneder. Zamandaki “gün” diliminin yine ömrümüzün bir parçası olduğu bilincinde değildir. Sonra da yıllar, ne de çabuk geçti diyerek hayıflanır.</p>
<p style="text-align: justify;">26- <strong>Negatif enerji saçar:</strong> Sabah gülen bir ifade ile günaydın demek, akşam çıkarken iyi akşamlar demek dahi bu insanlar için zor gelir. Çevresini görmezden gelir. Bilmez ki, doğuştan görmeyen insanların dahi gülen ve somurtan insanı ayırt edebildiğini. Her şeyi olumsuz algılar ve etrafına negatiflik saçar. Ümitsizdir, çözümsüzdür, başlangıçlara değil bitişlere odaklanmıştır. Kimseden de yardım istemez, almaz.</p>
<p style="text-align: justify;">27- <strong>“Ekipten” olamaz, ekip yönetemez:</strong> Bencildir, tek başına hareket etmek ister. Şirketin, ekibin çıkarını değil de önce kendi çıkarını düşünür. Kendine saygılıdır ama başkaları için hep kaygılıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">28- <strong>Sosyal değildir:</strong> Konuşmak, paylaşmak, birlikte eğlenmek, tanışmak, iletişim kurmak, bağlantıda olmak, sosyal ağını genişletmek için çaba sarfetmez. “Cool” olduğunu düşünür. Halbuki büyük bir yalnızlığa yol alır ama farkında değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">29- <strong>Sosyal medyada görülmez:</strong> İlişkilerimizi, bağlantılarımız kontrol etmek adına büyük faydalar sunan internetteki sosyal networklere yabancıdır. Bu gibi aplikasyonları kullanmayı gereksiz görür. Vefasızlık yapar, unutur ve unutulanlardan olur.</p>
<p style="text-align: justify;">30- <strong>Yaşam tarzında standartları yoktur:</strong> Oturup kalkmasından, konuşmasına, yeme-içmesine varana kadar belli bir duruş sergilemez. O nedenle, hakkında bir marka algısı oluşmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">31- <strong>Radikal değişim kararları almaktan korkar: </strong>Statükocudur, yeni olanı yıpratırcasınıa sorgular ve uygulamaktan korkar. Değişimin hep negatif etkilerini düşünür ve karşı çıkar. Ve aynı sorunlar tekrar tekrar karşısına çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">32- <strong>Delege etmez:</strong> Her şeyi kendi yapmak ister. Organizasyon kurmaya önem vermez ve başkalarına güvenmez. Hata yapmalarından korkar. Halbuki en büyük hatayı sorumluluğu paylaştırmayarak kendisi yapmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">33- <strong>İnsiyatif almaktan çekinir:</strong> Tek başına karar almaktan korkar. Danışmak, tavsiye almak iyidir fakat bu kişi hep destek ister. Önemli kararların altına imzasını atmaktan korkar. Bu da işi iyi bilmediği ve yönetemediği anlamına gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">34- <strong>Sürekli muhaliftir:</strong> Bilip bilmeden, araştırmadan hep karşı çıkar, muhalefet yapar. Yapıcı olmaktan çok yıkıcı ve bezdirici yöntemlere başvurur. Kendi içini kararttığı gibi başkalarına da bu karartıyı bulaştırmaya çalışır.</p>
<p style="text-align: justify;">35- <strong>Hep yönetimi suçlar, kendine bakmaz:</strong> Değişmesi gereken tek tarafın yalnızca “yönetim” olduğunu düşünür. Kendisini onların yerine koymaz. Suçlar, eleştirinin dozunu kaçırır, iletişimi yanlış yerlere çeker.</p>
<p style="text-align: justify;">36- <strong>“Mavi, beyaz, gri” yaka diyerek çalışanları hep kategorilere ayırır:</strong> Herkesin aynı gemide olduğunu, herkesin yaptığı işin bir değeri olduğunu unutur ve saygı duymaz. Birileri aşağıdadır, birileri yukarıda. Ona göre davranır ve tabi ki sevilmez.</p>
<p style="text-align: justify;">37-<strong> Fırsatları görmez, görse de değerlendiremez: </strong>Kabiliyetlerinin farkında dahi değildir. Kendine uygun fırsatları, boşlukları görmez bir türlü. E-postaları iyi okumaz, gelişmeleri değerlendirmez, aktif rol almaz. Sonra da “hakkımı yiyorlar” diyerek ah vah eder.</p>
<p style="text-align: justify;">38-<strong> Vermez, hep almak ister:</strong> Bilgiyi, tecrübeyi, kazancını paylaşmaz, yaymaz. Ama hep almak ister. Kendisi asık suratlı iken başkalarının kendisine hep gülümsemesini ister. Bildiğini kendisine saklarken, başkalarının kendisine hep öğretmesini ister.</p>
<p style="text-align: justify;">39- <strong>Boş içini dolu gibi satmak ister, konuşur da konuşur:</strong> Çok konuşur ama içi boştur. Bir şekilde geldiği görevin hakkını verememektedir aslında. Lafla peynir gemisinin yürümediği kısa sürede ortaya çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">40- <strong>Her şeyin kendi etrafında döndüğünü zanneder:</strong> Şirketin patronun kendisi olduğunu zanneder. Her şeyi, herkese yaptırabileceğini düşünür. “Herkes bana itaat etmeli, güç bende” der. Ve bu düşüncelerinin altında ezilir. Yaşamın tüm parametrelerine hükmettiğini düşünür. Evrendeki kuralları dahi anlamaz, zorladıkça zorlar. Düşüncelerini, davranışlarını dahi yönetemeyen bir insanın tüm yaşamı da yönetemeyeceğini de unutur.</p>
<p style="text-align: justify;">Başarılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/is-yasaminda-%e2%80%9ckaybeden%e2%80%9dlerin-40-ozelligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İşten eve dönmeyin, yine &#8220;iş&#8221;e gidin</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/isten-eve-donmeyin-yine-ise-gidin/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/isten-eve-donmeyin-yine-ise-gidin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2009 11:18:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[Hedefler]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[marka]]></category>
		<category><![CDATA[marka konumlandırma]]></category>
		<category><![CDATA[marka yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[mesai]]></category>
		<category><![CDATA[müşteri memnuniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[özel yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[zaman yönetimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=565</guid>
		<description><![CDATA[Nasıl mı? Şöyle; Hayatı kaçırdığımız nokta buradan başlıyor bence. Kavramlarda saklı bir hayat yaşıyoruz ama farkında değiliz. Örneğin “kişisel marka” diyoruz. Neden özellikle bu iki kelimeyi kullanıyoruz? Öncelikle yaşamın kişisel algılarımızdan, davranışlarımızdan oluştuğunu unutuyoruz. Ve “marka” kelimesini de başarılı şirketlerin tüm yönetim stratejilerini örnek alarak kullandığımızı unutuyoruz. İş yaşamında her türlü çabayı gösterirken, bu gayreti [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-566" style="margin-right: 15px; margin-bottom: 15px;" title="istock_000005879279xsmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/03/istock_000005879279xsmall.jpg" alt="istock_000005879279xsmall" width="338" height="227" />Nasıl mı? Şöyle;</p>
<p style="text-align: justify;">Hayatı kaçırdığımız nokta buradan başlıyor bence. Kavramlarda saklı bir hayat yaşıyoruz ama farkında değiliz. Örneğin <strong>“kişisel marka”</strong> diyoruz. Neden özellikle bu iki kelimeyi kullanıyoruz? Öncelikle yaşamın kişisel algılarımızdan, davranışlarımızdan oluştuğunu unutuyoruz. Ve <strong>“marka”</strong> kelimesini de başarılı şirketlerin tüm yönetim stratejilerini örnek alarak kullandığımızı unutuyoruz. İş yaşamında her türlü çabayı gösterirken, bu gayreti özel yaşamımızda gösteremiyoruz. Çünkü işten <strong>“ev”</strong>e gidiyoruz. Hassasiyetle ve ciddiyetle bir şeyleri uygulamaya çalışırsak özel yaşamımızın sıkıcı olacağını düşünüyoruz. Bence tam tersi. Eve giderken daha önemli, daha hayati bir <strong>“mesai”</strong>nin başladığını düşünmemiz gerekiyor. Peki bu nasıl olacak, yani özel çevremize de müdür gibi mi davranacağız? Evet. Aynen öyle. İşte bazı örnek konular;<span id="more-565"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Zaman planlama</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Her çalışanın bir mesai planı vardır. O gün, o hafta, o ay tamamlaması gereken sorumlu olduğu işleri vardır. Bir anne, baba, ya da öğrencinin de aynı şekilde zaman planı olmalıdır. İş yaşamında ertelenen, geciken işler sorun yaratır. Patronunuzdan fırça yemeniz ya da işten çıkarılmanızın faturası ile, özel yaşamda alacağınız benzer tepkilerin faturası aynı değildir. Çocuğunuza zaman ayıramamanız ilerleyen yaşlarında onunla daha fazla uğraşmanızı gerektirecektir. Eşinize zaman ayıramamanız sevgi yumağınızın gizli bir şekilde içten içe yanmasını sağlayacaktır. Ve söndürmeniz, eski haline getirmeniz çok uzun zaman alabilir. Anne, babanıza ya da sevdiklerinize yaptığınız vefasızlık onlar bu dünyadan göçtüklerinde daha çok içinize batacaktır. Ve telafisini ancak rüyalarda arayabilirsiniz. Tutkunu olduğunuz hobilerinize zaman ayıramamanız sizi asosyal bir insan haline getirecektir. Ve özellikle iç dinginliğinize ulaşmak için uygulamanız gereken şeylere zaman ayıramazsanız, her gününüz karanlık kabuslardan aydınlık kabuslarına uyandıracaktır sizi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hedefler</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Her başarılı şirket doğru, realist hedefler koyarak bu hedeflere ne kadar ulaştığını sürekli ölçer. Süreçlerini de, insan kaynaklarını da, bütçesini de buna göre ayarlar. Sağlıklı beslenmeden, spor yapmaya, yabancı dil öğrenmeden, resim yapma hedeflerine varana kadar her şey özel hayatınızda hedef olarak sizleri bekler. Aradan yıllar geçer, aynı hedefleri tekrarlar dururuz. Ama yaşın, fiziki durumun, statünün ve karmaşıklaşan bilncin yan etkileri bu hedefleri uygulamanızda size daha çok köstek olmaya başlamıştır. Öncelikler karışmış, zaman bir rüzgar gibi üzerinizden geçerek sizleri yıpratmıştır. Hırsa ve korkuya kapılarak panik şekilde kırk yaş sendromu özel yaşamınızı daha da alt üst edebilir. Dikkat!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İç ve dış müşteri memnuniyeti</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Marka olmuş şirketlerin bu memnuniyet veren derecesi gerçekten çok yükseklerdedir. İç müşteri olarak çalışanlarının, dış müşteri olarak da kullancılarının sorunlarını çözmek zorundadırlar. Varsayalım iç müşteri sizin kişisel algı ve düşünceleriniz olsun. Dışınızdaki herkes de dış müşteri olsun. Siz ve çevrenizdeki insanlar sizden ne kadar “memnun” hiç düşündünüz mü?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Marka konumandırma</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Marka farklılaşır, söz verir, hedeflerini yerine getirir, doğru iletişim kanalları ile sürekli iletişimde bulunur. Değerlerinin eskimesine asla izin vermez. Aynı duruşu sergilemeye çalışır. Her ürününde, her iletişiminde nasıl algılandığını ölçer. İnsanlar da kendi çevresinde belli kelimelerle zihinde kalır. Çalışkan, cana yakın, soğuk, stres dolu, sakin, uzlaşmacı, kavgacı gibi. Eşiniz de, arkadaşınız da, çocuğunuz da sizi bir yerlerde konumlandırır. Ve bu konumlandırma için sizden izin almaz. Algısı ne ise onun için siz “o” sunuzdur. Bunu tekrar değiştirmek yıllarınızı alabilir. Ölmez yaşarsanız !</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sosyal sorumluluk</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bugünlerde çok moda. Üretilen değerleri ve sonuçları bencilce kendisi için harcayan şirketler ve patronlar şimdilerde topluma yardım kampanyalarına soyunuyorlar. Bazıları içten, samimi olabilir ama çoğunluk da yine pazarlama adımı olarak görüyor bunu. Bizim kültürümüzde yardımlaşmak, faydalı olmak, katkıda bulunmak yasa yerine geçen teamüller gibidir. Burun ve bencillik seviyeniz de sizi toplumdan dışlanmanızı sonuçlandırabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Pazarlama</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Her departmanın ayrı bir değeri vardır. Fakat reklam denilen şey öyle böyle bir şey değil. Algının, bilincin yönetilmesi için türlü türlü numaralar uygulanır. Ve gerçekten de medya gücü insanları yönlendirir. Renkler, sesler, kokular, şekiller bizi ister istemez etkiler. Evinizde giydiğiniz pijamadan, diksiyonunuza, yemek yeme kültürünüze varana kadar her şey sizi başkalarına sunar. Ve artık bir “paket” sinizdir çevreniz için.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada sadece ve sadece dört örnek vermeye çalıştım. Yüzlercesini yazabilir, değerlendirebilirsiniz. Saat 18:00’da işten çıktığınızda, sabah saat 09:00’da tekrar işe başlayana kadar neleri yapabilidiğinizi, yapamadığınızı günlük, haftalık, aylık, yıllık olarak değerlendirin. Göreceksiniz ki saniye ve dakikalardan ne de çok şey kaybetmişsiniz. Kişisel şiketinizi çok da iyi yönetemediğiniz ortaya çıkacak. Bu da kişisel marka olma sürecinizin hangi noktalarda sekteye uğradığını size gösterecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç mu? Ne olur işten eve dönmeyin. Yine işe, daha önemli bir mesaiye doğru yola çıkın. Bildiğiniz tüm yönetim, pazarlama, finans, teknoloji, sosyal medya kurallarını bu mesai için de uygulayın. İşinizi &#8220;yağdan kıl çeker gibi&#8221;, ya da &#8220;gözü kapalı&#8221; rahatlığı ile yapıyorsanız özel yaşamınızdaki öncelikleri de bu şekilde uygulayana kadar bıkmadan çalışın.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu mesaideki kazancın değeri ölçülemez.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/isten-eve-donmeyin-yine-ise-gidin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Yeter artık, gına geldi bu yazıları okumaktan&#8221; diyorsanız &#8230;</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/yeter-artik-gina-geldi-bu-yazilari-okumaktan-diyorsaniz/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/yeter-artik-gina-geldi-bu-yazilari-okumaktan-diyorsaniz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2009 11:47:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[bilgiyi paylaşmak]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[iz bırakmak]]></category>
		<category><![CDATA[Katma Değer]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı çağı]]></category>
		<category><![CDATA[kendini keşfet]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=561</guid>
		<description><![CDATA[Adına “trend” mi, “lifestyle” mı, “lifestream” mi dersiniz bilmem ama son zamanlarda en çok tekrar edilen konular şöyle; - İş yaşamı gelecekte nasıl olacak? - Kaygı çağının getirdikleri ile nasıl başa çıkılır? - İş yaşamı ve özel yaşam dengesi nasıl olmalı? - Sosyal medyaya nasıl yansıyoruz, o bize nasıl yansıyor? - Bilginin ve paylaşımın gücü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Adına <strong>“trend”</strong> mi, <strong>“lifestyle”</strong> mı, <strong>“lifestream”</strong> mi dersiniz bilmem ama son zamanlarda en çok tekrar edilen konular şöyle;</p>
<p>- İş yaşamı gelecekte nasıl olacak?</p>
<p>- Kaygı çağının getirdikleri ile nasıl başa çıkılır?</p>
<p>- İş yaşamı ve özel yaşam dengesi nasıl olmalı?<span id="more-561"></span></p>
<p>- Sosyal medyaya nasıl yansıyoruz, o bize nasıl yansıyor?</p>
<p>- Bilginin ve paylaşımın gücü nereye kadar uzanacak?</p>
<p>- Bireysel ve sosyal ihtiyaçlara bağlı olarak değişen pazarlama kuralları neler?</p>
<p>- Durmak bilmeyen teknolojik gelişmeler neyi sunamıyor aslında?</p>
<p>- Küreselleşirken aslında aslında nerelerde ayrışıyoruz? Bu ikilemin adı başka bir şey mi?</p>
<p>- Trend denilen şey pazarlama ve medya baskısı mı?</p>
<p>- Sanal dünyada oluşturulan yapay ve uyumsuz alt kişilik rolleri gerçek yaşamımızı nasıl etkiliyor?</p>
<p>- İnsan, yaşam, zaman v.s. “şey”lerle ilgili yanlış bilgi ve algılarımız neler?</p>
<p>- Kişisel marka olmak zorunda mıyız? Her insan kendine göre marka değerini nasıl oluşturabilir?</p>
<p><strong>“Yeter artık, gına geldi bu yazıları okumaktan”</strong> diyebilirsiniz. <strong>“Kişisel Gelişim”</strong> kitaplarını görmek istemediğiniz gibi. Ama boşuna, bu konuların modası hiç geçmeyecek gibi geliyor bana. Çünkü insan başardıkları ile yetinemeyen, hırslarını pek de kontrol edemeyen bir varlık. Tüm evreni ve bu evrene içindeki her şeyi tanımak, yapılabileceklerin tümünü yapmak ve biraz da şöhret şemsiyesi altında <strong>“iz”</strong> bırakmak istiyor hayata. Bir yandan karmaşıklaştırıyor, bir yandan da sadeleşmeye çalışıyoruz hayatı. Bir toplumun 20 yıl önce eskittiğini bir toplum henüz yeni öğrenmeye başlıyor ve öğrenme döngüsü sürekli devam ediyor.</p>
<p>Aslında insanoğlu tüm bunları kendisini yeterince tanımadığı, ya da yanlış tanıdığı ve hayatın gerçekliğini fark edemediği için yapıyor. Genel olarak bir çaba, bir çırpınma gibi görünse de bazıları tüm imkanları ile bir bataklık oluşturuyor, bazıları da gelecek nesiller için <strong>“katma değerli”</strong> bir zemin. Ve bu noktada sorgulama tüm evrenden, tüm insanlıktan bireye indirgenmiş oluyor. Bu yazıların tümü de bu konularda fikir verebilmek, yorum katmak, algıyı değiştirmek için yazılan yazılar. Herkes kendini yazıyor, kendini yansıtıyor aslında. Her birinin özünde de kişisel felsefi, sosyolojik ve psikoljik algılamalar var. Zorlama yöntemlerle, aynı olmaya da ayrı olmaya da çalışmamak gerek. <strong>“Gereksiz, boşuna, bana ne”</strong> gibi ifadeleri de bırakarak ne alabiliyorsak onu almamız gerek. Bu aldıklarımızı da süzgeçten geçirerek tekrar sunmak gerek.</p>
<p>Bu konularda kendi vizyon ve misyon belgelerinizi hazırlayabilmeniz dileği ile.</p>
<p>Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/yeter-artik-gina-geldi-bu-yazilari-okumaktan-diyorsaniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Ortaya karışık bir salata&#8221; değildir hayat !</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/ortaya-karisik-bir-salata-degildir-hayat/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/ortaya-karisik-bir-salata-degildir-hayat/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2009 13:11:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Algı atmosferi]]></category>
		<category><![CDATA[an]]></category>
		<category><![CDATA[analitik düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[atalet]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce sistematiği]]></category>
		<category><![CDATA[genellemek]]></category>
		<category><![CDATA[hoşgörü]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[özel yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[sebep sonuç]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=526</guid>
		<description><![CDATA[İnsan olmak, yaşamak bir nimettir. Nimete nankörlük etmek ise insanın yapısında bulunmaktadır. Zamanın nakit kadar değerli olduğu sözü de aldanan insanı uyarma niteliğindedir. Beyin, belli bir sistematik üzerine düşünür aslında. Kategorilere, önceliklere ayırır görevlerini. Vücut, zaten yaşamımız hakkında sürekli sinyaller verir bize. Dinleyen kim! Yemek, içmek gibi alışkanlıklarımızdan uyku düzenimize kadar hemen tüm kuralları es [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İnsan olmak, yaşamak bir nimettir. Nimete nankörlük etmek ise insanın yapısında bulunmaktadır. Zamanın nakit kadar değerli olduğu sözü de aldanan insanı uyarma niteliğindedir. Beyin, belli bir sistematik üzerine düşünür aslında. Kategorilere, önceliklere ayırır görevlerini. Vücut, zaten yaşamımız hakkında sürekli sinyaller verir bize. Dinleyen kim! Yemek, içmek gibi alışkanlıklarımızdan uyku düzenimize kadar hemen tüm kuralları es geçerek devam ederiz yaşama. Sonra da bahane üstüne bahaneler ve başarısızlık ah-vah ları. Ve derin ümiztsizlik çukurlarında kaybolup gitmeler …<span id="more-526"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Evet, <a href="http://www.markasizsiniz.com/2009/02/nedenlerin-ham-maddesi-de-sonuclardaki-bas-rol-oyuncusu-da-insandir/" target="_blank">bir önceki yazımda belirttiğim gibi </a>yaşamda her şey birbirini tetikler, müthiş bir sebep sonuç ilişkisi vardır, doğrudur. Ama nedense hep karışır yaşamdaki sebep ve sonuçlar birbirine. İş hayatı özel yaşamı etkiler, bir <strong>&#8220;insan&#8221;</strong> algımız tüm insanlara bakışımız değiştirir, bir hata tüm davranışlara mal edilir, ne özür dilenilir, ne de hoşgörü gösterilir. İddialı bir duruş sergilemek ile, gurur deryasında yüzmek bir birine karıştırılır. Çocukluk anıları sürekli peşimizden gelir ve bizi bir yerlere sürükler. Ve bakarsınız ki ne hedefler tutmuş, ne tutkular yaşanabilmiş, ne de kabiliyetler en yüksek seviyede değerlendirilebilmiştir. Yine ah-vah senaryolarını oynamaya devam.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir iki örnek verelim isterseniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>örnek 1: </strong>Bugün genel müdürüm bana kızdı. Haksız idi, aslında, ama şöyle, böyle. Moralim bozuldu, ekibime de, işime de özen gösteremedim. Eve gittiğimde çocuğumla da oynamadım, eşimle bir iki kelime bile muhabbet etmeden, doğru yatağa. Sabah kalktığımda gece garip rüyalarla boğuştum ve güne heycansız başladım. Zaten bu kariyer yaşamı böyle, kendini beğenmiş üst yönetim müdürleri, bir de kayırmalar. Yok yok, iş mi değiştirsem acaba v.s.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>örnek 2: </strong>Dün eşimle bir konuda tartıştım. Onu çok seviyorum ama beni bir türlü anlamıyor. İşe moralsiz başladım. Kimseye gülmedim, yapmam gereken işleri yetiştiremedim. Bir de genel müdürden fırça yedim. Moralim bozuk olduğu için diyet ve spor programımı atladım. En iyisi bir tatile çıkayım, para da yok ama kredi kartından takılırız artık.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Fark ettiniz değil mi nasıl bir zincirleme reaksiyonla hayat perişan olabiliyor. <strong>“pireye yorgan yakmak”</strong> aslında budur. Genellemeler yapmak, sorunların hepsini aynı dosyaya işlemek, aynı kapta karıştırmak. Sonra da <strong>“gel ayıkla pirincin taşını”</strong> durumuna gelerek düşünce zindanlarında çözüm aramak.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir durun arkadaşlar, mecazi anlamda şu dünyayı bir durdurun. Hiçbir şeyi düşünmeyin, algılamayın, yorumlamayın birkaç dakikalığına da olsa. Şöyle, sıfır noktasına gelin bir oturun. Fark edin bilincinizi, derin nefes egzersileri yaparak. Olumsuzluklardan uzaklaşın hem fiziki mekan, hem de algı atmosferi olarak. Gözünüze, kalbinize başka güzellikler gösterin. Tüm düşünce seyahatlerinizi avucunuzun içine alın ve size ümitsizlik, atalet ve karamsarlık aşılayanları kasırga gücüyle savurun gitsin avucunuzdan. Bu durumu saniyeler içerisinde yaşamak isterseniz, yerinizi değiştirin, farklı yerlere geçin, ona kadar sayın, mümkün ise dışarıya çıkın v.s.</p>
<p style="text-align: justify;">Çözümler çok ve kendimiz de keşfedebiliriz hangi yöntemlerle yaşamı yönetebileceğimizi. Önemli olan bu karışıklıklarla zaman kaybetmemek ve hem kendimize, hem çevremize zarar vermemektir. Yenilenmenin sürekli olduğu evrende, iç evreninizi basit nedenlerle karartmayın. İyiyi, güzeli, doğruyu, ümit ve cesaret veren şeyleri düşünün. Düşünün ki siz <strong>“marka”</strong> sınız, farklısınız. Çocuğunuz dahi size benzemez, dostlarınız dahi sizi anlamayabilir. Her şeyi anlamak, her durumunuzu anlatabilmek zorunda değilsiniz. Dünyayı, aslında kendinizi dahi siz yönetmiyorsunuz. Sadece irade kullanımı konusunda güç sizde o kadar. Ne geçmişe müdahele edebilirsiniz, ne de geleceği görebilirsiniz. <strong>“An”</strong> dır yaşadığınız, o kadar.</p>
<p style="text-align: justify;">Galaksilerdeki, burçlardaki, tabiattaki tüm ahengi düşünelim, fark edelim. Ve yaratılıştan içimizde var olan yansımaları, özellikleri, analitik düşünce sistemine oturtalım. Hızlıca analiz etmeden hiç bir kararı vermeyelim. Ve bunu refleks haline getirelim ki damarlarımıza işleyen aceleci olmak, ön yargılı olmak, genelleme yapmak, her şeyi bildiğimizi ve doğru algıladığımız zannetmek gibi fiiller ortaya çıkmasın.</p>
<p style="text-align: justify;">Garson arkadaşa <strong>“ortaya karışık salata”</strong> siparişi verebilirsiniz tabi ki ama hayatınız için asla böyle bir sipariş vermeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgilerimle.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/ortaya-karisik-bir-salata-degildir-hayat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kişisel Markanızın İnşası için</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2008/06/kisisel-markanizin-insasi-icin/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2008/06/kisisel-markanizin-insasi-icin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Jun 2008 09:35:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[açık agresif]]></category>
		<category><![CDATA[gurur]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[karakter]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[özel yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Network]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/tema/?p=988</guid>
		<description><![CDATA[- Sosyal networklerden yeterince ve doğru şekilde faydalanın. - Farklılığınızı, güçlü yanlarınızı ortaya koyun ve gerçekten insanların bunu doğal olarak farketmesini sağlayın. - Kişiliğinize, karakterinize, eğitim ve tecrübenize zıt işler yapmayın. Cesaret gerektiren işlere girebilirsiniz fakat yine de aynı güçlü yanlarınızı kullanırsınız. En uygun olan işi seçmek ve paraya dönüştümek size daha mutlu bir yaşam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://bp0.blogger.com/_6Bb_Oe0OclU/SGS_BhNIgOI/AAAAAAAAABk/AyIxkeujiy8/s1600-h/starting.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5216504301216104674" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" src="http://bp0.blogger.com/_6Bb_Oe0OclU/SGS_BhNIgOI/AAAAAAAAABk/AyIxkeujiy8/s320/starting.jpg" border="0" alt="" /></a></p>
<div><strong></strong></div>
<div><span style="font-family: verdana;"><strong>- </strong>Sosyal networklerden yeterince ve doğru şekilde faydalanın.</span></div>
<p><strong>-</strong> Farklılığınızı, güçlü yanlarınızı ortaya koyun ve gerçekten insanların bunu doğal olarak farketmesini sağlayın.</p>
<p><strong>-</strong> Kişiliğinize, karakterinize, eğitim ve tecrübenize zıt işler yapmayın. Cesaret gerektiren işlere girebilirsiniz fakat yine de aynı güçlü yanlarınızı kullanırsınız. En uygun olan işi seçmek ve paraya dönüştümek size daha mutlu bir yaşam sunar.</p>
<p><strong>-</strong> Başkalarına yardım edin, kazanmalarına yardımcı olun. Networklerde adınız daha güzel anılır. Bu aslında marka duruşunuzu sağlamlaştırmak için başkalarına verdiğiniz bir prim gibidir.</p>
<p><strong>-</strong> Kendinizi bolca anlatarak kişisel markanızı inşa edemezsiniz. Bırakın başkaları sizden övgü ile bahsetsin. Yani hem reklamınızı yapın, hem de yaptırın.</p>
<p><strong>-</strong> Köşenizde oturarak bu işi başaramzsınız. Görünün, internette, sektörünüzde, sosyal ortamlarda. İnsanlar sizinle birlikte oldukalrı anları unutamasınlar.</p>
<p><strong>-</strong> Gerçek yaşam duruşunuzu ortaya koyun ve kendiniz olun. İnsanlar güvenilir, zeki ve karizmatik kişilerden etkilenirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2008/06/kisisel-markanizin-insasi-icin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>David F. D’Alessandro’nun “Kariyer Savaşı” adlı kitabından</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2008/06/david-f-d%e2%80%99alessandro%e2%80%99nun-%e2%80%9ckariyer-savasi%e2%80%9d-adli-kitabindan/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2008/06/david-f-d%e2%80%99alessandro%e2%80%99nun-%e2%80%9ckariyer-savasi%e2%80%9d-adli-kitabindan/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Jun 2008 20:21:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[patron]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/tema/?p=982</guid>
		<description><![CDATA[Biraz uzun gelebilir ama http://www.alitopusat.com/DergiMakaleDetay.aspx?detay=234 linkindeki yazıyı iş yerinde sürekli okumanız ve sürekli uygulamanız gerekebilir. Ya da yanınızda taşıyın, sabah servisle giderken okuyun ki, gününüzn nasıl geçebileceği konusunda hazırlıklı olun. Akşam okuduğunuzda da gün içinde yaşadıklarınızla yazılanların uygunluğunun ne kadar uyuştuğunu fark edin. Ama sakın patronunuz görmesin Ben yine de size bazı alıntılar yapayım;   [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: verdana;">Biraz uzun gelebilir ama </span><a href="http://www.alitopusat.com/DergiMakaleDetay.aspx?detay=234"><span style="font-family: verdana;">http://www.alitopusat.com/DergiMakaleDetay.aspx?detay=234</span></a><span style="font-family: verdana;"> linkindeki yazıyı iş yerinde sürekli okumanız ve sürekli uygulamanız gerekebilir. Ya da yanınızda taşıyın, sabah servisle giderken okuyun ki, gününüzn nasıl geçebileceği konusunda hazırlıklı olun. Akşam okuduğunuzda da gün içinde yaşadıklarınızla yazılanların uygunluğunun ne kadar uyuştuğunu fark edin. Ama sakın patronunuz görmesin <img src='http://www.markasizsiniz.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> Ben yine de size bazı alıntılar yapayım;</p>
<p><span style="font-family:verdana;"> </p>
<p></span></span></p>
<p><span style="font-family: verdana;"><span style="color: #3366ff;">İyi bir şöhretin 5 kilit niteliği şunlardır:</span><br />
1.Kazandığınız parayı hak edin.<br />
2. Daima doğruları söyleyin.<br />
3. İhtiyatlı ve basiretli olun. Ne zaman konuşacağınız ve ne zaman susacağınız hakkında kesin bir kararlılığa sahip olun.<br />
4. İnsanların sizin için çalışmak istemelerini sağlayın. Sosyal birisi olun ve dürüstlüğünüzle bilinin.<span style="color: #3366ff;">Unutmayın, başarılı bir kişisel marka oluşturabilmek için şunları yapmalısınız:</span><br />
— Bilinçli olun. Yaptığınız ve söylediğiniz her şeyin size geri döneceğini aklınızda tutun. İnsanlar sizi bunlarla yargılar.<br />
— Doğru insanların sizi fark etmelerini sağlayın.<br />
— Sizi daha üst noktalara taşıyacak nitelikler edinin.</p>
<p><span style="font-family:verdana;"> </p>
<p></span></span></p>
<p><span style="font-family: verdana;"><span style="color: #3366ff;">Bir kez markanızı inşa etmeye başardıktan ve yükselmeye başladıktan sonra, ormanın bütünsel görünüşünü kaybetmeyin. Başarınızın sizi yutmasına izin vererek, kendinize takılı kalmayın. Bu hem insani yanınız, hem de kariyeriniz için kötüdür. Bunu engellemekle ilgili altı öneri şunlardır:</span><br />
1. Kendi dehanız hakkında şüpheci olun.<br />
2. Etrafınızda aynı derecede şüpheci insanlar bulundurun.<br />
3. Ayaklarınızı yere sıkıca basın ve size insan olduğunuzu hissettiren dostlar edinin.<br />
4. Kurbanlarınıza karşı anlayışlı olun.<br />
5. Golf dışında ilgi alanları geliştirin. Size, dünyanın işten ibaret olmadığını hatırlatacak bir şeyler yapın.<br />
6. Ailenize kimin baktığını unutmayın. Müşterilerle ve hissedarlarla bağlantınızı yitirmeyin. Büyük markalara sahip insanların ayakta durmalarının nedeninin, bu insanların başarılarını dünya ile bağlantı aracı olarak gördüğünü unutmayın. Toplumun onayını kazanmanız çok önemlidir.<span style="font-family:verdana;"><span style="color: #3366ff;">Orta yaşta ya da kariyerinizin ortalarında olsanız bile, ivmenizi yitirmemek için gerekli on tavsiye şunlardır:</span><br />
1.Kendinizi emsallerinizden ayırın. Sürekli onlarla kıyaslanacağınız için, ayırt edici ya da özgün şeyler yapmaktan ve söylemekten kaçınmayın.<br />
2. Kolay teslim olmayın. Bir iki darbede hemen havlu atmayın. Hatalarınızdan ders alın ve bunları fırsata dönüştürün.<br />
3. Sorgulamaktan korkmayın. Fırsatları, meydan okumaları ve terfi olanaklarını zorlayın.<br />
4. Patronunuzun sizi kolay satın alınabilir biri olduğunuzu düşünmesine izin vermeyin. Maaşınızda küçük bir artış uğruna büyük bir meydan okumayı ya da fırsatı atmayın.<br />
5. Hiç umulmadık yerlerde doğabilecek fırsatlara hazırlıklı olun.<br />
6. Riskli ve gerçekleştirilmesi zor görevlere talip olun ve bunları yerine getirin.<br />
7. Bir güven çemberi oluşturun. Size güvenebileceğiniz ve anlamlı tavsiyelerde bulunan insanlardan oluşan küçük bir çember oluşturun.<br />
8. Markanızı değiştirmek için asla yaşlı ya da değilseniz, markanızı her gün yeniden kurun ve gerekli ayarlamaları yapın.<br />
9. Yalan söylemeyin, dedikodu ve hırsızlık yapmayın.<br />
10. Her gün yeniden kurduğunuz şöhretinize özenli davranın.</p>
<p></span></span></p>
<p> </p>
<p><span style="font-family: verdana;"><a href="http://www.alitopusat.com/">www.alitopusat.com</a> dan alıntıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana;"><span style="font-family:verdana;"> </p>
<p></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2008/06/david-f-d%e2%80%99alessandro%e2%80%99nun-%e2%80%9ckariyer-savasi%e2%80%9d-adli-kitabindan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
