<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MarkaSizsiniz &#187; insan</title>
	<atom:link href="http://www.markasizsiniz.com/etiket/insan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.markasizsiniz.com</link>
	<description>Just another WordPress weblog</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Jul 2010 03:12:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Kayıttayız, hem de canlı yayında, dikkat!</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/kayittayiz-hem-de-canli-yayinda-dikkat/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/kayittayiz-hem-de-canli-yayinda-dikkat/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Jul 2010 21:40:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kayıt]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=995</guid>
		<description><![CDATA[Hepimiz bir yerlerde bırakmıyor muyuz kalbimizin parçalarını? Ve sonra toplamaya çalışmıyor muyuz onları ömrümüz yettiğince? Hepimiz, güya en tenhalarda gizlemiyor muyuz nefeslerimizi? Ve bu nefeslerin esintisi takip etmiyor mu ölene kadar bizi? Hatta derler ya, “insan yaşarken kendi cennetini ya da cehennemini kurgular” diye. Her hareketimizin uzayda, bizim göremeyeceğimiz levhalara yapıştırıldığı ve bu dünyadan sonra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/07/iStock_000009848005XSmall.jpg"></a><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/07/iStock_000009848005XSmall.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-996" title="iStock_000009848005XSmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/07/iStock_000009848005XSmall.jpg" alt="" width="463" height="259" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hepimiz bir yerlerde bırakmıyor muyuz kalbimizin parçalarını? Ve sonra toplamaya çalışmıyor muyuz onları ömrümüz yettiğince? Hepimiz, güya en tenhalarda gizlemiyor muyuz nefeslerimizi? Ve bu nefeslerin esintisi takip etmiyor mu ölene kadar bizi? Hatta derler ya, <strong>“insan yaşarken kendi cennetini ya da cehennemini kurgular”</strong> diye. Her hareketimizin uzayda, bizim göremeyeceğimiz levhalara yapıştırıldığı ve bu dünyadan sonra önümüze konulacağı da söylenir.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, hepimiz çocukluğumuzun gölgesi altında yaşıyoruz hayatı. En sevdiğimiz kokuların, en çok kaçtığımız korkuların bahçesinde. Her bir hece, her bir bakış, her bir adım, her bir tecrübe işliyor damarlarımıza. Ve aynı kanı taşıyarak geçiyoruz diğer aleme. Zannediyor musunuz ki her attığımız adımla farklı basamakları çıkıyoruz hayatta. Bir yere çıktığımız filan yok aslında. Adımlarımızı da farklıymış gibi algılıyoruz o kadar. Ezel ve ebedin bir olduğu noktada bizim “adım” diye nitelendirdiğimiz şeyler ne ola ki. Zaman da yaratıkların kabullendiği bir algı dünyası değil mi yoksa!</p>
<p style="text-align: justify;">Beynimiz ve kalbimiz de bizim için en önemli yol arkadaşı oluyor. Midemiz de en kötü yük oluyor kabını tıka basa doldurduğumuz zaman. Beynin solu yalnızlaştırıyor, uğraştırıyor bizi geçmişimiz ve geleceğimizle. Sürekli detaylar ve analizler. Sağından gelen ses ise hayatın farkındalığına, varlığın bütünlüğüne, şimdiye çağırıyor bizi. Prefrontal korteks sürüklemiyor mu bizi duygusal kararlarımızın arkasından. Egomuzla beraber beyin en güzel arkadaşlığı yapıyor “gösteriş” yapmak için kendimize ve çevremize.</p>
<p style="text-align: justify;">Üç, beş ya da yedi yaşına kadar neleri hatırlıyoruz yaşamımızda? Çok az olduğuna eminim. Unuttuğunuzu mu zannediyorsunuz yoksa. Unutmak diye bir şey yok ki. Bilgisayar sistemlerinde “silmek” denilen işlemin aslında öyle olmadığı gibi. Beynimiz bilmem kaçıncı formatlamayı çözerek yıllar sonra karşımıza çıkarıyor her şeyi, her sesi, her  görüntüyü, her kokuyu, her algıyı. Özellikle nedir 30’lu yaşlardaki kaygı, 40’lı yaşlarda “olan” a biraz da mecburiyetten saygı … Nedendir duygusal tepkiler, mantıksal çökmeler. Bir anda mı olur bunlar. Yoksa öbek öbek yığdığımız “şey”lerin hayatı istilası mıdır zamanla?</p>
<p style="text-align: justify;">Gelin şunu kabul edelim. Her insanın ömrü bir ağaç gölgesinde, guruba yakın bir vakittedir. Vücut karanlığı bilmeyecek ruh hissetmez ise. Zamanın daraldığı, yolların kısaldığı günleri söylüyormuş Maya takvimi. Bana ne ki, benim takvimim bittiğinde ne işime yarayacak  Maya takvimi, miladi takvim, Hicri takvim, Çin takvimi. Kıvamında bir hayat yaşayamamış isem hissetmeyecek miyim sonsuz azabı ve yine çağırmayacak mıyım sonsuz merhameti.</p>
<p style="text-align: justify;">Niye yazıyorum şimdi ben bunları. “Ne ilgisi var kişisel markalaşma ile” diyebilirsiniz. Bu sayfalarda yazılan yazıların belki % 90’ı direkt marka olmaktan bahsetmiyor ki zaten. Ama hayata dair ne varsa o kadar ilgili ki. Bu cümlelerin de çok ilgisi var emin olun. Her şey kaydediliyor, tüm eğitim ve öğretim sistemimiz de kaydetmeye yönelik ve insan fizyolojisi de, değil mi? Genetik kodlarda kayıtlar var, karakter deseninde kayıtlar var, beyinde, kalpte kayıtlar var. Ve daha birçok bilemediğimiz sırlı bazı “latif” platformlar var kayıtların yapıldığı, iç bünyemizde. Uzaydaki sesleri çözmeye çalışan bilim adamları da vardı bir zamanlar, hatırlarsınız belki. Kara delikler dahi bir gün çıkaracak belki yuttuklarını. Hesaplar, hesaplaşmalar ışık hızıyla olacak o gün, bence daha da hızlı …</p>
<p style="text-align: justify;">Hangi yaşta olursanız olun, hangi parçaları birleştirmeye, hangi korkularla yüzleşmeye çalışırsanız çalışın ama ne olur kendinizi kandırmayın. Kişisel markalaşma diye yazdıklarımı en başta insan gibi bir insan olma hedefi olarak algılayın. Bugünden itibaren yeniden eğitin kendinizi. 40 yaşındakiler için, 50 yaşındakiler için “hızlandırılmış eğitim seferberliği” düzenlesin siyasi iktidarlar. Anneler, babalar tir tir titresinler kendi zaaflarını yansıtacaklar diye çocuklarına ya da birbirlerine. Psikologlar, sosyologlar, pedagoglar daha çok konuşsun televizyonlarda, radyolarda, internette. Paranın, şöhretin, gururun esiri olmasın bu bedenler, bu kalpler. İnşaat inşaat üstüne gökdelenler yükselteceğimize sarsılmaz beyinler, tam kıvamında huzur dolu kalpler inşa edelim her yerde.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>NOT: </strong><span style="color: #666699;">Uçurtma Avcısı filmini izledikten sonra hazırladığım bir yazı idi. Biraz bekledi, nedenini bilemiyorum!</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2010/07/kayittayiz-hem-de-canli-yayinda-dikkat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Size özel hayatın şifreleri</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2010/05/979/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2010/05/979/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 May 2010 19:13:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[astroloji]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sıfır noktası]]></category>
		<category><![CDATA[şifre]]></category>
		<category><![CDATA[terk]]></category>
		<category><![CDATA[yaratılış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=979</guid>
		<description><![CDATA[İnsan zanneder ki, çevresinde gördüğü hayata dair ne varsa kendisi ile ilgilidir. Kişilere, olaylara, sebeplere müdahale edebilir, değiştirebilir, yönlendirebilir. Ve bu yönde büyük bir hırsla koşturur durur. Bilmez ki aslında kendisine özel bir hayat yaratılmıştır ve hala da yaratılmaktadır.  Her yıl, her gün, her bir saat yeni bir insan olur aslında. Bilmez ki, bir model [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/05/iStock_000002160078XSmall.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-980" title="iStock_000002160078XSmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/05/iStock_000002160078XSmall.jpg" alt="" width="287" height="418" /></a>İnsan zanneder ki, çevresinde gördüğü hayata dair ne varsa kendisi ile ilgilidir. Kişilere, olaylara, sebeplere müdahale edebilir, değiştirebilir, yönlendirebilir. Ve bu yönde büyük bir hırsla koşturur durur. Bilmez ki aslında kendisine özel bir hayat yaratılmıştır ve hala da yaratılmaktadır.  Her yıl, her gün, her bir saat yeni bir insan olur aslında. Bilmez ki, bir model (kendisi) üzerine ne kadar farklı kişilik elbiseleri giydiğini. Bilmez ki, aslında her davranışı ile sonsuz bir hayatın güzelliğini ya da çirkinliğini hazırladığını. Bilmez ki, önce kendine baksa neler neler göreceğini ve birçok hatasını düzelteceğini.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, genetik kodların gizemi ne ise bize sunulan hayatın da öylesine gizemli kodları vardır. Sabahına uyandığımız her gün de kendine göre bilinmezlikler içeren denklemlerle dolu bir zaman dilimi olacaktır. Biz zannederiz ki yine aynı işe gideceğiz, yine aynı vasıtalara bineceğiz, yine aynı yemekleri yiyeceğiz, patronumuza arkasından göndermelerde bulunacağız ve akşam eve döneceğiz v.s. Pardon ama kim veriyor bu kesinliği bize! Aksine bilinmezliğe oynamaktır hayat. Ve bu bilinmezliklere karşı iyi niyet ve güzellikle düşünmekten ve doğru yönde gayrette bulunmaktan başka yapabileceğimiz pek bir şey yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğduğumuz andan itibaren büyük bir hırsla her şeyi öğrenmeye, bitirmeye, yutmaya çalışır ve sürekli koşarız. Bir şeyleri sorgulamadan öğrendikçe ve öylesine uyguladıkça zannederiz ki bu hayatı en iyi biz yaşayacağız. Başımıza türlü türlü hadiseler gelince de gelsin isyan türküleri. Halbuki algıladığımız ve etkisinde kalarak uyguladığımız her şey bizi kendi kodlarımızı keşfetmekten çok uzaklara götürecektir. Yaratıcı’nın gönderdiği mesajları zaten hiç söylemiyorum, onlar sadece duvarda asılı ya da kitaplıkta tozlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçenlerde bir yerde örnek verilmişti; insanın ilk keşfettiği bilim astroloji olmuş. Ama psikoloji denilen şeyi ise bilimsel anlamda 19.yy’da incelenmeye başlamış. O inceleyen ve deneyler yapanlar da Anadolu ve Müslüman’lar değil yani, yanlış anlaşılma olmasın! İlmin aslı onlarda iken kaybetmişler o başka mesele. Bu konuyu geçiyorum çok üzücü ve çok su götüreceği için. Yani insan ne meraklı uzakta olanlara, kendisinden başka her şey için ahkam kesmeye, müdahale etmeye, arkasından konuşmaya v.s.</p>
<p style="text-align: justify;">Benlik, yani eski dilde “ene” denilen şeyin keşfi vardır Yogilerde de, Budistlerde de, Sufilerde de. Yani hep önce kendini keşfetme ama bu “ben” denilen şeyin kalın bir perde olmaktan ziyade incelerden ince bir tül gibi olması gerekmekte derler. Bir dürbünle bakar  gibi her “şey” lerin ve olayların arkasındaki gerçek sebepleri fark etmek hedeflenmeli derler.</p>
<p style="text-align: justify;">Deneyin, fark edeceksiniz ki “terk” etmek insanı daha güçlü kılar. Gereksiz, fazla, boş şeyleri terk etmek kadar insanı yücelten bir şey olamaz. Önce düşünce dünyasından başlamak gerek. Oraya damlayan her şeyi söze ve fiile döktüğümüzde başlıyor zincirleme yanlışlıklar. Gün içinde para için koşturmaktan kaç kişi kendine bakabiliyor ki. Tüm tasarımcılar İngilizcesi “simple is the best” olan “basit olan en iyidir” cümlesini kullanıp duruyorlar. Hayran kaldığımız Japon üretim tesislerini yönetenler hep “yalın” kelimesinden bahsediyorlar. İş süreçleri için en kolay olanı bulmaya çalışıyoruz. Halbuki, en kıvamında yaratılan varlık insan olduğuna göre ve kainattaki hiçbir şey gereksiz olmadığına ve hep bir şeyler üretildiğine ve bir şeylere dönüştürüldüğüne göre bu dengeyi bozan biz oluyoruz kesinlikle.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzaklaştıkça uzaklaşıyoruz kendimizden, eşimizden, çocuğumuzda, yakın ailemizden. Başka dünyalarda kaybolmuş şekilde çözümler arıyoruz hayatımızda. Her verdiğimiz kararın arkasında tüm dünyanın bizi alkışlayacağını filan zannediyoruz. Bilmiyoruz ki insan olarak aklımız kısa, vücudumuz aciz, algılarımız perdeli, görüşlerimiz bulanık ve nefsimiz en baş köşede oturmuş şeytanla birlikte. Yiyoruz her şeyi, bitiriyoruz öç alırcasına zamanı, tamamlıyoruz yolları koşa koşa tek sonun neresi olacağını bilmiyormuş gibi, tüketiyoruz birbirimizi sanki dünyaya direk kalacakmış gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">Sıfır noktasından uzaklaştığımızı fark ettiğimiz anda bulunduğumuz noktaya bir kazık çakar gibi durarak “işte benim sıfır noktam, ne yapıyorum, neredeyim, nereye gidiyorum, ne söylüyorum, nasıl hareket ediyorum” diye haykıramıyoruz kendimize. Tüm bunları, her gün önümüze koyulan gizemli bir sandık gibi şifrelerini büyük bir ustalıkla çözmeye çalışmak gerek. Usta olamadığımıza göre ustalardan yardım almak gerek. Tarihten, toplumdan, gelenekten ve tabi ki dinden güç almak gerek. Belki her on yılda bir içimizde bir yerlere düğümler atıldığını ve artık çok zor değişeceğimizi bilmek gerek. Okullarda öğretilen beş duyuya takılmadan içimizde ne duyguların yaratılmış olduğunu, fakat kötü düşünerek, kötülük yaparak o dipsiz derinlikteki en güzel duyguların üstünü hangi kara lekelerle örttüğümüzü anlamak gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu şifreleri çözebilen varsa beri gelsin, öpeyim ellerini.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2010/05/979/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kişisel markalaşma yolculuğunuzda yardımcı bir uygulama; Mindin.me</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2010/05/kisisel-markalasma-yolculugunuzda-yardimci-bir-uygulama-mindin-me/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2010/05/kisisel-markalasma-yolculugunuzda-yardimci-bir-uygulama-mindin-me/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 May 2010 22:22:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[aplikasyon]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel marka yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[not]]></category>
		<category><![CDATA[not defteri]]></category>
		<category><![CDATA[to do]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=974</guid>
		<description><![CDATA[Merhaba, yazı yayımlama sıklığımın azaldığının farkındayım. 4 ay kadar önce işten ayrılmam ve devamında gelen bir girişim projesinin yoğunluğu diyelim bahane olarak. Fakat Marka Sizsiniz için de bazı yenilikler düşünmüyor değilim ilerleyen zamanlarda. Bu yazıda yeni projemizi ve kişisel marka yönetimi ile birebir bağlantısından bahsedeceğim. İnsan; unutan, atlayan, yanlış hatırlayan, düşünce seyahatlerinde kaybolan, kategoriler yaratarak, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/05/mindin.me-logo-siyah.png"><img class="alignleft size-medium wp-image-975" title="mindin.me logo siyah" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/05/mindin.me-logo-siyah-300x77.png" alt="" width="300" height="77" /></a>Merhaba, yazı yayımlama sıklığımın azaldığının farkındayım. 4 ay kadar önce işten ayrılmam ve devamında gelen bir girişim projesinin yoğunluğu diyelim bahane olarak. Fakat Marka Sizsiniz için de bazı yenilikler düşünmüyor değilim ilerleyen zamanlarda. Bu yazıda yeni projemizi ve kişisel marka yönetimi ile birebir bağlantısından bahsedeceğim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İnsan;</strong> unutan, atlayan, yanlış hatırlayan, düşünce seyahatlerinde kaybolan, kategoriler yaratarak, etiketler belirleyerek düşüncelerine hükmedemeyen bir yaratık aslında. Hem bunların tümünü düzgün yapmak için potansiyeli en yüksek bir varlık, hem de çorba yaparak her konuyu birbirine karıştırabilen bir varlık. Bu nedenle bir şeyleri sürekli hatırlaması, bir şeylerin kendisine sürekli hatırlatılması ve zamanını en verimli şekilde kullanması için disipline edilmesi gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğiniz gibi uzun zamandır kişisel markalaşma süreci ile ilgili insana ve hayata dair bir çok şey paylaştım. Aslında bu paylaşımlarımın tümünden çıkardığım en önemli sonuçlardan biri şu idi. Teknolojiye gömülmüş, bilgisayar ve mobil cihazlar hayatımızı istila etmişçesine yaşadığımız şu hayatta bize öyle dijital uygulamalar gerekiyor ki sürekli fayda sağlasın.</p>
<p style="text-align: justify;">Outlooklarda mailler, notlar, görevler. Google’da notlar mailler. Cep telefonlarınsa SMS’ler. Cepte, çantada, not defterleri, post-it ler ve defterlerde de içinden çıklamayacak halde dağınık notlar. Ve tabi ki bu arada yoğun iş stresiyle bu şekilde devam eden bir kısırdöngü. Bu durumu düzeltmek için herkesin bir asistan tutamayacağı kesin, eş dost da bir yere kadar hatırlatır size notlarınızı ya da söyler bilmeniz gerekenleri. İşte biz de tüm bu dışımızda, içimizde, özelimizde, işimizde, genelimizde devam eden düşünce-bilgi-not trafiğini yönetmek için bir uygulama geliştirelim dedik ve geliştirdik KüpYazılım firması ile. Hatta BETA testine açtık. Yüzlerce kullanıcı kullanmaya başladı bile. Adı <a href="http://www.mindin.me" target="_blank">Mindin.me</a>, Webrazzi’deki başlığa göre <a href="http://www.webrazzi.com/2010/05/24/aklinizdakileri-yonetmek-icin-mindin-me-davetiye-mevcut/" target="_blank">Aklınızdakileri yönetmek için </a>bir araç.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/05/mindinmecapture.png"><img class="alignright size-medium wp-image-976" title="mindinmecapture" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/05/mindinmecapture-300x295.png" alt="" width="300" height="295" /></a><a href="http://www.mindin.me" target="_blank">Mindin.me</a>, kişisel ve kariyer yaşamınızla ilgili düşündüğünüz, aklınıza gelen, yapmayı planladığınız, sizin için önemli olan her şeyi not alabileceğiniz fonksiyonlar bütünü. Tüm notlarınızı etiketleyerek kayıt yapabilir ve hızlıca ulaşabilirsiniz. Zihninizin arşivi sürekli elinizin altında artık. İster mobil cihazlardan, ister masaüstü bilgisayarlarınızdan. Herhangi bir notunuzu anında düzeltebilir ya da başka birine gönderebilir ya da kayıt tipini, etiketini değiştirebilirsiniz. Değişik filtreleme işlemleri ile uzun listeler daha kullanılabilir hale gelecek. Aklınızda olanı yazın, etiketleyin ve bir kayıt tipi butonuna basarak kaydedin ve listeden takip edin düzeltin. Hızı ve pratikliği sizi şaşırtacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi diyeceksiniz ki bunun kişisel marka yönetimi için ne faydası var? Şu şekilde;</p>
<p style="text-align: justify;">1- Tüm notlarınızı, yapılacaklar listenizi, hedflerinizi, hatılamak istediklerinizi v.s. iş ve özel yaşam modlarında kaydederek her birini farklı farklı ya da hepsini birden görebileceksiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">2- Şu anda 5 farklı kayıt tipi var; <strong>Not, Yapılacak, Etkinlik, Kontak, Web adres kayıt</strong>. Düşündüğünüz, hatırladığınız, hatırlamak ve arşivlemek istediğinizi her bilgiyi hızlıca yazarak, etiketleyerek kaydedebileceksiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">3- Bu notları anında başka kişilere e-mail olarak iletebilirsiniz. İlerleyen fazlarda kullanıcılar arası “paylaşım” fonksiyonu da eklenecek.</p>
<p style="text-align: justify;">4- Binlerce, on binlerce notunuz olabilir. Fakat bunları filtreleyerek sorgulayabilmek için gün bazında, hafta bazında, etiket bazında, kayıt tipi bazında, favori notlar olarak ve tamamlandı v.s. gibi kriter seçimleri ile uzun listeleri daha verimli şekilde kısaltabileceksiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">5- Kişisel özelliklerinizle ilgili, hedeflerinizle ilgili, SWOT analizinden çıkan sonuçlarınızla ilgili, hobilerinizle ilgili, kendinizi tanıma-tanımlama adına çıkardığınız sonuçlarla ilgili, sosyal ağınıza dahil ettiğiniz-etmek istediğiniz kişilerle ilgili v.s. tüm notlarınızı etiketleyerek kaydedebilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">6- İsterseniz sadece kişisel markalaşma etiketi altında yukarıda yazdığım beş fonksiyonu kullanabilrsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">7- Hatırlatma aracını kullanarak bu notları kendinize sürekli hatırlatabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gibi bir çok özelliği ile kişisel markanızı geliştirmek adına verimli kullanabileceğiniz bir aplikasyon. Amacım; Mindin.me üzerinde sadece kişisel markalaşma yol haritasına özel kullanılabilecek bir uygulama geliştirmek aynı altyapıyı kullanarak.“Dünyada bir çok örneği varken neden Mindin.me’yi kullanayım ki” diyebilirsiniz. Ama bu cümleyi birkaç kullanımdan sonra tekrar değerlendirmenizi rica edeceğim. Sayfalarca gezmeden, aklınıza gelen önemli şeyleri bu kadar hızlı not alabileceğiniz ve aynı syafa üzerinde bu kadar işlemi yapabileceğiniz başka uygulama bulabilirseniz onu kulanı derim.</p>
<p style="text-align: justify;">BETA kullanıcısı olmak ve programı denemek isterseniz lütfen <a href="mailto:info@mindin.me">info@mindin.me</a> adresine BETA konulu bir mail atınız. Ya da <a href="http://www.mindin.me" target="_blank">Mindin.me </a>web anasayfadan beta kullanıcı kaydı yaptırabilrisiniz. Gelen davet mailindeki linki tıklayarak ve şifrenizi belirleyerek login olabilirsiniz. Keyifle kullanmanızı dilerim. Keyfinizi kaçıran eksikler ve hatalar fark ederseniz lütfen feedback formundan ya da info mail adresinden bize iletin.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2010/05/kisisel-markalasma-yolculugunuzda-yardimci-bir-uygulama-mindin-me/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Korkularınızı paylaşın ama zayıflıklarınızı yansıtmadan!</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/11/848/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/11/848/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 20:31:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[ego]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşmak]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[yansıtma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=848</guid>
		<description><![CDATA[Korkularını, zayıflıkları ile birlikte başkalarına yansıtan kişilere yazılan bir yazı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/11/iStock_000009899913XSmall.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-854" title="iStock_000009899913XSmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/11/iStock_000009899913XSmall-300x198.jpg" alt="iStock_000009899913XSmall" width="300" height="198" /></a>Her insan korkularını, endişelerini, hüzünlerini, isteklerini, çaresizliklerini, içsel karmaşasını az ya da çok paylaşmak ister. Nasihat ister, teselli ister, yardım ister, yol yöntem keşfetmek ister. Bunlar çok normal şeylerdir. Ama bir de bu durumunu kendi zayıflığı, plansızlığı, tembelliği, vizyonsuzluğu, kendine güvensizliği, basiretsizliği, hırs çukurundaki saldırganlığı ile çevresine yansıtan tipler vardır. Ve tabi ki konuşma tarzı da, vücut dili de, bakışları da irrite edicidir. Böyle bir insanı kim dinler, kim yardım eder, ya da böyle bir insana ne kadar sabredilebilir sizce?<span id="more-848"></span></p>
<p style="text-align: justify;">İnsan öğrenerek, tecrübe ederek gelişen bir varlıktır. Daha bilinçli, daha sorumlu, daha bilgili olma ile ilgili bir butonumuz ya da ilacımız bulunmamaktadır. Hem kariyer yolunda, hem de özel yaşam yolumuzda ne dereler, ne tepeler, ne virajlar aşar gideriz en sondaki kapıya doğru. Son kapının da nereye açıldığı malum zaten. Bazen tüm planlarımızın alt üst olduğunu, yaşama heyecanımızı yitirdiğimiz zannederiz. Ve hep başa döndüğümüzü, irademizin felç olduğunu zannederiz. Evet başa dönmeler de, geriye gitmeler de, hatalar da, günahlar da v.s. hepsi doğrudur. Ama nefes alıp verdikçe, yol aldığımız sürece yeniden, daha da kılı kırk yaracasına düşünmeli, rotayı düzeltmeli, yörüngeye oturmalı ve hayat kıvamını yakalamalıyız. Tüm bu karmaşa anlarında duygusal dalgalanmalarımız, yardım çığlıklarımız, atalet çırpınışlarımız aslında herkesin gözüne çarpar. Varsa yanımızda ailemiz, canımız, cananımız dostlarımız zaten yardıma koşarlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Yardımına koşulmayan kimdir biliyor musunuz? Yapay davranışlar sergileyen, bencillik girdabında yüzen, işine geldiğinde yanınızda olan, işine gelmediğinde kaçan, kendi zayıflıklarının herkeste öyle olduğunu zanneden, “ama”ları “bana bahane uydurma” diyerek dinlemeyen, işini iyi yapan para kazanan ama “insani iletişimi” gözden kaçıranlardır. Ve bu tipleri genelde iş yaşamında görürüz. Ki, genelde de müdür-patron kimliklerinde. Bu insanlar, arkalarından neler konuşulduğunun hiç mi hiç farkında olmazlar. Kişisel markla olmayı sadece “güçlü ve zengin” olmak zannederler. İşleri güçleri “büyüme ve para göstergeleri” dir. Rekabetsiz, başarısız, “iş”siz yaşayamazlar. Gidin bakın özel yaşamlarına ne büyük boşluklar vardır. Bu boşluklar da çocukluktan itibaren doldurulamamşıtır aslında. Yani 40-50-60 yaşlarında dahi çocuklukta tatmin edilemeyen duyguların öcünü almaya çalışırlar. Bu intikam duygusunu bilirsiniz Türk filmlerinde çok vardır. Filmlerde intikam alınabilir ama gerçek hayat bu kadar da kolay değildir. Çünkü hayat filminin asıl yönetmeni bir “insan” değildir ve senaryosu bir “insan” tarafından yazılmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilirsiniz psikolojide <span style="color: #800000;"><strong>“yansıtma”</strong></span> diye bir kavram var. Bu konuda <a href="http://sozluk.sourtimes.org/" target="_blank">ekşi sözlükte</a> güzel bir açıklama okudum: <em><span style="color: #99ccff;"><span style="color: #3366ff;">kendisiyle </span><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #3366ff;">yuzlesemeyen kisilerin basvurdugu bir kacis yontemidir..zayifligini kabullenmek istemeyen kisilerin kacmak istedikleri duygularini karşısındakilere aitmis, onlardan kaynaklanan bir problemmis gibi gorup isin kolayina kacmak istemeleridir..boyle kisiler egolarinin yaralanmasini kaldiramayacaklarindan</span> bu sekilde yapay bir sekilde olayi karsi tarafa yikarak yapay bir ego tatmini yapmaya bile gidebilirler..ha evet her insan zaman zaman yasayabilir, kacmak daha kolay daha acisiz gelebilir, ama bunu hayat dusturu haline getirmis insanlardan ozenle kacinmak uzak durmak lazimdir.. <span style="color: #800000;">(cressida, 20.03.2003 21:29) </span></span></span></em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu gibi durumları anlaması için insanların psikoloji bölümünü bitirmesine de gerek yok. İçimizde öyle insan sarrafları var ki Jung’u Freud ile birlikte suya götürür de susuz getirir <span style="color: #800000;"><strong> <img src='http://www.markasizsiniz.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </strong></span> Korkularınızı, endişelerinizi anlatın, paylaşın, yardım isteyin, talimatlar verin, planlar yapın ama insanları aptal yerine koymayın. İşinizi de evinizi de iyi takip edin. Masa başlarından ahkam kesmeyin. Önce kendinize sonra da insanlara güvenmeyi öğrenin. Ve dünyanın sonu gelinceye kadar da insanların asla “robot”, robotların da asla “insan” olamayacağını unutmayın.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/11/848/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayat yolunda kıvamı korumak !</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/08/hayat-yolunda-kivami-korumak/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/08/hayat-yolunda-kivami-korumak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2009 20:33:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[ara]]></category>
		<category><![CDATA[burç]]></category>
		<category><![CDATA[çekim yasası]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim mesajı]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[kıvam]]></category>
		<category><![CDATA[şeytani planlar]]></category>
		<category><![CDATA[yüzleşmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=763</guid>
		<description><![CDATA[Geçenlerde &#8220;Kişisel Markanızı her gün yeniden konumlandırın&#8221; diye bir yazı paylaşmıştım. Okumayanlar bu yazıyı okumadan önce ya da sonra bir göz atabilir. İnsan, keşfedilmesi, anlaşılması zor bir varlık. Bilim adamları bu konularla uğraşmaya devam ederken, gelin biz de anladığımız kadarı ile hayat yolculuğunda başımıza neler geldiğini farklı bir açıdan inceleyelim.  Size de olur mu bilemiyorum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Geçenlerde <a href="http://www.markasizsiniz.com/2009/06/kisisel-markanizi-her-gun-yeniden-konumlandirin/" target="_blank">&#8220;Kişisel Markanızı her gün yeniden konumlandırın&#8221;</a> diye bir yazı paylaşmıştım. Okumayanlar bu yazıyı okumadan önce ya da sonra bir göz atabilir. İnsan, keşfedilmesi, anlaşılması zor bir varlık. Bilim adamları bu konularla uğraşmaya devam ederken, gelin biz de anladığımız kadarı ile hayat yolculuğunda başımıza neler geldiğini farklı bir açıdan inceleyelim.<span id="more-763"></span></p>
<p style="text-align: justify;"> Size de olur mu bilemiyorum ama bazen bilmediğim bir şekilde kıvamımı kaybederim. Bir şeye canım sıkılmıştır ama hayat o kadar hızlı akıyordur ki bir türlü filmin nerede koptuğunu hatırlayamam. Hatırlasam bağlayacağım çünkü. Bazen de her hangi bir korku ve ümitsizliğin verdiği heyecanla, ya da mani – depresif algılarla gerçek duruşumu en yakınlarıma dahi gösteremediğimi düşünürüm. Fiziki açıdan, ruhsal açıdan ne olduğunu bilemiyorum ama bir şeyler olduğu kesin. </p>
<p style="text-align: justify;">Her şeyin bizi bir şekilde etkilediğini biliyoruz. Renklerin, seslerin, rüyaların, geçmiş tecrübelerin, genetik kodlarımızın v.s. Peki neden oluyor tüm bunlar, neden “stabil” kalamıyoruz bir şekilde. Evet doğuştan gelen burçlara bağlı ( faldan bahsetmiyorum ) özelliklerimiz de var. Sosyal ve çevresel etkilere maruz kalan bir kişilik yapımız da. Ama nasıl oluyor da yanlış anlaşılıyor, yanlış algılara kurban gidiyor, hayat bazen üstümüze üstümüze geliyor?</p>
<p style="text-align: justify;">Fizikte bir kural vardı sanırım hareket eden bir yapı sürekli hareket etmeye meyillidir diye. Yer çekimi olmasaydı hep uçardık. Her zaman gücü kontrol çabası var evrende. Bilinçli ya da bilinçsizce. Yani yaratılmış, görevleri belirlenmiş bir düzenekten bahsediyoruz. Bu karşılıklı etkileşimin en etkili boyutunu da iletişimde yaşıyoruz çevremizle. Sessiz ya da sesli iletişim fark etmez. Bir şekilde sürekli sinyaller yayıyoruz sesimizle, bakışımızla, duruşumuzla. Hatta “enerji” denilen şey ne ise biz bilmediğimiz ve belki de hiç bilemeyeceğimiz bir şeyler yayıyoruz etrafımıza. Hangi frekanstan neleri transfer ediyoruz kim bilir. Ya da telepatik olarak da bir şeylerin sinyalini alıyoruz belki. Ve “aaa nasıl da denk geldi, tam da seni arayacaktım” diyoruz telefondaki kişiye. Buna düşünce gücü ile çekim yasası gibi isimler takanlar da var.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte tüm bu karmaşık yapıda bir şeyi fark ediyoruz. O da “kişisel marka iletişim mesajı” mızı bozduğumuz anda her şey üstümüze üstümüze geliyor. Bir anda savunmasız hissediyoruz kendimizi. Bize bağıranlar, çağıranlar, yanlış anlayanlar, başarısızlıklar, oyunlar, kumpaslar, kıskançlıklar v.s. Aslında bunu yapan biz miyiz, yoksa başkaları mı? Evet yapan başkaları olabilir ama yüksek ihtimalle buna izin veren, yaptıran biz olabiliriz. Emin olun kıvamı bozan bizleriz. Kişisel marka duruşumuzu dengezileştirerek bir o yana bir bu yana savuran bizleriz. Nasıl mı? Patronumuza kızar eşimizle kavga eder, çocuğumuza bağırırız. Özel yaşamımızda sorun olur iş mesaimizde verimli olamayız, ekibimize iyi davranmayız. Hesabımızı, planımızı doğru yapmadan boş hayallere dalar, gerçek veriyi bozarak yaşamı çekilmez kılarız. Herkesin bizimle aynı hırsta olacağını, herkesin bizim gibi düşüneceğini filan zannederiz. En kötüsü de dünyaya direk kalacak gibi vicdan, saygı, hoşgörü denilen şeyleri unutur gideriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Her gün bir önceki günden zor gelir, bunu unutmayalım. Hayat ya da şeytani bir şeyler açık arar sürekli bizde. Şeytani planları olan insanlar da buna dahildir. Öncelikle insan nefsi çok bencil ve yanlışı sevdiği için her an oyun içindedir. Atalet denilen çukurlarda, yalnızlık denilen kuytularda, karanlık denilen atmosferde yakalar bizi. Küçücük bir deneme yapın. Bulunduğunu ortamı değişitirin. 10 dakikalık bir nefes egzersizi yapın. Ya da yüzünüzü yıkayın, burnunuza güzel bir su çekin, genziniz yansın, temizleyin. Mümkün ise soğuk bir duş alın. Bu fiziksel etkilerin dahi ruhunuzu nasıl etkilediğini fark edeceksiniz. Algı ve düşünceleriniz berraklaşmaya başlar. Buna bilinçli farkındalık da diyebilirsiniz. İşin kötüsü gün içindeki koşturmacamızda şu yazdıklarımın bir çoğu benim de, sizin de aklınıza gelmez. </p>
<p style="text-align: justify;">Peki ne yapmalı?</p>
<p style="text-align: justify;">İş ve özel yaşamı sekteye uğratmadan küçük küçük aralar vermeli bence. Kopan filmi tamir etmeye, konuyu yeniden yapılandırma yoluna gitmeli. Öğle yemeği mi olur, çay molası mı olur. Yorgun bir şekilde eve döndüğünüzde diyelim ki yatana kadar 5 saatiniz var. Sakın az demeyin, bu süre içinde kendinize konsantre olacak şekilde kırk beş dakika ayırabiliyor musunuz? Bugün iş performansım kötü idi, yarın nasıl daha iyi başlayabilir, aha verimli olabilirim diyebiliyor musunuz?</p>
<p style="text-align: justify;">Bazıları kendisi ile sert yüzleşmeyi sever ama ben buna pek de inanmıyorum. İnsan bir anda öğrenen olgunlaşan bir varlık değil çünkü. Zamana yayılmayan, hazmedilmeyen çözümler sizi ya da çevrenizi daha yıpratabilir. En çok eleştiri aldığım konulardan biri kendime iyi davranmamdır ve tabi ki çevreme de. Ama ben bunu seviyorum, iyilikle yaklaşmayı, ısrarla yol göstermeyi, ortak paydaları daha da sağlamlaştırmayı. Radikal kararların önemini de bilirim ama her zaman uygulanamayacağı bir gerçek.</p>
<p style="text-align: justify;">Sabah uyandığınızda, nefes alıp veriyorsanız siz hala hayatına devam eden aynı kişisiniz. Babasınız, annesiniz, öğrencisiniz, yöneticisiniz, patronsunuz, ablasınız, anne annesiniz v.s. Büyük ihtimalle aynı şeyleri yapacak, aynı insanlarla karşılaşacaksınız. Her gün ısrarla ortada yanlış bir algı varsa onu düzeltmeye çalışacaksınız. Ya da daha önemlisi mesajınızı korumaya çalışacaksınız. İçinizdeki fırtınaları kimse anlamaz, anlamak da istemez. Sizden aynı gülüşü, aynı babacan tavrı, aynı vakur duruşu isteyeceklerdir. Önce, sabah yüzünüze çarptığınız bir avuç su ile aynaya bakarak konumlanacaksınız ve aynı kişi olarak yola çıkacaksınız. Ve sizin bu duruşunuzu anlamayanlar da, saygı duymayanlar da, sevenler de sevmeyenler de bir şekilde fark edecektir. Siz yeter ki mevzinizi terk etmeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuyu çok mu dağıttım bilemiyorum ama insanların bugün size neden farklı davrandığını, her gün karşılaştığınız hadiseleri bugün neden daha kızgın algıladığınızı önce kendinize sorun. Durduğunuz yer yanlış, ruhunuzun soluduğu hava kirlenmiş, düşünce seyahatlerinde kaybolmuş ve geri gelememiş olabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Hayat yolunda her zaman kıvamında bir akışla yol alabilmeniz dileği ile.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/08/hayat-yolunda-kivami-korumak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arı gibi düşün, arı gibi düşün, &#8230;</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/07/ari-gibi-dusun-ari-gibi-dusun/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/07/ari-gibi-dusun-ari-gibi-dusun/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2009 14:25:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[arı]]></category>
		<category><![CDATA[Baba]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce sistematiği]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik tipleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[rol model]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=747</guid>
		<description><![CDATA[Arı gibi düşünmek, baba gibi düşünmek. Bir çizgi filmden yola çıkarak çocuk ve ilk örnek aldığı anne-baba rol-model ilişkisi üzerine.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/07/resim-052.jpg"></a><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/07/resim-052.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-748" title="resim-052" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/07/resim-052-300x225.jpg" alt="resim-052" width="300" height="225" /></a>2,3 yaşındaki Tuna oğlumuz bir kaç çizgi filmin hastası oldu bile. Bunlardan biri de <span style="color: #800000;"><strong>&#8220;Arı Filmi&#8221;. </strong></span>Seyretmeyen büyükler varsa tavsiye olunur. Ben de parça parça seyrettim, film çok yaratıcı ve eğlendirici. Filmde ne varsa tabi ki Tuna’cık da taklidini yapıyor. Filmde arılar bir işe ekip halinde başlarken ya da bir sorunu çözmeye çalışırken <strong>“Arı gibi düşün, arı gibi düşün”</strong> diyorlar koro halinde. Beni daha çok şaşırtan ve düşündüren Tuna’nın şu cümlesi oldu. <strong>“Baba gibi düşün, baba gibi düşün”.</strong> Eyvah dedim. Çocuk, annenin ve babanın düşünce kalıplarını dahi taklit edebiliyor ve o şekilde düşünmeyi öğreniyorsa ne olacak! Ve korktum, bu sorumluluk bana ağır geldi.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Garip bir el hareketi ile burnumu kaşıyorum, aynısını yapıyor. Arabayı kullanırken gözünü benden ayırmıyor. Baba senin göbeğin kocaman, benimki minik diye karşılaştırma da yapıyor. Bir yemeği “dürüm” haline getirmişsem illa ki onu deniyor, ondan tatmak istiyor. Koltukta benim rahat oturduğum gibi oturarak taklidimi yapıyor v.s. Neyse, uzadı.<span id="more-747"></span></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Evet genler tamam, doğuştan gelen karakter desenleri, benliğini keşfetme mekanizması da tamam.  Kimi 3 yaş diyor, kimi de 5 yaş. Tüm kişiliğin oturması ile ilgili kısa bir zamandan bahsediyoruz. Ergenlik döneminden sonra ise tabiri caizse zorlama eğitimlerle disiplin altına almaya çalışıyoruz. Bilemiyorum, 2,3 yaşına kadar Tuna’ya neleri verebildik, veremedik, ya da yanlış verdik. Ama rol-model olarak bizim gibi çekirdek aile tiplerinde en önde gelen tabi ki anne ve baba. Bu taklitlerden yola çıkarak belki de düşünce sistematiğimizi dahi örnek alıyordur. Kim, kendisinden bir kopya daha çıkmasını ister ki! Herkes daha iyisini ister bence.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Arılar çalışkan, her birinin görevi var, sorgulamadan sadece işlerini yapıyorlar. Ekip ruhu ve motivasyon ve hiyerarşi müthiş. Doğadaki görevleri ne ise onu tamamlayarak ölüyorlar. Zaten filmde de “insanlar neden bizim ballarımızı satıyor” diyerek mahkemeye veriyorlar, kazanıyorlar fakat bal yapmayı bıraktıkları için tüm çiçekler kurumaya başlıyor. Yani polenler dağılmadığı için. Filmde bencillikten, ırkçılıktan, kıskançlıktan, hata yapmaya kadar bir çok şey anlatılıyor. Doğal olarak arı gibi düşünmenin de eksik yanları olacaktır. Çünkü her varlığın evrende bir görevi ve ona göre bir duruşu vardır. En mükemmel seviyeye gelebilecek de <strong><span style="color: #800000;">“insan”</span></strong>dır bildiğiniz gibi.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Son zamanlarda kişilik tiplerini yorumlarken panter, yunus, tavus kuşu, baykuş gibi benzetmelerden yola çıkılır. Her birinin özellikleri, davranış modelleri farklıdır. Bir insan bunların her birini belirli ve gerektiği ölçülerde kullanarak huzur içinde yaşayabilir. Baskın olarak birini kullananlar da kendilerine uygun iş alanlarında başarılı olabilirler. İnsan kaynakları departmanları da artık bu yöntemleri kullanarak bu insanları o şekilde kabulleniyor ve işe yerleştiriyorlar. Yani “tek tip” diye bir şey yok. Arı gibi düşün, yunus gibi düşün, baykuş gibi düşün diyebilir Tuna ve tüm insanlar.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Geçenlerde bir yazımda ifade etmiştim. <strong>“Kişisel marka olmak ailede başlar”</strong> diye. Arı gibi düşün cümlesinden yola çıkarak baba gibi düşün, anne gibi düşün diyen çocuğunuzun düşünce sistematiğine de hükmettiğinizi düşünsenize. Ne büyük bir sorumluluk.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Aman, bizim aynımız olmasınlar. Zaten farklı olacaklar da. Dileğimiz; bizden, herkesten, her şeyden en iyilerini alsınlar. Evet, değişik varlıklar gibi düşünsünler, davransınlar. Aynı kalıptan çıkmış insan modelleri gezmesin dünyamızda. Diğer dünyaya yaklaşan bu dünyayı artık savaşlardan, katliamlardan, ırkçılıktan, haksız kazançtan, tembellikten, şiddetten arındırsınlar. Arı gibi düşünsünler, panter gibi atak yapsınlar, baykuş gibi avlarına göz koysunlar, yunus gibi uyumlu, tavus kuşu gibi neşeli, dışa dönük olsunlar. Baba gibi de, anne gibi de, dede gibi de düşünsünler, örnek alsınlar geçmişi ve bu derslerle inşa etsinler geleceği.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">En güzel, en insancıl, en doğal düşünce modellerini benimsemen ve uygulaman dileği ile Tuna’cık.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/07/ari-gibi-dusun-ari-gibi-dusun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Yeter artık, gına geldi bu yazıları okumaktan&#8221; diyorsanız &#8230;</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/yeter-artik-gina-geldi-bu-yazilari-okumaktan-diyorsaniz/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/yeter-artik-gina-geldi-bu-yazilari-okumaktan-diyorsaniz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2009 11:47:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[bilgiyi paylaşmak]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[iz bırakmak]]></category>
		<category><![CDATA[Katma Değer]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı çağı]]></category>
		<category><![CDATA[kendini keşfet]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=561</guid>
		<description><![CDATA[Adına “trend” mi, “lifestyle” mı, “lifestream” mi dersiniz bilmem ama son zamanlarda en çok tekrar edilen konular şöyle; - İş yaşamı gelecekte nasıl olacak? - Kaygı çağının getirdikleri ile nasıl başa çıkılır? - İş yaşamı ve özel yaşam dengesi nasıl olmalı? - Sosyal medyaya nasıl yansıyoruz, o bize nasıl yansıyor? - Bilginin ve paylaşımın gücü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Adına <strong>“trend”</strong> mi, <strong>“lifestyle”</strong> mı, <strong>“lifestream”</strong> mi dersiniz bilmem ama son zamanlarda en çok tekrar edilen konular şöyle;</p>
<p>- İş yaşamı gelecekte nasıl olacak?</p>
<p>- Kaygı çağının getirdikleri ile nasıl başa çıkılır?</p>
<p>- İş yaşamı ve özel yaşam dengesi nasıl olmalı?<span id="more-561"></span></p>
<p>- Sosyal medyaya nasıl yansıyoruz, o bize nasıl yansıyor?</p>
<p>- Bilginin ve paylaşımın gücü nereye kadar uzanacak?</p>
<p>- Bireysel ve sosyal ihtiyaçlara bağlı olarak değişen pazarlama kuralları neler?</p>
<p>- Durmak bilmeyen teknolojik gelişmeler neyi sunamıyor aslında?</p>
<p>- Küreselleşirken aslında aslında nerelerde ayrışıyoruz? Bu ikilemin adı başka bir şey mi?</p>
<p>- Trend denilen şey pazarlama ve medya baskısı mı?</p>
<p>- Sanal dünyada oluşturulan yapay ve uyumsuz alt kişilik rolleri gerçek yaşamımızı nasıl etkiliyor?</p>
<p>- İnsan, yaşam, zaman v.s. “şey”lerle ilgili yanlış bilgi ve algılarımız neler?</p>
<p>- Kişisel marka olmak zorunda mıyız? Her insan kendine göre marka değerini nasıl oluşturabilir?</p>
<p><strong>“Yeter artık, gına geldi bu yazıları okumaktan”</strong> diyebilirsiniz. <strong>“Kişisel Gelişim”</strong> kitaplarını görmek istemediğiniz gibi. Ama boşuna, bu konuların modası hiç geçmeyecek gibi geliyor bana. Çünkü insan başardıkları ile yetinemeyen, hırslarını pek de kontrol edemeyen bir varlık. Tüm evreni ve bu evrene içindeki her şeyi tanımak, yapılabileceklerin tümünü yapmak ve biraz da şöhret şemsiyesi altında <strong>“iz”</strong> bırakmak istiyor hayata. Bir yandan karmaşıklaştırıyor, bir yandan da sadeleşmeye çalışıyoruz hayatı. Bir toplumun 20 yıl önce eskittiğini bir toplum henüz yeni öğrenmeye başlıyor ve öğrenme döngüsü sürekli devam ediyor.</p>
<p>Aslında insanoğlu tüm bunları kendisini yeterince tanımadığı, ya da yanlış tanıdığı ve hayatın gerçekliğini fark edemediği için yapıyor. Genel olarak bir çaba, bir çırpınma gibi görünse de bazıları tüm imkanları ile bir bataklık oluşturuyor, bazıları da gelecek nesiller için <strong>“katma değerli”</strong> bir zemin. Ve bu noktada sorgulama tüm evrenden, tüm insanlıktan bireye indirgenmiş oluyor. Bu yazıların tümü de bu konularda fikir verebilmek, yorum katmak, algıyı değiştirmek için yazılan yazılar. Herkes kendini yazıyor, kendini yansıtıyor aslında. Her birinin özünde de kişisel felsefi, sosyolojik ve psikoljik algılamalar var. Zorlama yöntemlerle, aynı olmaya da ayrı olmaya da çalışmamak gerek. <strong>“Gereksiz, boşuna, bana ne”</strong> gibi ifadeleri de bırakarak ne alabiliyorsak onu almamız gerek. Bu aldıklarımızı da süzgeçten geçirerek tekrar sunmak gerek.</p>
<p>Bu konularda kendi vizyon ve misyon belgelerinizi hazırlayabilmeniz dileği ile.</p>
<p>Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/yeter-artik-gina-geldi-bu-yazilari-okumaktan-diyorsaniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Ortaya karışık bir salata&#8221; değildir hayat !</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/ortaya-karisik-bir-salata-degildir-hayat/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/ortaya-karisik-bir-salata-degildir-hayat/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2009 13:11:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Algı atmosferi]]></category>
		<category><![CDATA[an]]></category>
		<category><![CDATA[analitik düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[atalet]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce sistematiği]]></category>
		<category><![CDATA[genellemek]]></category>
		<category><![CDATA[hoşgörü]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[özel yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[sebep sonuç]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=526</guid>
		<description><![CDATA[İnsan olmak, yaşamak bir nimettir. Nimete nankörlük etmek ise insanın yapısında bulunmaktadır. Zamanın nakit kadar değerli olduğu sözü de aldanan insanı uyarma niteliğindedir. Beyin, belli bir sistematik üzerine düşünür aslında. Kategorilere, önceliklere ayırır görevlerini. Vücut, zaten yaşamımız hakkında sürekli sinyaller verir bize. Dinleyen kim! Yemek, içmek gibi alışkanlıklarımızdan uyku düzenimize kadar hemen tüm kuralları es [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İnsan olmak, yaşamak bir nimettir. Nimete nankörlük etmek ise insanın yapısında bulunmaktadır. Zamanın nakit kadar değerli olduğu sözü de aldanan insanı uyarma niteliğindedir. Beyin, belli bir sistematik üzerine düşünür aslında. Kategorilere, önceliklere ayırır görevlerini. Vücut, zaten yaşamımız hakkında sürekli sinyaller verir bize. Dinleyen kim! Yemek, içmek gibi alışkanlıklarımızdan uyku düzenimize kadar hemen tüm kuralları es geçerek devam ederiz yaşama. Sonra da bahane üstüne bahaneler ve başarısızlık ah-vah ları. Ve derin ümiztsizlik çukurlarında kaybolup gitmeler …<span id="more-526"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Evet, <a href="http://www.markasizsiniz.com/2009/02/nedenlerin-ham-maddesi-de-sonuclardaki-bas-rol-oyuncusu-da-insandir/" target="_blank">bir önceki yazımda belirttiğim gibi </a>yaşamda her şey birbirini tetikler, müthiş bir sebep sonuç ilişkisi vardır, doğrudur. Ama nedense hep karışır yaşamdaki sebep ve sonuçlar birbirine. İş hayatı özel yaşamı etkiler, bir <strong>&#8220;insan&#8221;</strong> algımız tüm insanlara bakışımız değiştirir, bir hata tüm davranışlara mal edilir, ne özür dilenilir, ne de hoşgörü gösterilir. İddialı bir duruş sergilemek ile, gurur deryasında yüzmek bir birine karıştırılır. Çocukluk anıları sürekli peşimizden gelir ve bizi bir yerlere sürükler. Ve bakarsınız ki ne hedefler tutmuş, ne tutkular yaşanabilmiş, ne de kabiliyetler en yüksek seviyede değerlendirilebilmiştir. Yine ah-vah senaryolarını oynamaya devam.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir iki örnek verelim isterseniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>örnek 1: </strong>Bugün genel müdürüm bana kızdı. Haksız idi, aslında, ama şöyle, böyle. Moralim bozuldu, ekibime de, işime de özen gösteremedim. Eve gittiğimde çocuğumla da oynamadım, eşimle bir iki kelime bile muhabbet etmeden, doğru yatağa. Sabah kalktığımda gece garip rüyalarla boğuştum ve güne heycansız başladım. Zaten bu kariyer yaşamı böyle, kendini beğenmiş üst yönetim müdürleri, bir de kayırmalar. Yok yok, iş mi değiştirsem acaba v.s.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>örnek 2: </strong>Dün eşimle bir konuda tartıştım. Onu çok seviyorum ama beni bir türlü anlamıyor. İşe moralsiz başladım. Kimseye gülmedim, yapmam gereken işleri yetiştiremedim. Bir de genel müdürden fırça yedim. Moralim bozuk olduğu için diyet ve spor programımı atladım. En iyisi bir tatile çıkayım, para da yok ama kredi kartından takılırız artık.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Fark ettiniz değil mi nasıl bir zincirleme reaksiyonla hayat perişan olabiliyor. <strong>“pireye yorgan yakmak”</strong> aslında budur. Genellemeler yapmak, sorunların hepsini aynı dosyaya işlemek, aynı kapta karıştırmak. Sonra da <strong>“gel ayıkla pirincin taşını”</strong> durumuna gelerek düşünce zindanlarında çözüm aramak.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir durun arkadaşlar, mecazi anlamda şu dünyayı bir durdurun. Hiçbir şeyi düşünmeyin, algılamayın, yorumlamayın birkaç dakikalığına da olsa. Şöyle, sıfır noktasına gelin bir oturun. Fark edin bilincinizi, derin nefes egzersileri yaparak. Olumsuzluklardan uzaklaşın hem fiziki mekan, hem de algı atmosferi olarak. Gözünüze, kalbinize başka güzellikler gösterin. Tüm düşünce seyahatlerinizi avucunuzun içine alın ve size ümitsizlik, atalet ve karamsarlık aşılayanları kasırga gücüyle savurun gitsin avucunuzdan. Bu durumu saniyeler içerisinde yaşamak isterseniz, yerinizi değiştirin, farklı yerlere geçin, ona kadar sayın, mümkün ise dışarıya çıkın v.s.</p>
<p style="text-align: justify;">Çözümler çok ve kendimiz de keşfedebiliriz hangi yöntemlerle yaşamı yönetebileceğimizi. Önemli olan bu karışıklıklarla zaman kaybetmemek ve hem kendimize, hem çevremize zarar vermemektir. Yenilenmenin sürekli olduğu evrende, iç evreninizi basit nedenlerle karartmayın. İyiyi, güzeli, doğruyu, ümit ve cesaret veren şeyleri düşünün. Düşünün ki siz <strong>“marka”</strong> sınız, farklısınız. Çocuğunuz dahi size benzemez, dostlarınız dahi sizi anlamayabilir. Her şeyi anlamak, her durumunuzu anlatabilmek zorunda değilsiniz. Dünyayı, aslında kendinizi dahi siz yönetmiyorsunuz. Sadece irade kullanımı konusunda güç sizde o kadar. Ne geçmişe müdahele edebilirsiniz, ne de geleceği görebilirsiniz. <strong>“An”</strong> dır yaşadığınız, o kadar.</p>
<p style="text-align: justify;">Galaksilerdeki, burçlardaki, tabiattaki tüm ahengi düşünelim, fark edelim. Ve yaratılıştan içimizde var olan yansımaları, özellikleri, analitik düşünce sistemine oturtalım. Hızlıca analiz etmeden hiç bir kararı vermeyelim. Ve bunu refleks haline getirelim ki damarlarımıza işleyen aceleci olmak, ön yargılı olmak, genelleme yapmak, her şeyi bildiğimizi ve doğru algıladığımız zannetmek gibi fiiller ortaya çıkmasın.</p>
<p style="text-align: justify;">Garson arkadaşa <strong>“ortaya karışık salata”</strong> siparişi verebilirsiniz tabi ki ama hayatınız için asla böyle bir sipariş vermeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgilerimle.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/ortaya-karisik-bir-salata-degildir-hayat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tılsımı bozan kim, ne?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/tilsimi-bozan-kim-ne/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/tilsimi-bozan-kim-ne/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2009 10:21:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[fırsat]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kısır döngü]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[önyargı]]></category>
		<category><![CDATA[rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[sığ]]></category>
		<category><![CDATA[tılsım]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=509</guid>
		<description><![CDATA[Tabi ki insan. İlişkiye geçtiği her şeyi sıradanlaştıran, algıları körleştiği halde bunu fark edemeyen insan. “Fark edemeyen” diyorum çünkü hangi düşüncelerde kaybolduğunu, hangi yanlış bakış açılarına hapsolduğunu dahi fark edemiyor insan. Bu nedenledir ki bazı insanlar için vizyoner, bazıları için ise “sığ” ifadesini kullanırız. Yaşamınızda kıymetini bilmediğiniz, yeteri kadar değerlendiremediğiniz kişileri, olayları hatırlayın. “Keşke şimdi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Tabi ki insan. İlişkiye geçtiği her şeyi sıradanlaştıran, <a href="http://www.markasizsiniz.com/2008/11/algilarimiz-sinirlarimizdir/" target="_blank">algıları </a>körleştiği halde bunu fark edemeyen insan.<br />
<strong>“Fark edemeyen”</strong> diyorum çünkü hangi düşüncelerde kaybolduğunu, hangi yanlış bakış açılarına hapsolduğunu dahi fark edemiyor insan. Bu nedenledir ki bazı insanlar için vizyoner, bazıları için ise <strong>“sığ”</strong> ifadesini kullanırız. Yaşamınızda kıymetini bilmediğiniz, yeteri kadar değerlendiremediğiniz kişileri, olayları hatırlayın. “Keşke şimdi olsa” dediğinizi duyar gibiyim.<span id="more-509"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Diyelim ki yeni bir projeye başlıyorsunuz, yeni bir kişi ile karşılaşıyorsunuz, ya da yeni bir yere taşınıyorsunuz. Yaratıcı fikrinizin ve cesaretinizin odak noktasını kaybederek projenizi yarı yolda bırakıyorsunuz. Yeni tanıştığınız kişi için bir süre sonra <strong>“sıradan bir insan, ne olacak ki”</strong> diyerek onunla iletişimi azaltıyor ya da pek dikkate almıyorsunuz. Çok isteyerek taşındığınız bir lokasyon artık size sıradan gelmeye başlıyor ve sıkılıyorunuz. Hep farklı şeyler istiyoruz ama yanıbaşımızda, <a href="http://www.markasizsiniz.com/2008/12/hazirda-olan-in-gucu/" target="_blank">hazırda olanları </a>tekrar tekrar keşfetmeye yanaşmıyoruz. Bu durum arkadaşlık için de geçerli, aşk için de, evlilik için de. Belki de sahip olduğumuz her şeyin tılsımını kaybediyoruz bir süre sonra.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki, bu tılsım neden bozuluyor? Çünkü kendimizi ve evrendeki dinamizmi hafife alıyoruz. En başta, <strong>“insan insan gibi olmazsa hayvan gibi olmaya başlar”</strong> kuralını unutuyoruz. Her şeyi beynimizle ya da sadece hislerimizle yönlendirmeye çalışıyoruz. Olaylara ve kişilere ön yargı ile yaklaşıyoruz. Kişisel marka tılsımını da bu şekilde kaybediyoruz, kendi kültür ve medeniyetimizi de. Hep başka dayanaklar, güvenceler arıyoruz. Kabullenmiyoruz eksiklerimizi, yanlışlarımızı, kaygılarımızı, korkularımızı. Ve bir <a href="http://www.markasizsiniz.com/2008/09/kisir-donguden-cikmak-icin-20-oneri/" target="_blank">kısır döngü </a>içinde devam ediyor yaşamımız.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya tarihinde rönesansları gerçekleştirenler, öncü insanlardır. Yığınlar, halklar, toplumlar değil. Önüne perdeler gelen, kaybolan tılsımı gözden kaçırmayan insanlardır bu kişiler. Siz de kendi çapınızda bir <strong>&#8220;rönesans insanı&#8221;</strong> olabilirsiniz. Dünyadaki krizi değil, önce kişisel krizlerinizin nedenlerini ele alın. Yaşamınızda hangi tılsımların kaybolduğunu, ya da gözünüzün önünden nasıl da silinmeye başladığını fark edin. Eşinizle, çocuğunuzla, işinizle, girişiminizle, yanı başınızdaki çalışma arkadaşınızla ilgili olabilir bu tılsım. Emin olun bu tılsımların her biri büyük fırsatlar barındırır içinde.  Kitapları tekrar okuduğumuz gibi, olayları da insanları da tekrar tekrar okumalıyız. Sıkıntılı ve neşeli iki insana atom yapısı gösteridiğinde her birinin farklı şeyler gördüğünü keşfetmiş bilim adamları. Demek ki her ne kadar izafi gibi görünse de tılsımlı alanlardan uzaklaşmamak gerekiyor. Ruhun bedene neler yansıttığını anlamak gerekiyor. Kişisel marka değerimize değer katmamız gerekiyor bu tılsımları keşfederek. Tabi bu da üç beş kitap okuma ve bir iki konferansa katılmak ile olmuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyadan göçenlerin de, yanıbaşımızda olanların da tılsımları hep bizimle olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/tilsimi-bozan-kim-ne/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>5 temel kriter</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/5-temel-kriter/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/5-temel-kriter/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2009 10:14:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[balon]]></category>
		<category><![CDATA[brand]]></category>
		<category><![CDATA[brand you]]></category>
		<category><![CDATA[ego]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[marka]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[piyon]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[viral]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=499</guid>
		<description><![CDATA[Marka kelimesi günlük yaşamımıza iş dünyasından girmiştir değil mi? Kelimenin temel anlamı olarak da karşımıza “farklılaşma, farklılaştırma” çıkar. Örneğin görsel stok ajanslarının portföyünde “brand” kelimesi ile arama yaparsanız hayvanlara vurulan damga işleminin resimlerini görürsünüz. Fakat bu kavram, pazarlama ve satış stratejileri çerçevesinde ele alınınca geniş bir yelpaze ortaya çıkıyor. Örneğin “marka konumlandırma” bunlardan sadece biri. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Marka kelimesi günlük yaşamımıza iş dünyasından girmiştir değil mi? Kelimenin temel anlamı olarak da karşımıza <strong>“farklılaşma, farklılaştırma”</strong> çıkar. Örneğin görsel stok ajanslarının portföyünde <strong>“brand”</strong> kelimesi ile arama yaparsanız hayvanlara vurulan damga işleminin resimlerini görürsünüz. Fakat bu kavram, pazarlama ve satış stratejileri çerçevesinde ele alınınca geniş bir yelpaze ortaya çıkıyor. Örneğin <strong>“marka konumlandırma”</strong> bunlardan sadece biri.<span id="more-499"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Aslında yaşamdaki tüm değerlerin, dayanak noktalarının yine insanların düşünce ve davranış dünyasından çıktığını biliyoruz. Fakat şirketler bu çerçevedeki kuralları bir paket halinde mükemmel bir şekilde uygulamaya çalıştığı ve uygulayınca da müthiş kazanımlar elde ettiği için “marka” kavramını insanlar da sahiplenmeye başladılar. Halbuki insan ticari bir “meta” değildir. Şirketler de artık bildiğiniz gibi müşterilerine, potansiyel hedef kitlesine daha duygusal yollarla ulaşmaya çalışıyor. Viral kampanyalar, alternatif pazarlama kampanyaları, sosyal sorumluluk kampanyaları ve daha insan odaklı yaklaşım getiren projeler geliştiriyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Marka Sizsiniz&#8221; ifadesi de Tom Peters’in daha yakın zamanda ifade ettiği <strong><span style="color: #800000;">“brand you”</span></strong> kavramının Türkçe&#8217;sidir. Bu “marka” ifadesi ile pazarlama kurallarını insani boyutla karşılaştırın, güzel sonuçlar elde edeceksiniz. Fakat “insan” öyle bir varlık ki kullandığımız “marka” ifadesi dahi bu anlamda yetersiz kalıyor. Bir çok kişinin algısı bunu iyi kavrayabildiği için bu ifade kullanılıyor. Biz de bu şekilde hitap ediyoruz fakat bu seslenişimizin altında yatan daha derin nedenler ve prensipler var.  Önce kendim için, sonra da sizler için bazı MarkaSizsiniz’in bazı temel taşlarını özetlemek istiyorum;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1-</strong> Yaşamımızın tek ve asıl hakimi biz değiliz. Evet, “özgür irade”mizle düşünce ve davranışlarımıza yön veriyor görünebiliriz fakat evrendeki eşsiz ahengi hiç unutmamak gerek. Tabi ki “piyon” da değiliz. Burada yaratılış ve kader ilgili tartışmalara girmek anlamsız olur ama her şeyi basit nedenlere bağlı sonuçlar gibi ele almak bana göre baştan kaybetmektir. Hiç bir hareketin, oluşumun metafizik yönünü kaçırmayın derim. Bu noktadaki doğru bakış açısını kaybederseniz hiç bir matematiksel formül problemlerinize çözüm bulamaz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2-</strong> İnsanları kendi dünyasına göre yorumlamak gerek. Her insanın kişiliği karakteri, mizacı, doğuştan gelen sosyal çevre faktörü farklıdır. Genetik kodlamayı dahi göz ardı edemeyiz. Böyle olunca “şu kuralları uygula, kesin başarılı, mutlu olsursun” yaklaşımları uzun vadeli büyük yalanlardır. İnsan, benliğini, kişilik ve karakter datasını keşfedemediği sürece bütün çabalar “havanda su dövme” ye benzetilebilir. Okumak, araştırmak ve kaybolmadan düşünmek gerek. Profesyonel anlamda destekler de önemli.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3-</strong> İnsan, “motivasyon gazı” ile doldurulacak bir “balon” değildir. Ego, şişirilmeye çok müsait olsa da buna izin vermemek ve dengeli olmak gerekir. Kendini keşfetmek demek, kendine tapmak, gurur-kibir tapınağı olmak demek değildir. Tam tersi, eksik ve geliştirilmesi gereken yönlerimizi belirleyerek insanlığa daha faydalı olmaya çalışmaktır. Lütfen sadece bu motivasyon gazı için ticari oyunlara gelmeyin, yanlış düşünce kalıplarına hapsolmayın.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4-</strong> Düşündüklerimiz bizi şekillendirdiğine göre fikren ve ruh anlamında nerelere seyahat ettiğimizi bilmek zorundayız. Özellikle kalp ve beyin ikilisini çok, hem de çok araştırmak gerek. İlla ki psikolog ya da filozof olmak gerekmiyor. Sadece bazı referans bilglere hakim olmak yeterli.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>5-</strong> Kariyer ve para yaşam için sadece bir araçtır. Kişisel markalaşma çabalarımızın hedefi yalnız maddi çıkarlara bağlanırsa yapaylıktan kurtulamayız. Yani ters teper, boşuna zaman ve enerji kaybedersiniz. İçinizi etkileyen dış, dışınızı etkileyen de bir iç dünyanız olduğunu unutmayın. Yaşamdaki duruşunuzu her zaman cebinizdeki para belirlemez.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlar, Murat Esenli’nin düşünceleri. Katılmayabilirsiniz, eleştirebilirsiniz, sorgulayabilirsiniz. Zaten her bilgiye ilk duyduğunuzda şüphe ile yaklaşmalısınız. Zorlama, doğal olmayan kuralları benimsemeyin derim. Okuduğunuz her şeyi, yaşadığınız her tecrübeyi başkalarının algısı ile yorumlamayın. Yaşamdaki duruşunuzu kendi ruh yapınıza göre ele alın ve tabi ki geliştirmeye çalışın. MarkaSizsiniz derken ne demek istediğimi daha net iafde edebilmişimdir umarım.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/5-temel-kriter/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
