Her insanın doğuştan bir marka değeri taşıdığını düşünüyoruz. Kişiliğin oluşması ile birlikte, eklenen eğitim ve tecrübeler bizi yaşamda bir noktaya getirir. Bu noktaların her hangi birinde “durun, marka sizsiniz” diyoruz.
devamı için tıklayınız!

  • Hayrettin Karaca, “Olanın olmayana, bilenin bilmeyene borcu var”


    "Yıllardır çevre konusunda yaptığı eylem, konuşma ve projelerle ülkemize çok şey kazandırmış, melek kıvamında bir insan. Her zaman tükemi kültürünün bağımlılık yaratan alışkanlıklarına karşı durarak düşüncelerini kimseden kormadan ifade eden bir kişi Hayrettin Karaca. "

  • Üzeyir Garih


    1929’da İstanbul’da doğdu. 1951 yılında İ.T.Ü.’den Makina Yüksek Mühendisi olarak mezun oldu. 1954 yılına kadar Carrier Corp. Türkiye Şubesi’nde Tesisat Mühendisliği görevini sürdürerek bu konuda ihtisas sahibi oldu. 1954 yılında İshak Alaton’un teklifi ile iki kişilik Alarko Kollektif Şirketi’nin eş ortağı olarak faaliyete başladı.

  • Rosa Louise Parks


    Rosa Louise Parks (4 Şubat 1913 – 24 Ekim 2005) ABD vatandaşı insan hakları savunucusu. Rosa Parks ABD'de Alabama eyaletinde doğdu. 1943'te Amerikan Yurttaş Hakları hareketine katıldı. 1955'te Alabama eyaletinde, zencilere uygulanan ayrımcılığa karşı tavır koyarak sonrasındaki hareketin başlangıcını yapan kişi oldu.

  • Emrah Yücel


    Biri edebiyat diğeri sinema alanında yaratıcılıklarını gösteren iki köy enstitüsü öğretmeninin oğluydu. Hem para kazanacak hem de sanat yapacaktı. Her şeyden önemlisi çabucak başarılı olacaktı. Bir çocukluk arkadaşının söylediği şu cümle kişiliği hakkında önemli bir ipucuydu: ‘Emrah saklambaç oynarken hiç gizlenmezdi...

  • Ahmet Ertegün


    14 yaşındayken annesi, Cootie Williams'ın enstrumental West and Blues albümünü ve kayıt yapabilen bir plak makinesini ona hediye eder. Ertegün bir yandan çalarken kendi yazdığı sözleri mikrofona okuyor ve bunları kaydediyor, abisi Nasuhi Ertegün ile birlikte odalarında sevdikleri müzikleri dinliyorlardı. "16 yaşındayken bir pop müzik uzmanı sayılabilecek kadar bilgim...

  • Prof. Dr. Mehmet Öz


    Prof. Dr. Mehmet Öz, 11 Haziran 1960'da babasının görev yaptığı Cleveland'da doğdu. 1982'de Harvard Üniversitesi'ni bitirdi, 1986'da Pensilvanya Üniversitesi'nden tıp doktoru unvanını aldı. Halen Columbia Üniversitesi Irwing Kalp Cerrahisi Profesörü olan Öz, ayrıca aynı üniversitenin Tamamlayıcı Tıp Programı'nın kurucusu.

  • Tony Buzan


    1942’de Londra’da doğdu. Zihin Haritaları’nı dünyaya öğreten kişi. 2006’da bu konuda kendi yazılım paket programını çıkardı. Bazı tespitleri; • Üzerinde yatırım yapmayı düşündüğünüz bir şey varsa; o beyin olmalı... • Hayvanlar ve çocuklar en iyi eğitmenlerdir; onları izleyin ve öğrenin.

  • Cem Kozlu


    Cem Kozlu 1946 yılında İstanbul'da doğdu. Robert Kolej'den sonra üniversite öğrenimi için ABD'ye gitti. 1986-1988 arasında Komili Holding Genel Müdürü olarak görev yaptı. Kozlu, 20 Ekim 1991 genel seçimlerine kadar THY Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı olarak hizmet verdi. Daha...

  • Richard Branson


    Sir Richard Charles Nicholas Branson (d. 18 Temmuz 1950 Shamley Green, Surrey, İngiltere), İngiliz yatırımcı, işadamı, 350'den fazla şirketi bulunan Virgin şirketler grubunun CEO'su. İlk ticari başarısını henüz 16 yaşında iken çıkardığı Student adlı dergi ile kazandı.

  • Muzaffer Akpınar


    1962 doğumlu, Saint Michel Fransız Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi mezunu olan Muzaffer Akpınar, evli ve iki çocuk babasıdır. İş hayatına 1986 yılında Penta Tekstil’in kurucu ortağı olarak başlayan Akpınar, 1993 yılında KVK Mobil Telefon Hizmetleri AŞ’nin CEO görevini üstlenmiştir.

Girişimcilik ve sosyal sorumluluk.

Bu iki kelime hiç de hava atmak için kullanılacak kavramlar değil. Hani modaya, trende uyalım da internet  girişimcisi olalım ya da sosyal sorumluluk kampanyaları uygulayalım gibi. Girişimci aslında sosyal sorumluluk hisleriyle de yola çıkar sadece para kazanmak için değil. Yani insanlara faydalı bir şeyler sunmak ister. Sosyal sorumluluk da bireyin aksiyonundan başlayarak topluma olumlu anlamda yön veren bir hareket gibi devam etmelidir. Bizim kültürümüzde de esnaf olmanın etik kuralları bir çok yerde belirtilmiştir ama en akılda kalanı Ahilik teşkilatı, yani Şeyh Edebali’nin vicdan ve akıl kokan sözleridir.

Girişimci yalnızdır, aklına koyduğu proje fikrini gecenin bir saatinde eşinin yanında bulur ama yine de yalnız bulmuştur ve düşünmeye başlamıştır işte. Ama bu yalnızlığın en yakınlardan başlayarak değerlendirilmesi, enine boyuna tartışılması, mümkünse devamı için destek, anlamsız ise bırakılması için tavsiyelerde bulunulması gerekmektedir. Gelin görün ki hem maddi anlamda, hem de “düşünce tarzı” anlamında engellemeler başlar. En başta “saçmalama, doğru işine git, para kazan, kocaman adam oldun, ne evin var ne de araban, senin etin ne budun ne ki” gibi sözlerle ilk raund başlar. Ve bilirsiniz sayısı artan raundlar isterse girişimcinin cebinde milyon dolarlar olsun “hevesi” söndürür.

Çok iyi ve sosyal sorumluluğa katkıda bulunan projeler yaptığı halde şirketindeki üst yönetim ve arkadaşlarından bir kelime dahi takdir duymayan insanlar vardır emin olun. Kaç anne baba vardır ki çocuğunun girişim hayallerini, yardım etmeye gücü olmasa bile bari dinleyen, anlayışla yol göstermeye çalışan? Kaç insan vardır ki yola çıkan girişimciye hiçbir yardımda bulunamıyorsa bile içinden iyi dilekler, dualar gönderen? Bunları bırakın “vay be, adam parayı kıracak şimdi, benden akıllı da değil” diyerek önce nazar etmeye, hızını alamayarak kösteklemeye çalışan daha çok kişi bulabilirsiniz.

Şu andaki görüntü, özellikle teknolojiye ve internete dayalı girişimlerde “bir avuç” insan görüntüsü. KOBİ’lere kredi-hibe verenler var ya, bilmezler mi ki girişime başlayan kişinin daha şirketi bile yoktur. Olsa bile “en az bir yıllık” gibi şartlar da var bilirsiniz. Sonra Teknoparklar, Kosgeb, Tübitak v.s. gibi kuruluşların süreçlerinin de ömür törpüsü gibi olması nedendir? Krize çare bulmaya çalışmak güzeldir ama bir de “şu gençler ne yapıyor” diye kulak kabrtsa birileri iktidardan hoş olmaz mı? Okullardaki müfredatları daha girişimci, proje yürütücü ve analizci detaylarda yönlendirsek de üniversiteden sonra iş başa düştüğünde şok olmasa yeni yola çıkanlar.

Evet, girişimciler hem maddi hem de manevi anlamda “diğer” diyebileceğimiz insan tiplerinden destek görmüyorlar diyelim. Peki kendi tiplerinden, yani girişimci arkadaşlarından ne kadar destek görüyorlar acaba? Ha, diyeceksiniz ki, herkes kendi derdiyle meşgul, kimin derdinden kime ne! Yok öyle arkadaşlar, bence girişimciler için en büyük sosyal sorumluluk önce kendileri gibi yola çıkanlara destek olmaktır. Bu da sadece sosyal medyada abone olmakla, “like” yapmakla, birkaç yorum yazmakla olmuyor. Bunlar da tabi ki bir şey ama bir de Burak Büyükdemir gibi organizasyonlar kuranları, Uğur Özmen hocam gibi yol gösterenleri, yardım edenleri düşünün. Destek olmak için her zaman yapılabilecek daha fazla bir şeyler vardır eminim.

Çok güzel gelişmeler var, biliyorum ve umutluyum ama çook gerilerden geldiğimiz de ortada. Yarış yapmıyoruz, hırs yapmıyoruz yanlış anlaşılmasın. Adam akıllı, ayakları yere basan işler yapmak istiyoruz tabi ki! Ama girişimci isek önce kendimize bakalım. Bencillik havuzumuzun derinliğini, hep bana Rabbena tavırlarımızın baskınlığını ölçelim. Bu yazı da şikayet yazısı gibi ama artık şikayet etmeyi bırakalım. Yakın ve uzak her tehlikeye karşı nakit yönetimimizden, geliştirme stratejilerine varana kadar daha akıllıca davranalım. Zaten çevrenizde “bak ben sana söylemiştim batacaksın diye” demeyi bekleyen o kadar kendini bilmez var ki!

Ayağa kalkın, miskin miskin oturmayın bilgisayar karşısında ve yola çıkın. Hem kendi girişiminizin reklamını yapmak hem de diğer arkadaşlarınıza destek olmak için. Girişimci bir gün ölecekse oturduğu ya da yattığı yerde ölmez. Ayakta ölür, yolda ölür. Aksiyoner insan olmak, sosyal sorumluluğu yeni nesillere aşılamak da ancak böyle olur. 

Saygılarımla.

Bir süredir blogunuza yazmıyorsunuz sanki, hersey yolundadır umarım?

Haftaya başlarken Marka Sizsiniz’i takip eden bir arkadaştan böyle mesaj almak ne güzel. Aslında yazmayalı daha bir hafta oldu fakat o kadar çok yazıyorum ki, neredeyse her gün yazı beklenir oldu. 4 aylık süre içerisinde 136 post oldu sanırım. Üretmek ve paylaşmak ile ilgili bir sorun yok. Yazmak için sırada bekleyen o kadar çok konu var ki. Hatta o kada çok yazılmış düzenlenmeyi bekleyen yazılar var ki. Ama bildiğiniz gibi sebepler, bahaneler, zorluklar dünyasında yaşıyoruz. Bu nazik mesajdan yola çıkarak Marka Sizsiniz’in son durum raporunu siz değerli okuyucularıma iletmek istedim.
» yazının devamı

İşini bırakıp ajans kurdu !

Küçük bir nostalji olsun istedim. Girişimciliği de içine alan hikayem hakkında daha fazla bilgi için Öyle bir dibe vurdu ki, artık yükselmekten başka çaresi yoktu! yazısını okuyabilirsiniz. Saygılarımla.

Öyle bir dibe vurdu ki, artık yükselmekten başka çaresi yoktu!

18.11.1973 tarihinde İskenderun’da doğdu.

İlk ve orta öğrenimini İskenderun’da tamamladı. Aslında liseyi İzmir Eşrefpaşa Lisesi’nde okudu fakat mezuniyeti İskenderun Lisesi’nden oldu.

Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünü bitirdi. Gerçekten büyükelçi olmak istiyordu ama “özel sektör” e aldandı, öyle devam etti.

Yurt dışı hayali için İstanbul’a geldi ama ne yüksek lisans ne de iş dolayısıyla yurt dışına kapağı atamadı.

Uygun bir iş bulma ümidi ile Esentepe, Mecidiyeköy hattını arşınladı durdu 4 ay.

Çamlıca’daki bekar evinde 4 arkadaşı ile koloni hayatı yaşıyordu.

Sonunda Citibank’ta “ iyi günler ben Murat, size nasıl yardımcı olabilirim” diyerek Citiphone’da işe başladı. Ekim 1997

Kredi kartı ve diğer bankacılık işlemlerini öğrendi. Daha da önemlisi Amerikan şirketinde iş hayatını tanımaya başladı ve telefonla iletişim becerisini geliştirdi. Küfürle telefonu açanlara, teşekkür ettirerek kapattırmayı kendine hedef seçmişti.

Bir gün gece nöbetinde iken, okumak için dergi, gazete v.s. ararken bir toplantı notu gözüne ilişti. Team Leader’ın yazdığı notu okuyunca başından aşağı kaynar sular döküldü ve hiç istifini bozmadan fotokopisini çekti. Notu tekrar yerine koydu ve fotokopiyi odasının kapı kenarına astı. Her an görebilmek için. Hedefi 3 aya kadar yeni bir iş bulmaktı. Ve yaşamını değiştirecek işi buldu da 3 ay geçmeden.

Data Expert danışmanlık firmasındaki kişi ile daha el sıkışmadan “Ya çağırıp çağırıp duruyorsunuz, bir şey çıktığı yok” diyerek yakındı. O görüşmede Business Analyst olarak İktisat Bankası’na önerildi. Ertesi gün yetkil müdür ile görüşüldü. Müdür sordu;

“Murat, sana gelen bir telefonu, sorunu en kısa zamanda nasıl çözersin?” Geçmiş gün, hatırlamıyor. Bir paragraflık bir cevap verdi. Müdür” işte aradığımız adam sensin” diye söyleyince Murat ayağı ayak üstüne attı ve “o zaman parayı konuşalım” dedi. (Son cümle uydurma! : )

Şubat 1999 
İktisat’ta yazılımı, yazılımcıları, proje yapmayı öğrendi. İnternet, wap, palm bankacılığı derken bir de çağrı merkezi kuruluşunda tecrübelerini aktardı.

Parayı ve Erol Aksoy’u tanıdı. Pazarlamanın projelere bakışını anladı. Bilgi işlemin şirket içinde nasıl bir departman olarak algılandığını da.

Ve Turkcell’e uçtu, yine aynı görev ile. Ekim 2000

Yine müşteri hizmetleri uygulamaları ve Türkiye’deki ilk mobil pazarlama kampanyalarında görev aldı. Bkz. BP, World v.s. kampanyaları. Başlangıç operasyonları çok sancılıydı. Sorunuz, Aerodeon, Pharos. Ama müthiş başarılı oldu.

Kısa dönem askere gitti ve tekrar Turkcell’e döndü. Bu defa Servis ve Ürün Geliştirme departmanında yine proje takibine, analistliğe devam etti.

Kurumsallığı, gücü ve zenginliği, önde gitmeyi burada öğrendi.

Turkcell’de çalışırken 2 Nisan 2003’te reklamhavuzu diye bir şeye başladı. (bu ifade Haluk Mesçi’nindir. Halbuki gençliğimi verdim ya neyse)

Freelance, Taksim’de ofis, birkaç iş, heyecan, müşteri derken sonunda gemileri yaktı. Bir arkadaşının deyimi ile kendini kırbaçlamayı bıraktı ve girişimcilik denizine atladı. Ve Turkcell’den istifa. Haziran 2005.

Ne girşimciler, ne yolda bırakanlar, ne sözünden dönenler, ne Turkcell gibi şirketlere karşı kendisini zor durumda bırakan insanlar gördü. Özellikle, Mobil Pazarlama ajansı olmak istediği için.

Aynı zamanda güvenilir, anlayışlı, fedakar iş ortakları da buldu. Ve hala o insanları başını üzerinde taşır.

Zeytinciydi, yumurtacıydı, potansiyel müşteriydi derken finansal plan yanlışlığı yüzünde battı. Hem de öyle bir dibe vurdu ki, artık yükselmekten başka çaresi yoktu. Tekar iş aramaya başladı.

İçerenköy’de ev ararken eski müdürlerinden biri iş teklif etti. Ama “kel alaka” derler ya öyle. Hafele A.Ş.’nin Lojistik Md. Yrd. oldu. Kocaman bir depoyu teslim aldı. Temmuz 2006.

Bundan sonraki mesleğinin “kuaförlük” olacağını düşünüyor :) Aman dua yerine geçmesin.

Çok bıktığı ve ümidin, katbettiği zamanlar oldu ama hala bu şirkette yoluna devam ediyor. Çünkü çok şey öğrendi. Aslında 2,5 yıldır kafasını dinliyor, kendisi ile dertleşiyor. Yaptığı yanlışları sayyor, sayıyor ama hala bitiremiyor.

Bundan altı ay önce, yıllardır merakı olan “kişisel markalaşma” ile ilgili bir kitapçık yazdı. Blog ve web sayfası açtı. Güzel bir ilgiyle karşılaştı ve kendine çok şey kattığını gördü. Ve hala devam ediyor.

Ne internet, ne mobil pazarlama, ne teknolojik girişim projelerinden aslında hiç vazgeçmedi. 5 yıl önce düşündüğü projelerin bazıları yapıldı. Tabi ki Türkiye’de değil, maalesef.

Eşi İngilizce Öğretmeni ve 20 aylık Tuna bebekleri var.

Evde, 10 adet okumadığı kitap var diye kendisine kızıyor. “Yatarken de üç beş sayfa okusam kar” diyerek gitti kitap lambası aldı.

İnsanı, insan olarak görmeyi ve anlamayı seviyor. Kızarak, bağırarak iş yaptıran yöneticileri çok eleştiriyor. Bu kapsama anne, babalar da dahil.

Bugün onun doğum günü. İçinden geldi kendisi için böyle bir yazı hazırladı. Tanımayanlar tanısın, tanıyanlar da hatasıyla sevabıyla tekrar hatırlasın diye.

Saygılarımla.

 

Girişimciler, önce kişisel markanızı keşfedin!

“Nedenlerini, niçinlerini tartışmanın pek de bir anlamı yok. İflah olunmaz bir hastalık gibi ama yapan için büyük bir tatmin duygusu barındıyor.”
Siz de bu cümleye katılıyorsanız girişimcisiniz demektir. Tamam “girişimcisiniz” ama en nihayetinde etten kemikten bir insansınız. İster zengin olun, ister milyonlarca dolar yatırım bulmuş olun, isterse bilmem kaç kişilik ekibiniz olsun. En başta kendinize sormanız gereken soru şudur; “kişisel marka duruşum nasıl?” Bu soruyu kendinize sormayı akıl edebildiniz ise ve süreklilik arz ediyorsa başarılı olma ihtimaliniz de yüksektir. Neden mi, bakalım.
Girişimciler genelde hırslı insanlardır, hırs da doğru yönlendirilemiyor, kontrol altına alınamıyorsa külliyen zarar getirir. Özellikle bizim gibi Akdeniz mizaclı insanlar bu hırsın üzerine bir de acelecilik eklerler. Gerisini siz düşünün. Buraya hepsini yazamayacağım bu gibi alışkanlıklar nedeni ile ilk girişimler genelde acı-tatlı bir hatıra olmaktan öteye gidemez. İşte tam bu noktada gözden kaçan şey yaşamın ta kendisi yani “kendimiz” olur. Genel durumu özetleyerek devam edelim;
- Yaş 25-40 arası değişebilir (küçük ya da büyük olanlar alınmasın lütfen)
- % 95′i aslında bir yerlerde kariyerine devam etmek zorundadır.
- Aslında 6 ay kadar dahi cepten yiyebilecek durumu yoktur bir çoğunun.
- Hevesimiz, fikrimiz vardır ama birileri tarafından sorgulanmış bir iş planı dahi yoktur.
- Daha önce yaşanmış bir tecrübe de yok denecek kadar azdır.
Bu liste devam edebilir fakat şimdilik yeter. Bu durumdaki girişimci arkadaşım kendine şu soruları sürekli sorarak kişisel markalaşma planı yapabilmiş midir acaba! İşte sorular;
- En önemli soru; şu anda bu girişimi yapmak zorunda mıyım? Yoksa 20′li yaşlardaki garaj hikayeleri mi beni zorlamaktadır !
- Yapacağım girişim konusunda yeterince bilgi sahibi miyim? Değil isem bilgisi olanları yönetebilecek kadar tecrübem, kapasitem var mı? Damarlarımdaki kanda yüzde kaç koçluk, liderlik oranı mevcuttur?
- Hayallerim, yaşamımdaki gerçek hedeflerim midir ve bu hedeflerim bir yerlerde yazılı mıdır? Ve bu hedeflerim hakkında kaç kişi beni gerçek anlamda eleştirmiştir?
- Hayatımda okuduğum kitap, tanıştığım insan, gezdiğim farklı yer sayısı ne kadardır? Buna göre entellektüel iletişim kapasitem nedir?
- İletişim kurma yeteneğim nedir? “Asla Yalnız Yeme” adlı kitabın adını duymuş muyumdur? Duydum ise okudum mu, okudum ise, kendime kaç puan vermişimdir?
- 10-15 yıllık iş tecrübem var ise şu ana kadar kendime nasıl bir sosyal network kurabilmişimdir?
- Dostluk, arkadaşlık adına örneğin işsiz ya da parasız kalsam benim için çırpınacak insan sayısı kaç kişidir?
- İnternet dünyasında sosyal medya uıygulamalarındaki yerim nedir? Kendimi ne kadar ifade etmişimdir?
- Konuşma, yazma, vücut dili yeteneklerim ne durumdadır?
- Kendimi bir iki cümle ile “elevator speech” şeklinde anlatabilir miyim?
- Sadece yaratıcı fikirlerime mi güvenirim, yoksa uygulama kısmında hızlı ve tecrübeli miyim?
- Özel yaşamımda finansal olarak bugüne kadar kaç kez battım? Örneğin kredi kartlarından. Şu andaki finansal planlamam nedir?
Son madde olarak kısaca, adım bir yerde geçtiğinde başkalarının zihninden geçen nedir?

Bu liste uzayıp gider. Büyük kısmına da olumsuz cevaplar verileceği de bir gerçektir. Lütfen yanlış anlaşılmasın “her şey dört dörtlük olursa girişimcilik güzeldir” demek istemiyorum. Ama kervanın yolda düzelemeyeceği durumlara düşmemek için bunların hepsini sorgulamak gerekir.

1- Girişiminiz adına kişisel katkı sağlayabileceğiniz güçlü yanlarınızı ortaya koyun. Topluluk önünde konuşmaktan, çözüm üretmekten, güzel yazılar yazabilme yeteneğinize kadar. Sizin dahi bilmediğiniz güçlü yanlarınızı fark edeceksiniz ve daha da geliştireceksiniz.
2- Köşenize, kabuğunuza kapanmayın. Çıkın sahneye ve anlatın hem kendinizi, hem de girişiminizi. Sosyal medya siteleri yeter, artar bile.
3- Özel yaşamınızda ve aile ilişkisindeki dinamikleri atlamayın. Zamanınızı, enerjinizi tamamen projenize harcarsanız psikolojiniz ne hale gelir bilmem. Ve arkasından başarısızlık.
4- Açık olun, kendinizi mütevazi bir şekilde daha çok anlatın, tanıtın. Doğru bilgi vermek önemli.
5- Danışın, sürekli danışın, sorun ve araştırın.
6- Her şeyin sizin etrafınızda döneceğini düşünmeyin. Aksine sürekli bir şeylerin etrafında döneceksiniz. Kendinizle yüzleştiğinizde bir çok adımınızın gereksiz olduğunu göreceksiniz. Sizi oyalayacak yer, kişi ve olayları takip etmekten vazgeçin.
7- Gemileri yakmayı unutun. Öyle bir duruş sergileyin ki, başka kişiler, başka firmalar sizin için gemileri yakmaya hazır olsun.
8- Ticari fırsatları gözlemleyin, hava atacağınız ortamları değil.
9- Kimseye çaktırmadan en kötü sonuca hazırlıklı olun, kriz yönetim planınıız yedekte dursun.
10- Hiç
bir şeyin sizden, yaşamınızdan daha değerli olduğunu unutmayın. En önemli proje sizsiniz aslında. İlk pazarlama planınızı kendiniz için yapın.
Sürekli ve tekrar, tekrar okumak gerek. Özellikle girişmcilerin, yöneticilerin yaşamdaki duruşlarını, düşünme ve karar verme yöntemlerini incelemek gerek. “Ben yaptım oldu, para zoruyla da olsa bu girişim olacak” dememek gerek. İnternet dünyasında, bu konu hakkında o kadar çok yazı var ki artık. Okuyun, not alın, ve siz de yazın hem başarılarınızı, hem de hatalarınızı.
Unutmayın, “marka sizsiniz…!”
*** Bu yazı http://www.webgirisim.com adresinde de yayınlanmıştır.

Girişimciler, Önce Siz Marka Olmalısınız

Girişimci olmak hayatta alınabilecek en büyük risklerden biri. Hayatınızı ortaya koyuyorsunuz, belki gemileri yakıyorsunuz. En doğru iş planını uygulamaya koyuluyorsunuz. Çevrenizin, portföyünüzün, pazardaki rüzgarın size yardımcı olacağını düşünüyorsunuz. Aslında bunların en başında değeri yükseltilmesi gereken etken sizsiniz. Çünkü bu işin ilk sorumluluğu her zaman sizde olacak.
Öncelikle gireceğiniz sektörle ilgili dolu dolu bilgi, hatta pratik ve tecrübe sahibi olmalısınız. Paranızın olması ve bir sürü adam işe almak da sizi bir noktaya kadar kurtarabilir. Örneğin reklam ajansı kuracak birinin tasarım kursuna gitmesi, kendine bir Macintosh alması, en az bir kitaplık dolusu pazarlama kitabı alıp okuması, mümkün ise başka ajanslarda staj yapması gibi.


Artık ücretli değil iş veren konumuna geçtiğiniz için liderlik, koçluk ve idari yönetim işlerinin tümü üzerinizde demektir. İlk başta tabi ki zorlanmalar olacaktır fakat bu bölüme kadar yazdıklarımızı bir girişimci azami seviyede uyguluyor olmalı ki kişisel markanın gücü sattığı ürün ve hizmetlerin ağırlığını kaldırabilisin. İşi yönetmek her şeye karışmak demek değildir. Delegasyon yapmak, insiyatif kullandırmak, hata durumlarında öğretici olmak, analiz kavramını mantıklı olarak sürekli kullanmak gibi.Adı üzerinde girişimci-lik. Yani önce konuşulacak sizsiniz. Sizi değerlendirecek olumlu ya da olumsuz görüş bildireceklerdir. İlk zamanlarda kurumsal iletişim süreci sürekli sizin üzerinizden akacak. Bir çok yerde boy göstermeniz gerekecek. Giyiminizden, konuşmanıza varana kadar bir çok şeye bakacaklar. Özellikle de hayat hikayenize bakarak marka değerinizi ölçecekler.

İşte ilk başta pazarlamanız gereken bu hayat hikayeniz olacak. En değerli bölümleri ön plana çıkaracaksınız ve sizinle röportaj yapmak için sıraya girmeliler. Sonra ürün ve hizmetiniz bu değerle birleşecek ve kurumsallaşmaya başlayacaksınız.

Müşterileriniz tüm sorunlarda size ulaşmaya çalışacaklar. Kişisel ve kurumsal marka hedefinize uygun imaj duruşunuzu koruyacakasınız fakat müşteriyi de memnun edeceksiniz. Sadece sizden ürün ya da hizmet alanlar değil, yanınızda çalışanlar da sizin müşteriniz olacak. Ülkemizde bol örneği olduğu gibi sürekli patronluk yapmak isteyen bir tip mi olacaksınız, yoksa çalışanlarınız arasında ayrım yapmadan her birine değer veren, onları dinleyen, öğreten, hataları karşısında “kovarım ha” moduna girmeyen bir yönetici mi olacaksınız.

Maalesef ki ülkemizde sanayi ve ticaretin gelişmemesi, dünya çapında söz sahibi olamayşımız en başta insan kalitesinden geçiyor. Türk tarzı değil uluslar arası iş yapma standartlarına sahip olmak bilgi, eğitim ve tecrübe gerektirir. Amacımız kimseyi küçümsemek, hor görmek değil. Ama rica ediyorum bakın orta ölçekli şirketlerin durumuna, hatta büyük holdinglerdeki yöneticilere. Hangi iş süreçlerini uygulamaya çalıştıklarını bir görün. Aile şiketi dahi olsa belli bir süre içerisinde kurumsal yapıya geçebilmeli.

Girişimci insan vizyoner olmalı, dünyadaki trendleri takip ediyor olmalı ve sürekli kendisini geliştirmeli, kişisel eksiklerini tamamlamalı. Dışa açık, herkesle iletişim kurabilen, fırsatları değerlendirebilen bir yapıda olmalı. Networkünü, etiketlerini segilemeli. Ve bu farklılıklarını kullanabilmeli.

Girişimciler, aslında işi siz almazsınız imajınız alır. Giyiminizden, kullandığınız arabaya, yanınızdaki kişilerin güzelliğine varana kadar bakılır. Mütevazi olmanız bir çok yerde aslında size eksi puan getirebilir. Bir çok potansiyel müşteri sizden daha havalı olmanızı bekler.

Kartviziti olmayan, web sayfası omayan, randevularına geç kalan, hitap yeteneği olmayan bir girişimcinin başarılı olması düşünülemez. Pazarlaması yapılan ürün ve hizmetin sürekli sahnede olması gerekir. Bu da girişimcinin sahnede olması, basın bültenleri yayınlaması, medyaya tanıtım yapması gibi yollardan geçer.

Tarihin adım taşları insanlardan oluşur. Bir tek kişi savaş da çıkarabilir, barış da yapabilir. Ülkelerin kaderlerine yön veren birkaç insan ve onların aileleridir. Aslında tüm ülkeyi o kişilerin algısı yönetir. Girişimciler için de öyle. Önce kendi kişisel marka imajınızı oluşturun. Hatta bu imaj güçlü ise ürün ve hizmetinizin kalitesi düşük dahi olsa tercih edilebilir, ama bir süre sonra bu da yetmez. Kişi ve kurum, ürün markası eş değerlerde olmalıdır.

Kabiliyetleriniz, ilgi alanlarınız, hedefleriniz, deneyimleriniz, kaynaklarınız neler, önce bunları keşfedin. Şirketinizin misyon, vizyon ve marka mesajını yazdığınız, reklamını yaptığınız gibi kişisel hedeflerinizi de yazın ve reklamını yapın. Sabırlı olmak, sebat etmek, sorunlar kaşısında pes etmemek, dik durmak, anlaşılır olmak, finansal planlamayı yapabilmek, maliyet muhasebesini kavramış olmak gibi bir çok özellik girişimcilerde olmak zorunda.

İsterseniz bir deneyin girişimciliği ve anlayın hayatı, marka değerinizi, hemen her şeyi. Neden mi, nasıl mı? Zor zamanlarınızda yanınızda olan kim, size müşteri açısından destek sözü verip hiç aramayan sormayan kim, maddi ve manevi açıdan en zor zamanlarınızda derdinizi kaç kişiye anlatabiliyorsunuz? Bu soruları siz çoğaltın, bu riski üstlenenlere gidin sorun. Çok kötü cevaplar alacaksınız, bunalacaksınız. Ama zaten bu bunalımdan çıkabilenler başarılı girişmci oluyor. Hem kişisel markasını zirveye çıkarıyor, hem de hedef pazarında genişleyebiliyor.

 

*** www.markasizsiniz.com da yayınlanan e-kitaptan alıntıdır.