<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MarkaSizsiniz &#187; hırs</title>
	<atom:link href="http://www.markasizsiniz.com/etiket/hirs/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.markasizsiniz.com</link>
	<description>Just another WordPress weblog</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Jul 2010 03:12:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Korkularınızı paylaşın ama zayıflıklarınızı yansıtmadan!</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/11/848/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/11/848/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 20:31:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[ego]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşmak]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[yansıtma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=848</guid>
		<description><![CDATA[Korkularını, zayıflıkları ile birlikte başkalarına yansıtan kişilere yazılan bir yazı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/11/iStock_000009899913XSmall.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-854" title="iStock_000009899913XSmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/11/iStock_000009899913XSmall-300x198.jpg" alt="iStock_000009899913XSmall" width="300" height="198" /></a>Her insan korkularını, endişelerini, hüzünlerini, isteklerini, çaresizliklerini, içsel karmaşasını az ya da çok paylaşmak ister. Nasihat ister, teselli ister, yardım ister, yol yöntem keşfetmek ister. Bunlar çok normal şeylerdir. Ama bir de bu durumunu kendi zayıflığı, plansızlığı, tembelliği, vizyonsuzluğu, kendine güvensizliği, basiretsizliği, hırs çukurundaki saldırganlığı ile çevresine yansıtan tipler vardır. Ve tabi ki konuşma tarzı da, vücut dili de, bakışları da irrite edicidir. Böyle bir insanı kim dinler, kim yardım eder, ya da böyle bir insana ne kadar sabredilebilir sizce?<span id="more-848"></span></p>
<p style="text-align: justify;">İnsan öğrenerek, tecrübe ederek gelişen bir varlıktır. Daha bilinçli, daha sorumlu, daha bilgili olma ile ilgili bir butonumuz ya da ilacımız bulunmamaktadır. Hem kariyer yolunda, hem de özel yaşam yolumuzda ne dereler, ne tepeler, ne virajlar aşar gideriz en sondaki kapıya doğru. Son kapının da nereye açıldığı malum zaten. Bazen tüm planlarımızın alt üst olduğunu, yaşama heyecanımızı yitirdiğimiz zannederiz. Ve hep başa döndüğümüzü, irademizin felç olduğunu zannederiz. Evet başa dönmeler de, geriye gitmeler de, hatalar da, günahlar da v.s. hepsi doğrudur. Ama nefes alıp verdikçe, yol aldığımız sürece yeniden, daha da kılı kırk yaracasına düşünmeli, rotayı düzeltmeli, yörüngeye oturmalı ve hayat kıvamını yakalamalıyız. Tüm bu karmaşa anlarında duygusal dalgalanmalarımız, yardım çığlıklarımız, atalet çırpınışlarımız aslında herkesin gözüne çarpar. Varsa yanımızda ailemiz, canımız, cananımız dostlarımız zaten yardıma koşarlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Yardımına koşulmayan kimdir biliyor musunuz? Yapay davranışlar sergileyen, bencillik girdabında yüzen, işine geldiğinde yanınızda olan, işine gelmediğinde kaçan, kendi zayıflıklarının herkeste öyle olduğunu zanneden, “ama”ları “bana bahane uydurma” diyerek dinlemeyen, işini iyi yapan para kazanan ama “insani iletişimi” gözden kaçıranlardır. Ve bu tipleri genelde iş yaşamında görürüz. Ki, genelde de müdür-patron kimliklerinde. Bu insanlar, arkalarından neler konuşulduğunun hiç mi hiç farkında olmazlar. Kişisel markla olmayı sadece “güçlü ve zengin” olmak zannederler. İşleri güçleri “büyüme ve para göstergeleri” dir. Rekabetsiz, başarısız, “iş”siz yaşayamazlar. Gidin bakın özel yaşamlarına ne büyük boşluklar vardır. Bu boşluklar da çocukluktan itibaren doldurulamamşıtır aslında. Yani 40-50-60 yaşlarında dahi çocuklukta tatmin edilemeyen duyguların öcünü almaya çalışırlar. Bu intikam duygusunu bilirsiniz Türk filmlerinde çok vardır. Filmlerde intikam alınabilir ama gerçek hayat bu kadar da kolay değildir. Çünkü hayat filminin asıl yönetmeni bir “insan” değildir ve senaryosu bir “insan” tarafından yazılmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilirsiniz psikolojide <span style="color: #800000;"><strong>“yansıtma”</strong></span> diye bir kavram var. Bu konuda <a href="http://sozluk.sourtimes.org/" target="_blank">ekşi sözlükte</a> güzel bir açıklama okudum: <em><span style="color: #99ccff;"><span style="color: #3366ff;">kendisiyle </span><span style="color: #3366ff;"><span style="color: #3366ff;">yuzlesemeyen kisilerin basvurdugu bir kacis yontemidir..zayifligini kabullenmek istemeyen kisilerin kacmak istedikleri duygularini karşısındakilere aitmis, onlardan kaynaklanan bir problemmis gibi gorup isin kolayina kacmak istemeleridir..boyle kisiler egolarinin yaralanmasini kaldiramayacaklarindan</span> bu sekilde yapay bir sekilde olayi karsi tarafa yikarak yapay bir ego tatmini yapmaya bile gidebilirler..ha evet her insan zaman zaman yasayabilir, kacmak daha kolay daha acisiz gelebilir, ama bunu hayat dusturu haline getirmis insanlardan ozenle kacinmak uzak durmak lazimdir.. <span style="color: #800000;">(cressida, 20.03.2003 21:29) </span></span></span></em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu gibi durumları anlaması için insanların psikoloji bölümünü bitirmesine de gerek yok. İçimizde öyle insan sarrafları var ki Jung’u Freud ile birlikte suya götürür de susuz getirir <span style="color: #800000;"><strong> <img src='http://www.markasizsiniz.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </strong></span> Korkularınızı, endişelerinizi anlatın, paylaşın, yardım isteyin, talimatlar verin, planlar yapın ama insanları aptal yerine koymayın. İşinizi de evinizi de iyi takip edin. Masa başlarından ahkam kesmeyin. Önce kendinize sonra da insanlara güvenmeyi öğrenin. Ve dünyanın sonu gelinceye kadar da insanların asla “robot”, robotların da asla “insan” olamayacağını unutmayın.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/11/848/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Acele ettik de ne oldu?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/10/acele-ettik-de-ne-oldu/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/10/acele-ettik-de-ne-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2009 11:37:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[acele]]></category>
		<category><![CDATA[hayat yolu]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[hız]]></category>
		<category><![CDATA[planlama]]></category>
		<category><![CDATA[telaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=778</guid>
		<description><![CDATA[Acele ederek yaşamı alt üst edenler için.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İnsanın yapısında acelecilik vardır. Her şey, bir an önce olsun isteriz. Her sorunu bir an önce çözmek isteriz. Zamanın çok çabuk geçtiğini, yaşlandığımızı düşünerek şu hayattan zevk almak için daha da acele ederiz. Daha çok para kazanmak, kariyer basamaklarını daha hızlı tırmanmak, kısa zamanda daha çok güce ve nüfuza sahip olmak iseriz. Tüm iletişim ve davranışlarımız da bu acelecilik konseptinde gelişir, çevremize de bu telaşı yayar dururuz.<span id="more-778"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bir an olsun düşünmeyiz ki, 9 aylık dönemde nasıl geliştiğimizi, nasıl yürüdüğümüzü, nasıl konuştuğumuzu, nasıl öğrenerek olgunlaştığımızı. Ham meyvenin, demlenmemiş çayın tadının ne kadar kötü olduğunu hiç aklımıza getirmeyiz. Belki teknolojinin hızını da düşünerek bilim kurgu hayallerle kendimizi ve başkalarını da robot gibi düşünür, bir düğmeye basınca o şeyin hemen olacağını hayal eder dururuz. Bilginin, tecrübenin, olgunlaşmanın hem fiziki, hem de fizik ötesi gerçekleri olduğunu unutuveririz. Çocuklarımızı sanki bir an önce büyütmeye çalışırız, büyüyünce de “aaa zaman en çabuk geçti, minicik ellerini daha çok öpseydim, oynasaydım keşke” deriz. Çocuk da zaten hep büyüklere özenerek bir an önce onlar gibi olmak istiyor ya, sorun yok.</p>
<p style="text-align: justify;">Sorun var arkadaşlar, hem de büyük bir sorun. Yaşamdaki tüm veriler bize acele etmemeyi, sabırlı olmayı, hazmederek büyümeyi, “an” ları fark ederek yaşamayı, bilinç seviyemizin on yıl sonra daha farklı olacağını söylüyor. Ama dinleyen kim. O kadar çok baskı altında yaşıyoruz ki insan, aile, millet olarak. Gelin şu baskılara bir göz atalım;</p>
<p style="text-align: justify;">1- Ailem çok fakirdi, çok sıkıntı çektik o nedenle çok çalışmam, maddi refaha kavuşmam lazım. Çocuklarıma aynı sıkıntıları bırakmamam gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">2- Yaşamdaki statümü korumam ve daha sağlamlaştırmam gerek. Bu şekilde daha mutlu olurum.</p>
<p style="text-align: justify;">3- Neden ben de zengin ve güçlü insanlar gibi olmayayım, benim nerem eksik.</p>
<p style="text-align: justify;">4- Komşunun çocuğunun dersleri harika imiş, ailemin baskısına dayanamıyorum, çok çalışmalıyım.</p>
<p style="text-align: justify;">5- Kişisel, özel yaşamımda problemlerim var, yaşım olmuş bilmem kaç, bu problemlerimi hemen çözmem gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">6- Etrafımda değişmeyen insanlar var, şu tarihe kadar değişmeleri gerek. Benim değişime pek ihtiyacım yok !!!</p>
<p style="text-align: justify;">7- O koltuğa benim oturmam gerek, kendimi daha fazla ön plana çıkarmalıyım, karizmatik olmalıyım. Bu yolda her şey mübahtır.</p>
<p style="text-align: justify;">8- Bizim çocuklar aynı hataları hala yapıyorlar, sıfır hata istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">9- Girişimci olmalı, kendi işimi kurmalıyım ve genç yaşta bunu başarmalıyım.</p>
<p style="text-align: justify;">Siz devam edebilirsiniz bu maddelere. İşte bu gibi içsel ve dışsal baskılar nedeni ile hayatı karmakarışık bir hale getiriyoruz. Ve başkalarına da zehir ediyoruz. Sabah telaşla evden çıkıyor, bekleyen yetişmeyen işlerle gün içinde çıldırıyor, evde iyice dinlenemeyerek etrafımıza stres topları saçıyor ve bu kısır döngüyü sürekli yaşıyoruz. Bir an olsun durmayı, durdurmayı, dinlenmeyi, analiz etmeyi, öncelik planı yapmayı, uzlaşmacı ve hoşgörülü olmayı başaramıyoruz. Hızlı konuşuyor, hızlı yürüyor, hızlı düşünüyor, hızlı karar veriyor sonra da kalp, şeker v.s. hastalıklarla boğuşuyoruz. Dünyada olan biten her şeyi bizim yönettiğimizi, yönetebileceğimizi zannediyoruz. Ve tabi ki aldanıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Soruyorum, sorguluyorum;</p>
<p style="text-align: justify;">- Personelinize kırbaçla “daha hızlı olun, daha çok çalışın” dediniz de ne oldu!</p>
<p style="text-align: justify;">- Özel yaşamınızdaki sorunları zamana bırakmadan yanlış bir iletişimle çözmeye çalıştınız da ne oldu!</p>
<p style="text-align: justify;">- Finansal planlamanızı yapmadan girişimci oldunuz da ne oldu!</p>
<p style="text-align: justify;">- Bir şeyleri çok hızlı öğrenmeye çalıştınız, konuya hakim olmadan hemen uygulamaya geçtiniz de ne oldu!</p>
<p style="text-align: justify;">- Beni bir türlü anlamıyorlar, kendimi bir türlü ifade edemiyorum diyerek etrafınıza saldırdınız da ne oldu!</p>
<p style="text-align: justify;">- Kendi kazanma, başarma hırsınızla hereksin öyle olacağını zannettiniz de ne oldu!</p>
<p style="text-align: justify;">Sakın yanlış anlaşılmasın. Baskıcı olmak ve displinli olmak arasında ince bir fark vardır. Hızlı olmakla planlı olmak farklı şeylerdir. İşleri paralel ele almak, önceliklendirmek ile hızlı olmak farklıdır. Tembellik, atalet, vurdum duymazlık tabi ki olacaktır ama her işin bir usulü, bir süresi vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelin söz verelim kendimize. Daha yavaş konuşalım, daha yavaş ve analitik düşünerek karar verelim. Evde ev hayatını, işte iş hayatını kıvamında yaşayalım. Sakinleşelim, çevremizi de sakinleştirelim ve “sukunet abidesi”       (sessizlik anlamına gelmez) olalım. İnsanlar huzur bulsunlar yanımızda. Büyük resmi göremediğimizde hemen bir şeylere karar vermeyelim, doğru açıyı yakalayana kadar bekleyelim. Kişisel marka duruşumuzun vazgeçilmez özellikleri olsun bunlar. İlla ki hızlı olacaksak, bir şeylerde yarışacaksak iyilik için, fayda için, vicdani duygular için yarışalım. Tüm hırsımızı, enerjimizi “insan” olmak için harcayalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve sonu belli olan bir yolda olduğumuzu unutmayarak, yolu ve yoldaki her şeyi sahiplenmeye, hakim olmaya, yalnız kendi kanunlarımızı uygulamaya çalışmayalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/10/acele-ettik-de-ne-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hedeflere ara vermek, ama nasıl olur !</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/06/hedeflere-ara-vermek-ama-nasil-olur/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/06/hedeflere-ara-vermek-ama-nasil-olur/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2009 11:41:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Apple]]></category>
		<category><![CDATA[b planı]]></category>
		<category><![CDATA[Divan şairi Rahmi]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[Farsça]]></category>
		<category><![CDATA[gemileri yakmak]]></category>
		<category><![CDATA[Girişim]]></category>
		<category><![CDATA[Google]]></category>
		<category><![CDATA[gün doğmadan]]></category>
		<category><![CDATA[Hedefler]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[nasihat]]></category>
		<category><![CDATA[tutku]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[Yahoo]]></category>
		<category><![CDATA[zaman algısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=731</guid>
		<description><![CDATA[Gün doğmadan neler doğabileceğini düşünerek kişiel hedeflerimizi tekrar gözden geçirmek için beklemek, sabretmek, hayatı akışına bırakmak ile ilgili.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/06/button-pause-256x256.png"><img class="alignleft size-full wp-image-732" title="button-pause-256x256" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/06/button-pause-256x256.png" alt="button-pause-256x256" width="256" height="256" /></a>&#8220;Gün doğmadan meşime-i şebden neler doğar&#8221;</strong> demiş divan şairlerinden Rahmi. <strong>&#8220;Meşime-i şeb&#8221;</strong> ifadesi sanırım Farsça’dan gelmiş “ana rahmindeki karanlık, döl yatağı” gibi açıklamaları var. Yani karanlıktan yeni aydınlıklara kapılar açıldığında hayatın ne getireceğinin bilinmemesi ve sürprizlerle dolu olması. Büyük hırslarla hedeflerine kilitlenmiş insanlar, zorunluluk hissederek aynı kapıları, aynı şartlarla zorlayabiliyorlar. Beklemiyorlar, sabretmiyorlar, hayatı akışına bırakarak dingin bir ruh hali ile algılarını tazeleyemiyorlar. Ve gün doğmadan neler doğabileceğini hiç düşünmüyorlar. Bu da isyana, depresyona, yanlış sulara açılmaya doğru itebiliyor bizi.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişisel marka yönetimi için her yerde yazılan çizilen maddeler arasında tutku ile bağlı olmamız gereken hedeflerden bahsedilir. Ben de bir çok yazımda bu maddeyi vurgulamışımdır. Fakat hiç düşündünüz mü, bu hedeflerin kendi algı dünyamızda besleyerek büyüttüğümüz, gerçeklikten uzak illüzyonlar olup olmadığını. Örneğin internet, yazılım ve teknoloji girişimciliği diyelim. Google, Apple, Facebook, Yahoo gibi rüyalarımızı süsleyen hikayeler. Geçenlerde Friendfeed’de bir arkadaş sordu, girşimcilik demek sadece internet mi demektir diye. Maalesef özenti nedeniyle tüm dünyada<span id="more-731"></span> start-up çılgınlığı devam ediyor. Ben de yılarca interaktif dünya, mobil dünya ile ilgili hayallerimin peşinden koştum. Ama sanal hayallerden gerçek kariyer dünyasına tekrar yöneldiğimde ( 3 yıl oldu ) ticaret piyasası ile ilgili hiç bir şey bilmediğimi fark ettim. İleride, daha sağlam adımlarla, günlerin getirdiği yeni fırsatları da kollayarak yapacağım girişimler için o kadar güzel hazırlıklar yapıyorum ki.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanoğlu çok rahat gerçek verilerle oynayabiliyor. Yani maddi imkanlardan, ailevi şartlara varana kadar ortaya çıkan matematiği görmezden gelebiliyor. İşte tam bu noktada gemileri yakma hırsı devreye giriyor. Ama hayat o kadar kolay değil ki ! Fırsatları kaçırın, arkanıza aldığınız rüzgarı görmezden gelin demiyorum. Asla. İnnovasyon, yaratıcı fikirler tutkunu şirketler de her bir çalışanına girişimci kimliğini aşılamaya çalışıyor artık. Bu girişim örneğinden yola çıkarak hayatımızdaki tüm hedefleri bu şekilde sorgulamalıyız, hem de her gün.</p>
<p style="text-align: justify;">Ümitlerimizle, hayallerimizle yaşadığımız doğrudur. Hedef koymanın da nasıl bir motivasyon aracı olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Hatta hedefi somut halde görerek ona kilitlenme ile ilgili hikayeler de vardır. İsmini hatırlayamadım ama bir yüzücü rekor denemsi yaparken çok fazla sis bastığı için ulaşacağı sahili göremeyince yarışı bırakmış. <span style="color: #800000;"><strong>&#8220;Hedefi göremiyorum, göremeyince de güç alamıyorum&#8221;</strong> </span>diye.</p>
<p style="text-align: justify;">Hangi hedef olursa olsun iş ya da özel yaşam fark etmez. Gelin her iki kategori için beş madde yazalım. Ve bu her maddeyi şu kriterlerle tekrar düşünelim;</p>
<p style="text-align: justify;">- Yakın, orta ve uzun vadede bana ne kazandıracak?</p>
<p style="text-align: justify;">- Hayatımdaki öncelik yeri neresi?</p>
<p style="text-align: justify;">- Hayatın gerçek şartlarına uygun mu, bu konuda ne kadar realistim yoksa ne kadar ütopik?</p>
<p style="text-align: justify;">- Sadece kendi nefsim için mi düşünüyorum, aileme, çevreme, tüm insanlığa faydası nedir?</p>
<p style="text-align: justify;">- Olmazsa B planları var mı? Başarısız olma durumunda ne hissederim?</p>
<p style="text-align: justify;">- Her gün, dünyadaki son günüm olabilir diye düşünürsem bu hedefler için attığım her adımın, her saniyenin huzurum için bana katkısı ne?</p>
<p style="text-align: justify;">- Beni hayattan, sevdiklerimden koparacak kadar sert mi yoksa hayatın akışına çok uygun, paralel şekilde uygulanabilecek mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bu kriterlerle düşündüğünüzde emin olun bir çoğunu, ya da en azından uygulama aşamalarını değiştireceksiniz. Hiçbir şey yapamıyorsanız, bir karara varamıyorsanız lütfen ara verin, askıya alın, beklemede kalın. Gece yatarken, sabah kalktığınızda, işe geldiğinizde, <strong>“tüh, ah, vah yine bir şey yapamadım”</strong> diyerek kendinizi yıpratmayın. Zaten bir hedefinizle ilgili bir şey yapamıyorsanız o hedefinizle ilgili büyük sorunlar var demektir. Bu da ayrı bir konu.</p>
<p style="text-align: justify;">Son yazılarımda, <a href="http://www.markasizsiniz.com/2009/05/neye-nasil-nicin-yatirim-yapiyorsunuz/" target="_blank">hayatımıza yapacağımız yatırımlardan</a>, <a href="http://www.markasizsiniz.com/2009/05/her-karar-bir-ticaret-gibidir/" target="_blank">alacağımız kararlardan </a>ve <a href="http://www.markasizsiniz.com/2009/06/gereksiz-seylerin-esiri-olmak/" target="_blank">nelerin bize  ne ölçüde gerekli olup olmadığından </a>bahsetmiştim Bu da o çerçevede bir yazı oldu. Zaman aleyhte bir düşman gibi görünse de öyle değil. Hani çok çabuk geçti diye bahaneler sıralarız ya. Önemli olan koşturmalarımız, çırpınmalarımız değil soluklanma anlarında verdiğimiz kararlardır. Mevlana demişti ya, <strong><span style="color: #800000;">&#8220;sen düşüncelerinden ibaretsin&#8221;</span> </strong>diye. Düşünmek için durmak gerek, durmak için hızımızı ve duraklarımızı ayarlamak gerek. Olan olmuştur artık konuşmamak gerek, gelecek daha yaratılmamıştır korkuya kapılmamak gerek. Belki de Baykuş gibi on adet av fırsatından sadece ikisi için havalanarak yüzde yüz başarı sağlamak gerek. Panter gibi on adet av fırsatının hepsine saldırarak yorulmamak gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben böyle rahat rahat yazıyorum ama bunları yapmanın pek de kolay olmayacağını ama nasihat almaktan asla vazgeçilmemesi gerektiğini de bilmek gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/06/hedeflere-ara-vermek-ama-nasil-olur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarzım sorunlu ise, kişisel markam da sorunludur.</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/06/tarzim-sorunlu-ise-kisisel-markam-da-sorunludur/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/06/tarzim-sorunlu-ise-kisisel-markam-da-sorunludur/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2009 21:06:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[beden dili]]></category>
		<category><![CDATA[çöp]]></category>
		<category><![CDATA[dinlemek]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel duruş]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[niyet]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi dalgaları]]></category>
		<category><![CDATA[tarz]]></category>
		<category><![CDATA[tavır]]></category>
		<category><![CDATA[vefa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=726</guid>
		<description><![CDATA[Tarz, tavır, duruş, söyleyiş şekli ile ilgili eleştirel bir yazı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Davranışlarımızda görünen, algılanan ve yorumlanarak tepki verilen tarzdır, tavırdır, duruştur, gayrettir, niyettir. Kimse bizim zihnimizi, kalbimizi okuyamaz. Müneccim olmasını bekleyemeyiz insanlardan. Çevremize sunduğumuz imaj ne ise biz <strong>&#8220;O&#8221;</strong> yuz. Beden dilimiz, ifadelerimiz, bakışlarımız, kıyafetimiz v.s. Bilirsiniz bazı insanların güzelliği yüzüne yansır sanki. Bazı insanların yanında rahat, yakın hissederiz kendimizi. Ne bakışlarından, ne de sözlerinden bir anlam çıkarmaya çalışmayız. Saflık akar dört bir yanından o insanların. Biz de o saflıktan payımızı almaya çalışırız.<span id="more-726"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Gelin görün ki bu dünyaya direk kalacakmış gibi hırslar, ekmeğimizi çalacakmış gibi çelme takmalar, kıskançlık haset damarı ile hırlamalar, gurur akan damarlarımızın neredeyse patlayacak noktaya gelmesi. Tüm bunlar bu stres-kaygı-korku çağında kuşatmış her yanımızı. Bu kuşatmayı yarmak için, topa tutuyoruz çevremizi ve aslında kalbimizin en derinlerdeki en narin örgülerini, liflerini. Hep koşuyoruz, durmuyoruz, dinlenmiyoruz, dinlemiyoruz, anlamaya ve anlatmaya çalışmıyoruz derdimizi. Evde, işte, trafikte, çarşıda v.s. her yerde. Sonuç mu, tabi ki hüsran. Nasıl oluyormuş gelin bakalım;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aşkım, ben seni çok seviyorum.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Yapma ya. Nasıl oluyor o &#8220;sevmek&#8221; dediğin şey. Yoksa sadece yatak odasında mı? En son ne zaman mutafağa girdin ya da çocuğun dağınık odasını düzenledin? En son ne zaman aşkına bir sürpriz yaptın? En son ne zaman onun dünyasıyla ilgilendin ve sorunlarını dinledin? En son ne zaman evliliğin ya da birlikteliğin özgürlüğü kısıtlamak olmadığını davranışlarınla anlatmaya çalıştın? Eve geldiğinde asıl ve en önemli mesainin yeni başladığını ne zaman fark ettin? Evde yapılacak işlerin planına, iş yerindeki projen kadar önem verebildin mi?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Harika bir insanım, neden iş yerinde hep iletişim sorunu yaşıyorum ki!</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Allah, Allah, demek harika bir insansın. O nedenle mi,</p>
<p style="text-align: justify;">- İnsanların yanından geçerken selam vermiyor, gülümsemiyor, hal-hatır sormuyorsun.</p>
<p style="text-align: justify;">- Telefonu açtığında insanlara ya alaycı, ya kızgın, ya da emredici bir tonda hitap ediyorsun.</p>
<p style="text-align: justify;">- Yazdığın e-postalarda emredici, sorgulayıcı, şirketin sahibi gibi tavırlar koyuyorsun.</p>
<p style="text-align: justify;">- Ağzındaki lafı eveleyip geveliyorsun ve bir türlü yaptığın hatayı kabullenmiyor, &#8220;kendimi bu konuda daha çok geliştirmeliyim&#8221; demiyorsun.</p>
<p style="text-align: justify;">- Bir türlü dinlemiyorsun, anlamdan ahkam kesiyorsun.</p>
<p style="text-align: justify;">- Sürekli eleştiriyor, hiç takdir etmiyor, hiç mi hiç bilgi aktarmıyor ve yardım etmiyorsun.</p>
<p style="text-align: justify;">- Patronunun ya da diğer iş arkadaşlarının senin düşmanın olma ihtimali yüzde kaçtır? Gerçekten anlamayı ve ısrarla derdini aynı düşük tonda anlatmayı ve sadece işini çok iyi yapmayı denedin mi?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bir türlü sosyal olamıyorum, bu insanlar neden benimle arkadaşlık kurmuyor, hiç dostum yok!</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Yazık, yerinde olmak istemezdim. Sebepleri şunlar olabilir mi?</p>
<p style="text-align: justify;">- Çıkar amaçlı ilişki kurduğun gözlerinden anlaşılmış olabilir mi?</p>
<p style="text-align: justify;">- İlk iletişimi, ya da iletişimi devam ettirmeyi hep başkalarından bekliyor olmayasın!</p>
<p style="text-align: justify;">- Vefa kelimesi senin için ne anlam ifade ediyor?</p>
<p style="text-align: justify;">- Eğlenmeye gittiğinizde dahi iş konuşan “kolik” tiplerden olma ihtimalin nedir?</p>
<p style="text-align: justify;">- Havalı, burnundan kıl aldırmayan, her şeyi bilirim edası senden bir şeyler götürmüş olmasın.</p>
<p style="text-align: justify;">- İnsanları gerektiğinde düşündürmeyi, gerektiğinde de güldürmeyi başarabiliyor musun?</p>
<p style="text-align: justify;">İşte tüm bunlar tarzdır, gayrettir, niyettir. Ve emin olun hemen fark edilir. Başaramayabilirsiniz, birinci olamayabilirsiniz ama çabalamak, ısrarla devam etmek en güzel ifade tarzıdır. &#8220;Dostların attığı gül bile incitir&#8221; derler. Varın gerisini siz düşünün. Bilinçli farkındalık ile sıfır noktasında durmayı ne kadar başarabiliyoruz ki! Bir çok kişi iletişime ya çok negatif ya da gereksiz pozitif noktalardan başlamıyor mu? Bilesiniz ki insanlar yalın, saf yaklaşımlar istiyorlar. Sizin sorunlarınız var da başkalarının yok mu? Sizin önceliklerinizle, değerlerinizle başkalarının bir olma ihtimali ne kadar olabilir ki!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>&#8220;Benim tarzım bu. Kişiliğim, karakterim, fıtratım böyle ne yapayım&#8221;</strong> </span>Pardon ama, savaşa davetiye çıkarmaktan başka bir şey değildir bu cümle. İş yerinde de, okulda da, evde de her yerde. Saygı kurallarını hiçe sayan, vicdan mekanizmasının çalışmadığı, sevgi dalgalarının yayılmadığı tüm iletişimler <strong><span style="color: #800000;">&#8220;çöp&#8221; </span></strong>tür arkadaşlar. Ve bu çöpler kişisel marka kaplarınızı siz fark etmeden iyice doldurur. Sonra atar atar bitiremezsiniz. Söylemedi demeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/06/tarzim-sorunlu-ise-kisisel-markam-da-sorunludur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Her karar, bir ticaret gibidir.</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/05/her-karar-bir-ticaret-gibidir/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/05/her-karar-bir-ticaret-gibidir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 May 2009 19:17:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[cesaret]]></category>
		<category><![CDATA[çıkış noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Girişim]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[karar vermek]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=697</guid>
		<description><![CDATA[Bir karar verirken hangi süzgeçlerden geçmek gerektiği ile ilgili. Öyle böyle değil, zor kriterler bunlar. M.E.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bugünlerde hayatıma radikal değişiklikler  verebilecek bir kararı analiz ediyorum. İki haftadır yoğun bir şekilde devam ediyor. Konusunu ve sonucunu burada anlatmaya gerek yok. Kariyer, iş, maddi v.s. bir çok şeyi etkileyebilir. Asıl önemli olan bu süreçte neler yaşadığımı, öğrendiğimi ve tekrar tekrar hatırladıklarımı anlatmak istiyorum;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1-</strong> Aslında her kararın arkasında büyük sebepler yattığını öğrendim. Çocukluk hayalleri, özentileri, hırsları, travmaları v.s. Ve siz birine bu <span id="more-697"></span>konuyu danıştığınızda büyük ihtimalle buz dağının altta kalan kısmını fark edemeyeceği ya da kendi algıları ile yorumlayacağı için derdinizi tam olarak anlatamayabilirsiniz. Sakın üzülmeyin, herkesin hayata farklı bir bakış açısı vardır ve asla danıştığınız kişilerin önerilerini duymazdan gelmeyin. Akıl akıldan üstündür.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2-</strong> Bir sorunu çözerken, bir kararı verirken üzerinden zaman geçtikçe çok fazla dallanıp budaklandığını ve asıl çıkış noktasındaki kaldıraç görevi gören “neden”i kaybettiğimi fark ettim. Buna sıfır noktası diyebiliriz. Bu noktaya hemen ama hemen dönmem gerektiğini anladım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3-</strong> Karar verme sürecinde, konunun farklı olabileceği ama kalıpların aynı kalması durumda sonuçların da bizi aynı hataya sürükleyebileceğini öğrendim. Aynı hata kalıbını kimse doldurmak istemez değil mi!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4-</strong> Her karara bir ticaret yapıyor gibi bakılması gerektiğini fark ettim. Hem maddi hem de manevi olarak. Finansal hesaplama gibi karlılık analizlerine benzeyebilir. Sadece paradan, yatırımdan bahsetmiyorum en değerli şey olan tüm yaşamınızın ticaretini yapıyorsunuz, unutmayın.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>5-</strong> Hayata dair hesaplar yaparken insanların aslında net verilerle oynayabildiğini anlamaya çalıştım. <strong>1+1=3</strong> yapmaya çalışmak gibi. Matematiksel sonuçların göz ardı edilmeden realitenin görülmesi gerektiğini öğrendim. </p>
<p style="text-align: justify;"><strong>6-</strong> Her kararın başkaları için de olumsuz sonuçlar, riskler doğurabileceğini ve her an buna hazır olmaları gerektiğini anladım. Yani her şey &#8220;çantada keklik&#8221; olmuyor hiç bir zaman. Parametreler, değişkenler hiç yerinde durmuyor ki yaşamda.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>7-</strong> Sağlığın ve huzurun her kararda en ön planda tutulması gereken şeyler olduğunu bir kez daha anladım. Bir şeylerin, birilerinin rağmına karar almanın kul hakkından, hırs hasarına varıncaya kadar insana bir çok kayıplar getirebileceğini fark ettim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>8-</strong> Cesaretin, girişimin, risk almanın da bir usulü olması gerektiğini düşünüyorum. Gemileri yakmanın ne demek olduğunu iyi anlamak gerek. Ve cahil cesaretini zaten anlamış olmak gerek.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>9-</strong> Ertelenen hayallerin, girişimlerin, denemelerin zaman ilerledikçe daha zor yapılabilir hale geldiğini fark ettim. Yani her şey zamanında olabiliyorsa ne güzel. Ama olmuyorsa da &#8220;40 yaşından sonra üniversite okunur mu&#8221; gibi sorular sormayın lütfen. Gerekiyorsa, bir şekilde o-ku-na-cak. </p>
<p style="text-align: justify;"><strong>10-</strong> Kendine dahi fazla gelen, kabına sığmayan, büyük hedefler rüyasını süsleyen, amaçlarına ulaşamadığı için uykuları kaçan ve en önemlisi de insanlığa daha çok nasıl faydalı olabilirim diye çırpınan insanların hiç mi hiç sakinleşemeyeceğini öğrendim. Gözlerdeki o parıltı, içteki o heyecan ölene kadar dinmeyecek eminim. Bu insanların kararları sanırım yıllar sonra daha iyi anlaşılacak. </p>
<p style="text-align: justify;">Bunun gibi onlarca madde yazabilirsiniz. Hangi süzgeçten geçmesi gerekiyorsa geçecek. Ve karar öyle verilecek. &#8220;Çok zaman alır, ben o kadar bekleyemem, zaten çok hızlı karar verebilme yeteneğim var&#8221; diyorsanız o başka! Ama unutmayalım ki bugünkü doğrularımız on yıl sonra da kesinlikle doğrudur diyemeyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kılı kırk yararcasına, bin düşünüp bir karar verebilmemiz dileği ile.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/05/her-karar-bir-ticaret-gibidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Basit&#8221; olanı kaybettik!</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/basit-olani-kaybettik/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/basit-olani-kaybettik/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Apr 2009 13:29:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Avusturalya]]></category>
		<category><![CDATA[basit]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[karmaşık]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[oku]]></category>
		<category><![CDATA[sıfır noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Steve Jobs]]></category>
		<category><![CDATA[Yalın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=653</guid>
		<description><![CDATA[Basit diyebileceğimiz en temel bilgileri ve asıl çıkış noktalarını nasıl da atlıyor, kaybediyoruz. Bilerek bulandırıyoruz zihnimizi, kalbimizi. M.E.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/04/istock_000008986036xsmall.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-654" title="istock_000008986036xsmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/04/istock_000008986036xsmall-200x300.jpg" alt="istock_000008986036xsmall" width="200" height="300" /></a></p>
<ul style="TEXT-ALIGN: justify">
<li>Çocuklar neden daha yalın, basit, yaratıcı, farklı çözümler bulur?</li>
<li>İş süreçlerinde neden hep en başa, sıfır noktasına defalarca dönülerek sorunun asıl kaynağına ulaşmaya çalışırız?</li>
<li>İletişim aksaklıklarında neden en kapsamlı saygı kuralları tekrar tekrar konuşulur?</li>
<li>Nasıl olur da bu kadar &#8220;yanlış&#8221; öğrenilir, uygulanır ve sonunda “doğru” yöntem bulunur?</li>
<li>Steve Jobs neden ürün kategorilerini en aza indirmekten, müşterinin bilgisayar paketini açarak nasıl kuracağına, kablo-düğme renklerine varana kadar beyin patlatmıştır.</li>
<li>Atatürk neden insan odaklı, yeni algılar inşa edecek devrim ve inkılapları halka en basit şekilde anlatmaya çalışmıştır?</li>
<li>Son din olan İslamiyet’in kitabı Kur’an-ı Kerim’de Yaratıcı ilk önce neden “oku”  kelimesi ile hitap etmektedir?</li>
<li>Askeri birliklerde neden en basit kurallar dahi yazılı olarak bulunmaktadır?</li>
<li>Doğmak ve ölmek kadar, “geçici süreyi” anlatan daha basit bir şey var mıdır dünyada?<span id="more-653"></span></li>
<li>İnsan, neden hem çok güçlü hem de çok zayıf bir varlıktır?</li>
<li>Yazılım kodlamalarında neden “if-else” , “select” gibi çok basit mantıklarla algoritma kurulur?</li>
<li>Örneğin Avusturalya’daki ilköğretim okullarında ilk 2-3 yıl çocuklara ekip olma, dayanışma, yardımlaşma, kendini ifade etme ile ilgili dışında matematik, fen gibi dersler neden öğretilmez?</li>
</ul>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Neden?</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Çünkü basit olan daha rahat algılanabilir, öğrenilebilir, uygulanabilir ve tabi ki güçlüdür. Karmaşık olan zordur ve çok iyi uygulanamayacağı için de zayıftır. Evet, biz, yani insanoğlu basit ve güçlü olanı kaybederek ve bu evrenin hakimi biz olduğumuzu zannederek düşünceleri, algıları, tepkileri, sistemleri daha karmaşık bir duruma getirdik. Israrla da devam ediyoruz, bir meharetmiş gibi. Kişisel hırs ve rüyalarımızla kendimizi ve çevremizi basit ve yalın olandan daha karmaşık yaşam tarzlarına zorluyoruz. Merkezde hep biz varız ve en doğrusuyuz ya, gelecek nesiller de bize benzemelidir. Şu şekilde devam edelim yaşamaya;</p>
<ul style="TEXT-ALIGN: justify">
<li>İlk insanlar bir birini öldürmüştür, öyleyse güvenlik amaçlı silahlanmak gerekir.</li>
<li>Bu topraklar bize ait olmalıdır, öyleyse savaşlar yapılmalıdır.</li>
<li>Sizinkiler bizimkileri katletmiştir, öyleyse bunun öcü alınmalıdır.</li>
<li>Tüketince mutlu oluyoruz, öyleyse daha çok tüketilmeli, doğal kaynaklar sömürülmelidir.</li>
<li>Oturacak, eğlenecek mekanlar lazım, öyleyse yeşil alanlar yok edilmelidir.</li>
<li>Tek tip insan modeli gerekiyor, dünyaya ben hükmedeceğim öyleyse tarih istediğim gibi yazılmalı, nesillere de geçmişi çarpıtarak öğretmeliyim.</li>
<li>Daha çok satış yapmak, para kazanmak, büyümek gerekir. Müdürlerin, çalışanların iletişimi, motivasyonu atlanmalıdır.</li>
<li>Ben hayatımı yaşıyorum, özgürüm öyleyse aile ilişkilerinden, komşuluk ilişkilerinden bana ne.</li>
</ul>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Evet, aslında en başta basit olan bir bilgi kaybolur yaşamda. O da “insan, özellikleri ve değerleri”. Öğrendiğimiz her bilgi, her formül doğru ve yerinde kullanılmaz ise düşünce dünyamızı karmaşıklaştırır. Yıllar geçtikçe neden çocukluk günlerimizi nostaljik öğelerle anarız?</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">İş yaşamınızda ya da özel yaşamınızda şöyle hafif bilgi-algı sınavı yapın. Basit diyebileceğiniz bir çok bilginin atlandığını, unutulduğunu, yanlış algılandığını fark edeceksiniz ve şaşıracaksınız. İlk okul sıralarına dönmek gerektiğine karar vereceksiniz neredeyse. Üstelik siz de karşınızdaki kişilerin bu konuları çok iyi bildiğini varsayarak davranıyorsunuzdur eminim.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Bu yazıyı neden yazdım? Friendfeed’te Microsoft’un üst düzey yöneticis Balmer’in “ basılı yayınlar 10 yıl sonra yok olacak” sözleri için yazdım. İş yerinde en basit bilgilerin, kuralların, iletişim yöntemlerinin atlanarak nasıl verimsizlik yaratıldığını fark ettiğim için yazdım. İnsanların detaylarda boğularak nasıl da en temel kriterleri atladıklarını görerek yazdım.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Bırakın dijital kağıtları, harika sistemleri, online uygulamaları, uzay çağı ütopyalarını … Dünyanın bir kısmı hala aç, işsiz ve savaş altında. Kendi ülkemizin doğusunda da, batısında da eğitimden gelir seviyesine kadar uçurumlar bulunmakta. Etrafınızdaki bir çok şirket ve insan bilgisizlikten, bilinçsizlikten çaresizce kıvranmakta aslında. Ne olur bırakın havalarda uçmayı, üst diller, disiplinler oluşturmayı.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Kaybettiğiniz &#8220;basit&#8221;leri uykunuzu kaçıracak kadar sorgulamanız dileği ile.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/basit-olani-kaybettik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nasıl &#8220;kişisel marka&#8221; oluyorlar?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/nasil-kisisel-marka-oluyorlar/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/nasil-kisisel-marka-oluyorlar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2009 14:29:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[analitik düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[beden dili]]></category>
		<category><![CDATA[çile]]></category>
		<category><![CDATA[cv]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce networkü]]></category>
		<category><![CDATA[geleceği planlamak]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[Hedef]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[kendini bilmek]]></category>
		<category><![CDATA[maliyet]]></category>
		<category><![CDATA[sebep sonuç]]></category>
		<category><![CDATA[şeffaflık]]></category>
		<category><![CDATA[sıfır noktası]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<category><![CDATA[tutku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=650</guid>
		<description><![CDATA[Kişisel marka olanların yaşamlarında uyguladıkları 25 madde. Yetersiz olduğunuz 3 maddeyi seçerek geliştirmeye ne dersiniz?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">1- Kendilerini net olarak tanımlayabiliyorlar fakat kalıplara, sınırlara hapsetmiyorlar. Açıklar, şeffaflar, rahat uyum sağlanabilir bir görüntü veriyorlar. CV’lerinde dahi bunu görebiliyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">2- Tutkuları var. Hem maddi hedefler anlamında hem de toplumsal dayanışmaya, bireysel özgürlüklere bakış anlamında ufuk açıcı duruş sergiliyorlar. Ama asla tutkularının esiri olmuyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">3- Hırsları tavan yapıyor aslında fakat kontrol altında tutmayı başarmak zorunda olduklarını biliyorlar. Daha planlı bir şekilde bu hırsı tüm yaşama yayarak sürekli gelişim içinde bulunuyorlar.<span id="more-650"></span></p>
<p style="text-align: justify;">4- Yaşamlarında hep tutku ile sarıldıkları hedefleri oluyor. Ve bu konuda kendilerini sürekli geliştiriyorlar. Geçici heves şeklinde değil yıllar sonrası için planlar yaparak adım adım ilerliyorlar. Aksiyona geçme konusunda bir eksiklikleri yok fakat acele etmiyor, her şeye her zaman atlamıyorlar. Yani tez canlı değiller. Ölçerek, biçerek, iyice analiz yaparak karar veriyorlar. Aynı zamanda bu hedefleri ulu orta her yerde anlatarak, görgüsüzce reklamını yaparak işi ayağa düşürmüyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">5- Maliyet, getiri ve karlılık hesaplamasını  sadece finansal bir zorunluluk olarak değil yaşamı daha gerçekçi algılayabilmek için kullanıyorlar. Düşüncede, davranışta, her zaman bu hesabı yapmaya çalışıyorlar. Tasarruf hesabı diyebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">6- Sıfır noktasında bulunmayı seviyorlar. Negatif ve pozitif yönlerde fazla kalmadan, bilinçli farkındalık duruşundan uzaklaştıklarında hemen bu noktaya dönebiliyorlar. Özellikle iletişimi bu saflıkta başlatıyorlar. Yani ön yargıları, yanlış algıları da sıfırlıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">7- Eski olanla değil yeni olanla kıyaslıyorlar ama eskiden ibret almayı asla ihmal etmiyorlar. Hiç unutmuyolar geçmişlerini aslında.</p>
<p style="text-align: justify;">8- Geleceği planlıyorlar, trendlere öncülük ediyorlar. Önce algıları bozuyor ve yeni beyinler inşa ediyorlar. Geleneksel modelleri yaratıcılık ve innovasyon teknikleri ile daha verimli hale getiriyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">9- Kendi düşünce networklerini yönetiyorlar. Çünkü insanların düşünce yolculuklarında kaybolduklarını biliyorlar. Not tutuyorlar, kayıt altına alıyorlar, arşiv oluşturuyorlar ve etkili hatırlatma araçlarını kullanıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">10- Gerektiği kadar sahnede oluyorlar. Yüzlerini çok da eskitmiyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">11- Giyim kuşamlarından, yürümelerine, gülmelerine, konuşmalarına kadar tüm beden dili kurallarına uymaya çalışıyorlar. Fakat hiç de yapmacık ve zorlama şeklinde değil. Zaten bu duruşlarını fazlasıyla tekrarlayarak refleks haline getiriyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">12- Çevrelerine güven ve huzur yayıyorlar. Buna pozitif enerji de diyebilirsiniz. Kiminin hitabeti, kiminin bakışı, kiminin gülüşü v.s. Tavırları “dil” halinde bize mesaj olarak geliyor. Öğretmen gibi, anne gibi, dost gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">13- En kolay, en basit, en kısa, en verimli yolları, çözümleri tercih ediyorlar. Oyalamaktan ve oyalanmaktan nefret ediyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">14- Sebep-sonuç ilişkisini ve dolayısıyla evrendeki düzeni anlamış oluyorlar fakat nedenleri çok iyi yorumlayarak sonuçlara odaklanıyorlar. O nedenle lider yönetici olarak insanlara, şirketlere yön veriyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">15- Danışmaktan, sormaktan, dinlemekten çekinmiyorlar. Bu konuda müthiş tevazu sahibi oluyorlar. Sonuçta değişmekten de korkmuyorlar, direnmiyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">16- Onların da kafalarında bin bir tilki geziyor fakat sapla samanı bir birine karıştırmıyor olabildiğince analitik düşünüyorlar. Parçaların bağlantılarını atlamadan ayırıyorlar, ayırıyorlar, ayırıyorlar. Böylece beyinleri daha hızlı ve basitçe çözüm bulabiliyor sorunlarına.</p>
<p style="text-align: justify;">17- Nasıl oluyorsa beş duyu haricindeki akıl, mantık, his, sezgi, ilham gibi özellkleri daha çok kullanıyorlar. Sanırım bu özelliklerini geliştirebiliyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">18- Sabır göstermenin erdemini “her şeyde hayır vardır” diyerek uyguluyorlar. Anlık tepkiler değil – yaşama ihtimallerini düşünerek- belki elli yıllık tepkiler veriyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">19- Hava atmıyorlar. Başkaları onu överek onun namına yeterince hava atıyor zaten.</p>
<p style="text-align: justify;">20- Her yaptıklarında sosyal-bireysel faydayı, dayanışmayı, hakkaniyeti ön plana çıkarıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">21- Her şeye hakim olmaya, baskı kurmaya çalışmıyorlar. Doğal olan akışı tercih ediyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">22- Hataları tecrübe olarak yorumluyor ve insanları eksiklikleri ile kabulleniyor, yardımcı olmaya çalışıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">23- Görünüşte çok rahat, zengin, güçlü görünebilirler. Aslında konumlarını korumak, prensiplerini çiğnememek için mücadele ediyorlar, çile çekiyorlar. Dışarıdan göründüğü gibi rahat değiller aslında. Çevrelerine ümitsizlik aşılamak istemedikleri için dengeli davranıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">24- Başkalarının ne düşündüğünü tabi ki önemsiyorlar fakat bunu sadece faydalı bir geri bildrim olarak ele alıyor, sonuçlar çıkarıyorlar. Asla “başkaları ne der” kompleksi ile yaşamıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">25- Israrla aynı duruşu sergiliyorlar. Yanar döner olmuyorlar. Ve bu duruşlarını yıllar sonra daha da perçinleyerek tarihe isimlerini yazdırmış oluyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunların hiç birini yapmayarak kötülüğüyle ün yapan insanlardan bahsetmediğimiz ortada. Bunların tümünü çok iyi yapan bir insan bulmak da zor aslında. Demek istediğim bu konulara dikkat eden, eksiklerini geliştirebilenler markalaşıyor gerçekten. Eksik olduğunuz üç maddeyi seçin ve geliştirerek değiştirmeyi deneyin. Siz değiştikçe başkalarının da değiştiğini göreceksiniz. Ailenizde, iş yerinizde ve tüm yaşamınızda. Kolaylıklar dilerim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/nasil-kisisel-marka-oluyorlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kişisel marka olmak “ne” değildir?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/kisisel-marka-olmak-%e2%80%9cne%e2%80%9d-degildir/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/kisisel-marka-olmak-%e2%80%9cne%e2%80%9d-degildir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2009 13:14:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[bencillik]]></category>
		<category><![CDATA[çıkar ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal zeka]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[gurur]]></category>
		<category><![CDATA[Hedefler]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[imaj]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[karizma]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[narsist]]></category>
		<category><![CDATA[nüfuz]]></category>
		<category><![CDATA[özgüven]]></category>
		<category><![CDATA[şöhret]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü olmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=646</guid>
		<description><![CDATA[Hayatı doğal, dengeli, kıvamında yaşayabilmek başlı başına marka olmaktır zaten. Kişisel marka olmayı yanlış algılamamak için.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kişisel marka olmak yapay, narsist, bencil ve gurur dolu davranış kalıplarına yerleşmeye çalışmak değildir. Zengin olmak, güç ve nüfuz sahibi olmak da değildir. Ünlülerin her yaptığını örnek almak da doğru değil. Kişisel marka olmak en başta sıfır noktasında bir insan olmakla başlar. Ve bu noktadan uzaklaştığınızda tekrar, hızlıca bu noktaya dönmek gerekir. Yani düşüncelerde, hayallerde, kaygı bulutlarında kaybolmamaktır. Bu kavramın moda, trend ya da bir popüler kültür malzemesi olmadığını daha önceki yazılarımda hep anlatmaya çalıştım. Yine, tekrar gibi olsa da günlük bazı davranış modellerimizin, rollerimizin nasıl olmaması gerektiğini anlatmak istiyorum.<span id="more-646"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Özgüven:</strong> İnsanın kendini tanıması “benlik” keşfi ile başlar. Tüm varlık dünyasını da bu şekilde kavramaya çalışır. Bu keşif ile yola çıkarak karakterini, kişilik kalıplarını daha bilinçli bir şekilde anlamak ve ona göre davranmak ister. Kişisel markalaşma sürecinin en başında da tüm otoriteler “kendini tanımak” tan bahseder. Evet, yaşama tutunmak, olumlu ve ümitli olmak, çevreye pozitif enerji yaymak, hedeflere tutunmak, doğru iletişim ve ilişki yöntemlerini uygulamak açısından özgüven çok önemli. Varlığımızı bilinçli olarak fark etmek ve çevremize sunmak için de çok önemli. Ama gelin görün ki, bu benlik keşfi sınırlarını aşarak, aşırı özgüven pompalaması şeklinde insanları akıl almaz yanlışlara sürüklüyor. Tarih, kendini Tanrı ilan edenlerden Mesih ilan edenlere kadar bir çok örnek ile dolu. Dehasını, dünyayı yaşanmaz bir yer haline getirmek için kullanan devlet adamlarının ne kadar da çok olduğunu biliyoruz. Evet bu insanlardaki aşırı özgüven başarı, zenginlik, ün ve “marka” olmayı sağlamıştır ama tarihte kara bir leke olarak sonsuza kadar kalmalarını da sağlamıştır. Çeşitli korkular, kaygılar, psikolojik travmalar ve doğuştan gelen bazı etkenlerle bunun eksikliğini hisseden bir çok insan var, biliyoruz. Herkes için bunun bir oranı var. İnsan “tam kıvamında bir yemek, bir tatlı” gibi olmak zorundadır. Önemli olan eksikliği gidermek ve olan özellikleri de aşırı kullanarak insanlığa zarar vermemektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Hırs:</strong> Hırs, aslında yaşamda bir şeylerin tek hakimi “biz” mişiz gibi davranmaktır. Hırs göstermek, çabalamak, sabır göstermek, ümitli olmak adına harika bir özelliktir. Ama illa ki “şu iş şöyle olacak” diye tüm değişkenleri göz ardı ederek hırsa bürünmek çok acı sonuçları getirebilir. Hırs, gözü kör eder derler. Bu göz bildiğimiz göz değil, algı, düşünce, vicdan gözüdür. Bu asıl göz de olayları nasıl görmek istiyor ise iki gözümüz de öyle bakar, öyle görür. Hırs, özgüven maddesinde bahsettiğimiz insan “kıvamını” bozar. Özellikle maddi ölçülerde ve kazanmak ile ilgili hedeflerde süreç yıpratıcı hale gelir. İnsan, düşünce ve davranışları ile ya insan, ya da hayvan olmak için hırs gösterirmiş. İş yaşamında da, özel yaşamda da hırs, öne çıkmayı sağlayabilir. Fakat hırs genelde bencilliği körükler, yardımlaşmayı untturur, hedefleri ve öncelikleri birbirine karıştırır. Önemli olan bu özelliği doğru şekilde ve insanlığa faydalı hizmetler için kullanmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Hedefler:</strong> Ümitlerimizle yaşıyoruz. Kendimize hedefler koyuyor ve peşinden koşturuyoruz. Fakat belli periyodlarda bu hedeflerin bizim için doğru olup olmadığını ve öncelik sırasının ne olması gerektiğini sorgulamıyoruz. Uygulanamayacak hedefler koyarak irademizi zora sokuyoruz ve vazgeçiyoruz. Tüm bunlar bir yana, koyduğumuz hedefleri takip etme ve ölçme adına neredeyse hiçbir şey yapmıyoruz. Ama iş hava atmaya gelince biz “kişisel marka”yız ya, hep hedeflerimizi anlatıyor, övünüyoruz. Büyük hedefler koyunca kendimizi süper hissediyoruz. Patlama ihtimali yüksek ve etrafa zarar verebilecek balonlar şişiriyoruz aslında. Siz siz olun uzun dönem hedefleri, orta, kısa ve haftalık, günlük hedeflere yayın. Yani blok hedefleri bölerek yutun, büyük adımları küçük adımlarla tamamlayın.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- His-Mantık:</strong> Yaratılışımızla gelen bu iki donanımı bilim adamları hala anlamaya çalışıyor. Bunun dışında çok daha sır gibi özelliklerimiz var da onları pek kimse bilmez. Merak ediyorum, beynini tam kullanamayan ve duygusal zekayı daha yeni keşfeden ( aslında eskiden başka kavramlarla ifade ediliyordu ) insanlar nasıl olur da en “doğru” kararı ben verdim diyebilir. Bugünün doğrusu on yıl sonra da geçerli olur mu? Bu iki özellik arasında neredeyse görünmez bir çizgi dengesi kurulmalıdır. Evet her kişilik için farklılık gösterebilir ama yaşam her kişiliğe göre kendini ayarlamıyor. Biz alt kişilik ve davranışlarımızı yaşama entegre etmek zorundayız. İnsana doğuştan sunulan özellikler vardır ve geliştirilebilir çekirdek halindedir. Ama, emin olun hepsinin bir sınırı vardır. Öyle “sonsuz güç” filan da yalandır. Daha önce bir çok kez ifade ettim. Akıl, kalbin sadece bir vasıtasıdır. Dile getiremediğimiz çok daha içsel bazı “durumlar” yaşarız karar verirken ve uygularken. Bu da vicdani derinliğe doğru gider. Mantık kalıplarına sıkışmamak ve marka olacağım diye 1+1=2 tarzında düşünmemek gerek.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Çıkar ilişkisi:</strong> Çıkarsız ilişki ve yardımlaşma örneği için neredeyse her zaman “anne” örneği verilir. Dünyamız da sebep-sonuç ilişkileri üzerine doğal bir döngü üzerine yaratılmış olunca, ilişkilerde de az da olsa hep “çıkar” olacaktır. Kazan-kazan mantığı da üstü örtülü çıkar anlaşmasıdır aslında. İşin uzmanları özellikle etkili ilişkiler konusunda ilk yardım eden, iletişimi başlatan taraf olmamızı tavsiye ediyorlar. Israrla bu şekilde “ilk fayda” göstermeye açık insanlar daha mutlu oluyorlar. Sonucunda önemli bir getirisi olmasa dahi. Psikolojik tedavilerde “yardım ettirme” yöntemi kullanılıyormuş. Kişisel marka olacağım diye yapay çıkar ilişkilerini zorlamak ters tepebilir. Zorlama çabalar da herkese itici gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Her yol uygun:</strong> İş yaşamında başkalarının sırtına basarak yükselmek, başkalarının başarılarını sahiplenmek, başkalarına zarar vererek bir yerlere ulaşmak v.s. O kadar çok karşılaşıyoruz ki günlük yaşamımızda. Yukarıdaki maddeleri de göz önüne alırsak gözümüzü kör eden bir hırsla, gerçeklikten uzak çabalarla, bencilce davranışlarla markalaşmaya çalışmak sonuçta hüsran getirecektir. Ona bakarsanız mafya insanlar da, tarihte masum insanları katledenler de marka olarak zihnimize kazınmış durumda. Ama nasıl marka? Yol, yöntem, tarz her şeyde geçerli. Tüm evrende her şey sistematik kurallar çerçevesinde işliyor. Kuralsızca, plansızca, zarar verici yöntemlerle uygulayacağınız her şey sizi bir noktaya getirse de o noktanın “kişisel marka” noktası olmayacağı açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Güç-nüfuz:</strong> Güçlü olmak, nüfuzlu olmak ne harika bir şey değil mi? Bir çok kişi buna “evet” der. Genelde zengin ve ünlü insaların aileleri ile birlikte toplumlara yön verdiğini fark ediyoruz. Bana göre dünyaya yön verenler bu insanlar gibi görünse de asıl yönverenler daha mütevazi, daha alçak gönüllü, daha hoşgörülü, insan haklarına ve fikirlerine daha saygılı kişilerdir, eminim. İnsanların bilinçlerini sarmalayan, düşünce dünyasını değiştiren akımlar çok zor şartlarda oluşmuştur. Sürekli güç gösterisi yapmak, gücü kontrol edememek, hep bir şeyler üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmak hiç de sevimli değil. En büyük liderler hakkıyla, kıvamında “insan” olmayı başarabilenlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Gurur-Kibir:</strong> Hayatımızda gururlu bir duruş sergilemek, güven verme açısından tabi ki çok önemli. Ama burun seviyesi yukarıda ve “şu karşıdaki dağları ben yarattım” edasıyla yürümek kimseyi kişisel marka yapmamıştır bugüne kadar. Benlik ve özgüvenden yola çıkarak ulaşılabilecek en kötü nokta gururdur. Bu da hastalık gibidir. İnsan kendi çapında disiplinler, planlar hazırlayarak bunu tedavi edebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Kariyer-iş:</strong> Yaşamımızda büyük yer kaplıyor “iş” Yıllarca okuyoruz, çalışıyoruz daha iyisine daha kazançlısına ulaşmak için. Meslek olarak da pek gölümüzde yatan aslanı bulamıyoruz ama maçı idare ediyor ve mekliliğimiz beliyoruz. Geçenlerde <a href="http://ugurozmen.com" target="_blank">Uğur Özmen</a>’in yazdığı gibi savaş sanatı aslında. Çünkü yapay ve çıkar ilişkileri daha baskın geliyor. Kişisel marka deyince de aklımıza ilk gelen kategori bu oluyor. Çünkü işin ucunda ünlü, zengin, güçlü bir CEO olmak var. Ya da işin sahibi, patronu olmak. İşi yalakalık derecesine vardıran, sürekli kendini sahneye atan, yaşamı işten ibaret gören tipler de var, biliyorsunuz. Ruhunu satmak bu olsa gerek. İleitşimin tüm zorluklarını, büyük sabırla iş hayatında çözmeye çalışıyoruz. Yıpranıyoruz, üzülüyoruz ve ister istemez bu özel yaşamımızı da etkiliyor. Her ne kadar hayatı bir bütün olarak algılamaya çalışsam da, iş kategorisinde bir çok alt kişiliklere girmek zorunda kalıyorum ben de. Son olarak başka bir yazımda anlatmak istediğim bir konu var. O da “iş hayatından kopya çekmek”. Bir projeyi nasıl devam ettirdiğiniz, bir sorunu nasıl çözümlediğiniz, bir ürünü nasıl lanse ettiğiniz örneklerini özel yaşamınız için yorumlamak, uygulamak çok önemli. Zaten “marka” kelimesi de buradan örnek alınmış. Özellikle fark yaratma, konumlanma, etkiyi artırma açısından. Yoksa insanın ticari bir meta olmadığını herkes biliyor. Burada da önemli olan dengeli, tadında ve uzun vadeli düşünerek iş yaşamını yönetmektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Sosyalleşmek:</strong> Internette o kadar çok aranıyor ki! “Nasıl sosyal olabilirim, sosyal olmak ne demek” diye. Kişilik ve karakterimizle ilgili olduğu çok açık. Bazı insanlar girişken, iletişime açık, insanları olduğu gibi değerlendiren, paylaşmayı seven kişiler oluyor. Bazılarımız ise soğuk, çekingen, ketum, kapalı tipler oluyoruz. Kişisel marka olmak için sosyal ilişkiler ve sosyal medya alanlarındaki aktivitemiz çok önemli. Ama zorlama ile olmayan bir duruş bu da. Önemli olan bir çok kişiyle tanışmak, sürekli gezmek tozmak, her arkadaş grubuna katılmak, her diyaloğa karışmak, gereksiz masraf yapmak değildir bence. Bu durumda sosyal-asosyal ayrımı yapmak da haksızlık olur. Herkes kendi çapında devam ediyor hayatta. Geliştirebildiğini geliştiriyor, düzeltebildiğini düzeltiyor. Fakat bu konuda başkalarına özenmek, zorla onlar gibi olmaya çalışmak sizi siz olmaktan, marka olmaktan uzaklaştıracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Kontrol:</strong> Bugünlerde yaşamda unuttuklarımızdan, planlayamadıklarımızdan, düzenli ve pratik not alamamaktan çok fazla bahsediyorum. Ve tabi ki iş yaşamında, örneğin bir depo giriş çıkışını takip eder gibi yaşamımıza, öncelikle düşünce dünyamıza sızan her şeyin nasıl takip edilmesi gerektiğini araştırıyorum. Evet, insan bir projedir ve bir şirket gibidir aslında. Ama bunu bir kontrol paranoyası haline getirmek kesinlikle bunaltıcıdır. Bu kontrol mekanizmalarını oluşturmak için “her şey için 4 şey” başlıklı yazıma bakabilirsiniz. Varın siz yorumlayın sosyal networkünüzü, medyanızı, kişisel markalaşma sürecinizi nasıl takip ettiğinizi. Bu konuda büyük açmazlarım var. “Ben çok rahat takip edebiliyorum, her şeyi bilinçli şekilde zamanında yapabiliyorum” diyen varsa hemen öğrencisi olmaya hazırım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Karizma-imaj:</strong> Fiziksel görünüşümüz, beden dilimiz, konuşma biçimimiz, tonlamamız v.s. tabi ki çok önemli. Ama kişisel markalaşma sadece bundan ibaret değil. Daha çok içimizden başlayan bir yolculuk aslında. Oyuncular, sanatçılar buna daha fazla önem göstrebilir ama bu konuda “normal” olmak da yeterlidir aslında. Karizmatik olmak bazı davranışları ezberlemekle olmuyor. Algı denilen şey de beş duyudan ibaret değil ki. Bunların dışında birkaç adet daha duygu merkezi olduğu söyleniyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Ün-şöhret:</strong> Aslında tüm maddeler bir anlamda bunu anlatıyor ama ayrıca ele almak gerek.Herkes televizyon yıldızı, devlet adamı, ya da ünlü bir sporcu olamayacak bunu biliyoruz. Kişisel marka olmanın da bu insanların tekelinde olmadığını da anlamış oluyoruz. O zaman geçin bir aynanın karşısına ve önce kendinize bakın. Kendimle barışık, kendimi seven, kendime saygı duyan bir insan mıyım diye. Sonra aile ve yakın çevrenizin algısını ölçün. Siz onlar için ne ifade ediyorsunuz diye. En son daha geniş dairedeki marka duruşunuzu sorgulayın. Bu konudaki yanlış agınızı bu şekilde değiştirebilirsiniz. Bir mahallede en sevilen kişilerden biri olmak dahi marka olmaktır bence.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzun oldu, farkındayım ama bu maddelerin hepsi kişisel markalaşma kuralları ile ilgili olduğu, sürekli konuşulduğu halde nasıl olmaması gerektiğini anlatmaya çalıştım. Hayatı doğal, dengeli, kıvamında yaşayabilmek başlı başına marka olmaktır zaten.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/kisisel-marka-olmak-%e2%80%9cne%e2%80%9d-degildir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Blog Ödülleri&#8221; için hırs yapmalı mıyım?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/blog-odulleri-icin-hirs-yapmali-miyim/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/blog-odulleri-icin-hirs-yapmali-miyim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2009 02:44:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Blog Ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[blog yazmak]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[yarışma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=640</guid>
		<description><![CDATA[Blog ödüllerini 2008 yılından hatırlıyorum. Çok hoşuma gitmişti ama o zamanlar Marka Sizsiniz henüz yok idi. Internet üzerindeki medya özgürlüğünü, fırsatlarını yakalayabilmek adına çok değerli bir organizasyon bence. Kazanmak da önemli, katılmak da önemli, oy vermek de, blog dünyasının reklamını yapmak da. Ben son anda katılmaya karar verdim. Her ne kadar 140 adet “post” olsa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/04/oyver.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-643" title="oyver" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/04/oyver.gif" alt="oyver" width="157" height="79" /></a>Blog ödüllerini 2008 yılından hatırlıyorum. Çok hoşuma gitmişti ama o zamanlar Marka Sizsiniz henüz yok idi. Internet üzerindeki medya özgürlüğünü, fırsatlarını yakalayabilmek adına çok değerli bir organizasyon bence. Kazanmak da önemli, katılmak da önemli, oy vermek de, blog dünyasının reklamını yapmak da. Ben son anda katılmaya karar verdim. Her ne kadar 140 adet “post” olsa da bu konuda hala acemi ve çömez sayılırım. Kıdemli ve değerli içerik üreten arkadaşlara saygım sonsuz olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Marka Sizsiniz 2008 Haziran’ı gibi çıktı ama asıl yeni tasarımı ve dolu dolu içeriği ile Kasım 2008’de hayata başladı diyebiliriz. Tabi ki Burak Dönertaş-Blogdestek uzmanlığı ile. Kişisel markalaşma adına fark ettim ki herkes 10 ya da 20 maddeyi sayıyor o kadar. Ya da bu kavram sadece “image maker” olarak değerlendiriliyor. Bana göre yaşamın ta kendisi ve zorunluluğu. Çünkü insanın kendini tanımasından yola çıkarak, çevresine nasıl sunacağına varana kadar ömür boyu bir süreç ortaya çıkıyor. Bu süreci de kontrol etmek, yönetmek gerekiyor. Hedefim de hala <strong>“Kişisel Markalaşma Süreç Yönetimi &#8211; Personal Branding Process Management”</strong> için bir web tabanlı aplikasyon-program var. Sosyal medyadaki kişisel marka takibi açısından bazı uygulama örnekleri görüyorum internette ama düşündüklerimin çok az bir kısmı var ve çok yüzeysel.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle bu içeriğin bana çok faydası oldu. Başkalarına da faydası oluyor ki yorumlar yazılıyor, günlük tekil ziyaretçi 100’ü aşıyor, eğitim-koçluk tetklifleri v.s. geliyor. Ben de bu değeri Blog Ödülleri yarışmasına katayım dedim ama kategori olarak da en uygun ve zoraki “Pazarlama” bölümünü seçince baktım ki beni aşan çok sayıda blog var ve oylarım yerlerde sürünüyor. Bir haber vereyim dedim. Hırs yapmaya hakkım yok, zaten ne geldiyse başıma hırstan geldi. Ama değerli oylarınızı beklerim. Çok basit. <span style="color: #800000;">Sağdaki &#8220;banner&#8221;a tıklamanız ve kayıtlı iseniz üst tarafta açılan alandaki<strong> &#8220;oy ver&#8221;</strong> butonuna tıklamanız yeterli. Kayıtlı değilseniz, bu basit işlemi gerçekleştirerek devam edebilirsiniz. Gelen mesajı onaylayınca işlem tamamlanıyor. </span>Şimdiden teşekkür ederim.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yazıyı yazmakla <strong>“hırs”</strong> yaptım biliyorum ama ne yapayım ben de insanım işte <img src='http://www.markasizsiniz.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/blog-odulleri-icin-hirs-yapmali-miyim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Bir fikrim var” diyenler için</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/%e2%80%9cbir-fikrim-var%e2%80%9d-diyenler-icin/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/%e2%80%9cbir-fikrim-var%e2%80%9d-diyenler-icin/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2009 12:05:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[dahi]]></category>
		<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[gemileri yakmak]]></category>
		<category><![CDATA[girişimci]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[Katma Değer]]></category>
		<category><![CDATA[maliyet]]></category>
		<category><![CDATA[ölçeklenme]]></category>
		<category><![CDATA[patent]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[proje planı]]></category>
		<category><![CDATA[prototip]]></category>
		<category><![CDATA[takdir]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcı fikir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=557</guid>
		<description><![CDATA[1- Ne yapalım yani, bu fikri senden başka düşünen  en az bir kişi olmuştur. Hayata geçmemiş olabilir. Şimdi deneme sırası sana gelmiştir. Olayı büyütme, kendini dünyanın en yaratıcı, dahi çocuklarından zannetme. Önce kendine sonra da başkalarına karşı mütevazi ol. Çok fazla takdir edilmeyi de unut. 2- Daha önce uygulanmış olup olmadığını, ya da benzeri olup [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/02/istock_000003188225xsmall.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-558" style="margin: 10px;" title="istock_000003188225xsmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/02/istock_000003188225xsmall.jpg" alt="" width="423" height="284" /></a>1- </span></strong>Ne yapalım yani, bu fikri senden başka düşünen  en az bir kişi olmuştur. Hayata geçmemiş olabilir. Şimdi deneme sırası sana gelmiştir. Olayı büyütme, kendini dünyanın en yaratıcı, dahi çocuklarından zannetme. Önce kendine sonra da başkalarına karşı mütevazi ol. Çok fazla takdir edilmeyi de unut.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>2-</strong> </span>Daha önce uygulanmış olup olmadığını, ya da benzeri olup olmadığını araştırabilirsin. Ama unutma ki sen çok daha farklı katma değerlerle projeni ortaya koyabilirsin. Fikrin aynı olması seni ümitsizliğe sevketmesin. Pazar payını ya da “ölçeklenme”yi araştır ama kaygılarını büyüterek baştan pes etme.<span id="more-557"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>3-</strong> </span>İyi bir analize ya da geliştirmeye başlamadan en kötü ihtimali düşünerek yola çık. Yani “tutmama” ihtimalini göz önünde bulundurarak “attığın taş, ürküttüğün kuş” hesabını yap.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>4-</strong> </span>Geliştirmeye hemen başlama. En az 1 ay daha analize devam. Her analiz versiyonunda hep bir şeyler eklemek yerine çıkarmayı da dene. Kullanıcı için en anlamlı ihtiyacı ve en yalın süreci keşfet.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">5-</span></strong> Prototipi geliştirmeden ve ilk testleri geçmeden konu hakkında kimseye bahsetme. Büyük ihtimalle aradan 6 ay geçmesi gerekir. Dilini tutabilecek misin? Bence “hayır”. O zaman tüm eleştirilere ve cesaret kırıcı, aşağılayıcı telkinlere hazır ol. Özellikle de başkası tarafından kopyalanma riskine karşı.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>6-</strong> </span>Hemen patent filan almaya çalışma. Belki de ölü doğacak bir proje için 1000 TL daha harcama lüksünü sana kim veriyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>7-</strong> </span>Başlangıç maliyetlerini en aza indirmeye çalış. Bedava uygulamalardan, bedava networklere varana kadar her imkanı değerlendir. “Çok az” diyeceğin maliyetleri toplasan ikinci el bir araba alabilir. Ama büyük ihtimalle senin araban yoktur ve yollarda sürünüyorsundur. Ha, bu durumda hala taksiyi kullanıyorsan da batma ihtimalin yüksektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>8-</strong> </span>“Fikir” aşamasında iken ne ortak ara, ne de yatırımcı. Aklından bile geçirme. Sessiz, sakin, büyük hırs ve beklentilere kapılmadan devam et.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>9-</strong> </span>İster analiz, ister uygulama, ister pazarlama planı, ister satış anlamında çok küçük dahi olsa her gün bir şeyler yap ve sabırlı ol. Başka bir yerlerden gelirin var ise onunla idare et. Bütün ümidini yeni fikrine bağlama. &#8220;Gemileri yakacak kadar projeye güveniyorum&#8221; diyorsan o başka, yak da gör bakalım tekrar sahile çıkana kadar neler gelecek başına.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">10-</span></strong> Daha önce girişim yapmış ama başarılı olamamış isen önceki yaptıklarını listele. Doğru yöntemleri daha güçlü şekilde uygula, yanlış yöntem ve kanalları hayatından çıkar. Özellikle de sosyal network anlamında daha seçici olarak ilerle. Aynı kişi, yöntem ve çabalarla yine aynı sonuca ulaşırsın.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>11-</strong> </span>Fikrini, projeni haftada, ya da ayda bir tahtaya kaldır ve sorgula. Ya da belli bir aşamaya gelmiş ise güvendiğin başka kişilere sorgulat, fikirlerini al, danış.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">12-</span></strong> Fikrini denemeye aç ve tüm geri bildirimleri değerlendir. Site ziyaretçi sayısına da bak ama hangi “keyword”lerle geldiklerini, ne kadar süre site içinde kaldıklarını, kullanım oranlarını, aktif olup olmadıkları gibi kriterleri daha çok incele. Yani hedef kitleni bul, değiştir ve perçinle.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>13-</strong> </span>Projeni ilerletemiyorsan kendini heba etme. Rafa kaldır, ileride tekrar değerlendirilebilir. Şirketlerin de kişilerin de beyinlerindeki raflarda o kadar çok bekleyen dosya vardır ki. Yalnız değilsin bu konuda.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>14-</strong> </span>Dikkat, insanların, toplumun, ülkenin belki 10 yıl sonra alışabileceği, kullanabileceği bir fikir bulmuş olabilirsiniz. Başka ülkelerde “tuttu” diye aldanmayın. Kullanıcı da, yatırımcı da hazır değil ise çırpınmanın bir anlamı yok.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>15-</strong> </span>Girişimci ruhlu insanlar duramaz bilirim. Ama ne olur her fikri “proje” olarak değerlendirmeyin. Her ne yaparsanız yapın hayatı kaçırmadan girişimcilik yapın. Çok çalışmak da, planlı olmak da, bütçenin yetersiz olması da sizi yaşamdan koparmasın. <strong>Hayatınızın en önemli projesi, yine “hayatınız”dır, unutmayın.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/%e2%80%9cbir-fikrim-var%e2%80%9d-diyenler-icin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
