<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MarkaSizsiniz &#187; Hedefler</title>
	<atom:link href="http://www.markasizsiniz.com/etiket/hedefler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.markasizsiniz.com</link>
	<description>Just another WordPress weblog</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Jul 2010 03:12:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Acele edecek kadar yaşlandınız mı?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2010/01/acele-edecek-kadar-yaslandiniz-mi/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2010/01/acele-edecek-kadar-yaslandiniz-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 12:39:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[acele etmek]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[ene]]></category>
		<category><![CDATA[Hedefler]]></category>
		<category><![CDATA[karar vermek]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal baskı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=896</guid>
		<description><![CDATA[Çok yaşlandığınızı düşünüyorsanız bazı küçük hedefler peşinde koşabilirsiniz ama ya o kadar yaşlanmadı iseniz. Büyük hayallere saygısızlık etmiş olmayacak mısınız? konulu bir yazı ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/01/iStock_000007357488XSmall.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-897" title="iStock_000007357488XSmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2010/01/iStock_000007357488XSmall.jpg" alt="" width="425" height="282" /></a>İnsan neden acele eder? Bir şeylere yetişmek için. Yetişmenin ölçü birimi nedir? Zaman. Ne zaman, neyi, nasıl yapacağımıza nasıl karara veririz? Aklımız ve kalbimizle. Yani duygusal ve mantıksal faktörlerle. Kararlarımızın doğru olduğunu matematiksel sonuçlar kadar kesin bir hükme bağlayabilir miyiz? Hayır. Hızlı olmak acele etmek midir? Bu sorunun cevabı da “hayır”. Peki nedendir bu telaşımız hiç yetişemeyecek gibi, gelenden kaçarak, gideni kovalayarak, varsayımlarımızın peşinden kamçılanırcasına koşar dururuz! Nedendir bu yanlış zaman algısı içinde paniğe, korkuya, kaygıya kapılarak verdiğimiz yanlış kararlar? Neden beklemeyi, sabretmeyi, olgunlaşma süresini, sürekli gelişen evrenin bir parçası olarak “yavaş yavaş” olacak şeyleri hemen isteriz? <strong>Neden?<span id="more-896"></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bu paragraftan sonra bu yazının bitmesi gerekir aslında. Çünkü bu soruların cevabını merak ederek düşünmeye başladı isek bir şeyler değişecek demektir hayatımızda. Ama öyle kolay cevaplar değil bunlar. O nedenle biraz kendimden, biraz çevremden yola çıkarak yardımcı olmaya çalışayım.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir çok yazımda insanın düşündükleri ile şekillenen bir varlık olduğunu vurgulamaya çalıştım. Bunu ben söylemiyorum zaten. Binlerce yıldır söylenen şeylerden alıntı yapıyorum. Düşüncelerimize göre de algılarımız oluşuyor ve davranışlarımız da bu algılar çerçevesinde şekilleniyor. Ama nereden biliyoruz zihnimize her damlayan, imaj oluşturan her şeyin doğru olduğunu. Artık vahiy gelmeyeceğine göre, meleklerden ilham almak için de Mevlana aşkına ulaşmak gerektiğine göre bu iki şıkkı imkansız diyerek geçiyoruz ve geriye iki şık kalıyor. Açıkça kötü olduğu bilinen fikirler ve bencilliğimizden, gururumuzdan, <strong>“ene”</strong> mizden kaynaklanan  istekler. Kötü fikirleri de bir şekilde anlayarak eleyebiliriz. Ama en tehlikeli olanı son madde. Yani buzdan benlik heykelimizin bize fısıldadığı içsel düşünceler. En ısrarcı olan da bunlar imiş. Sürekli “şunu şöyle yap, bak iyi olacak” diyerek bizi yanlış yollara sürüklermiş bu düşünceler. Bu düşünceler hayatımıza yön verdiğine göre nereden bileceğiz bizim için hayırlı olup olmayacağını. Geleceği bilemeyeceğimize göre bunu da bilemeyeceğiz. Ama bir kriter var;</p>
<p style="text-align: justify;">Verdiğiniz karar <strong>“iyi niyetle ortaya çıkan, sizde ve çevrenizde vicdani bir baskı oluşturmayan, açık bir şekilde kötülük barındırmayan ve danışılarak alınan”</strong> bir karar ise yola devam. Ondan sonra ne olacağını daha fazla düşünmeye gerek yok. Ama aldığımız karar için iradenin hakkını vererek azimle çalışmak var.</p>
<p style="text-align: justify;">Düşünce ve karar alma ile ilgili bu kısa girişten sonra başlıkta ve ilk paragraftaki sorulara tekrar dönelim. Düşünün, hayatınıza güzellikler katan en radikal kararları nasıl, ne zaman, ne şartlarda aldınız? Bu kararları almasaydınız ve beraberinde gerekli çalışmayı yapmasaydınız ne olurdu? Hangi kararda acele ettiniz, hangisinde zamanlamanız doğru idi? Daha önce yazmıştım. Arama motorlarından şu gibi cümlelerle web sayfama ulaşan çok oluyor. Sanırım benim de sorunum var bu konularla ilgili de ondan sayfama ulaşıyorlar : )  Benim değil hepimizin sorunları var buna benzer aslında. 30’lu yaşlarda üniversite okunur mu? 40 yaşından sonra dil öğrenilir mi? Bilmem kaç yaşından sonra girişimci olunur mu? Bilmem kaç yaşından sonra yeni bir meslek edinilebilir mi? Bu gibi sorular devam ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sorular aldığımız eğitimin ve toplumsal baskının sonucu. Hatta ve hatta daha ileri gidersek genetik kodlarımızı dahi etkileyen sosyal yönlendirmelerin sonucu. Düzelmesi için birkaç nesil beklemeye gerek var mı bilemiyorum. Ülkemiz genel standartlarına göre;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1-</strong> Bayanlar zengin koca bulmak zorunda.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2-</strong> Zengin kocadan memnun kalmaz ise finansal özgürlüğü olamayacağı için onun her saygısızlığına boyun eğmek zorunda.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3-</strong> Erkekler bir an önce askerliğini yaparak iş bulmak zorunda.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4-</strong> Devlete kapağı atamamışsak pek iyi gözle bakılmaz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>5-</strong> Bir an önce evlenmeli ve çoluğa çocuğa karışmalı, evinin adamı olmalı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>6-</strong> Bu arada ev hanımı zaten otomatiğe bağlanmış şekilde çocuk doğurmaya ve evin-kocanın tüm işlerini robot gibi yapmaya devam ediyor olmalı. Yoksa<strong> “aforoz”</strong> geldi gelecek!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>7-</strong> Erkek gecesini gündüzüne katarak bir an önce ev almalı. Eee çoluk çocuk otobüsle de olmuyor, bir de araba şart.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>8-</strong> Kadının yapabileceği azami etkinlik “GÜN” lere katılmak olmalı. O da para getirdiği için yoksa ona da gerek yok.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>9-</strong> Tüm bu şartlar altında erkek kendini geliştirmek için bilgili insanlarla buluşmak ve kitap okumak gibi etkinliklere katılmak konusunda zaten zamanı ve gücü olmayacak ki! En fazla kahvede bir iki boş muhabbet yapabilir o kadar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>10-</strong> Sonuç; emeklilik, ne demek emeklilik çalışmaya devam, daha okuyacak çocuklar var ve doğal olarak hastalıklar ve … .</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Bu standartlar bana hiç uymuyor&#8221; diyenleri duyar gibiyim. Bunu diyenler % 1 içinde ise ne mutlu. Ama tüm bunlara <strong>“sosyal baskı”</strong> gözüyle bakarsak bu % 1’in etkilenmemiş olması mümkün değil. O nedenle en çok kararsızlığı, en çok korkuyu, kaygıyı gözü açılmış, ufku geniş, yüksek bir misyon üstlenmeye hazır, yaratıcı, inovasyon isteyen insanlar yaşarlar. Çünkü böyle bir ortamda aldıkları her karara karşı çıkacak milyonları bulacaklardır karşılarında.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşlandıkça yukarıdaki maddelerde saydığımız baskılar daha da artacaktır. “Boş hayaller peşinde koşma, hayatın gerçek verileri ile oynama, bırak yaratıcı olmayı girişimci olmayı otur oturduğun yerde. Bak komşunun çocuğuna nasıl adam oldu. Popon azıcık yer tutsun, taş yerinde ağırdır” gibi atasözleri ile desteklenir bu durumlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelin kısa bazı mantıksal önermelerle şu işi açıklığa kavuşturalım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Varsayalım ki 25 yaşındasınız;</strong> lise mezunusunuz ama süpersiniz, harika işler çıkarıyorsunuz, müdür olabilirsiniz ama ah bu üniversite yok mu! Ama açık öğretim ya da akşam öğretimi de geçerli. Çok mu zor sizin gibi akıllı ve kapasiteli bir insanın açık öğretim okuması. Diyelim Allah ömür verdi 35 yıl daha çalışacaksınız. Nasıl devam etmek istersiniz?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Varsayalım 35 yaşındasınız;</strong> iş hayatında iyi bir noktaya gelmişsiniz ama daha yüksek hedefleriniz var. Uluslararası tecrübeye sahip olmak, yabancı diliniz geliştirmek, belki de yüksek lisans yapmak, belki de akademisyen olmak istiyorsunuz. Size de 90 yıllık bir ömür verilmiş diyelim. Nasıl devam etmek istersiniz?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Varsayalım 45 yaşındasınız;</strong> meslek değiştirmek ya da hayalinizde olan size huzur verecek bir şeyler yapmak istiyorsunuz. Ya da bir hobinizle ilgili daha fazla zaman ve emek ayırmak istiyorsunuz. Sizde 85 yıllık ömür verilmiş diyelim. Nasıl devam etmek istersiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yanlış anlaşılmasın. Allah’ın işine karışılmaz. Kimin ne kadar yaşayacağı, kimin ne kadar rızkını alacağını kimse bilemez. İnsan sadece doğru ve iyi olana niyet etmekle, onu istemekle ve hakkını vererek çalışmakla sorumlu bir varlık. Ben sadece bazı ihtimal hesapları üzerinde kafa yoruyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkemizde son yaş ortalaması bu kadar olmadığına göre, yukarıda yazdığım on maddeden daha fazla olumsuz değişkenlere sahip olduğumuza göre, kişisel ve ulusal gelişim endeksimiz pek de iç açıcı olmadığına göre demek ki hesaplarımızı daha bir hassasiyetle yapmamız gerekiyor. Peki bu hassasiyet denilen şey geleneksel yaşam modellerine uymak, hayatın önümüze koyduğu verileri aynen kabul etmek demek mi oluyor? Hayır. Öyle olsa idi herkes dedesinin ya da babasının hayatını yaşamak zorunda kalırdı. <strong>“ kemal, kamil, tekamül, mükemmel”</strong> gibi kelimelerin insanoğlu için bir anlamı da kalmazdı o zaman.</p>
<p style="text-align: justify;">Başarılı ve mutlu insanlar harikulade formülasyonlarla hayatın verileri ile oynayarak bu duruma gelmişlerdir. Veriler bir şeyi imkansız kılamaz, sadece veridir ve <strong>“data mining”</strong> denilen veri madenciliğine ihtiyacı vardır. Bilirsiniz bu işlem de <strong>“data warehouse”</strong> dan yapılır. O da sizin bilgi bankanız, tecrübeniz, sosyal çevreniz, duruşunuz kısaca kişisel marka değerinizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşım 36. Hayatım verilerle oynamakla geçti. Ne kariyer hayatımın ne de özel hayatımın matematiksel verilerle açıklanabilecek bir durumu yok. Kader noktasında şansa sahip isem ne mutlu. Ama bu verilere uygun formülasyonlar için o kadar çok çaba harcadım ki. Gecelerim, gündüzlerim, af buyurun tuvalet ihtiyaç zamanlarım dahi düşünce helezonları çinde geçer. Ve bundan da çok zevk alırım. Her ne kadar bazen <strong>“zihin kilitlenmesi”</strong> ne yol açsa da çabuk çıkarım o girdaplardan. Sadece verilere bağlı kalmak isteyen bir insan sosyal bölüm mezun olduğu halde Türkiye’nin en teknolojik şirketlerinin bilgi işlem departmanlarında çalışamaz. İçindeki sevdasına gönül vererek reklamcı olma hayali ile çok genç yaşta girişimcilik yapıp batamaz. Rüyasında bile görse inanmayacağı Lojistik-depo işini üç buçuk yıl başarı dolu hikayeler yazarak yapamaz. Hiçbir maddi kazancı olmadığı halde kişisel markalaşma ile ilgili bu bloga emek vererek 170’ten fazla yazı yazamaz. E-kitapları geçiyorum. Amacım kendimi övmek değil yanlış anlaşılmasın.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yazıyı yazdıktan hemen sonra hayata veda edebilirim. Allah bilir. Ama kaderde varsa 100’den fazla da yaşayabilirim. Küçük, sıradan, materyalist &#8211; diyalektik felsefe odaklı garip hedefler için acele edecek kadar yaşlanmadım. Zamanı  bu kadar yanlış değerlendirmek ancak gafillik olur. Oturun, eşinizi, ailenizi, sevdiklerinizi yanınıza alın. İçinizde en derinlerde olan, size huzur veren hayallerinizi masaya yatırın. Ve acele etmeden karar alın, sindirerek, yıllara yayarak uygulayın. Bırakın şu yaşlanmışlık, yorgunluk depresyon nöbetlerini. Bir şeyler için acele etmek istiyorsanız özür dilemek için, teşekkür etmek için, empatik davranışlar için, hoşgörü için, uzlaşma için acele edin. Kişisel marka hikayeniz ölünce bile bitmiyor. Arkanızdan nasıl konuşulmasını isterdiniz? Vasat, tembel, cesaretsiz, monoton, risk almayan, insanlara fayda sunmayan biri olarak mı anılmak isterdiniz? Yoksa tam tersi örnek olacak özelliklerinizle mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşlandığınızı düşünerek siz hangi hedefler için acele ediyorsunuz?</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2010/01/acele-edecek-kadar-yaslandiniz-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hedeflere ara vermek, ama nasıl olur !</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/06/hedeflere-ara-vermek-ama-nasil-olur/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/06/hedeflere-ara-vermek-ama-nasil-olur/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2009 11:41:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Apple]]></category>
		<category><![CDATA[b planı]]></category>
		<category><![CDATA[Divan şairi Rahmi]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[Farsça]]></category>
		<category><![CDATA[gemileri yakmak]]></category>
		<category><![CDATA[Girişim]]></category>
		<category><![CDATA[Google]]></category>
		<category><![CDATA[gün doğmadan]]></category>
		<category><![CDATA[Hedefler]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[nasihat]]></category>
		<category><![CDATA[tutku]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[Yahoo]]></category>
		<category><![CDATA[zaman algısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=731</guid>
		<description><![CDATA[Gün doğmadan neler doğabileceğini düşünerek kişiel hedeflerimizi tekrar gözden geçirmek için beklemek, sabretmek, hayatı akışına bırakmak ile ilgili.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/06/button-pause-256x256.png"><img class="alignleft size-full wp-image-732" title="button-pause-256x256" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/06/button-pause-256x256.png" alt="button-pause-256x256" width="256" height="256" /></a>&#8220;Gün doğmadan meşime-i şebden neler doğar&#8221;</strong> demiş divan şairlerinden Rahmi. <strong>&#8220;Meşime-i şeb&#8221;</strong> ifadesi sanırım Farsça’dan gelmiş “ana rahmindeki karanlık, döl yatağı” gibi açıklamaları var. Yani karanlıktan yeni aydınlıklara kapılar açıldığında hayatın ne getireceğinin bilinmemesi ve sürprizlerle dolu olması. Büyük hırslarla hedeflerine kilitlenmiş insanlar, zorunluluk hissederek aynı kapıları, aynı şartlarla zorlayabiliyorlar. Beklemiyorlar, sabretmiyorlar, hayatı akışına bırakarak dingin bir ruh hali ile algılarını tazeleyemiyorlar. Ve gün doğmadan neler doğabileceğini hiç düşünmüyorlar. Bu da isyana, depresyona, yanlış sulara açılmaya doğru itebiliyor bizi.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişisel marka yönetimi için her yerde yazılan çizilen maddeler arasında tutku ile bağlı olmamız gereken hedeflerden bahsedilir. Ben de bir çok yazımda bu maddeyi vurgulamışımdır. Fakat hiç düşündünüz mü, bu hedeflerin kendi algı dünyamızda besleyerek büyüttüğümüz, gerçeklikten uzak illüzyonlar olup olmadığını. Örneğin internet, yazılım ve teknoloji girişimciliği diyelim. Google, Apple, Facebook, Yahoo gibi rüyalarımızı süsleyen hikayeler. Geçenlerde Friendfeed’de bir arkadaş sordu, girşimcilik demek sadece internet mi demektir diye. Maalesef özenti nedeniyle tüm dünyada<span id="more-731"></span> start-up çılgınlığı devam ediyor. Ben de yılarca interaktif dünya, mobil dünya ile ilgili hayallerimin peşinden koştum. Ama sanal hayallerden gerçek kariyer dünyasına tekrar yöneldiğimde ( 3 yıl oldu ) ticaret piyasası ile ilgili hiç bir şey bilmediğimi fark ettim. İleride, daha sağlam adımlarla, günlerin getirdiği yeni fırsatları da kollayarak yapacağım girişimler için o kadar güzel hazırlıklar yapıyorum ki.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanoğlu çok rahat gerçek verilerle oynayabiliyor. Yani maddi imkanlardan, ailevi şartlara varana kadar ortaya çıkan matematiği görmezden gelebiliyor. İşte tam bu noktada gemileri yakma hırsı devreye giriyor. Ama hayat o kadar kolay değil ki ! Fırsatları kaçırın, arkanıza aldığınız rüzgarı görmezden gelin demiyorum. Asla. İnnovasyon, yaratıcı fikirler tutkunu şirketler de her bir çalışanına girişimci kimliğini aşılamaya çalışıyor artık. Bu girişim örneğinden yola çıkarak hayatımızdaki tüm hedefleri bu şekilde sorgulamalıyız, hem de her gün.</p>
<p style="text-align: justify;">Ümitlerimizle, hayallerimizle yaşadığımız doğrudur. Hedef koymanın da nasıl bir motivasyon aracı olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Hatta hedefi somut halde görerek ona kilitlenme ile ilgili hikayeler de vardır. İsmini hatırlayamadım ama bir yüzücü rekor denemsi yaparken çok fazla sis bastığı için ulaşacağı sahili göremeyince yarışı bırakmış. <span style="color: #800000;"><strong>&#8220;Hedefi göremiyorum, göremeyince de güç alamıyorum&#8221;</strong> </span>diye.</p>
<p style="text-align: justify;">Hangi hedef olursa olsun iş ya da özel yaşam fark etmez. Gelin her iki kategori için beş madde yazalım. Ve bu her maddeyi şu kriterlerle tekrar düşünelim;</p>
<p style="text-align: justify;">- Yakın, orta ve uzun vadede bana ne kazandıracak?</p>
<p style="text-align: justify;">- Hayatımdaki öncelik yeri neresi?</p>
<p style="text-align: justify;">- Hayatın gerçek şartlarına uygun mu, bu konuda ne kadar realistim yoksa ne kadar ütopik?</p>
<p style="text-align: justify;">- Sadece kendi nefsim için mi düşünüyorum, aileme, çevreme, tüm insanlığa faydası nedir?</p>
<p style="text-align: justify;">- Olmazsa B planları var mı? Başarısız olma durumunda ne hissederim?</p>
<p style="text-align: justify;">- Her gün, dünyadaki son günüm olabilir diye düşünürsem bu hedefler için attığım her adımın, her saniyenin huzurum için bana katkısı ne?</p>
<p style="text-align: justify;">- Beni hayattan, sevdiklerimden koparacak kadar sert mi yoksa hayatın akışına çok uygun, paralel şekilde uygulanabilecek mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bu kriterlerle düşündüğünüzde emin olun bir çoğunu, ya da en azından uygulama aşamalarını değiştireceksiniz. Hiçbir şey yapamıyorsanız, bir karara varamıyorsanız lütfen ara verin, askıya alın, beklemede kalın. Gece yatarken, sabah kalktığınızda, işe geldiğinizde, <strong>“tüh, ah, vah yine bir şey yapamadım”</strong> diyerek kendinizi yıpratmayın. Zaten bir hedefinizle ilgili bir şey yapamıyorsanız o hedefinizle ilgili büyük sorunlar var demektir. Bu da ayrı bir konu.</p>
<p style="text-align: justify;">Son yazılarımda, <a href="http://www.markasizsiniz.com/2009/05/neye-nasil-nicin-yatirim-yapiyorsunuz/" target="_blank">hayatımıza yapacağımız yatırımlardan</a>, <a href="http://www.markasizsiniz.com/2009/05/her-karar-bir-ticaret-gibidir/" target="_blank">alacağımız kararlardan </a>ve <a href="http://www.markasizsiniz.com/2009/06/gereksiz-seylerin-esiri-olmak/" target="_blank">nelerin bize  ne ölçüde gerekli olup olmadığından </a>bahsetmiştim Bu da o çerçevede bir yazı oldu. Zaman aleyhte bir düşman gibi görünse de öyle değil. Hani çok çabuk geçti diye bahaneler sıralarız ya. Önemli olan koşturmalarımız, çırpınmalarımız değil soluklanma anlarında verdiğimiz kararlardır. Mevlana demişti ya, <strong><span style="color: #800000;">&#8220;sen düşüncelerinden ibaretsin&#8221;</span> </strong>diye. Düşünmek için durmak gerek, durmak için hızımızı ve duraklarımızı ayarlamak gerek. Olan olmuştur artık konuşmamak gerek, gelecek daha yaratılmamıştır korkuya kapılmamak gerek. Belki de Baykuş gibi on adet av fırsatından sadece ikisi için havalanarak yüzde yüz başarı sağlamak gerek. Panter gibi on adet av fırsatının hepsine saldırarak yorulmamak gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben böyle rahat rahat yazıyorum ama bunları yapmanın pek de kolay olmayacağını ama nasihat almaktan asla vazgeçilmemesi gerektiğini de bilmek gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/06/hedeflere-ara-vermek-ama-nasil-olur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kişisel marka olmak “ne” değildir?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/kisisel-marka-olmak-%e2%80%9cne%e2%80%9d-degildir/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/kisisel-marka-olmak-%e2%80%9cne%e2%80%9d-degildir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2009 13:14:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[bencillik]]></category>
		<category><![CDATA[çıkar ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal zeka]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[gurur]]></category>
		<category><![CDATA[Hedefler]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[imaj]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[karizma]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[narsist]]></category>
		<category><![CDATA[nüfuz]]></category>
		<category><![CDATA[özgüven]]></category>
		<category><![CDATA[şöhret]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü olmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=646</guid>
		<description><![CDATA[Hayatı doğal, dengeli, kıvamında yaşayabilmek başlı başına marka olmaktır zaten. Kişisel marka olmayı yanlış algılamamak için.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kişisel marka olmak yapay, narsist, bencil ve gurur dolu davranış kalıplarına yerleşmeye çalışmak değildir. Zengin olmak, güç ve nüfuz sahibi olmak da değildir. Ünlülerin her yaptığını örnek almak da doğru değil. Kişisel marka olmak en başta sıfır noktasında bir insan olmakla başlar. Ve bu noktadan uzaklaştığınızda tekrar, hızlıca bu noktaya dönmek gerekir. Yani düşüncelerde, hayallerde, kaygı bulutlarında kaybolmamaktır. Bu kavramın moda, trend ya da bir popüler kültür malzemesi olmadığını daha önceki yazılarımda hep anlatmaya çalıştım. Yine, tekrar gibi olsa da günlük bazı davranış modellerimizin, rollerimizin nasıl olmaması gerektiğini anlatmak istiyorum.<span id="more-646"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Özgüven:</strong> İnsanın kendini tanıması “benlik” keşfi ile başlar. Tüm varlık dünyasını da bu şekilde kavramaya çalışır. Bu keşif ile yola çıkarak karakterini, kişilik kalıplarını daha bilinçli bir şekilde anlamak ve ona göre davranmak ister. Kişisel markalaşma sürecinin en başında da tüm otoriteler “kendini tanımak” tan bahseder. Evet, yaşama tutunmak, olumlu ve ümitli olmak, çevreye pozitif enerji yaymak, hedeflere tutunmak, doğru iletişim ve ilişki yöntemlerini uygulamak açısından özgüven çok önemli. Varlığımızı bilinçli olarak fark etmek ve çevremize sunmak için de çok önemli. Ama gelin görün ki, bu benlik keşfi sınırlarını aşarak, aşırı özgüven pompalaması şeklinde insanları akıl almaz yanlışlara sürüklüyor. Tarih, kendini Tanrı ilan edenlerden Mesih ilan edenlere kadar bir çok örnek ile dolu. Dehasını, dünyayı yaşanmaz bir yer haline getirmek için kullanan devlet adamlarının ne kadar da çok olduğunu biliyoruz. Evet bu insanlardaki aşırı özgüven başarı, zenginlik, ün ve “marka” olmayı sağlamıştır ama tarihte kara bir leke olarak sonsuza kadar kalmalarını da sağlamıştır. Çeşitli korkular, kaygılar, psikolojik travmalar ve doğuştan gelen bazı etkenlerle bunun eksikliğini hisseden bir çok insan var, biliyoruz. Herkes için bunun bir oranı var. İnsan “tam kıvamında bir yemek, bir tatlı” gibi olmak zorundadır. Önemli olan eksikliği gidermek ve olan özellikleri de aşırı kullanarak insanlığa zarar vermemektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Hırs:</strong> Hırs, aslında yaşamda bir şeylerin tek hakimi “biz” mişiz gibi davranmaktır. Hırs göstermek, çabalamak, sabır göstermek, ümitli olmak adına harika bir özelliktir. Ama illa ki “şu iş şöyle olacak” diye tüm değişkenleri göz ardı ederek hırsa bürünmek çok acı sonuçları getirebilir. Hırs, gözü kör eder derler. Bu göz bildiğimiz göz değil, algı, düşünce, vicdan gözüdür. Bu asıl göz de olayları nasıl görmek istiyor ise iki gözümüz de öyle bakar, öyle görür. Hırs, özgüven maddesinde bahsettiğimiz insan “kıvamını” bozar. Özellikle maddi ölçülerde ve kazanmak ile ilgili hedeflerde süreç yıpratıcı hale gelir. İnsan, düşünce ve davranışları ile ya insan, ya da hayvan olmak için hırs gösterirmiş. İş yaşamında da, özel yaşamda da hırs, öne çıkmayı sağlayabilir. Fakat hırs genelde bencilliği körükler, yardımlaşmayı untturur, hedefleri ve öncelikleri birbirine karıştırır. Önemli olan bu özelliği doğru şekilde ve insanlığa faydalı hizmetler için kullanmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Hedefler:</strong> Ümitlerimizle yaşıyoruz. Kendimize hedefler koyuyor ve peşinden koşturuyoruz. Fakat belli periyodlarda bu hedeflerin bizim için doğru olup olmadığını ve öncelik sırasının ne olması gerektiğini sorgulamıyoruz. Uygulanamayacak hedefler koyarak irademizi zora sokuyoruz ve vazgeçiyoruz. Tüm bunlar bir yana, koyduğumuz hedefleri takip etme ve ölçme adına neredeyse hiçbir şey yapmıyoruz. Ama iş hava atmaya gelince biz “kişisel marka”yız ya, hep hedeflerimizi anlatıyor, övünüyoruz. Büyük hedefler koyunca kendimizi süper hissediyoruz. Patlama ihtimali yüksek ve etrafa zarar verebilecek balonlar şişiriyoruz aslında. Siz siz olun uzun dönem hedefleri, orta, kısa ve haftalık, günlük hedeflere yayın. Yani blok hedefleri bölerek yutun, büyük adımları küçük adımlarla tamamlayın.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- His-Mantık:</strong> Yaratılışımızla gelen bu iki donanımı bilim adamları hala anlamaya çalışıyor. Bunun dışında çok daha sır gibi özelliklerimiz var da onları pek kimse bilmez. Merak ediyorum, beynini tam kullanamayan ve duygusal zekayı daha yeni keşfeden ( aslında eskiden başka kavramlarla ifade ediliyordu ) insanlar nasıl olur da en “doğru” kararı ben verdim diyebilir. Bugünün doğrusu on yıl sonra da geçerli olur mu? Bu iki özellik arasında neredeyse görünmez bir çizgi dengesi kurulmalıdır. Evet her kişilik için farklılık gösterebilir ama yaşam her kişiliğe göre kendini ayarlamıyor. Biz alt kişilik ve davranışlarımızı yaşama entegre etmek zorundayız. İnsana doğuştan sunulan özellikler vardır ve geliştirilebilir çekirdek halindedir. Ama, emin olun hepsinin bir sınırı vardır. Öyle “sonsuz güç” filan da yalandır. Daha önce bir çok kez ifade ettim. Akıl, kalbin sadece bir vasıtasıdır. Dile getiremediğimiz çok daha içsel bazı “durumlar” yaşarız karar verirken ve uygularken. Bu da vicdani derinliğe doğru gider. Mantık kalıplarına sıkışmamak ve marka olacağım diye 1+1=2 tarzında düşünmemek gerek.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Çıkar ilişkisi:</strong> Çıkarsız ilişki ve yardımlaşma örneği için neredeyse her zaman “anne” örneği verilir. Dünyamız da sebep-sonuç ilişkileri üzerine doğal bir döngü üzerine yaratılmış olunca, ilişkilerde de az da olsa hep “çıkar” olacaktır. Kazan-kazan mantığı da üstü örtülü çıkar anlaşmasıdır aslında. İşin uzmanları özellikle etkili ilişkiler konusunda ilk yardım eden, iletişimi başlatan taraf olmamızı tavsiye ediyorlar. Israrla bu şekilde “ilk fayda” göstermeye açık insanlar daha mutlu oluyorlar. Sonucunda önemli bir getirisi olmasa dahi. Psikolojik tedavilerde “yardım ettirme” yöntemi kullanılıyormuş. Kişisel marka olacağım diye yapay çıkar ilişkilerini zorlamak ters tepebilir. Zorlama çabalar da herkese itici gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Her yol uygun:</strong> İş yaşamında başkalarının sırtına basarak yükselmek, başkalarının başarılarını sahiplenmek, başkalarına zarar vererek bir yerlere ulaşmak v.s. O kadar çok karşılaşıyoruz ki günlük yaşamımızda. Yukarıdaki maddeleri de göz önüne alırsak gözümüzü kör eden bir hırsla, gerçeklikten uzak çabalarla, bencilce davranışlarla markalaşmaya çalışmak sonuçta hüsran getirecektir. Ona bakarsanız mafya insanlar da, tarihte masum insanları katledenler de marka olarak zihnimize kazınmış durumda. Ama nasıl marka? Yol, yöntem, tarz her şeyde geçerli. Tüm evrende her şey sistematik kurallar çerçevesinde işliyor. Kuralsızca, plansızca, zarar verici yöntemlerle uygulayacağınız her şey sizi bir noktaya getirse de o noktanın “kişisel marka” noktası olmayacağı açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Güç-nüfuz:</strong> Güçlü olmak, nüfuzlu olmak ne harika bir şey değil mi? Bir çok kişi buna “evet” der. Genelde zengin ve ünlü insaların aileleri ile birlikte toplumlara yön verdiğini fark ediyoruz. Bana göre dünyaya yön verenler bu insanlar gibi görünse de asıl yönverenler daha mütevazi, daha alçak gönüllü, daha hoşgörülü, insan haklarına ve fikirlerine daha saygılı kişilerdir, eminim. İnsanların bilinçlerini sarmalayan, düşünce dünyasını değiştiren akımlar çok zor şartlarda oluşmuştur. Sürekli güç gösterisi yapmak, gücü kontrol edememek, hep bir şeyler üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmak hiç de sevimli değil. En büyük liderler hakkıyla, kıvamında “insan” olmayı başarabilenlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Gurur-Kibir:</strong> Hayatımızda gururlu bir duruş sergilemek, güven verme açısından tabi ki çok önemli. Ama burun seviyesi yukarıda ve “şu karşıdaki dağları ben yarattım” edasıyla yürümek kimseyi kişisel marka yapmamıştır bugüne kadar. Benlik ve özgüvenden yola çıkarak ulaşılabilecek en kötü nokta gururdur. Bu da hastalık gibidir. İnsan kendi çapında disiplinler, planlar hazırlayarak bunu tedavi edebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Kariyer-iş:</strong> Yaşamımızda büyük yer kaplıyor “iş” Yıllarca okuyoruz, çalışıyoruz daha iyisine daha kazançlısına ulaşmak için. Meslek olarak da pek gölümüzde yatan aslanı bulamıyoruz ama maçı idare ediyor ve mekliliğimiz beliyoruz. Geçenlerde <a href="http://ugurozmen.com" target="_blank">Uğur Özmen</a>’in yazdığı gibi savaş sanatı aslında. Çünkü yapay ve çıkar ilişkileri daha baskın geliyor. Kişisel marka deyince de aklımıza ilk gelen kategori bu oluyor. Çünkü işin ucunda ünlü, zengin, güçlü bir CEO olmak var. Ya da işin sahibi, patronu olmak. İşi yalakalık derecesine vardıran, sürekli kendini sahneye atan, yaşamı işten ibaret gören tipler de var, biliyorsunuz. Ruhunu satmak bu olsa gerek. İleitşimin tüm zorluklarını, büyük sabırla iş hayatında çözmeye çalışıyoruz. Yıpranıyoruz, üzülüyoruz ve ister istemez bu özel yaşamımızı da etkiliyor. Her ne kadar hayatı bir bütün olarak algılamaya çalışsam da, iş kategorisinde bir çok alt kişiliklere girmek zorunda kalıyorum ben de. Son olarak başka bir yazımda anlatmak istediğim bir konu var. O da “iş hayatından kopya çekmek”. Bir projeyi nasıl devam ettirdiğiniz, bir sorunu nasıl çözümlediğiniz, bir ürünü nasıl lanse ettiğiniz örneklerini özel yaşamınız için yorumlamak, uygulamak çok önemli. Zaten “marka” kelimesi de buradan örnek alınmış. Özellikle fark yaratma, konumlanma, etkiyi artırma açısından. Yoksa insanın ticari bir meta olmadığını herkes biliyor. Burada da önemli olan dengeli, tadında ve uzun vadeli düşünerek iş yaşamını yönetmektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Sosyalleşmek:</strong> Internette o kadar çok aranıyor ki! “Nasıl sosyal olabilirim, sosyal olmak ne demek” diye. Kişilik ve karakterimizle ilgili olduğu çok açık. Bazı insanlar girişken, iletişime açık, insanları olduğu gibi değerlendiren, paylaşmayı seven kişiler oluyor. Bazılarımız ise soğuk, çekingen, ketum, kapalı tipler oluyoruz. Kişisel marka olmak için sosyal ilişkiler ve sosyal medya alanlarındaki aktivitemiz çok önemli. Ama zorlama ile olmayan bir duruş bu da. Önemli olan bir çok kişiyle tanışmak, sürekli gezmek tozmak, her arkadaş grubuna katılmak, her diyaloğa karışmak, gereksiz masraf yapmak değildir bence. Bu durumda sosyal-asosyal ayrımı yapmak da haksızlık olur. Herkes kendi çapında devam ediyor hayatta. Geliştirebildiğini geliştiriyor, düzeltebildiğini düzeltiyor. Fakat bu konuda başkalarına özenmek, zorla onlar gibi olmaya çalışmak sizi siz olmaktan, marka olmaktan uzaklaştıracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Kontrol:</strong> Bugünlerde yaşamda unuttuklarımızdan, planlayamadıklarımızdan, düzenli ve pratik not alamamaktan çok fazla bahsediyorum. Ve tabi ki iş yaşamında, örneğin bir depo giriş çıkışını takip eder gibi yaşamımıza, öncelikle düşünce dünyamıza sızan her şeyin nasıl takip edilmesi gerektiğini araştırıyorum. Evet, insan bir projedir ve bir şirket gibidir aslında. Ama bunu bir kontrol paranoyası haline getirmek kesinlikle bunaltıcıdır. Bu kontrol mekanizmalarını oluşturmak için “her şey için 4 şey” başlıklı yazıma bakabilirsiniz. Varın siz yorumlayın sosyal networkünüzü, medyanızı, kişisel markalaşma sürecinizi nasıl takip ettiğinizi. Bu konuda büyük açmazlarım var. “Ben çok rahat takip edebiliyorum, her şeyi bilinçli şekilde zamanında yapabiliyorum” diyen varsa hemen öğrencisi olmaya hazırım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Karizma-imaj:</strong> Fiziksel görünüşümüz, beden dilimiz, konuşma biçimimiz, tonlamamız v.s. tabi ki çok önemli. Ama kişisel markalaşma sadece bundan ibaret değil. Daha çok içimizden başlayan bir yolculuk aslında. Oyuncular, sanatçılar buna daha fazla önem göstrebilir ama bu konuda “normal” olmak da yeterlidir aslında. Karizmatik olmak bazı davranışları ezberlemekle olmuyor. Algı denilen şey de beş duyudan ibaret değil ki. Bunların dışında birkaç adet daha duygu merkezi olduğu söyleniyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Ün-şöhret:</strong> Aslında tüm maddeler bir anlamda bunu anlatıyor ama ayrıca ele almak gerek.Herkes televizyon yıldızı, devlet adamı, ya da ünlü bir sporcu olamayacak bunu biliyoruz. Kişisel marka olmanın da bu insanların tekelinde olmadığını da anlamış oluyoruz. O zaman geçin bir aynanın karşısına ve önce kendinize bakın. Kendimle barışık, kendimi seven, kendime saygı duyan bir insan mıyım diye. Sonra aile ve yakın çevrenizin algısını ölçün. Siz onlar için ne ifade ediyorsunuz diye. En son daha geniş dairedeki marka duruşunuzu sorgulayın. Bu konudaki yanlış agınızı bu şekilde değiştirebilirsiniz. Bir mahallede en sevilen kişilerden biri olmak dahi marka olmaktır bence.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzun oldu, farkındayım ama bu maddelerin hepsi kişisel markalaşma kuralları ile ilgili olduğu, sürekli konuşulduğu halde nasıl olmaması gerektiğini anlatmaya çalıştım. Hayatı doğal, dengeli, kıvamında yaşayabilmek başlı başına marka olmaktır zaten.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/04/kisisel-marka-olmak-%e2%80%9cne%e2%80%9d-degildir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İş yaşamında “kaybeden”lerin 40 özelliği</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/is-yasaminda-%e2%80%9ckaybeden%e2%80%9dlerin-40-ozelligi/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/is-yasaminda-%e2%80%9ckaybeden%e2%80%9dlerin-40-ozelligi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2009 13:13:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[acelecilik]]></category>
		<category><![CDATA[analitik düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmak]]></category>
		<category><![CDATA[bahane]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz yaka]]></category>
		<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[delege etmek]]></category>
		<category><![CDATA[ekip]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[fırsat]]></category>
		<category><![CDATA[Hedefler]]></category>
		<category><![CDATA[his]]></category>
		<category><![CDATA[insiyatif]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[kaderci]]></category>
		<category><![CDATA[Katma Değer]]></category>
		<category><![CDATA[kaybetmek]]></category>
		<category><![CDATA[kazanmak]]></category>
		<category><![CDATA[kıskanmak]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[mavi yaka]]></category>
		<category><![CDATA[muhalefet]]></category>
		<category><![CDATA[negatif enerji]]></category>
		<category><![CDATA[özel yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşmak]]></category>
		<category><![CDATA[politik]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif enerji]]></category>
		<category><![CDATA[proaktif]]></category>
		<category><![CDATA[sahnede olmak]]></category>
		<category><![CDATA[saplantı]]></category>
		<category><![CDATA[şöhret]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[statüko]]></category>
		<category><![CDATA[strateji]]></category>
		<category><![CDATA[takip]]></category>
		<category><![CDATA[tembellik]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<category><![CDATA[tutku]]></category>
		<category><![CDATA[üretmek]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=576</guid>
		<description><![CDATA[Öncelikle bazı kriterleri belirtmek istiyorum. - “Kazanmak” ve “kaybetmek” yaşamda göreceli olgulardır. Zaman, olgunlaşmanın, bilinçlenmenin en etkili ve acımasız ilacıdır.Her iki kelime arasında kesin bir ayrım yoktur. &#8220;Her şeyde bir hayır vardır&#8221; düşüncesi önemlidir. - Bu kırk maddenin hepsini, her zaman, tam olarak uygulayan bir insan olamaz. Ben görmedim, gören varsa bildirsin lütfen. - Kişilik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Öncelikle bazı kriterleri belirtmek istiyorum.<img class="alignright size-medium wp-image-577" title="istock_000008728165xsmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/03/istock_000008728165xsmall-200x300.jpg" alt="istock_000008728165xsmall" width="200" height="300" /></p>
<p style="text-align: justify;">- <strong>“Kazanmak”</strong> ve <strong>“kaybetmek”</strong> yaşamda göreceli olgulardır. Zaman, olgunlaşmanın, bilinçlenmenin en etkili ve acımasız ilacıdır.Her iki kelime arasında kesin bir ayrım yoktur. &#8220;Her şeyde bir hayır vardır&#8221; düşüncesi önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">- Bu kırk maddenin hepsini, her zaman, tam olarak uygulayan bir insan olamaz. Ben görmedim, gören varsa bildirsin lütfen.</p>
<p style="text-align: justify;">- Kişilik tiplerimiz, karakterimiz ve davranış modellerimize göre yaşam biçimimiz farklılaşır. Yani her yiğidin bir yoğurt yeme tarzı vardır. Her insanın yaşam algısı farklılık gösterebildiğinden uygulamalar da farklılaşabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">- Önemli olan eksik yönleri fark ederek sabırla geliştirmeye, iyileştirmeye çalışmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">- Bu gibi yazıları yazan, eğitimleri veren, en üst düzey yönetici olanlar kişilerde de bu hataların bir çoğu bulunmaktadır. Yani yalnız değilsiniz.<span id="more-576"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Faydalı olabilmesi dileği ile …</p>
<p style="text-align: justify;">1- <strong>Hedef yok:</strong> Ne orta vadede, ne de uzun vadede iş dünyasında ne yapmak istediği ile ilgili net hedefleri bulunmaz. Bir iş bulmuş, çalışmaya başlamış ve maçı idare ederek günü kurtarmaya devam ediyordur. Yıllar sonra, kendisiyle aynı dönemde işe başlayan bazı kişilerin çok daha başarılı olduklarını görünce “eyvah” der. Ne mezun olduğu branş ile ilgili, ne tutkunu olduğu meslek ile ilgili hedefi bulunmaz. Ya da hedefi olsa bile sadece lafta kalır.</p>
<p style="text-align: justify;">2- <strong>Strateji yok:</strong> Bu kelime onun için ağır gelir. Her mesai gününün stratejik olarak kendisine ne fayda sağladığını ölçmez. Analitik düşünmek, bazı durumlarda doğal, bazı durumlarda politik davranmak gibi düşünceleri yoktur. “Yaptım, oldu” der. Önünü, arkasını düşünmeden hareket eder. Ve sonuçlarına da katlanır.</p>
<p style="text-align: justify;">3- <strong>Tembeldir:</strong> Lafa gelince, çok hırsa gerek olmadığını söyler. Mağaza vitrinine bakınca da &#8220;ah param olsa&#8221; der. Ama para kazanmak, hedeflerini gerçekleştirmek için “doğru ve gerektiği” kadar çalışmaz. Sonra da “olmadı, kahretsin” der. Daha da ümitsizliğe kapılır. Zaman planını tekrar tekrar, saniyelerine kadar gözden geçirmez.</p>
<p style="text-align: justify;">4- <strong>Vizyon sıfır:</strong> Hedefi olmayınca kendine bir vizyon da çizemez ve vizyoner insanları da örnek almaz. Geleceği görmeye, trendleri anlamaya çalışmaz. Uzun vadeli stratejiler ortaya koymaz. Verdiği her kararın on, yirmi yıl sonrasını nasıl etkileyeceğini düşünmez.</p>
<p style="text-align: justify;">5- <strong>Takip yok:</strong> Gereksiz bir çok şeyi takip eder de bir türlü kişisel gelişimi ve hedefleri ile ilgili bir takip planı yapmaz. İşten eve, evden işe öylesine gider gelir. Aslında görür ki, ne aile hayatında kişisel marka olabilmiş ne de iş yaşamında.</p>
<p style="text-align: justify;">6- <strong>Sahnede değil:</strong> Ya iş yerinde masasında, ya da evdeki koltuğunda oturur durur. Selam vermez, gülümsemez, sohbet etmez, yemeğe çıkmaz, arkadaş çevresini genişletmez, sosyal anlamda içine kapanıktır. Sonra da “neden beni keşfetmiyorlar” diye çırpınır durur.</p>
<p style="text-align: justify;">7- <strong>Proaktif değil:</strong> Elindeki doneleri iyi değerlendirerek, analiz yaparak sonraki aşamalarda karşışına çıkabilecek zorlukları düşünmez. Ve önceden çalışmalar, hazırlıklar yapmaz. Tedbirli olmak onun için korkmaktır. Fazla kontrollü olmanın yaşamını zindana çevireceğini düşünür. Önceden harekete geçmez, olunca telafi etmek için harekete geçer. O da işe yaramaz.</p>
<p style="text-align: justify;">8- <strong>Trendleri takip etmez:</strong> Yaptığı mesleğin, hedefindeki işin dünyadaki trend yelpazesinde nerede durduğunu araştırmaz. Hangi trendlerin iş dünyasına, paraya ve dolayısıyla da yaşama nasıl yön vereceğini anlamaya çalışmaz. Bir yerde durur, o yerden bakar ve emekli olur, gider.</p>
<p style="text-align: justify;">9- <strong>Okumaz, araştırmaz, üretmez:</strong> Sadece işini yapar, emir kuludur ya. Farklı, yaratıcı, geliştirici, innovatif fikirleri bulmak için okumaz, araştırmaz, beyin fırtınaları yaparak projeler üretmez. Ne şirketine, ne de kendi yaşamına katma değer sunmaz. &#8220;Sallarım başımı, alırım maaşımı&#8221; diyerek ortalarda gezinir durur.</p>
<p style="text-align: justify;">10- <strong>Bahanelere sığınır:</strong> Başarızısızlık,  % 99 sebep sonuç ilişkisine göredir. Kaderde bir musibet, öngörülemeyen bir rahatsızlık v.s. olursa tabiî ki söylecek bir şey olamaz. Ama “en iyi bahane, yine de bahanedir” Çözümleri değil daha çok problemleri, engelleri konuşur. Yeniden, zaman kaybetmeden başlamayı değil hep bitişleri, kayboluşları, ümitsizlikleri konuşur.</p>
<p style="text-align: justify;">11- <strong>Fazlasıyla kadercidir:</strong> Eşeğini sağlam kazığa bağlamaz ve sonra da “çalındı işte, kader” der. Yaratıcı’nın her kapıyı kendisine sonuna kadar açacağını, ve fırsatları eline vereceğini düşünür. Olan her şey kaderde vardır ama kişisel iradesini ne kadar da kötü ve verimsiz kullandığını düşünmez.</p>
<p style="text-align: justify;">12- <strong>Acele oluversin ister:</strong> Çok kısa sürede ünlü olmak, zengin olmak ve güçlü olmak ister. Hemen öğrenbileceğini, hemen uygulayabileceğini, hemen bilinç kazanabileceğini düşünür ve aldanır. Başını bir kayaya toslayınca anlar.</p>
<p style="text-align: justify;">13- <strong>“Proje” bakış açısı yok:</strong> İşlere, problemlere “proje yönetimi” açısından yaklaşmaz. Pratik olacağım, hızlı olacağım diye masabaşı bir toplantı, bir iki not alma ve “tamam, şöyle olur” deyiverir. Sonra hataları düzeltmek için çok çok fazla zaman-adam harcamak zorunda kalır.</p>
<p style="text-align: justify;">14- <strong>Analiz sıfır:</strong> 1 ay analiz yaparak 1 haftada yazılım yaptırmaz. “1 hafta analiz yeter” der, ama 1 ayda yazılımı bitiremez. Çünkü o kadar eksik kalan, kaçan nokta vardır ki. Bu arada çok yorulur ve motivasyonu düşer, belki de başka önceliklerden dolayı proje rafa kalkar.</p>
<p style="text-align: justify;">15- <strong>Şöhret ister:</strong> Ünlü, zengin, şöhret olan iş adamlarına, iş kadınlarına özenir. Özenmesi normaldir ama “tavuk olmadan “tar”a ( kümesteki yükselti) çıkmak” isteyince düşüverir. Ve gerçek konumunu anlar.</p>
<p style="text-align: justify;">16- <strong>Tevazu yok, burun havalarda:</strong> Her şeyi ben bilirim, en iyisini ben uygularım havalarındadır. Ekip yoktur, her şeyi kendisi yapmıştır zaten. Küçük tepeleri bırakın bir toz taneciğini bile kendisinin yaratmadığını kısa bir süre sonra anlatır birileri.</p>
<p style="text-align: justify;">17- <strong>Empati mi, oda ne:</strong> Her şeye mantıksal yaklaşır. Başkalarının algısı ve düşünce dünyası ile olaylara bakmaz. Herkes, kendisi ile aynı olsun ister. Duygusal zeka onun için aptallık gibi bir şeydir. Karar verir, mümkün ise zorbalıkla uygulatır.</p>
<p style="text-align: justify;">18- <strong>Ya fazla mantık, ya fazla his:</strong> Ya hep kalbi ile düşünür, ya da hep beyni ile. İkisini birden gerektiği oranda kullanmaz. Verdiği kararlara şu gibi yakıştırmalar yapılır. &#8220;Kalpsizin teki&#8221; ya da &#8220;beyinsiz&#8221; gibi. Vicdani duygular da, sistematik çıkarımlar da birlikte kullanılmazsa kötü sonuçlara yol açar.</p>
<p style="text-align: justify;">19- <strong>Alıngandır, her şeyi gurur yapar:</strong> Her uyarıdan, her tavsiyeden alınır, kendini aşağılanmış hisseder, konuyu &#8220;kişisel&#8221; algılar. Aslında müdürünün de kendisinin de para için çalıştığını, sonuçta “iş”i konuştuklarını unutur. Sabırla kendisini iyileştirmeye çalışmaz, aksine yönetimi değiştirmeye çalışır.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-578" title="istock_000005881622xsmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/03/istock_000005881622xsmall-240x300.jpg" alt="istock_000005881622xsmall" width="240" height="300" />20- <strong>Arkadan konuşur:</strong> Dedikodu yapar, herkesi çekiştirir, kötüler. Kimsenin karşısına çıkarak uygun bir dille yanlışını söyleyemez, yönlendirmez. Bilmez ki bu kadar rahat bir insanın arkasından başkalrı da çok rahat konuşur ve kuyusunu kazabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">21- <strong>Dolap çevirmeye bayılır:</strong> Türlü türlü dolaplar çevirmeden, ayak oyunları yapmadan kariyer yaşamında yükselemeyeceğini saplantı halinde beynine kazımıştır. Halbuki, sadece işini en doğru şekilde yaparak ve sunarak ve duruşunu bozmayarak başarılı olabileceğini bir türlü fark etmez. Aslında insan zulmeder, kadere hükmetmeye çalışır. Ama asıl adaletli olan kaderdir, insan değil.</p>
<p style="text-align: justify;">22- <strong>Hakkı olmayanı kıskanır, mümkün ise çelme takar:</strong> Hak etmediğine uzanır, ısrarla almak ister. Hak edenleri de kıskanır, çekemez. Örnek almak, desteklemek yerine çelme takmaya çalışır.</p>
<p style="text-align: justify;">23- <strong>Özel yaşam-iş yaşamı birbirine karışır:</strong> İşten çıkar evde müdürlük yapmaya devam eder, ya da işe gelir eşiyle kavga ediyor gibi çalışanlarına saldırır. Aslında özel yaşamın çok daha önemli bir “iş” olduğunu unutur. İki kategoriyi de bir bütün olarak görmek gerek ama birbirlerine negatif etkisi çok az düzeyde olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">24- <strong>Tutkularına sarılmaz:</strong> Kendisini mutlu eden, huzur veren tutkularını, hobilerini gerçekleştirmeyi günlük telaşlar içinde unutur. İşine tutku ile bağlı olmayabilir ama yaşama dair tutkularını da kaybederse iş yaşamında da başarısız ve huzursuz olur.</p>
<p style="text-align: justify;">25- <strong>Günü kurtarır:</strong> Günübirlik yaşar, geleceğe kafa yormaz. O günü tamamlar ve yorganı üzerine çektiği anda her şeyin bittiğini zanneder. Zamandaki “gün” diliminin yine ömrümüzün bir parçası olduğu bilincinde değildir. Sonra da yıllar, ne de çabuk geçti diyerek hayıflanır.</p>
<p style="text-align: justify;">26- <strong>Negatif enerji saçar:</strong> Sabah gülen bir ifade ile günaydın demek, akşam çıkarken iyi akşamlar demek dahi bu insanlar için zor gelir. Çevresini görmezden gelir. Bilmez ki, doğuştan görmeyen insanların dahi gülen ve somurtan insanı ayırt edebildiğini. Her şeyi olumsuz algılar ve etrafına negatiflik saçar. Ümitsizdir, çözümsüzdür, başlangıçlara değil bitişlere odaklanmıştır. Kimseden de yardım istemez, almaz.</p>
<p style="text-align: justify;">27- <strong>“Ekipten” olamaz, ekip yönetemez:</strong> Bencildir, tek başına hareket etmek ister. Şirketin, ekibin çıkarını değil de önce kendi çıkarını düşünür. Kendine saygılıdır ama başkaları için hep kaygılıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">28- <strong>Sosyal değildir:</strong> Konuşmak, paylaşmak, birlikte eğlenmek, tanışmak, iletişim kurmak, bağlantıda olmak, sosyal ağını genişletmek için çaba sarfetmez. “Cool” olduğunu düşünür. Halbuki büyük bir yalnızlığa yol alır ama farkında değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">29- <strong>Sosyal medyada görülmez:</strong> İlişkilerimizi, bağlantılarımız kontrol etmek adına büyük faydalar sunan internetteki sosyal networklere yabancıdır. Bu gibi aplikasyonları kullanmayı gereksiz görür. Vefasızlık yapar, unutur ve unutulanlardan olur.</p>
<p style="text-align: justify;">30- <strong>Yaşam tarzında standartları yoktur:</strong> Oturup kalkmasından, konuşmasına, yeme-içmesine varana kadar belli bir duruş sergilemez. O nedenle, hakkında bir marka algısı oluşmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">31- <strong>Radikal değişim kararları almaktan korkar: </strong>Statükocudur, yeni olanı yıpratırcasınıa sorgular ve uygulamaktan korkar. Değişimin hep negatif etkilerini düşünür ve karşı çıkar. Ve aynı sorunlar tekrar tekrar karşısına çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">32- <strong>Delege etmez:</strong> Her şeyi kendi yapmak ister. Organizasyon kurmaya önem vermez ve başkalarına güvenmez. Hata yapmalarından korkar. Halbuki en büyük hatayı sorumluluğu paylaştırmayarak kendisi yapmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">33- <strong>İnsiyatif almaktan çekinir:</strong> Tek başına karar almaktan korkar. Danışmak, tavsiye almak iyidir fakat bu kişi hep destek ister. Önemli kararların altına imzasını atmaktan korkar. Bu da işi iyi bilmediği ve yönetemediği anlamına gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">34- <strong>Sürekli muhaliftir:</strong> Bilip bilmeden, araştırmadan hep karşı çıkar, muhalefet yapar. Yapıcı olmaktan çok yıkıcı ve bezdirici yöntemlere başvurur. Kendi içini kararttığı gibi başkalarına da bu karartıyı bulaştırmaya çalışır.</p>
<p style="text-align: justify;">35- <strong>Hep yönetimi suçlar, kendine bakmaz:</strong> Değişmesi gereken tek tarafın yalnızca “yönetim” olduğunu düşünür. Kendisini onların yerine koymaz. Suçlar, eleştirinin dozunu kaçırır, iletişimi yanlış yerlere çeker.</p>
<p style="text-align: justify;">36- <strong>“Mavi, beyaz, gri” yaka diyerek çalışanları hep kategorilere ayırır:</strong> Herkesin aynı gemide olduğunu, herkesin yaptığı işin bir değeri olduğunu unutur ve saygı duymaz. Birileri aşağıdadır, birileri yukarıda. Ona göre davranır ve tabi ki sevilmez.</p>
<p style="text-align: justify;">37-<strong> Fırsatları görmez, görse de değerlendiremez: </strong>Kabiliyetlerinin farkında dahi değildir. Kendine uygun fırsatları, boşlukları görmez bir türlü. E-postaları iyi okumaz, gelişmeleri değerlendirmez, aktif rol almaz. Sonra da “hakkımı yiyorlar” diyerek ah vah eder.</p>
<p style="text-align: justify;">38-<strong> Vermez, hep almak ister:</strong> Bilgiyi, tecrübeyi, kazancını paylaşmaz, yaymaz. Ama hep almak ister. Kendisi asık suratlı iken başkalarının kendisine hep gülümsemesini ister. Bildiğini kendisine saklarken, başkalarının kendisine hep öğretmesini ister.</p>
<p style="text-align: justify;">39- <strong>Boş içini dolu gibi satmak ister, konuşur da konuşur:</strong> Çok konuşur ama içi boştur. Bir şekilde geldiği görevin hakkını verememektedir aslında. Lafla peynir gemisinin yürümediği kısa sürede ortaya çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">40- <strong>Her şeyin kendi etrafında döndüğünü zanneder:</strong> Şirketin patronun kendisi olduğunu zanneder. Her şeyi, herkese yaptırabileceğini düşünür. “Herkes bana itaat etmeli, güç bende” der. Ve bu düşüncelerinin altında ezilir. Yaşamın tüm parametrelerine hükmettiğini düşünür. Evrendeki kuralları dahi anlamaz, zorladıkça zorlar. Düşüncelerini, davranışlarını dahi yönetemeyen bir insanın tüm yaşamı da yönetemeyeceğini de unutur.</p>
<p style="text-align: justify;">Başarılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/is-yasaminda-%e2%80%9ckaybeden%e2%80%9dlerin-40-ozelligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İşten eve dönmeyin, yine &#8220;iş&#8221;e gidin</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/isten-eve-donmeyin-yine-ise-gidin/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/isten-eve-donmeyin-yine-ise-gidin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2009 11:18:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[Hedefler]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[marka]]></category>
		<category><![CDATA[marka konumlandırma]]></category>
		<category><![CDATA[marka yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[mesai]]></category>
		<category><![CDATA[müşteri memnuniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[özel yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[zaman yönetimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=565</guid>
		<description><![CDATA[Nasıl mı? Şöyle; Hayatı kaçırdığımız nokta buradan başlıyor bence. Kavramlarda saklı bir hayat yaşıyoruz ama farkında değiliz. Örneğin “kişisel marka” diyoruz. Neden özellikle bu iki kelimeyi kullanıyoruz? Öncelikle yaşamın kişisel algılarımızdan, davranışlarımızdan oluştuğunu unutuyoruz. Ve “marka” kelimesini de başarılı şirketlerin tüm yönetim stratejilerini örnek alarak kullandığımızı unutuyoruz. İş yaşamında her türlü çabayı gösterirken, bu gayreti [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-566" style="margin-right: 15px; margin-bottom: 15px;" title="istock_000005879279xsmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/03/istock_000005879279xsmall.jpg" alt="istock_000005879279xsmall" width="338" height="227" />Nasıl mı? Şöyle;</p>
<p style="text-align: justify;">Hayatı kaçırdığımız nokta buradan başlıyor bence. Kavramlarda saklı bir hayat yaşıyoruz ama farkında değiliz. Örneğin <strong>“kişisel marka”</strong> diyoruz. Neden özellikle bu iki kelimeyi kullanıyoruz? Öncelikle yaşamın kişisel algılarımızdan, davranışlarımızdan oluştuğunu unutuyoruz. Ve <strong>“marka”</strong> kelimesini de başarılı şirketlerin tüm yönetim stratejilerini örnek alarak kullandığımızı unutuyoruz. İş yaşamında her türlü çabayı gösterirken, bu gayreti özel yaşamımızda gösteremiyoruz. Çünkü işten <strong>“ev”</strong>e gidiyoruz. Hassasiyetle ve ciddiyetle bir şeyleri uygulamaya çalışırsak özel yaşamımızın sıkıcı olacağını düşünüyoruz. Bence tam tersi. Eve giderken daha önemli, daha hayati bir <strong>“mesai”</strong>nin başladığını düşünmemiz gerekiyor. Peki bu nasıl olacak, yani özel çevremize de müdür gibi mi davranacağız? Evet. Aynen öyle. İşte bazı örnek konular;<span id="more-565"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Zaman planlama</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Her çalışanın bir mesai planı vardır. O gün, o hafta, o ay tamamlaması gereken sorumlu olduğu işleri vardır. Bir anne, baba, ya da öğrencinin de aynı şekilde zaman planı olmalıdır. İş yaşamında ertelenen, geciken işler sorun yaratır. Patronunuzdan fırça yemeniz ya da işten çıkarılmanızın faturası ile, özel yaşamda alacağınız benzer tepkilerin faturası aynı değildir. Çocuğunuza zaman ayıramamanız ilerleyen yaşlarında onunla daha fazla uğraşmanızı gerektirecektir. Eşinize zaman ayıramamanız sevgi yumağınızın gizli bir şekilde içten içe yanmasını sağlayacaktır. Ve söndürmeniz, eski haline getirmeniz çok uzun zaman alabilir. Anne, babanıza ya da sevdiklerinize yaptığınız vefasızlık onlar bu dünyadan göçtüklerinde daha çok içinize batacaktır. Ve telafisini ancak rüyalarda arayabilirsiniz. Tutkunu olduğunuz hobilerinize zaman ayıramamanız sizi asosyal bir insan haline getirecektir. Ve özellikle iç dinginliğinize ulaşmak için uygulamanız gereken şeylere zaman ayıramazsanız, her gününüz karanlık kabuslardan aydınlık kabuslarına uyandıracaktır sizi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hedefler</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Her başarılı şirket doğru, realist hedefler koyarak bu hedeflere ne kadar ulaştığını sürekli ölçer. Süreçlerini de, insan kaynaklarını da, bütçesini de buna göre ayarlar. Sağlıklı beslenmeden, spor yapmaya, yabancı dil öğrenmeden, resim yapma hedeflerine varana kadar her şey özel hayatınızda hedef olarak sizleri bekler. Aradan yıllar geçer, aynı hedefleri tekrarlar dururuz. Ama yaşın, fiziki durumun, statünün ve karmaşıklaşan bilncin yan etkileri bu hedefleri uygulamanızda size daha çok köstek olmaya başlamıştır. Öncelikler karışmış, zaman bir rüzgar gibi üzerinizden geçerek sizleri yıpratmıştır. Hırsa ve korkuya kapılarak panik şekilde kırk yaş sendromu özel yaşamınızı daha da alt üst edebilir. Dikkat!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İç ve dış müşteri memnuniyeti</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Marka olmuş şirketlerin bu memnuniyet veren derecesi gerçekten çok yükseklerdedir. İç müşteri olarak çalışanlarının, dış müşteri olarak da kullancılarının sorunlarını çözmek zorundadırlar. Varsayalım iç müşteri sizin kişisel algı ve düşünceleriniz olsun. Dışınızdaki herkes de dış müşteri olsun. Siz ve çevrenizdeki insanlar sizden ne kadar “memnun” hiç düşündünüz mü?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Marka konumandırma</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Marka farklılaşır, söz verir, hedeflerini yerine getirir, doğru iletişim kanalları ile sürekli iletişimde bulunur. Değerlerinin eskimesine asla izin vermez. Aynı duruşu sergilemeye çalışır. Her ürününde, her iletişiminde nasıl algılandığını ölçer. İnsanlar da kendi çevresinde belli kelimelerle zihinde kalır. Çalışkan, cana yakın, soğuk, stres dolu, sakin, uzlaşmacı, kavgacı gibi. Eşiniz de, arkadaşınız da, çocuğunuz da sizi bir yerlerde konumlandırır. Ve bu konumlandırma için sizden izin almaz. Algısı ne ise onun için siz “o” sunuzdur. Bunu tekrar değiştirmek yıllarınızı alabilir. Ölmez yaşarsanız !</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sosyal sorumluluk</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bugünlerde çok moda. Üretilen değerleri ve sonuçları bencilce kendisi için harcayan şirketler ve patronlar şimdilerde topluma yardım kampanyalarına soyunuyorlar. Bazıları içten, samimi olabilir ama çoğunluk da yine pazarlama adımı olarak görüyor bunu. Bizim kültürümüzde yardımlaşmak, faydalı olmak, katkıda bulunmak yasa yerine geçen teamüller gibidir. Burun ve bencillik seviyeniz de sizi toplumdan dışlanmanızı sonuçlandırabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Pazarlama</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Her departmanın ayrı bir değeri vardır. Fakat reklam denilen şey öyle böyle bir şey değil. Algının, bilincin yönetilmesi için türlü türlü numaralar uygulanır. Ve gerçekten de medya gücü insanları yönlendirir. Renkler, sesler, kokular, şekiller bizi ister istemez etkiler. Evinizde giydiğiniz pijamadan, diksiyonunuza, yemek yeme kültürünüze varana kadar her şey sizi başkalarına sunar. Ve artık bir “paket” sinizdir çevreniz için.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada sadece ve sadece dört örnek vermeye çalıştım. Yüzlercesini yazabilir, değerlendirebilirsiniz. Saat 18:00’da işten çıktığınızda, sabah saat 09:00’da tekrar işe başlayana kadar neleri yapabilidiğinizi, yapamadığınızı günlük, haftalık, aylık, yıllık olarak değerlendirin. Göreceksiniz ki saniye ve dakikalardan ne de çok şey kaybetmişsiniz. Kişisel şiketinizi çok da iyi yönetemediğiniz ortaya çıkacak. Bu da kişisel marka olma sürecinizin hangi noktalarda sekteye uğradığını size gösterecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç mu? Ne olur işten eve dönmeyin. Yine işe, daha önemli bir mesaiye doğru yola çıkın. Bildiğiniz tüm yönetim, pazarlama, finans, teknoloji, sosyal medya kurallarını bu mesai için de uygulayın. İşinizi &#8220;yağdan kıl çeker gibi&#8221;, ya da &#8220;gözü kapalı&#8221; rahatlığı ile yapıyorsanız özel yaşamınızdaki öncelikleri de bu şekilde uygulayana kadar bıkmadan çalışın.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu mesaideki kazancın değeri ölçülemez.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/isten-eve-donmeyin-yine-ise-gidin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nedir bu önceliklendirme hatalarından çektiğimiz.</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/01/nedir-bu-onceliklendirme-hatalarindan-cektigimiz/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/01/nedir-bu-onceliklendirme-hatalarindan-cektigimiz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2009 11:58:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[aksiyon planı]]></category>
		<category><![CDATA[atalet]]></category>
		<category><![CDATA[bencillik]]></category>
		<category><![CDATA[hayır demek]]></category>
		<category><![CDATA[Hedefler]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet sektörü]]></category>
		<category><![CDATA[önceliklendirme]]></category>
		<category><![CDATA[tembellik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=497</guid>
		<description><![CDATA[Okuyoruz, araştırıyoruz, eğitimler alıyoruz, eğitimler veriyoruz, tecrübeleri örnek alıyoruz, planlar yapıyoruz, hedefler koyuyoruz. Ama yine de önceliklendirmeleri doğru yapmadığımız için &#8220;ah vah tüh&#8221; diyoruz. İş dünyasından bir örnek verelim. Hizmet, servis, bakım sektörü olsun. Acil diyorsunuz, &#8220;tamam bu akşam mesai sonuna kadar olmazsa yarın kesin&#8221; diyorlar. Yarın oluyor, yarı mesai bitiyor ne gelen var ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Okuyoruz, araştırıyoruz, eğitimler alıyoruz, eğitimler veriyoruz, tecrübeleri örnek alıyoruz, planlar yapıyoruz, hedefler koyuyoruz. Ama yine de önceliklendirmeleri doğru yapmadığımız için &#8220;<strong>ah vah tüh&#8221;</strong> diyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">İş dünyasından bir örnek verelim. Hizmet, servis, bakım sektörü olsun. Acil diyorsunuz, &#8220;tamam bu akşam mesai sonuna kadar olmazsa yarın kesin&#8221; diyorlar. Yarın oluyor, yarı mesai bitiyor ne gelen var ne giden. Soruyorsunuz, not almıştım, haber vermiştik diyorlar. Dersiniz ki müşterilerinden gelen tüm talepler acil ve öncelikli hale gelmiş. Yalan. Bazen de &#8220;not aldım&#8221; diyerek servis departmanına iletmeyenler var, bunlar daha da vahim, söylenecek söz yok.<span id="more-497"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Hizmet sektörü gibi biz de kişisel markalaşmamıza hizmet ediyoruz. Tüm kabiliyetlerimizi gelişimimiz için seferber etmek istiyoruz. İstiyoruz ama yıllar geçtiği halde bir çok şeyi yapamadığımızı, artık daha da zorlandığımızı farkediyoruz. Bir çok kişinin hedefinde &#8220;spor yapmak, doğru beslenmek, yabancı dili geliştirmek, daha çok gezmek&#8221; gibi hedefler vardır. Ama bir türlü yapılamaz. Çünkü araya başka şeyler girmiştir. Ne kadar önemli, öncelikli şeylerdir bilmeyiz, kafa da yormayız hani.</p>
<p style="text-align: justify;">Duygusal zekamızı, yani bana göre kalbimizle düşünmeyi yönlendiren, talimat veren biz değil miyiz? Beynimizi sistematik şekilde yönlendiren de biziz. Peki, nerede yanlış yapıyoruz? Yalın, basit, uzun vadeli,<br />
önceliklendirilmesi doğru yapılmış planlar yapmıyoruz. Harekete geçmek için, kusura bakmayın, hep birilerinin bizi &#8220;dürtmesini&#8221; bekliyoruz. Kangren olmuş vakaları hala iyileştirmeye çalışıyoruz anlamsız yöntemlerle. Radikal tavırlar alamıyoruz bizi oyalayan &#8220;şeyler&#8221; e karşı. Hayır diyemiyoruz, aman kimse üzülmesin diye.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir taşı yerden kaldırmak için gereken güç ne ise onu uygulamak zorundayız. Acı çekmeden ne beden, ne de ruh gelişir. Bakın başarılı sporculara. Bakın bilim adamlarına. &#8220;Etkili İnsanların Yedi Alışkanlığı&#8221; gibi bir çok kitap okumuşuzdur. Ama bir türlü yazamayız kendi kitabımızı. Bizi atalete, kısır döngüye, çaresizliğe, girdaba sürükleyen karmaşayı bir türlü fark etmeyiz. Hatta bunları fark edemediğimizi dahi fark etmeyiz. Aymazlık, unutkanlık, nefsin hoş perdelerle önümüzü kesmesi gibi. Dakikalarda, saniyelerde, detaylarda,<br />
korkularımızda, düşüncelerimizde kaybolur gider önceliki ihtiyaçlarımız.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelin son 5 ya da 10 yılda yapmak istediğiniz, ama bir türlü yapamadığınız ( bahaneleri unutun) üç maddeyi yazın. Bu maddeler, üzerine düşmediğiniz için yıllar sonra yaşamınızı derinden etkileyen maddeler olsun. Örneğin, sağlığınızı, maddi kazancınızı, sosyal network mutluluğunuzu etkilemiş olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve bugün, şu dakikadan itibaren nasıl önceliklendirme yaptığınızı düşünün. Her biri için üç renkli küçük kağıt yapıştırın masanıza, ekranınıza, klavyenize, cep telefonu ekranınıza, evdeki aynanıza v.s. Yanlış anlamayın, ümitsizliğe kapılmayın ama göreceksiniz ki yine yapamayacaksınız. Çünkü alışkanlıklarınız refleks davranışlar haline dönüşmüştür. Beynin arka lobu sizi hep aynı şeyler yapmaya zorlayacak. Daha radikal kararlarla bir şeylerden vazgeçmek zorunda kalacaksınız. Uykudan, yemekten, gezmekten, tembellikten v.s. Ve belli bir eşiği geçince biyolojik saatiniz dahi buna göre işleyecek. Beyin programlanmış olacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Şirketlerin müşterileri için yapması gereken de budur, kişilerin markalaşma süreçleri için de. Bu konuda bencillik yapın lütfen. Önceliklerinizi kimsenin, hiç bir şeyin engellemesine izin vermeyin. Benim böyle bir kaç maddem var ki, yıllardır gerçekten başarısızım. Ama geçen yıldan başlayarak daha fazla sorguluyorum, ısrarla üzerinde duruyorum ve çözümlerini de buluyorum sanki.</p>
<p style="text-align: justify;">Başarılar.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/01/nedir-bu-onceliklendirme-hatalarindan-cektigimiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kişisel markalaşma, &#8220;size özel&#8221; markalaşma</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/01/kisisel-markalasma-size-ozel-markalasma/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/01/kisisel-markalasma-size-ozel-markalasma/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2009 14:14:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[bahane]]></category>
		<category><![CDATA[Ben-lik]]></category>
		<category><![CDATA[genom haritası]]></category>
		<category><![CDATA[Hedefler]]></category>
		<category><![CDATA[insan sarrafı]]></category>
		<category><![CDATA[karakter]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik]]></category>
		<category><![CDATA[Kişilik Testi]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik tipleri]]></category>
		<category><![CDATA[kodlama]]></category>
		<category><![CDATA[markalaşma adımları]]></category>
		<category><![CDATA[size özel]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal çevre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=487</guid>
		<description><![CDATA[“Marka Sizsiniz” kelimeleri yalnızca motivasyon ifadesi değildir. Evet, içinde bir değer, saygı, hedef, uyarı barındırıyor fakat tüm bunlarla birlikte asıl odak noktası, insanın kendisinden kaynaklanan düşünce dünyasının aksiyona dönüşme sürecidir. Başlangıç noktası “kişi” olunca tüm hazırlıklar, hedefler ve sonuçlar da bu kişinin kendi kodlamalarına göre olacaktır. Yani 30 yaşında bir insan, her hangi bir yaşam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/01/siz.gif"><img class="alignright size-medium wp-image-488" title="siz" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/01/siz-300x174.gif" alt="" width="300" height="174" /></a>“Marka Sizsiniz”</strong> kelimeleri yalnızca motivasyon ifadesi değildir. Evet, içinde bir değer, saygı, hedef, uyarı barındırıyor fakat tüm bunlarla birlikte asıl odak noktası, insanın kendisinden kaynaklanan düşünce dünyasının aksiyona dönüşme sürecidir. Başlangıç noktası <strong>“kişi”</strong> olunca tüm hazırlıklar, hedefler ve sonuçlar da bu kişinin kendi kodlamalarına göre olacaktır. Yani 30 yaşında bir insan, her hangi bir yaşam modelini örnek alarak <strong>“ben de aynen böyle olacağım”</strong> diye ısrar ederse tüm çabaları hüsran ile sonuçlanabilir. Ve doğal olarak suçlamalar, bahaneler, tatminsizlikler ve manik &#8211; depresif durumlar ortaya çıkar.<span id="more-487"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Peki bu <strong>“kodlama” </strong>larımız nereden geliyor, nasıl oluşuyor, değiştirilebiliyor mu? <strong>“Kodlama”</strong> deyince aklınıza hemen genetik kodlamamız, yani “genom haritası&#8221; gelmiş olabilir. Tabi ki bizi etkileyen parametrelerden biri budur fakat tek etken değildir. Yedi soydan gen aldığımız söylenir, doğrudur. Fakat anne karnında dokuz ay keyifli bir yaşam sürerken dahi çevresel etkilere maruz kalırız. Örneğin son zamanlarda duyduğum bir örnek; “<em>bir anne adayının hamile iken beslenme şartları ne ise bebek de bunu öğreniyor ve kabulleniyormuş. Doğduğunda da aynı tarzda beslenmeyi tercih ediyormuş. Örneğin açlık, sefalet içinde doğum yapan bir annenin bebeği de, bu yaşam tarzına alışmış şekilde doğuyor. Hatta fazlası verildiğinde vücut tepki veriyormuş.”</em> </p>
<p style="text-align: justify;">Sosyal çevre etkisi de bu şekilde ta anne karnında iken bebeği etkiliyor. Karakterimizin nasıl olacağına dair desenler de burada oluşmaya başlıyor. Doğumdan itibaren anne, baba ve çevre faktörü ile beynimiz programlanmaya devam ediyor. Gelişime açık ya da kapalı potansiyellerimiz de belirginleşiyor. 0-5 yaş arasında davranış kalıpları, benlik, mizaç, karakter ve kişiliği yapılandıracak bir çok temel taşı diziliyor. İnsanın kendini, benliğini keşfetmesi ile tüm düşünme modelleri de ortaya çıkmış oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konular sıkıcı gelebilir ve bu yazıyı her an kapatmaya hazırlanıyor olabilirsiniz. Çünkü bu bilgileri okullarda hep not korkusu ile öğrendiğimiz, ya da <strong>“fazlasını psikolglar öğrensin”</strong> diye düşündüğümüz için insanın yaratılıştan gelen özelliklerini ve yaşam sürecini bir türlü kavrayamıyoruz. Söz veriyorum tüm bunları size anlaşılır bir &#8220;diagram&#8221; halinde sunacağım ileride. Ve şaşıracaksınız , <strong>zaten 5 yaşına kadar her şey bitmiş</strong> diye. Evet bir anlamda doğru ama işte asıl mesele burada başlıyor. Tüm bunların bizde “nasıl” durduğunu öğrenmemiz gerekiyor. Örneğin kişilik tiplerini hayvan benzetmeleriyle yapan bir test ve eğitimi var. Panter, Yunus, Baykuş ve Tavus kuşu gibi. Her birinin özellikleri farklı. Artık insan kaynakları ve yönetim danışmanlığı firmaları bu gibi testleri uyguluyor çalışanlara ve ona göre yetkinlikleri geliştiriyor, modeller  belirliyor, yetkiler veriyor. Hani, tüm bunlar halk dilinde “<strong>insan sarrafı”</strong> olma anlamına geliyor doğrudur fakat insan sarrafı olmak için de 60 yaşını mı bekleyeceğiz!</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi tekrar başa dönelim ve soralım kendimize. Kişisel markalaşma adımlarımızı kendimizi tanıyarak, tanımlayarak ne kadar “bize özel” şekilde atabiliyoruz? Yoksa çevremizde her gördüğümüz ünlü, başarılı kişiyi model alarak karmakarışık alt kişilik maskelerine mi bürünüyoruz. 2009’a girerken ben dahil her yerde, hedeflerle ilgili yazılar, öneriler okudunuz. Ocak ayı bitiyor neredeyse. Ne yaptınız, nasıl gidiyor diye sorsam bir çok kötü, olumsuz cevaplar gelecektir. Neden mi? Çünkü yukarıda saydığımız kişilik, karakter, davranış özelliklerimizi bilmeden, anlamadan yine yola koyulmuşuzdur da ondan. Daha açık ifade ile kendimizi kandırmaya, zorlama hayallere dalmış olabiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Örneğin yaşamınızdaki en önemli üç hedefinizi ele alın ve şu soruları sormaya başlayın;</p>
<p style="text-align: justify;">1- Öncelikle bu hedefler benim için doğru mu?<br />
2- Öncelikli mi, acil mi? Hangi kategoride?<br />
3- Günlük yaşamımda &#8211; özel ve iş- bu hedefi nasıl uygulayabilirim?<br />
4- Bu hedefi gerçekleştirmeme engel olan şeyler, neler?<br />
5- Bu hedef için yakın, orta ve uzun vadede ara hedefler belirleyerek, kendim için ödüller düşündüm mü?<br />
6- Yaşam şartlarımda gerçekten uygulanabilir mi, yoksa ütopik mi?<br />
7- Hangi kişilik ve karakter özelliklerim bu hedefe uygun ya da değil.<br />
8- Hangi düşüncelerimi engellemeliyim, geliştirmeliyim ya da yönlendirmeliyim?<br />
9- Bu hedefi doğru mu algılıyorum, başkalarından bilgi, tavsiye aldım mı?<br />
10- Bu hedefi de, <strong><span style="color: #800000;">zamanın aldatıcı ölçüsüne mi bağladım yoksa tüm yaşamımdaki iç huzurumun gerekliliğine </span></strong>mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Kimse kızmasın ve kimse alınmasın da. Burada terapi yapmıyoruz arkadaşlar. Ama lütfen anne rahmindeki yuvamıza hayali olarak gidelim. Ve hep eşik olarak söylenen 5 yaşına kadar nelerin bizi olumlu ve olumsuz etkilediğini düşünelim. Her bir kavramı, düşünce dünyamızda nasıl algıladığımızı öğrenelim. Varlık dünyasındaki tüm <strong>“şey”</strong> leri ve olayları farklı boyutlardan görmeye çalışalım. Bu yaşa kadar oluşan kişisel marka dinamiklerimizi iyice tesbit edelim. Ve bir çok yazımda bahsettiğim bu <a href="http://www.markasizsiniz.com/etiket/kisisel-markalasma/" target="_blank">markalaşma adımlarını </a>kendimize özel hale getirelim. Esnek olalım, eleştiriye açık olalım, kendimizi sorgulayalım ama ne olur, zorla kimseye benzemeye çalışmayalım. Ticari markalarla tüketiciler arasında oluşan duygusal bağı iyi inceleyin. Aynı bağ, <strong><span style="color: #800000;">“siz”</span></strong> inle <strong><span style="color: #800000;">“siz”</span> </strong>in arasında da olmalı.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/01/kisisel-markalasma-size-ozel-markalasma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kişisel markalaşmanız için her gün neleri hatırlamak isterdiniz?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2008/10/kisisel-markalasmaniz-icin-her-gun-neleri-hatirlamak-isterdiniz/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2008/10/kisisel-markalasmaniz-icin-her-gun-neleri-hatirlamak-isterdiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2008 08:29:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[CEO]]></category>
		<category><![CDATA[Hatırla]]></category>
		<category><![CDATA[Hedefler]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/tema/?p=1040</guid>
		<description><![CDATA[Örnek:- Son 1 ay içerisinde networküme kimleri ekledim? - Networkümdeki şu kişilerle ne kadar sıklıkta görüşüyorum? Mail, telefon, yüz yüze. - Kendimi geliştirmem için şu dili öğrenmek, şu kitapları okumak, şu eğitimleri almak istiyorum. - İş hayatımda 10 yıl sonra şu firma CEO olmak ya da şu sektörde girişimci olmak istiyorum. - Özel / iş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: verdana;"><span style="color: #cc0000;"><strong>Örnek:</strong></span>- Son 1 ay içerisinde networküme kimleri ekledim?</p>
<p>- Networkümdeki şu kişilerle ne kadar sıklıkta görüşüyorum? Mail, telefon, yüz yüze.</p>
<p>- Kendimi geliştirmem için şu dili öğrenmek, şu kitapları okumak, şu eğitimleri almak istiyorum.</p>
<p>- İş hayatımda 10 yıl sonra şu firma CEO olmak ya da şu sektörde girişimci olmak istiyorum.</p>
<p>- Özel / iş yaşamımda şu hatalarımdan şu şekilde ders aldım.</p>
<p><span style="font-family:verdana;"><span style="color: #cc0000;">Gibi gibi unutulmaması gereken maddeler. Siz de hatırlamak, takip etmek istediğiniz maddeleri </span></p>
<p></span></span></p>
<p><a href="mailto:muratesenli@gmail.com"><span style="color: #3366ff; font-family: verdana;">muratesenli@gmail.com</span></a><span style="color: #cc0000; font-family: verdana;"> adresine gönderin, paylaşın.<strong>&#8220;Marka Sizsiniz&#8221;</strong> bazı uygulamalarla bu konuda sizlere yardımcı olmayı hedefliyor. Çok yakında.</p>
<p><span style="font-family:verdana;color:#cc0000;">Sevgilerimle.</p>
<p></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2008/10/kisisel-markalasmaniz-icin-her-gun-neleri-hatirlamak-isterdiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
