Adı üstünde “hayal” işte. Düşünce dünyamızda oluşturduğumuz beklentiler yığını. Ve bu yığınların altında kalmak, ezilmek. Hep umduğumuz şeylerden dolayı küsüyoruz değil mi? Peki, gerçek-çi değil ise neden takılıyoruz bu “neden” lere? Çünkü insanız, sonsuz düşünce ve ümit özgürlüğü verilmiş bize. Doğduğumuz andan itibaren yanlış örnekler, yanlış kıyaslama ölçekleri alıyoruz yaşamdan. Her ne kadar takmayalım da desek bir virüs gibi yayılıyor bedenimize bu takıntılar. Ve her şeyi, herkesi bu ölçeklere sığdırmaya, törpülemeye, sahip olmaya çalışıyoruz. Olmadığı zaman da bahanelere, suçalamalara sığınıyoruz utanmadan, sıkılmadan, çuvaldızı kendimize batırmadan.
» yazının devamı