<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MarkaSizsiniz &#187; analiz</title>
	<atom:link href="http://www.markasizsiniz.com/etiket/analiz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.markasizsiniz.com</link>
	<description>Just another WordPress weblog</description>
	<lastBuildDate>Mon, 07 Feb 2011 22:45:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Gereksiz şeylerin esiri olmak !</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/06/gereksiz-seylerin-esiri-olmak/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/06/gereksiz-seylerin-esiri-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2009 09:57:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[atalet]]></category>
		<category><![CDATA[atmak]]></category>
		<category><![CDATA[ayak bağı]]></category>
		<category><![CDATA[depo]]></category>
		<category><![CDATA[gereksiz]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[Koku]]></category>
		<category><![CDATA[korkularımız]]></category>
		<category><![CDATA[maruz kalmak]]></category>
		<category><![CDATA[ölçmek]]></category>
		<category><![CDATA[Selim Tuncer]]></category>
		<category><![CDATA[sorgulamak]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[süreç]]></category>
		<category><![CDATA[verim]]></category>
		<category><![CDATA[zaman yönetimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=712</guid>
		<description><![CDATA[Yaşamımızdaki gereksiz şeyler, gereksiz düşünceler ve oyalayan nedenlerle ilgili. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="TEXT-ALIGN: justify">Son zamanlarda gereksiz şeyleri hızlıca atmaya çalışıyorum hayatımdan. Atıyorum, atıyorum bitmiyor. Ve yenilerini de almamak için o kadar çok çaba safediyorum ki inanamazsınız. İşte attıklarımdan bazıları;</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">- Öncelikle düşüncelerimde beni hapsetmeye çalışan korkularımdan arınmaya çalışıyorum. En kötü ihtimalle sonu ne olabilir ki !</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">- İş yaşamımda süreçleri analiz ederek gereksiz, oyalayıcı, yıpratıcı, motivasyon düşürücü, gereksiz iş yükü çıkaran aşamaları ve kişileri aradan çıkarıyorum. Tabi ki şirket genelinde uyulması gereken kurallar tanımlayarak ve yayınlayarak.<span id="more-712"></span></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">- Yine iş yaşamında her şeye “evet” demeyerek ve analiz etmeden her hangi bir söz vermemeye çalışıyorum. Altından kalkamayacağınız işlere girişmemeniz için önemli.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">- Kocaman bir depoyu yönettiğim için her şeyi yerli yerinde istiyorum ve gereksiz hiçbir şeyin bana alan, verim kaybettirmesine tahammül edemiyorum. Çalışanlar ve masaları da buna dahil.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">- Evimdeki eski kitaplardan, okul notlarından kullanılmayan eşyalara ve elbiselere varana kadar ne varsa atıyorum. Dolaplar, odalar ve tabi ki algılar o kadar rahatlıyor ki.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">- Girişimcilik aşkı ile düşünmeye devam ettiğim projeleri yaşamımdaki gerçek hedefler ile ölçüyorum ve gereksiz ya da önceliği olmayanları yine atıyorum.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">- Sosyal medya ve internetin diğer alanlarında ne kadar gereksiz şey, haber, olay v.s. varsa görmezden geliyorum. Ya da filtreliyorum.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">- Sosyal network diyerek kimlerin peşinden aslında koşmamak gerktiğine karar veriyor ve daha verimli ilişkiler kurmaya çalışıyorum.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">- Zaman yönetimi konusunda blok şeklindeki kayıpların değil, detay dakikalar toplamının büyük kayıplar olduğun fark ederek planlarımı ona göre yapıyorum.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">- Ve yine zihnime, kalbime damlayan düşünceler tehlikeli ve gereksiz ise onları da bir an önce atmaya çalışıyorum.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Geçenlerde kokuların bizlere neler hatırlattığından yola çıkarak <a href="http://selimtuncer.blogspot.com" target="_blank">Selim Tuncer’in </a>duyu ve algılarla ilgili <a href="http://selimtuncer.blogspot.com/2008/12/grafik-tasarmda-tek-duyudan-tesine.html" target="_blank">yazısını </a>okuma fırsatı buldum. Çok etkileyici ve düşündürücü. Sabah yataktan kalktığımızdan gece tekrar uyuyana kadar nelere maruz kaldığımızı bilmemiz açısından önemli. Tabi ki geceden, rüyalardan, farklı boyut seyahatlerinden kalan etkilerin de gün için de bize yansıyacağını unutmamak gerek. “Maruz kalmak” ifadesini kullanıyorum çünkü hayatımızı neredeyse hiç kontrol edemiyoruz aslında. Bakmayın ister kişisel markalaşma ister tüm kişisel gelişim kontrol ve yönetimleri ile ilgili sunulanlar olsun, bu karmaşadan nasıl en az yara alarak çıkabileceğimiz ile ilgili aslında. Sizi en yoğun zamanınızda ısrarla rahatsız eden çağrıları daha uyduda ike engelleyebiliyor musunuz? Bir yakınınızın, ilgilenmeniz gereken sorununu olmadan engelleme şansınız var mı? İnsanların algılarını ve dolayısyla size karşı tavırlarını anında düzeltme şansınız var mı? Tabi ki, yok.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Demek ki sorgulamak gerekiyor o zaman. Beni atalete iten ne? Neden kısa sürede sonuç alamıyorum? Korkularımla yeterince yüzleşbiliyor muyum? Başkalarının hayatını mı yaşıyorum? Karar vermek, harekete geçmek ve sonuç almak için uyguıladığım süreçler ne? Bu soruların cevapları size yaşamınızdaki fazlalıkları, gereksiz şeyleri, bir hiç uğruna yaktığınız yorganları gösterecektir. İnsan, bu kadar yükü kaldırabilecek, bu kadar girdiyi hazmedebilecek kadar güçlü değil ki! Hem fizyolojik, hem de psikolojik sınırları var.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Hemen inceleyin ve karar verin;</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">- Şu anda çalışma masanızda, çekmecenizde ve dolabınızda ne kadar gereksiz şey var ve ne kadar düzenli?</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">- Bilgisayarınızdaki dosyalar, masaüstünüz, kullandığınız tüm aplikasyonlar ne kadar verimli ve hızlıca kullanmaya uygun.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">- Televizyonda, radyodan, gazete-dergilerden ve internetten ne kadar gereksiz bilgi bombardımanına maruz kalıyorsunuz.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">- Evinizde yaşamınızı zorlaştıran, dağınıklığa iten eşyalar ve düzenleri nasıl?</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">- Hafta sonu tatillerinizde, akşamlarınızda ailenizle ve kendinizle olan iletişiminizi engelleyici neler var, hiç düşündünüz mü?</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">- Daha kısa söylemek gerekirse iş ve özel yaşamınızdaki uzun vadeli hedefleriniz için size ayak bağı olan her ne varsa tespit edebiliyor musunuz? Var mı böyle bir biligisayar programı, bir robot v.s.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Lütfen kendimizi kandırmayalım. Tüm bunları düşünmeniz, sorgulamanız, yazmanız ve tekrar tekrar gözden geçirmeniz dahi fazlasıyla zamanınızı alacaktır. Zaten bir defaya özel bir şey değil ki, her güne her saate özel sorgulamalar, elemeler, sadeleştirmeler bunlar. Siz, siz olun gereksiz şeylerin esiri olmayın. Önce zihninizdeki gereksiz düşünce yolcuklarından başlayın, tavırlarınıza kadar. Kendime de size de başarılar diliyorum.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/06/gereksiz-seylerin-esiri-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir yönetici kendi kalesine nasıl gol atar?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/bir-yonetici-kendi-kalesine-nasil-gol-atar/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/bir-yonetici-kendi-kalesine-nasil-gol-atar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2009 20:40:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[delege etmek]]></category>
		<category><![CDATA[disiplin]]></category>
		<category><![CDATA[geri bildirim]]></category>
		<category><![CDATA[iş planı]]></category>
		<category><![CDATA[iş yaşamı]]></category>
		<category><![CDATA[işkolik]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[kurallar]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[NASA]]></category>
		<category><![CDATA[ölçülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[önceliklendirme]]></category>
		<category><![CDATA[proje yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[sıfır hata]]></category>
		<category><![CDATA[yönetici]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=588</guid>
		<description><![CDATA[Ben de yöneticiyim ve aşağıda sıraladığım bir çok hatayı ben de yapıyorum. Lütfen kimse alınmasın. Faydalı olabilmesi dileği ile. 1- Korku imparatorluğu kurar. Yakın, ulaşılabilir, konuşulabilir değildir. Kuralları ve disiplini sadece korku ile uygulatabileceğini düşünür. Pek kimse kenidisiyle karşılaşmak istemez. Bu korkuyu silene kadar da aslında gerçek geri bildirimlere ulaşamamış ve bir çeşit patinaj yaparak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Ben de yöneticiyim ve aşağıda sıraladığım bir çok hatayı ben de yapıyorum. <img class="alignright size-medium wp-image-590" title="istock_000008504212xsmall1" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/03/istock_000008504212xsmall1-300x199.jpg" alt="istock_000008504212xsmall1" width="300" height="199" />Lütfen kimse alınmasın. Faydalı olabilmesi dileği ile.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1-</strong> Korku imparatorluğu kurar. Yakın, ulaşılabilir, konuşulabilir değildir. Kuralları ve disiplini sadece korku ile uygulatabileceğini düşünür. Pek kimse kenidisiyle karşılaşmak istemez. Bu korkuyu silene kadar da aslında gerçek geri bildirimlere ulaşamamış ve bir çeşit patinaj yaparak hem kendini, hem şirketini yormuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2-</strong> İşin her detayında bulunmak ister, delege etmez. Güvenmez, güvenmek için gerekli eğitimleri de vermez. Üst seviyede olduğu halde her işi kendisi takip etmek ister. Bu da orta-alt seviye müdürlerinin motivasyonunu kırar.<span id="more-588"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3-</strong> Kendisi için geçerli bir nedenle, verilen kararları ezer ve insiyatif kullanmayı sıfıra indirir. Çalışanı ya da alt seviye müdürü aslında kuralı uygular ya da insiyatif alarak bir karar verir. Bu kararları o kadar çok değiştirir ki artık her şey ona sorulmaya başlanır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4-</strong> Rapor almaz, periyodik toplantılar yapmaz, çok yoğundur ya. “Söz, bu yıl kesinlikle bu toplantılar yapılacak” der. Ama yine yapılmaz. Masa başı çözümler yetmez, geri bildirimler toplu ve düzenli şekilde gelmez ve daha çok yorulur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>5-</strong> Üst seviye müdürlerden bilgi alması yeterlidir onun için, orta ya da alt seviye müdürlere kulak kapalıdır. Hiyerarşi anamında doğaldır fakat aldığı bilginin bir kaçının doğruluğunu kontrol etmez ve sağlamasını yapmaz. Sonra da “aaa bu konu bana bu şekilde anlatılmamıştı” der.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>6-</strong> Mavi-beyaz-gri yaka kategorilerinden bir türlü vazgeçmez. İşe değer vermeyince, insana da değer vermez. İnsana değer vermeyince de her yeniçerilerin “kazan kaldırması” gibi olaylarla karşılaşabilir. Ben nerde yanlış yaptım diye hayıflanır, durur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>7-</strong> Çalışanlarının özel yaşamındaki en az bir hobisini bilmez ve destek de olmaz. Bilmez ki özel ve iş yaşamı aslında ayrı şeyler değildir, bir birini etkiler. Çalışanlarının kişisel gelişime katkısı olacak şeylere iş kapsamında olmadığı için pek iyi gözle bakmaz. Bilmez ki işle ilgili “bilgi” den çok yaşama dair algılar performansı daha çok etkiler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>8-</strong> Öncelikleri sürekli değiştirir. “Roadmap” onu için sadece İngilizce bir kelimedir. Stratejik olarak hedefler değişebilir fakat her gün değişirse bunda bir sorun var demektir. Ve kaynaklar verimsizce kullanılmış olur. Yıl sonunda “bu konuyu çok ihmal ettik” cümleleri duyulur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>9-</strong> O andaki ruh hali ve tabi ki algısı ne ise ona göre karar verir, sonra da bu kararı unutur. İşte belki de en can alıcı madde bu. Acemiliğin, aymazlığın en doğal halidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>10-</strong> İşleri proje ve iş planları ile takip etmez. Proje planları yapmak, analizler yapmak, sürekli ölçmek v.s. zaman kaybıdır onun için. Böyle olunca süreçlerdeki gerçek aksaklıkları göremez ve yanlış kararlar verir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>11-</strong> Motivasyon bekleyenlere kızar, “ne motivasyonu işini yapıyorsun” der. Bu, &#8220;köle zihniyeti&#8221; ile çalışanlarından daha çok katma değer bekler ama maalesef alamaz. Bu kelimeye bir gün kendisinin de ihtiyacı olacağını düşünmez.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>12-</strong> Departmanlar arası iletişimin nasıl olduğunu gözlemlemez. Her müdür ya da sorumlunun kardeş kardeş geçindiğini, sürekli birbirlerini bilgilendirdiklerini filan zanneder. Sonra hasırı kaldırdığında, altında ne can alıcı sorunların gizlendiğini, ertelendiğini fark eder.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>13-</strong> Kendi kişilik tipine göre davranır ve herkesten de aynı davranışı bekler. Sadece bu maddeyi yazmak yeterli idi balki de. Kişilik, karakter, empati, duygusal zeka gibi şeyler boştur. Kendisi nasıl istiyorsa işler o şekilde yürüyecektir. Çalışanlar da robottur zaten. Patron hangi “mod”da ise anında o moda geçilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>14-</strong> İşleri ölçülebilir duruma getirmez, değerlendirmeyi de kulaktan duyma bilgilerle yapar. Raporlar, istatistikler, matematiksel hesaplar işin bahaneleridir. İş yapılamıyorsa bunun nedeni sadece çalışanlardır, sistemler, süreçler değil.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>15-</strong> Çalışanları ile hep iş konuşur. Kendisi gibi herkesin işkolik olması gerektiğini düşünür.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>16-</strong> Sonuçlar önemlidir, çabalar değil. O da zaten doğduğu anda her şeyi öğrenmiştir. Tabi ki sonuçlar önemldir fakat çabaların göz önünde bulundurulmaması evrendeki kanunlara ters davranmak demektir. Bilginin, bilincin, sorumluluğun bir anda oluştuğunu zanneder. Kendi geçmişine şöyle bir bakarak hangi aşamalardan buralara geldiğini düşünmez.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>17-</strong> Yönetiminden sorumlu olduğu müdürlerin ya da çalışanların performasını gerçekten doğru ve hakkaniyet ölçüsünde değerlendirdiğini zanneder. Sürekli takip etmez, bilgi toplamaz, ölçmez ama iş karar vermeye gelince insan sarrafıdır ya hemen notunu verir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>18-</strong> “Ama” ile başlayan cümleler bahanedir. Sonuç önemlidir, hikaye dinleyecek zamanı yoktur. Halbuki “ama” ile başlayan cümlelerden o kadar çok şey öğrenir ve işe yarar ki. Ama iki dakika daha dinlemez ve o bilgileri kaçırmış olur. Sonuç odaklı olmayı bu şekilde anlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>19-</strong> Düğmeye basınca tüm yanlış algıları düzelteceğini zanneder. Kendisinin kaç yılda bu algıları düzelttiğini bilmez. Örneğin konu bir işin maliyeti ya da satış yöntemi ile ilgili olabilir. Tüm çalışanları bu algıyı anında öğrenmeli ve uygulamalıdır. Bu konuda zaman vermek, ihmal etmektir ya da öğrenemeyenler aptaldır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>20-</strong> Hangi müdürünün ya da çalışanının işi etkileyecek ne sorunu var? Direkt ya da dolaylı şekilde bunu öğrenmeye çalışmaz. Zamanı yok, saygı duymak gerek!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>21-</strong> Onun için “balık baştan kokmaz”. Dipten kokar, o nedenle yönetim toplantılarında çalışanlar asılır kesilir. Böyle olunca çalışanlar da sürekli arkasından konuşur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>22-</strong> “Sıfır hata” yı o kadar çok teleffuz eder ki. Hata yapmaktan korkan bir ekip daha çok hata yapmaya başlar. Bu, büyük bir yalandır. NASA gibi kuruluşların dahi hata yaptığı bir dünyada hangi sıfırı konuşabilirsiniz. Dünya çapındaki ortalama başarının üzerini hedefleyebilirsiniz, ya da sıfıra yakın olmayı. Ama sıfır hata ile korkutmak ters teper. İsterseniz deneyin. Deneyenleri biliyorum, olmuyor da olmuyor. Çünkü bunu söleyen kişinin kendisi zaten hatalarla dolu olacaktır, hangi seviyede olursa olsun.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>23-</strong> İnsan kaynakları için organizasyonel planlamaya profesyonelce yaklaşmaz. Beklentileri karşılamaz ve yetkinliğe göre iş veremez. Ne cevherler harcar, ne iş bilmezleri gözünden kaçırmıştır ruhu duymaz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>24-</strong> Kim, hangi işten sorumlu ise başka işlere karıştırmaz. “Sen işine bak” der. Böylece kimde hangi farklı, faydalı bilgiler olduğunu bir türlü öğrenemez. Büyük ihtimalle danışmanlar aramaya başlar, çünkü parası çoktur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>25-</strong> Kimin hangi işi, nasıl yönettiğini, neler yaptığını bilmeden gördükleri ve algıladıkları ile müthiş performans kararları verir. Ona göre her yiğit yoğurdu aynı şekilde yemelidir. Sorsanız, “şu müdürünüz ya da çalışanınız günlük, haftalık hangi işleri yapar, takip eder” diye. Emin olun % 30’unu zor listeler.</p>
<p style="text-align: justify;">Başarılar diliyorum efendim.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/bir-yonetici-kendi-kalesine-nasil-gol-atar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İş yaşamında “kaybeden”lerin 40 özelliği</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/is-yasaminda-%e2%80%9ckaybeden%e2%80%9dlerin-40-ozelligi/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/is-yasaminda-%e2%80%9ckaybeden%e2%80%9dlerin-40-ozelligi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2009 13:13:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[acelecilik]]></category>
		<category><![CDATA[analitik düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmak]]></category>
		<category><![CDATA[bahane]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz yaka]]></category>
		<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[delege etmek]]></category>
		<category><![CDATA[ekip]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[fırsat]]></category>
		<category><![CDATA[Hedefler]]></category>
		<category><![CDATA[his]]></category>
		<category><![CDATA[insiyatif]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[kaderci]]></category>
		<category><![CDATA[Katma Değer]]></category>
		<category><![CDATA[kaybetmek]]></category>
		<category><![CDATA[kazanmak]]></category>
		<category><![CDATA[kıskanmak]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[mavi yaka]]></category>
		<category><![CDATA[muhalefet]]></category>
		<category><![CDATA[negatif enerji]]></category>
		<category><![CDATA[özel yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşmak]]></category>
		<category><![CDATA[politik]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif enerji]]></category>
		<category><![CDATA[proaktif]]></category>
		<category><![CDATA[sahnede olmak]]></category>
		<category><![CDATA[saplantı]]></category>
		<category><![CDATA[şöhret]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[statüko]]></category>
		<category><![CDATA[strateji]]></category>
		<category><![CDATA[takip]]></category>
		<category><![CDATA[tembellik]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<category><![CDATA[tutku]]></category>
		<category><![CDATA[üretmek]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=576</guid>
		<description><![CDATA[Öncelikle bazı kriterleri belirtmek istiyorum. - “Kazanmak” ve “kaybetmek” yaşamda göreceli olgulardır. Zaman, olgunlaşmanın, bilinçlenmenin en etkili ve acımasız ilacıdır.Her iki kelime arasında kesin bir ayrım yoktur. &#8220;Her şeyde bir hayır vardır&#8221; düşüncesi önemlidir. - Bu kırk maddenin hepsini, her zaman, tam olarak uygulayan bir insan olamaz. Ben görmedim, gören varsa bildirsin lütfen. - Kişilik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Öncelikle bazı kriterleri belirtmek istiyorum.<img class="alignright size-medium wp-image-577" title="istock_000008728165xsmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/03/istock_000008728165xsmall-200x300.jpg" alt="istock_000008728165xsmall" width="200" height="300" /></p>
<p style="text-align: justify;">- <strong>“Kazanmak”</strong> ve <strong>“kaybetmek”</strong> yaşamda göreceli olgulardır. Zaman, olgunlaşmanın, bilinçlenmenin en etkili ve acımasız ilacıdır.Her iki kelime arasında kesin bir ayrım yoktur. &#8220;Her şeyde bir hayır vardır&#8221; düşüncesi önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">- Bu kırk maddenin hepsini, her zaman, tam olarak uygulayan bir insan olamaz. Ben görmedim, gören varsa bildirsin lütfen.</p>
<p style="text-align: justify;">- Kişilik tiplerimiz, karakterimiz ve davranış modellerimize göre yaşam biçimimiz farklılaşır. Yani her yiğidin bir yoğurt yeme tarzı vardır. Her insanın yaşam algısı farklılık gösterebildiğinden uygulamalar da farklılaşabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">- Önemli olan eksik yönleri fark ederek sabırla geliştirmeye, iyileştirmeye çalışmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">- Bu gibi yazıları yazan, eğitimleri veren, en üst düzey yönetici olanlar kişilerde de bu hataların bir çoğu bulunmaktadır. Yani yalnız değilsiniz.<span id="more-576"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Faydalı olabilmesi dileği ile …</p>
<p style="text-align: justify;">1- <strong>Hedef yok:</strong> Ne orta vadede, ne de uzun vadede iş dünyasında ne yapmak istediği ile ilgili net hedefleri bulunmaz. Bir iş bulmuş, çalışmaya başlamış ve maçı idare ederek günü kurtarmaya devam ediyordur. Yıllar sonra, kendisiyle aynı dönemde işe başlayan bazı kişilerin çok daha başarılı olduklarını görünce “eyvah” der. Ne mezun olduğu branş ile ilgili, ne tutkunu olduğu meslek ile ilgili hedefi bulunmaz. Ya da hedefi olsa bile sadece lafta kalır.</p>
<p style="text-align: justify;">2- <strong>Strateji yok:</strong> Bu kelime onun için ağır gelir. Her mesai gününün stratejik olarak kendisine ne fayda sağladığını ölçmez. Analitik düşünmek, bazı durumlarda doğal, bazı durumlarda politik davranmak gibi düşünceleri yoktur. “Yaptım, oldu” der. Önünü, arkasını düşünmeden hareket eder. Ve sonuçlarına da katlanır.</p>
<p style="text-align: justify;">3- <strong>Tembeldir:</strong> Lafa gelince, çok hırsa gerek olmadığını söyler. Mağaza vitrinine bakınca da &#8220;ah param olsa&#8221; der. Ama para kazanmak, hedeflerini gerçekleştirmek için “doğru ve gerektiği” kadar çalışmaz. Sonra da “olmadı, kahretsin” der. Daha da ümitsizliğe kapılır. Zaman planını tekrar tekrar, saniyelerine kadar gözden geçirmez.</p>
<p style="text-align: justify;">4- <strong>Vizyon sıfır:</strong> Hedefi olmayınca kendine bir vizyon da çizemez ve vizyoner insanları da örnek almaz. Geleceği görmeye, trendleri anlamaya çalışmaz. Uzun vadeli stratejiler ortaya koymaz. Verdiği her kararın on, yirmi yıl sonrasını nasıl etkileyeceğini düşünmez.</p>
<p style="text-align: justify;">5- <strong>Takip yok:</strong> Gereksiz bir çok şeyi takip eder de bir türlü kişisel gelişimi ve hedefleri ile ilgili bir takip planı yapmaz. İşten eve, evden işe öylesine gider gelir. Aslında görür ki, ne aile hayatında kişisel marka olabilmiş ne de iş yaşamında.</p>
<p style="text-align: justify;">6- <strong>Sahnede değil:</strong> Ya iş yerinde masasında, ya da evdeki koltuğunda oturur durur. Selam vermez, gülümsemez, sohbet etmez, yemeğe çıkmaz, arkadaş çevresini genişletmez, sosyal anlamda içine kapanıktır. Sonra da “neden beni keşfetmiyorlar” diye çırpınır durur.</p>
<p style="text-align: justify;">7- <strong>Proaktif değil:</strong> Elindeki doneleri iyi değerlendirerek, analiz yaparak sonraki aşamalarda karşışına çıkabilecek zorlukları düşünmez. Ve önceden çalışmalar, hazırlıklar yapmaz. Tedbirli olmak onun için korkmaktır. Fazla kontrollü olmanın yaşamını zindana çevireceğini düşünür. Önceden harekete geçmez, olunca telafi etmek için harekete geçer. O da işe yaramaz.</p>
<p style="text-align: justify;">8- <strong>Trendleri takip etmez:</strong> Yaptığı mesleğin, hedefindeki işin dünyadaki trend yelpazesinde nerede durduğunu araştırmaz. Hangi trendlerin iş dünyasına, paraya ve dolayısıyla da yaşama nasıl yön vereceğini anlamaya çalışmaz. Bir yerde durur, o yerden bakar ve emekli olur, gider.</p>
<p style="text-align: justify;">9- <strong>Okumaz, araştırmaz, üretmez:</strong> Sadece işini yapar, emir kuludur ya. Farklı, yaratıcı, geliştirici, innovatif fikirleri bulmak için okumaz, araştırmaz, beyin fırtınaları yaparak projeler üretmez. Ne şirketine, ne de kendi yaşamına katma değer sunmaz. &#8220;Sallarım başımı, alırım maaşımı&#8221; diyerek ortalarda gezinir durur.</p>
<p style="text-align: justify;">10- <strong>Bahanelere sığınır:</strong> Başarızısızlık,  % 99 sebep sonuç ilişkisine göredir. Kaderde bir musibet, öngörülemeyen bir rahatsızlık v.s. olursa tabiî ki söylecek bir şey olamaz. Ama “en iyi bahane, yine de bahanedir” Çözümleri değil daha çok problemleri, engelleri konuşur. Yeniden, zaman kaybetmeden başlamayı değil hep bitişleri, kayboluşları, ümitsizlikleri konuşur.</p>
<p style="text-align: justify;">11- <strong>Fazlasıyla kadercidir:</strong> Eşeğini sağlam kazığa bağlamaz ve sonra da “çalındı işte, kader” der. Yaratıcı’nın her kapıyı kendisine sonuna kadar açacağını, ve fırsatları eline vereceğini düşünür. Olan her şey kaderde vardır ama kişisel iradesini ne kadar da kötü ve verimsiz kullandığını düşünmez.</p>
<p style="text-align: justify;">12- <strong>Acele oluversin ister:</strong> Çok kısa sürede ünlü olmak, zengin olmak ve güçlü olmak ister. Hemen öğrenbileceğini, hemen uygulayabileceğini, hemen bilinç kazanabileceğini düşünür ve aldanır. Başını bir kayaya toslayınca anlar.</p>
<p style="text-align: justify;">13- <strong>“Proje” bakış açısı yok:</strong> İşlere, problemlere “proje yönetimi” açısından yaklaşmaz. Pratik olacağım, hızlı olacağım diye masabaşı bir toplantı, bir iki not alma ve “tamam, şöyle olur” deyiverir. Sonra hataları düzeltmek için çok çok fazla zaman-adam harcamak zorunda kalır.</p>
<p style="text-align: justify;">14- <strong>Analiz sıfır:</strong> 1 ay analiz yaparak 1 haftada yazılım yaptırmaz. “1 hafta analiz yeter” der, ama 1 ayda yazılımı bitiremez. Çünkü o kadar eksik kalan, kaçan nokta vardır ki. Bu arada çok yorulur ve motivasyonu düşer, belki de başka önceliklerden dolayı proje rafa kalkar.</p>
<p style="text-align: justify;">15- <strong>Şöhret ister:</strong> Ünlü, zengin, şöhret olan iş adamlarına, iş kadınlarına özenir. Özenmesi normaldir ama “tavuk olmadan “tar”a ( kümesteki yükselti) çıkmak” isteyince düşüverir. Ve gerçek konumunu anlar.</p>
<p style="text-align: justify;">16- <strong>Tevazu yok, burun havalarda:</strong> Her şeyi ben bilirim, en iyisini ben uygularım havalarındadır. Ekip yoktur, her şeyi kendisi yapmıştır zaten. Küçük tepeleri bırakın bir toz taneciğini bile kendisinin yaratmadığını kısa bir süre sonra anlatır birileri.</p>
<p style="text-align: justify;">17- <strong>Empati mi, oda ne:</strong> Her şeye mantıksal yaklaşır. Başkalarının algısı ve düşünce dünyası ile olaylara bakmaz. Herkes, kendisi ile aynı olsun ister. Duygusal zeka onun için aptallık gibi bir şeydir. Karar verir, mümkün ise zorbalıkla uygulatır.</p>
<p style="text-align: justify;">18- <strong>Ya fazla mantık, ya fazla his:</strong> Ya hep kalbi ile düşünür, ya da hep beyni ile. İkisini birden gerektiği oranda kullanmaz. Verdiği kararlara şu gibi yakıştırmalar yapılır. &#8220;Kalpsizin teki&#8221; ya da &#8220;beyinsiz&#8221; gibi. Vicdani duygular da, sistematik çıkarımlar da birlikte kullanılmazsa kötü sonuçlara yol açar.</p>
<p style="text-align: justify;">19- <strong>Alıngandır, her şeyi gurur yapar:</strong> Her uyarıdan, her tavsiyeden alınır, kendini aşağılanmış hisseder, konuyu &#8220;kişisel&#8221; algılar. Aslında müdürünün de kendisinin de para için çalıştığını, sonuçta “iş”i konuştuklarını unutur. Sabırla kendisini iyileştirmeye çalışmaz, aksine yönetimi değiştirmeye çalışır.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-578" title="istock_000005881622xsmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/03/istock_000005881622xsmall-240x300.jpg" alt="istock_000005881622xsmall" width="240" height="300" />20- <strong>Arkadan konuşur:</strong> Dedikodu yapar, herkesi çekiştirir, kötüler. Kimsenin karşısına çıkarak uygun bir dille yanlışını söyleyemez, yönlendirmez. Bilmez ki bu kadar rahat bir insanın arkasından başkalrı da çok rahat konuşur ve kuyusunu kazabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">21- <strong>Dolap çevirmeye bayılır:</strong> Türlü türlü dolaplar çevirmeden, ayak oyunları yapmadan kariyer yaşamında yükselemeyeceğini saplantı halinde beynine kazımıştır. Halbuki, sadece işini en doğru şekilde yaparak ve sunarak ve duruşunu bozmayarak başarılı olabileceğini bir türlü fark etmez. Aslında insan zulmeder, kadere hükmetmeye çalışır. Ama asıl adaletli olan kaderdir, insan değil.</p>
<p style="text-align: justify;">22- <strong>Hakkı olmayanı kıskanır, mümkün ise çelme takar:</strong> Hak etmediğine uzanır, ısrarla almak ister. Hak edenleri de kıskanır, çekemez. Örnek almak, desteklemek yerine çelme takmaya çalışır.</p>
<p style="text-align: justify;">23- <strong>Özel yaşam-iş yaşamı birbirine karışır:</strong> İşten çıkar evde müdürlük yapmaya devam eder, ya da işe gelir eşiyle kavga ediyor gibi çalışanlarına saldırır. Aslında özel yaşamın çok daha önemli bir “iş” olduğunu unutur. İki kategoriyi de bir bütün olarak görmek gerek ama birbirlerine negatif etkisi çok az düzeyde olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">24- <strong>Tutkularına sarılmaz:</strong> Kendisini mutlu eden, huzur veren tutkularını, hobilerini gerçekleştirmeyi günlük telaşlar içinde unutur. İşine tutku ile bağlı olmayabilir ama yaşama dair tutkularını da kaybederse iş yaşamında da başarısız ve huzursuz olur.</p>
<p style="text-align: justify;">25- <strong>Günü kurtarır:</strong> Günübirlik yaşar, geleceğe kafa yormaz. O günü tamamlar ve yorganı üzerine çektiği anda her şeyin bittiğini zanneder. Zamandaki “gün” diliminin yine ömrümüzün bir parçası olduğu bilincinde değildir. Sonra da yıllar, ne de çabuk geçti diyerek hayıflanır.</p>
<p style="text-align: justify;">26- <strong>Negatif enerji saçar:</strong> Sabah gülen bir ifade ile günaydın demek, akşam çıkarken iyi akşamlar demek dahi bu insanlar için zor gelir. Çevresini görmezden gelir. Bilmez ki, doğuştan görmeyen insanların dahi gülen ve somurtan insanı ayırt edebildiğini. Her şeyi olumsuz algılar ve etrafına negatiflik saçar. Ümitsizdir, çözümsüzdür, başlangıçlara değil bitişlere odaklanmıştır. Kimseden de yardım istemez, almaz.</p>
<p style="text-align: justify;">27- <strong>“Ekipten” olamaz, ekip yönetemez:</strong> Bencildir, tek başına hareket etmek ister. Şirketin, ekibin çıkarını değil de önce kendi çıkarını düşünür. Kendine saygılıdır ama başkaları için hep kaygılıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">28- <strong>Sosyal değildir:</strong> Konuşmak, paylaşmak, birlikte eğlenmek, tanışmak, iletişim kurmak, bağlantıda olmak, sosyal ağını genişletmek için çaba sarfetmez. “Cool” olduğunu düşünür. Halbuki büyük bir yalnızlığa yol alır ama farkında değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">29- <strong>Sosyal medyada görülmez:</strong> İlişkilerimizi, bağlantılarımız kontrol etmek adına büyük faydalar sunan internetteki sosyal networklere yabancıdır. Bu gibi aplikasyonları kullanmayı gereksiz görür. Vefasızlık yapar, unutur ve unutulanlardan olur.</p>
<p style="text-align: justify;">30- <strong>Yaşam tarzında standartları yoktur:</strong> Oturup kalkmasından, konuşmasına, yeme-içmesine varana kadar belli bir duruş sergilemez. O nedenle, hakkında bir marka algısı oluşmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">31- <strong>Radikal değişim kararları almaktan korkar: </strong>Statükocudur, yeni olanı yıpratırcasınıa sorgular ve uygulamaktan korkar. Değişimin hep negatif etkilerini düşünür ve karşı çıkar. Ve aynı sorunlar tekrar tekrar karşısına çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">32- <strong>Delege etmez:</strong> Her şeyi kendi yapmak ister. Organizasyon kurmaya önem vermez ve başkalarına güvenmez. Hata yapmalarından korkar. Halbuki en büyük hatayı sorumluluğu paylaştırmayarak kendisi yapmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">33- <strong>İnsiyatif almaktan çekinir:</strong> Tek başına karar almaktan korkar. Danışmak, tavsiye almak iyidir fakat bu kişi hep destek ister. Önemli kararların altına imzasını atmaktan korkar. Bu da işi iyi bilmediği ve yönetemediği anlamına gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">34- <strong>Sürekli muhaliftir:</strong> Bilip bilmeden, araştırmadan hep karşı çıkar, muhalefet yapar. Yapıcı olmaktan çok yıkıcı ve bezdirici yöntemlere başvurur. Kendi içini kararttığı gibi başkalarına da bu karartıyı bulaştırmaya çalışır.</p>
<p style="text-align: justify;">35- <strong>Hep yönetimi suçlar, kendine bakmaz:</strong> Değişmesi gereken tek tarafın yalnızca “yönetim” olduğunu düşünür. Kendisini onların yerine koymaz. Suçlar, eleştirinin dozunu kaçırır, iletişimi yanlış yerlere çeker.</p>
<p style="text-align: justify;">36- <strong>“Mavi, beyaz, gri” yaka diyerek çalışanları hep kategorilere ayırır:</strong> Herkesin aynı gemide olduğunu, herkesin yaptığı işin bir değeri olduğunu unutur ve saygı duymaz. Birileri aşağıdadır, birileri yukarıda. Ona göre davranır ve tabi ki sevilmez.</p>
<p style="text-align: justify;">37-<strong> Fırsatları görmez, görse de değerlendiremez: </strong>Kabiliyetlerinin farkında dahi değildir. Kendine uygun fırsatları, boşlukları görmez bir türlü. E-postaları iyi okumaz, gelişmeleri değerlendirmez, aktif rol almaz. Sonra da “hakkımı yiyorlar” diyerek ah vah eder.</p>
<p style="text-align: justify;">38-<strong> Vermez, hep almak ister:</strong> Bilgiyi, tecrübeyi, kazancını paylaşmaz, yaymaz. Ama hep almak ister. Kendisi asık suratlı iken başkalarının kendisine hep gülümsemesini ister. Bildiğini kendisine saklarken, başkalarının kendisine hep öğretmesini ister.</p>
<p style="text-align: justify;">39- <strong>Boş içini dolu gibi satmak ister, konuşur da konuşur:</strong> Çok konuşur ama içi boştur. Bir şekilde geldiği görevin hakkını verememektedir aslında. Lafla peynir gemisinin yürümediği kısa sürede ortaya çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">40- <strong>Her şeyin kendi etrafında döndüğünü zanneder:</strong> Şirketin patronun kendisi olduğunu zanneder. Her şeyi, herkese yaptırabileceğini düşünür. “Herkes bana itaat etmeli, güç bende” der. Ve bu düşüncelerinin altında ezilir. Yaşamın tüm parametrelerine hükmettiğini düşünür. Evrendeki kuralları dahi anlamaz, zorladıkça zorlar. Düşüncelerini, davranışlarını dahi yönetemeyen bir insanın tüm yaşamı da yönetemeyeceğini de unutur.</p>
<p style="text-align: justify;">Başarılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/is-yasaminda-%e2%80%9ckaybeden%e2%80%9dlerin-40-ozelligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Bir fikrim var” diyenler için</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/%e2%80%9cbir-fikrim-var%e2%80%9d-diyenler-icin/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/%e2%80%9cbir-fikrim-var%e2%80%9d-diyenler-icin/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2009 12:05:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[dahi]]></category>
		<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[gemileri yakmak]]></category>
		<category><![CDATA[girişimci]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[Katma Değer]]></category>
		<category><![CDATA[maliyet]]></category>
		<category><![CDATA[ölçeklenme]]></category>
		<category><![CDATA[patent]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[proje planı]]></category>
		<category><![CDATA[prototip]]></category>
		<category><![CDATA[takdir]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcı fikir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=557</guid>
		<description><![CDATA[1- Ne yapalım yani, bu fikri senden başka düşünen  en az bir kişi olmuştur. Hayata geçmemiş olabilir. Şimdi deneme sırası sana gelmiştir. Olayı büyütme, kendini dünyanın en yaratıcı, dahi çocuklarından zannetme. Önce kendine sonra da başkalarına karşı mütevazi ol. Çok fazla takdir edilmeyi de unut. 2- Daha önce uygulanmış olup olmadığını, ya da benzeri olup [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/02/istock_000003188225xsmall.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-558" style="margin: 10px;" title="istock_000003188225xsmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/02/istock_000003188225xsmall.jpg" alt="" width="423" height="284" /></a>1- </span></strong>Ne yapalım yani, bu fikri senden başka düşünen  en az bir kişi olmuştur. Hayata geçmemiş olabilir. Şimdi deneme sırası sana gelmiştir. Olayı büyütme, kendini dünyanın en yaratıcı, dahi çocuklarından zannetme. Önce kendine sonra da başkalarına karşı mütevazi ol. Çok fazla takdir edilmeyi de unut.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>2-</strong> </span>Daha önce uygulanmış olup olmadığını, ya da benzeri olup olmadığını araştırabilirsin. Ama unutma ki sen çok daha farklı katma değerlerle projeni ortaya koyabilirsin. Fikrin aynı olması seni ümitsizliğe sevketmesin. Pazar payını ya da “ölçeklenme”yi araştır ama kaygılarını büyüterek baştan pes etme.<span id="more-557"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>3-</strong> </span>İyi bir analize ya da geliştirmeye başlamadan en kötü ihtimali düşünerek yola çık. Yani “tutmama” ihtimalini göz önünde bulundurarak “attığın taş, ürküttüğün kuş” hesabını yap.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>4-</strong> </span>Geliştirmeye hemen başlama. En az 1 ay daha analize devam. Her analiz versiyonunda hep bir şeyler eklemek yerine çıkarmayı da dene. Kullanıcı için en anlamlı ihtiyacı ve en yalın süreci keşfet.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">5-</span></strong> Prototipi geliştirmeden ve ilk testleri geçmeden konu hakkında kimseye bahsetme. Büyük ihtimalle aradan 6 ay geçmesi gerekir. Dilini tutabilecek misin? Bence “hayır”. O zaman tüm eleştirilere ve cesaret kırıcı, aşağılayıcı telkinlere hazır ol. Özellikle de başkası tarafından kopyalanma riskine karşı.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>6-</strong> </span>Hemen patent filan almaya çalışma. Belki de ölü doğacak bir proje için 1000 TL daha harcama lüksünü sana kim veriyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>7-</strong> </span>Başlangıç maliyetlerini en aza indirmeye çalış. Bedava uygulamalardan, bedava networklere varana kadar her imkanı değerlendir. “Çok az” diyeceğin maliyetleri toplasan ikinci el bir araba alabilir. Ama büyük ihtimalle senin araban yoktur ve yollarda sürünüyorsundur. Ha, bu durumda hala taksiyi kullanıyorsan da batma ihtimalin yüksektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>8-</strong> </span>“Fikir” aşamasında iken ne ortak ara, ne de yatırımcı. Aklından bile geçirme. Sessiz, sakin, büyük hırs ve beklentilere kapılmadan devam et.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>9-</strong> </span>İster analiz, ister uygulama, ister pazarlama planı, ister satış anlamında çok küçük dahi olsa her gün bir şeyler yap ve sabırlı ol. Başka bir yerlerden gelirin var ise onunla idare et. Bütün ümidini yeni fikrine bağlama. &#8220;Gemileri yakacak kadar projeye güveniyorum&#8221; diyorsan o başka, yak da gör bakalım tekrar sahile çıkana kadar neler gelecek başına.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">10-</span></strong> Daha önce girişim yapmış ama başarılı olamamış isen önceki yaptıklarını listele. Doğru yöntemleri daha güçlü şekilde uygula, yanlış yöntem ve kanalları hayatından çıkar. Özellikle de sosyal network anlamında daha seçici olarak ilerle. Aynı kişi, yöntem ve çabalarla yine aynı sonuca ulaşırsın.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>11-</strong> </span>Fikrini, projeni haftada, ya da ayda bir tahtaya kaldır ve sorgula. Ya da belli bir aşamaya gelmiş ise güvendiğin başka kişilere sorgulat, fikirlerini al, danış.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #800000;">12-</span></strong> Fikrini denemeye aç ve tüm geri bildirimleri değerlendir. Site ziyaretçi sayısına da bak ama hangi “keyword”lerle geldiklerini, ne kadar süre site içinde kaldıklarını, kullanım oranlarını, aktif olup olmadıkları gibi kriterleri daha çok incele. Yani hedef kitleni bul, değiştir ve perçinle.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>13-</strong> </span>Projeni ilerletemiyorsan kendini heba etme. Rafa kaldır, ileride tekrar değerlendirilebilir. Şirketlerin de kişilerin de beyinlerindeki raflarda o kadar çok bekleyen dosya vardır ki. Yalnız değilsin bu konuda.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>14-</strong> </span>Dikkat, insanların, toplumun, ülkenin belki 10 yıl sonra alışabileceği, kullanabileceği bir fikir bulmuş olabilirsiniz. Başka ülkelerde “tuttu” diye aldanmayın. Kullanıcı da, yatırımcı da hazır değil ise çırpınmanın bir anlamı yok.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>15-</strong> </span>Girişimci ruhlu insanlar duramaz bilirim. Ama ne olur her fikri “proje” olarak değerlendirmeyin. Her ne yaparsanız yapın hayatı kaçırmadan girişimcilik yapın. Çok çalışmak da, planlı olmak da, bütçenin yetersiz olması da sizi yaşamdan koparmasın. <strong>Hayatınızın en önemli projesi, yine “hayatınız”dır, unutmayın.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/%e2%80%9cbir-fikrim-var%e2%80%9d-diyenler-icin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sessiz iletişim, düşünmektir</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/sessiz-iletisim-dusunmektir/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/sessiz-iletisim-dusunmektir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2009 13:39:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[analitik düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[düşünmek]]></category>
		<category><![CDATA[geri bildirim]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[müneccim]]></category>
		<category><![CDATA[problem]]></category>
		<category><![CDATA[sessizlik]]></category>
		<category><![CDATA[strateji]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam döngüsü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=544</guid>
		<description><![CDATA[İşin zor kısmı da bu ya. Hatta dayanılmaz sabır gerektiren aşaması. İnsan konuşurken bir yandan da düşünebilir mi? Evet, çok yönlü düşünme ve çıkarım yeteneği olanlar bu konuda başarılı olabilir. Farklı konulara dalmak ise o iletişimi yanlış yönlendirebilir. Sessiz kaldığımız halde düşünmüyorsak, bir şeyleri değerlendiremiyorsak bu da zamanı israf ettiğimizi gösterir. Bu da yaşamımızda kendi kendimize [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/02/istock_000006067077xsmall.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-545" title="istock_000006067077xsmall" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/02/istock_000006067077xsmall-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>İşin zor kısmı da bu ya. Hatta dayanılmaz sabır gerektiren aşaması. İnsan konuşurken bir yandan da düşünebilir mi? Evet, çok yönlü düşünme ve çıkarım yeteneği olanlar bu konuda başarılı olabilir. Farklı konulara dalmak ise o iletişimi yanlış yönlendirebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sessiz kaldığımız halde düşünmüyorsak, bir şeyleri değerlendiremiyorsak bu da zamanı israf ettiğimizi gösterir. Bu da yaşamımızda kendi kendimize kaldığımız anlardaki fırsatları değerlendirememek olur. İş hayatındaki sorunlardan, özel yaşamdaki problemlere varana kadar çoğunda gereksiz diyaloglar olduğunu farkederiz. Hani<strong> &#8220;iletişim&#8221;</strong> her şeydir ya. Konuşalım da anlaşalım diye bir hırsla yola koyuluruz. Bir anda çözüm bulmaya çalışırız. Tüm sorunları daha da bir birine karıştırarak analitik düşünme yetisini kaybetmiş bir şekilde yanlış kararlar veririz. Hayatı akışına bıraksak, biraz düşünsek diyerek kendimize ve karşımızdakine analiz fırsatı vermeyiz.<span id="more-544"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Analiz kelimesi sadece iş dünyasındaki bilgi işlem projeleri için geçerli değildir. Aksine analitik düşünmek, çözümlemek hayatın vazgeçilmez prensibidir. Emin olun, bir bilgi işlem projesinin adımlarını hayatınızdaki problemlerin çözümü için uyguladığınızda çok güzel sonuçlar alırsınız. İşte sessiz kalmanın da en avantajlı yönü bu analizi daha doğru yapabilmektir. Yine iş hayatından örnek verirsek gelen sinri bozucu bir e-postaya hemen cevap vermeyin. Var ise çözümünü birebir görüşün anlayın, konuya ne kadar önem verdiğinizi gösterin. Ne uzun konuşun, ne de uzun yazın. Çünkü problemler uzun uzun konuşularak, yazılarak çözülmez. Çözüm yok ise bekleyin ve ilgili herkesi bekletin. Yani o sorun dünyasını küçük periyodlarla durdurun ve en başta kendi zihninizi, algınızı düzenleyin.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğru analiz ederek bin düşünüp bir karar vermek çok zor gelir insana. Özellikle de iletişimin ilgili tarafları “bak hala cevap vermedi, hala çözüm bulamadı“ modunda olur ve sizi çiğ çiğ yemeye hazırdır! Aman siz siz olun sessizlik için izin isteyin yaşamınızda. Yaşam döngü hızına göre düşünün ve acele etmeyin karar vermek için. Ve etrafınızda dönen dünyayı iyi gözlemleyin.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu anlattıklarım gerçekten de sessiz ortamlarda daha verimli olarak uygulanabilir. Örneğin, geceleri çalışmayı, okumayı, kendimi dinlemeyi severim. Tabi ki uyku da gereklidir. Zaten uykunun kendisi dahi derin bir sessizliktir. Bilinç altındaki bozulan yapı taşlarını yerlerine koymaya, düzenlemeye çalışır. Türlü, türlü rüyalar görürüz. Bilimsel olarak bir çok problemin uyuyarak çözüldüğü belirlenmiştir. En sağlıklı öğrenmenin de yoğun bilgi aktarımından sonra rahat bir uyku ile olduğu söylenir. Uykuda kimse ile iletişim kurmayız, aksine içimizdeki iletişim başlar ve bize bir şeyler sunmaya çalışır.</p>
<p style="text-align: justify;">Siz sustunuz, ya da sessiz kaldınız. Peki karşınızdakine bu mesajı doğru verdiniz mi? Müneccim miyiz ki karşımızdaki kişinin konuyu düşündüğünü, belki biraz zaman ihtiyacı olduğunu anlayalım! Bu geri bildirim önemli. Ama rica ederim bu geri bildirim olmasa dahi insanları iyi gözlemleyerek karar verme sürecinde hangi aşamada olduğunu biraz anlamaya çalışalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünlerde iletişim adına kendimizi kandırdığımız konu şu; “bu kişinin iletişimi kötü, bu kişi ile yıldızım hiç barışmıyor” gibi cümleler. Olabilir, gerçekten doğru olabilir yanlış anlaşılmalar, iletişim kazaları. Önemli olan yangına körükle gitmemektir. Her iki tarafın yer değiştirerek durumu anlaması gerekir. Örneğin patronlar, patronluk yapmak ister. Onlara bu konuda izin vereceksiniz. Ki bazı aile şirketleri hepten patronluk yaparlar. Kurumsal değerler değil, iki dudak arasından çıkanlar her şeyin üzerindedir. Net cevaplar isterler, “ama” kelimesinden sonrasını dinlemek onlar için bir zayıflıktır, dayanamazlar. Halbuki gereksiz bahaneler hariç gerçek nedenleri dinlerlerse çok şey kazanacaklarını unuturlar. O nedenle maçı idare etmek bir tarafın sorumluluğuna kalır. İki taraf da katkıda bulunursa tadından yenmez ve sorunlar çözülür. En çetin patronlara karşı bile, işimi gerçekten çok iyi yaparak sessizlik stratejisini uygulamışımdır. Ve sonuç her ne kadar zorlu bir sabır gerektir se de iki tarafın da yararına olmuştur. <strong>“Taraf”</strong> kelimesini kullandığıma bakmayın. İletişimde <strong>“karşılıklı kazanç”</strong> esas amaç olmalıdır. Yani birimiz anlatmaya, birimiz de anlamaya çalışmalıyız. Her ikisindeki herhangi bir eksiklik her iki tarafı da zarara sokabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kısaca, sessizliğin nedenini anlamak için müneccim olmaya gerek yoktur. Fakat gereksiz yere sessizlik tepkisini uzatanlara karşı da önleminizi zaten alırsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Sessizliğe gömülmeyin, bu duruşunuzun önemini, anlamını farkettirin insanlara. Ve onlara da tavsiye edin bu düşünme, analiz etme, düşünceleri hesaba çekme aşamalarını. Sakın gaza gelmeyin, durun, bekleyin, düşünün ve karar verin. Hayat zaten çok kısa, sürekli konuşarak gelinen yanlış noktalar için pişman olmayın. Düşünmekle geçirdiğiniz sessizlik saniyelerini ya da günlerini kayıp saymayın. Tabi ki bu düşünce yolculuklarından kendinize, gerçek dünyaya  dönmeyi ihmal etmeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/sessiz-iletisim-dusunmektir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Ortaya karışık bir salata&#8221; değildir hayat !</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/ortaya-karisik-bir-salata-degildir-hayat/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/ortaya-karisik-bir-salata-degildir-hayat/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2009 13:11:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Algı atmosferi]]></category>
		<category><![CDATA[an]]></category>
		<category><![CDATA[analitik düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[atalet]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce sistematiği]]></category>
		<category><![CDATA[genellemek]]></category>
		<category><![CDATA[hoşgörü]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[özel yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[sebep sonuç]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=526</guid>
		<description><![CDATA[İnsan olmak, yaşamak bir nimettir. Nimete nankörlük etmek ise insanın yapısında bulunmaktadır. Zamanın nakit kadar değerli olduğu sözü de aldanan insanı uyarma niteliğindedir. Beyin, belli bir sistematik üzerine düşünür aslında. Kategorilere, önceliklere ayırır görevlerini. Vücut, zaten yaşamımız hakkında sürekli sinyaller verir bize. Dinleyen kim! Yemek, içmek gibi alışkanlıklarımızdan uyku düzenimize kadar hemen tüm kuralları es [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İnsan olmak, yaşamak bir nimettir. Nimete nankörlük etmek ise insanın yapısında bulunmaktadır. Zamanın nakit kadar değerli olduğu sözü de aldanan insanı uyarma niteliğindedir. Beyin, belli bir sistematik üzerine düşünür aslında. Kategorilere, önceliklere ayırır görevlerini. Vücut, zaten yaşamımız hakkında sürekli sinyaller verir bize. Dinleyen kim! Yemek, içmek gibi alışkanlıklarımızdan uyku düzenimize kadar hemen tüm kuralları es geçerek devam ederiz yaşama. Sonra da bahane üstüne bahaneler ve başarısızlık ah-vah ları. Ve derin ümiztsizlik çukurlarında kaybolup gitmeler …<span id="more-526"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Evet, <a href="http://www.markasizsiniz.com/2009/02/nedenlerin-ham-maddesi-de-sonuclardaki-bas-rol-oyuncusu-da-insandir/" target="_blank">bir önceki yazımda belirttiğim gibi </a>yaşamda her şey birbirini tetikler, müthiş bir sebep sonuç ilişkisi vardır, doğrudur. Ama nedense hep karışır yaşamdaki sebep ve sonuçlar birbirine. İş hayatı özel yaşamı etkiler, bir <strong>&#8220;insan&#8221;</strong> algımız tüm insanlara bakışımız değiştirir, bir hata tüm davranışlara mal edilir, ne özür dilenilir, ne de hoşgörü gösterilir. İddialı bir duruş sergilemek ile, gurur deryasında yüzmek bir birine karıştırılır. Çocukluk anıları sürekli peşimizden gelir ve bizi bir yerlere sürükler. Ve bakarsınız ki ne hedefler tutmuş, ne tutkular yaşanabilmiş, ne de kabiliyetler en yüksek seviyede değerlendirilebilmiştir. Yine ah-vah senaryolarını oynamaya devam.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir iki örnek verelim isterseniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>örnek 1: </strong>Bugün genel müdürüm bana kızdı. Haksız idi, aslında, ama şöyle, böyle. Moralim bozuldu, ekibime de, işime de özen gösteremedim. Eve gittiğimde çocuğumla da oynamadım, eşimle bir iki kelime bile muhabbet etmeden, doğru yatağa. Sabah kalktığımda gece garip rüyalarla boğuştum ve güne heycansız başladım. Zaten bu kariyer yaşamı böyle, kendini beğenmiş üst yönetim müdürleri, bir de kayırmalar. Yok yok, iş mi değiştirsem acaba v.s.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>örnek 2: </strong>Dün eşimle bir konuda tartıştım. Onu çok seviyorum ama beni bir türlü anlamıyor. İşe moralsiz başladım. Kimseye gülmedim, yapmam gereken işleri yetiştiremedim. Bir de genel müdürden fırça yedim. Moralim bozuk olduğu için diyet ve spor programımı atladım. En iyisi bir tatile çıkayım, para da yok ama kredi kartından takılırız artık.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Fark ettiniz değil mi nasıl bir zincirleme reaksiyonla hayat perişan olabiliyor. <strong>“pireye yorgan yakmak”</strong> aslında budur. Genellemeler yapmak, sorunların hepsini aynı dosyaya işlemek, aynı kapta karıştırmak. Sonra da <strong>“gel ayıkla pirincin taşını”</strong> durumuna gelerek düşünce zindanlarında çözüm aramak.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir durun arkadaşlar, mecazi anlamda şu dünyayı bir durdurun. Hiçbir şeyi düşünmeyin, algılamayın, yorumlamayın birkaç dakikalığına da olsa. Şöyle, sıfır noktasına gelin bir oturun. Fark edin bilincinizi, derin nefes egzersileri yaparak. Olumsuzluklardan uzaklaşın hem fiziki mekan, hem de algı atmosferi olarak. Gözünüze, kalbinize başka güzellikler gösterin. Tüm düşünce seyahatlerinizi avucunuzun içine alın ve size ümitsizlik, atalet ve karamsarlık aşılayanları kasırga gücüyle savurun gitsin avucunuzdan. Bu durumu saniyeler içerisinde yaşamak isterseniz, yerinizi değiştirin, farklı yerlere geçin, ona kadar sayın, mümkün ise dışarıya çıkın v.s.</p>
<p style="text-align: justify;">Çözümler çok ve kendimiz de keşfedebiliriz hangi yöntemlerle yaşamı yönetebileceğimizi. Önemli olan bu karışıklıklarla zaman kaybetmemek ve hem kendimize, hem çevremize zarar vermemektir. Yenilenmenin sürekli olduğu evrende, iç evreninizi basit nedenlerle karartmayın. İyiyi, güzeli, doğruyu, ümit ve cesaret veren şeyleri düşünün. Düşünün ki siz <strong>“marka”</strong> sınız, farklısınız. Çocuğunuz dahi size benzemez, dostlarınız dahi sizi anlamayabilir. Her şeyi anlamak, her durumunuzu anlatabilmek zorunda değilsiniz. Dünyayı, aslında kendinizi dahi siz yönetmiyorsunuz. Sadece irade kullanımı konusunda güç sizde o kadar. Ne geçmişe müdahele edebilirsiniz, ne de geleceği görebilirsiniz. <strong>“An”</strong> dır yaşadığınız, o kadar.</p>
<p style="text-align: justify;">Galaksilerdeki, burçlardaki, tabiattaki tüm ahengi düşünelim, fark edelim. Ve yaratılıştan içimizde var olan yansımaları, özellikleri, analitik düşünce sistemine oturtalım. Hızlıca analiz etmeden hiç bir kararı vermeyelim. Ve bunu refleks haline getirelim ki damarlarımıza işleyen aceleci olmak, ön yargılı olmak, genelleme yapmak, her şeyi bildiğimizi ve doğru algıladığımız zannetmek gibi fiiller ortaya çıkmasın.</p>
<p style="text-align: justify;">Garson arkadaşa <strong>“ortaya karışık salata”</strong> siparişi verebilirsiniz tabi ki ama hayatınız için asla böyle bir sipariş vermeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgilerimle.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/ortaya-karisik-bir-salata-degildir-hayat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaz aylarında planlama fırsatınız!</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2008/08/yaz-aylarinda-planlama-firsatiniz/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2008/08/yaz-aylarinda-planlama-firsatiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 09:33:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[aynı dili konuşmak]]></category>
		<category><![CDATA[koşulsuz itaat]]></category>
		<category><![CDATA[proje planı]]></category>
		<category><![CDATA[stratejik planlama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/tema/?p=1014</guid>
		<description><![CDATA[Yaz ayları genelde tatil modunda geçen aylar olur. Piyasalar da vasat bir seviyede seyreder. Fakat bazı kurum ve kişiler ısrarla bu ayları çok iyi değerlendirerek analiz ve stratejik panlamaya önem verir. Çünkü sezon bşlangıcı diye bilinen Eylül, Ekim aylarını hazırlıkla geçirerek zaman kaybetmek istemezler. Yazın tatilimizi yapalım, dinlenelim, kendimizi dinleyelim daha fazla ailemizle birlikte olalım. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://bp2.blogger.com/_6Bb_Oe0OclU/SJbRVlQ0R-I/AAAAAAAAAEo/m2FRA2BRaCs/s1600-h/tatil.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230598185947514850" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" src="http://bp2.blogger.com/_6Bb_Oe0OclU/SJbRVlQ0R-I/AAAAAAAAAEo/m2FRA2BRaCs/s320/tatil.jpg" border="0" alt="" /></a><span style="font-family: verdana;">Yaz ayları genelde tatil modunda geçen aylar olur. Piyasalar da vasat bir seviyede seyreder. Fakat bazı kurum ve kişiler ısrarla bu ayları çok iyi değerlendirerek analiz ve stratejik panlamaya önem verir. Çünkü sezon bşlangıcı diye bilinen Eylül, Ekim aylarını hazırlıkla geçirerek zaman kaybetmek istemezler. Yazın tatilimizi yapalım, dinlenelim, kendimizi dinleyelim daha fazla ailemizle birlikte olalım. Bu dinginlikle birlikte herkesin yapamayacağı bir hazırlık yapalım. Hem iş, hem de özel yaşamımız için kişisel markalaşma projemizi tekrar planlayalım. </span></p>
<p><span style="font-family: verdana;">Bu planda olması gereken bazı maddeler şöyle olabilir;<span style="color: #cc0000;"><strong>1-</strong></span> Çalıştığınız şirketten, işten, statüden, maaştan memnun değilseniz en başta iyi bir cv ve kapak yazısına ihtiyacınız var demektir. Hadi bunları yaptınız diyelim, referans networkü listeniz elinizin altında olmalı ve bu kişilerle sürekli irtibat halinde olmalısınız. Kendinizi, hedeflerinizi çok net anlatabilmelisiniz. Ama hem kendinizi, hem başkalarını bıktıracak derecede acele etmeden, gereksiz hırs göstermeden. Uzun vadeli, yeteneklerinize uygun, daha mutlu olabileceğiniz, kariyerinizde kırılım yaratbilecek bir iş-şirket aramalısınız.</p>
<p>Şirket içindeki statünüz ve maaşınız ile ilgili sorunlarınız var ise bunun nedenini önce kendinize sorun. Nasıl algılandığınızı bilmiyorsunuz bence. Özellikle yöneticinizin aslında sizden ne istediğini anlayamamış olabilirsiniz. Bir süre yaratıcılığınızı, kendinize dahi fazla gelen özgüveninizi bırakarak sadece patronunuzun istediğini yapın. Beğenmeseniz dahi <span style="color: #3366ff;"><strong>“koşulsuz itaat”</strong></span> tavrı sergileyin. Üç ay, altı ay gibi bir süre. Karşılıklı güven ve anlayış bağı oluşacaktır. Bu bağ size yapmak istedikleriniz için daha fazla imkan verecektir. Yönetim açısından da <strong><span style="color: #3366ff;">“evet, bu arkadaş artık bizi anlıyor, aynı dili konuşuyoruz”</span></strong> durumunu ortaya çıkaracaktır.</p>
<p><strong><span style="color: #cc0000;">2-</span></strong> Bilgiyi öğrenme metodlarınıza göz atın. Kaç yeni kitap okuyor, kaç kişiden değerli bilgi alıyor, ne kadar farklı şeyler, yerler görerek bilgi dağarcığınızı genişletiyorsunuz. Yoksa entellektüel bilginin boş olduğunu düşünenlerden misiniz? Hangi iş yönetirsem yöneteyim, o iş haricinde öğrendiğim bir çok bilgi bana daha fazla yardımcı olmuştur. Çünkü çapraz yorumlama ve analiz yeteneğini kazanmış olursunuz. Aynı işin, aynı körlüğünü yaşamazsınız. Okuyacağınız kitapların, öğreneceğiniz dilin, kavramanız gereken süreçlerin listesini çıkarmaya başlayın.</p>
<p><span style="font-family:verdana;"><strong><span style="color: #cc0000;">3-</span></strong> Sosyal medyanızı ne kadar yönetebiliyorsunuz. Yoksa bu networkü çok iyi kullananlara hayran kalmakla mı geçiyor yaşamınız! Tabi ki internet ve mobil dünyadan, bu alanlarladaki iletişim teknolojilerini kullanmaktan söz ediyorum. Linked-in, Xing iş platformlarından Twitter, Facebook aplikasyonlarına, gruplarına varana kadar. Kişisel markanızı hangi blogda, hangi web sayfasında tanıtabiliyorsunuz? Trend yaratan uygulamaları ne kadar takip edebiliyorsunuz. Herhangi bir iş gezisinde elinizdeki bir cihaz ile nerelere, kimlere ulaşabiliyor, iz bırakabiliyorsunuz. Konu ile ilgili acil bir liste oluşturmak gerek. Örneğin,</p>
<p></span></span></p>
<p><a href="http://www.webrazzi.com/"><span style="font-family: verdana;">www.webrazzi.com</span></a><span style="font-family: verdana;"> ve </span><a href="http://www.chrisbrogan.com/"><span style="font-family: verdana;">www.chrisbrogan.com</span></a><span style="font-family: verdana;"> size fazlasıyla yardımcı olur.<strong><span style="color: #cc0000;">4-</span></strong> Geçen sezon erteldiklerinizi yazın. Ben kendim için yazayım isterseniz. Aslında neredeyse iki yıldır ertelediklerim, belli zorunluluklar bahanesi ile;</p>
<p><span style="color: #cc0000;"><strong>-</strong></span> İspanyolca’yı temel seviyede öğrenebilmek.<br />
<span style="color: #cc0000;"><strong>-</strong> </span>İngilizce’yi daha akıcı konuşabilmek.<br />
<strong><span style="color: #cc0000;">-</span></strong> Daha fazla “Dünya İnsanları“ ile tanışmak, görüşmek.<br />
<strong><span style="color: #cc0000;">- </span></strong>Yukarıdaki 3.maddede bahsettiğim sosyal medya uygulamalarını ve mobil teknolojileri daha fazla kullanabilmek, bütünleşmek.<br />
<span style="color: #cc0000;"><strong>-</strong> </span>Vefasızlık yaptığım arkadaşlarıma, dostlarıma kendimi affettirmek ve daha sık görüşebilmek.<br />
<span style="color: #cc0000;"><strong>-</strong></span> Spor yapabilmek.</p>
<p><strong><span style="color: #cc0000;">5-</span></strong> Uzman olduğunuz, örnek alınabileceğiniz güçlü yönlerinizi kim biliyor, bunu hayata, insanlara ne kadar sunuyorsunuz. Yani, kendinizi yine kendinize mi saklıyorsunuz. Ne kadar sahnedesiniz, yoksa hep sahneye çıkma hazırlıkları ile mi geçiyor hayatınız. Bu soruların cevabı da planınızda büyük yer tutacaktır.</p>
<p>Gelin bu maddeler de dahil kendimize 10 maddelik bir plan çıkaralım ve bu tatilden sonra, gelecek tatile kadar sürekli aksiyon alalım. Az, eksik, hatalı diye motivasyonumuzu kaybetmeden sürekli bir şeyler yapalım. Göreceksiniz, kişisel markanız nelere kadirmiş aslında.</p>
<p>Son olarak, daha çiçeği burnunda, <span style="color: #3366ff;">BETA</span> aşamasında, 2-3 aylık bir proje olan <strong><span style="color: #cc0000;">”Marka Sizsiniz &#8211; Marka İnsanlar”</span></strong> için yeni döneme hazırlıklarımız devam ediyor. İnternetteki sosyal medya dünyası ile entegre olacak, <span style="color: #3366ff;"><strong>“NİŞ“</strong></span> diyebileceğimiz bir sosyal network yaratacak uygulamanın analizlerini tamamlamak üzereyiz.</p>
<p><span style="font-family:verdana;">Saygılarımla.</p>
<p></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2008/08/yaz-aylarinda-planlama-firsatiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İletişim Kültürümüz</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2008/07/iletisim-kulturumuz/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2008/07/iletisim-kulturumuz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Jul 2008 14:20:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[beden dili]]></category>
		<category><![CDATA[hoşgörü]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[marj]]></category>
		<category><![CDATA[uzlaşma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/tema/?p=999</guid>
		<description><![CDATA[Hayatımızı baştan sona etkileyen faktör diyebiliriz buna. Tek başımıza yaşayamayacağımız için bizim dışımızdaki her varlıkla iletişim kurmak zorundayız. Ticari marka pazarlama hareketleri de “iletişim” faaliyetleri olarak adlandırılır. Hatta her firmanın kurumsal iletişim departmanı vardır. Duyurular standart yapılır, krizler ustalıkla yönetilir. Şirketin imajını zedeleyecek hiçbir harekete izin verilmez. Burada marka olarak kendimizi ele aldığımızda tüm iletişim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://bp2.blogger.com/_6Bb_Oe0OclU/SHIrbKnSscI/AAAAAAAAADA/hYF4Q_ncRD0/s1600-h/communication.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5220282663781446082" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" src="http://bp2.blogger.com/_6Bb_Oe0OclU/SHIrbKnSscI/AAAAAAAAADA/hYF4Q_ncRD0/s320/communication.jpg" border="0" alt="" /></a><span style="font-family: verdana;">Hayatımızı baştan sona etkileyen faktör diyebiliriz buna. Tek başımıza yaşayamayacağımız için bizim dışımızdaki her varlıkla iletişim kurmak zorundayız. Ticari marka pazarlama hareketleri de <span style="color: #3366ff;"><strong>“iletişim”</strong></span> faaliyetleri olarak adlandırılır. Hatta her firmanın kurumsal iletişim departmanı vardır. Duyurular standart yapılır, krizler ustalıkla yönetilir. Şirketin imajını zedeleyecek hiçbir harekete izin verilmez.<br />
</span></p>
<div><span style="font-family: verdana;">Burada marka olarak kendimizi ele aldığımızda tüm iletişim sürecini bizim yönetmemiz gerekiyor. Olmazsa olmaz nezaket kuralları bu kitabı okuyan bir insan için basit olmalıdır zaten. Selam vermek, centilmen olmak, yardım etmek, başkasının sorunlarına yardım etmek v.s. Kişisel marka iletişimimizde bizi yücelten ya da düşüren noktalara bir göz atalım.<br />
</span></div>
<div><span style="font-family: verdana;"><span style="color: #3366ff;"><strong><em>- Bakış, duruş</em></strong></span></span></div>
<p>“Cool”, “karizmatik” gibi kelimeler kullanırız beğendiğimiz, saygı duyduğumuz insanlarla ilgili. Bu kelimelerin anlamını sorsalar bize anlatamayız eminim. Ben de burada bu kelimelerin anlamını vermeye çalışmayacağım zaten. Ama anladığınız sonuç bu kelimelerden daha fazla yardımcı olacak umarım.</p>
<div><span style="font-family: verdana;">Doğuştan gelen fiziksel özellikler kesinlikle iletişimdeki başarımızı da etkilidir. Fakat kesin başarıyı getirmez. Bakış, içimizi yansıtır. Meraklı bakış, kızgın bakış, burnu büyük bakış, korkak bakış v.s. “Gözlerinin içi gülüyor” deriz ya işte bu cümle de markamızı tanımlayan öğelerden biri olur.</span></div>
<p>Yeni tanıştığımız insanlara karşı ilk bakışımız çok önemli. İstekli, iletişime açık, anlaşılır ifadelerle dolu, güler yüzlü bir göz ifadesi gerekiyor en başta. Sonraki dakikalarda soru cevap ve muhabbet faslı ile göz tepkileri ortaya çıkıyor.<br />
Örneğin gözlerini kaçırarak sizinle konuşan isanların büyük kısmı ile iletişimde başarısız olursunuz. Ya da siz konuşurken gözü başka yerlerde olan bir insanla da aynı durum geçerlidir.</p>
<div><span style="font-family: verdana;">Gözlerden sonra yüzümüzde oluşan mimik ifadeleri ve kaslar iletişimi nasıl devam ettirdiğimizi gösterir.Sakın bunları küçümsemeyelim, alnımızdaki kırışıklıklar dahi ne kadar stresli bir hayat geçirdiğimizi gösteriyor araştırmalara göre. Bana göre göz ve yüzdeki ifade vücudun tümündeki iletişim duruşumuzu büyük ölçüde etkiler. Tabi ki giydiğimiz kıyafet ve vücut dili de etkili olacak. Eliniz cepte ya da kollarınızı bağalayarak konuşmanız ya da parmaklarınızla oynayarak utangaç, bir şeyi saklamak istercesine duruşunuz karşınızdaki kişi önemlidir.</span></div>
<div><span style="font-family: verdana;">Burada anlattığım her konunun kendi çapında özel dehaları vardır, eğitimler vermektedirler ve kitaplar yazılmaktadır. Önemli olan belli bir yaşa gelmiş kişisel markanızın eksik yönlerini fark etmeniz ve o konulara yönelmenizdir. Bu konu bir insan için en acıklı iletişim konusu diyebiliriz. Çünkü ilk bakıştaki 30 saniye dendiğine göre daha konuşmadan, derdinizi anlatmadan hakkınızda büyük ihtimalle önyargılı bir karar veriliyor.</span></div>
<div><span style="font-family: verdana;">Yapılacak olan şu; sıfıra yakın bir yüz ifadesi. Ne çok istekli, ne çok atılgan, ne çok samimi, ne çok uzak. Amaç karşınızdaki kişiye kötüye yorumlayacağı bir done vermemek. Buna biraz korkaklık, anlamsızlık gibi bakabilirsiniz fakat emin olun her insan yeni tanıştığı her kişiye önce şüpheli yaklaşır.</span></div>
<p>Türk insanı sıcak kanlıdır, dokunma refleksi ile sürekli samimiyet ve güven vermek ister. Halbuki bu duruş, iş hayatında -esnaf jargonu- hariç pek de başarı getirmez. Sıfıra yakın duruştan ve bir kaç cümle konuştuktan sonra asıl iletişim başlar.<br />
İş görüşmelerinde, satış randevularında bu adımlar hayati önem taşıyor. Fakat tüm bu anlattıklarımızı kapsayan bir durum var. O da rahat, sakin ve emin olmak. Durumu abartmadan basit olmak ve algıyı daha sonra yönlendirmek gerek.</p>
<div><span style="font-family: verdana;">İletişiminizi asla karşı tarafın algı yönetimine kurban etmeyin. Bir sorun olduğunda önce durun, karşınızdaki kişiyi de durdurun ve konuyu en baştan tekrar ele alın ve tabi ki kendinizi koruyun. Aceleci bir yapıdaki kişi ile bir işi hemen halletmeyin bırakın kalsın, kendinize iletişimi ölçme süresi verin. Markanızı yerlerde süründürebilir hiç ummadığınız kişiler. Pozitif ve negatif hiçbir davranışta bulunmadan sıfır noktasında iletişime başlamak basitlik ve duruluk açısından önemli. Bu duruşa kişisel iletişiminizin temeli de diyebiliriz.</span></div>
<div><span style="font-family: verdana;"><strong><em><span style="color: #3366ff;">- Ses tonu, diksiyon</span></em></strong></span></div>
<p>Doğuştan gelen bir özellik. Herkesin sesi güzel olmayabilir. Burada bahsedeceğimiz ses tonunu, vurgusunu doğru şekilde ayarlamak. Diksiyon güzelliği ise belki çok kitap okuma, güzel Türkçe’yi çok dinleme, insanlara daha çok hitap etme gibi çalışmalarla elde edilebilir.</p>
<p>Doğru ve net anlaşılmak için bu iki faktör çok etkili. Kısık sesle konuşmak, harfleri heceleri yutmak ya da yuvarlamak gibi hatalar markamıza zarar verir. İnsanlar doğru ve diksiyonu güzel bir şekilde konuştuğu halde yanlış anlaşılabiliyor. Bir de tersini düşünün, bu şekilde nasıl sorun çözebilir, iş ve kişi takip edebilir. Stres ve heyecanın etkisi ile cümlelerin sonu gelmez bazen ya da hiçbir cümle çıkmaz ağzımızdan. Bu aşamada küçük nefes kontrolleri zihnimizi ve fiziki özelliklerimizi açar, bizi tutukluluktan kurtarır.</p>
<div><span style="font-family: verdana;">Cümlelerdeki tonlamayı sürekli tanımlıyoruz ve iletişimi ona göre devam ettiriyoruz. Alaycı, baskın gelme, istekli, emredici, hafife alıcı v.s. Sonra uğraşmaya başlıyoruz algıyı düzeltmek için. Müthiş zaman ve enerji kaybı markalaşmak isteyen bir insan açısından.</span></div>
<div><span style="font-family: verdana;">İki kelime konuşamayan insanlardan olmak bence büyük bir zaaftır. Hani bazılarının konuşma, bazılarının yazma kabiliyeti yüksek olur fakat bazıları da hiç konuşmaz. Ortalama güzellik noktasını yakalamak gerekiyor. </span></div>
<div><span style="font-family: verdana;"><strong><em><span style="color: #3366ff;">- Telefon, e-posta<br />
</span></em></strong><br />
Sesler, renkler, kokular ve ifadeler toplumları yönetebilir, sevk edebilir. Hiç tanımadığınız bir kişiyle çok büyük bir sorunu telefonda ya da elektronik posta ile çözebilirsiniz. Ve kendinizi çok iyi ifade edebilirsiniz.</span></div>
<p>Daha önce bahsettiğimiz şekilde telefonda ilk kullandığınız kelimedeki vurgu ile başlıyor her şey. Alo, merhaba, buyurun, efendim gibi. Bu vurgu iletişimin temelini oluşturuyor. Kızgın mısınız, çözüm odaklı mısınız, nazik misiniz, dinleme ya da zorla dinletme odaklı mısınız gibi algılar anında karşınızdaki kişide oluşuyor.</p>
<div><span style="font-fa: verdana;">Örneğin iş hayatımızda sürekli telefon trafiğindeyiz. “Merhaba, nasılsınız” diye soran birine teşekkür ederek “siz nasılsınız” diye sormamız emin olun o işi batırmaz ve sizin zamanınızı öldürmez. Karşınızdaki kişiye müdahele etmeden onu dinleme ve anlamaya çalışmak bir problemin çözümünü daha kısa ve pratik şekilde yapabilmek için çok faydalı. O kadar çok yanlış anlaşılmadan kaynaklanan daha büyük sorunlarla karşılaşıyoruz ki. </span></div>
<div><span style="font-family: verdana;">Çok kısa bir telefon konuşmasında hızlı analiz gerekiyor. Bilmiyorsak, bilmiyorum diyebilmeliyiz. Hayır dememiz gerekiyorsa uygun bir dille bunu ifade etmeliyiz. Ve her konuşulan önemli konuyu not ederek karşımızdaki kişiye tekrar tekrar sormamalıyız aynı şeyleri. Çağrı merkezlerinde her çalışanın masasına bir ayna konur. Konuşurken takındığı yüz ifadesini görmesi ve sanki yüz yüze konuşuyormuş gibi mimiklerini ayarlaması içindir. Yine de ön planda olan ses tonu ve ifade tarzınızdır.</span></div>
<p>Büyük bir yabancı bankanın çağrı merkezinde çalıştım profesyonel iş yaşamımın ilk yılında. O kadar çok şey gördüm ve öğrendim ki iletişime dair. Çok yoğun telefon gelen günlerden birinde, müşteri sorunlarından bunalmışken ve sırada bekleyen onlarca müşteri varken bir hanımefendi ile konuşmaya başladık. O bana kredi kartı ile ilgili bir sorununu anlatıyordu, ben de çözmeye çalışıyordum. Fakat hem onun hem benim ses tonum stres yayarcasına yükselmeye başlamıştı. Müşteri şöyle dedi <span style="color: #3366ff;">“ Murat bey, ikmiz de sesimizi yükselttik. Bu durumda sorunumuzu asla çözemeyiz. Beni çağrı merkezi telefon havuzuna atarak başka bir arkadaşınıza yönlendirebilir misiniz”</span> dedi. Birkaç saniye durdum ve <span style="color: #3366ff;">“doğru söylüyorsunuz”</span> diyerek yönlendirdim. Takip ettim, gerçekten sorunu başka bir arkadaş çözdü. Ben de kalsa belki yine çözülürdü ama kavgalı bir şekilde, müşteriyi memnuniyetsiz bırakarak çözülürdü.</p>
<div><span style="font-family: verdana;">Herkesin anlayabileceği dilden konuşmak kısa ve net cümleler kurmak da iletişimi kolaylaştırır. Havalı, uzun cümleler işi daha da karmaşık hale getirebilir.<br />
Bu iletişim trafiğinde de her iki taraf kontrolü elde tutmaya çalışır. Siz rahat olun, aklınıza takılan her şeyi sorun ve nasıl bir çözüm gerektiğini ifade edin. Çok aceleci bir insan size “yavaş” diyebilir. Bırakın desinler. Yoksa çözüm için üç beş katı zaman harcayabilirsiniz birlikte.</span></div>
<div><span style="font-family: verdana;">Tabi ki her telefonda sorun çözmüyoruz fakat bir hal hatır sorma telefonunda dahi bir amaç ve bir iş var. E-posta trafiğinde de her kullandığımız cümledeki hitap şekli karşımızdaki kişiyi etkiliyor. Örneğin hem telefon hem de e-posta sonunda iyi çalışmalar, ya da görüşmek üzere, selamlar gibi ifadeleri kullanmayanlardan insan nasıl bir hassasiyet bekleyebilir ki.</span></div>
<p>E-postadaki cümlelerinizin de konuşmadan bir farkı yoktur aslında. Bağırabilirsiniz, kırıcı olabilirsiniz, bilgi verici ya da takdir edici olabilirsiniz. Sizin iradeniz altında oluşan algılar var aslında.</p>
<div><span style="font-family: verdana;"><strong><em><span style="color: #3366ff;">- Problem mi, çözüm mü? İletişimde analizin gücü.</span></em></strong></span></div>
<p>Değişik yazılarda, düşüncelerimizin davranışlarımızı nasıl şekillendirdiğini anlatmıştık. İletişimdeki bir problemi çözüm odaklı düşünmek kesinlikle bize farklı kapılar açacaktır. Daha da önemlisi düşünmeye başlamadan önce sorunun analizini yapmak bu hayatta herkese nasip olmaz. Eee marka olmak da herkese nasip olmuyor ya.</p>
<div><span style="font-family: verdana;">İş hayatında kısaca analiz nasıl olur? Analitik düşünme, bir konunun analizini yapabilmektir. Analiz ise işin tamamına, tüm hikayesine hakim olmayı gerektirir. Bu düşünme sistematiği yavaş yavaş ve adım adım ilerlemek demektir. Örneğin bir analiz çıkarırken gerekli adımlara kısaca bakalım;</span></div>
<div><span style="font-family: verdana;">- Problemin tanımı<br />
- Büyük resim (tüm süreç) içerisinde bulunması gereken sorunlu adımlar hangileri?<br />
- Çözüm için hedeflenen ne?<br />
- Çözüm yolu için gerekli parametreler, değerler, kişiler<br />
- Araştırma, soru-cevap, bilgilenme süreci<br />
- Çözüm kararını mümkün ise en az bir kişiye (çalışan, patron fark etmez işe hakim olması yeterli) danışarak verme<br />
- Çözümü planlama<br />
- Çözüm bekleyenlere, sorunla ilgisi olan herkese geri bildirim.<br />
- Ve sonuç</span></div>
<p>En kullanışlı çözümler en basit olanlardır. Uzun süreç ve işlem gerektiren çözümler iş verimsizliğine yol açar.</p>
<p>Bazı toplumlar belki genetik özellikler, belki de eğitimle, yaşam şartları ile bağlantılı olarak hayata bakış açıları çok farklı. Bazı toplumlar ve kişiler olumsuz düşünmenin büyüsüne kapılmış sanki. Ve bu durumdan ruhlarını besliyorlar, tatmin oluyorlar. Israrla bardağın boş tarafına odaklanarak hayatını şikayet üzerine bina etmiş kişiler bunlar.</p>
<div><span style="font-family: verdana;">Örneğin sıfır hata ya da sıfır problem diye bir şey yoktur. Öyle olsa idi bu dünyanın ve insaların, kainatın olmaması gerekirdi. Çünkü yaratılış, insanların hataya açık bırakıldığı bir alan olarak bırakılmıştır. Önemli olan hataları listelemek ve en aza indirmek, bir daha tekrarlamamak için iş süreçlerini gözden geçirmektir. Bu konuda performans ve hedef kriterleri konulabilir.</span></div>
<div><span style="font-family: verdana;">Olumlu düşünmenin gücünü hissedin, ilaç gibidir. Etrafınıza pozitif enerji yayarsınız. Negatif enerjiyi mümkün olduğunca yakın yerinize yaklaştırmayın.<br />
Problemlere insan faktörünü, ilgili kişinin markalaşma sürecini dikkate alarak yaklaşın. Ve süre verin, marj gösterin. <strong><span style="color: #990000;">&#8220;</span><span style="color: #cc0000;">Birileri size marj verdiği için bu noktaya gelmişsinizidir. Anneniz, babanız, öğretmeniniz, müdürünüz.&#8221;</span></strong> Fakat asla suistimal ettirmeyin olayları ve sonuçlarını sürekli değerlendirerek takip edin.</span></div>
<div><span style="font-family: verdana;">Yaşadığımız sürece herkesle anlaşmak zorunda değiliz. Bu iş hayatında daha da belirginleşir. Hiç bir şekilde karşılıklı hakarete girmeden ne pozitif ne negatif sadece <strong><span style="color: #3366ff;">“nötr“</span></strong> pozisyon alınabilir. Nötr durmak ve sadece işini yapmak ve onunla değil de başkaları ile samimi olabilmek emin olun o kişiye çok şey anlatır. Ama bir konudan daha emin olun ki genelde anlar ve değişmezler. O kişileri iyi seyredin, görürsünüz ki iş hayatında pek de başarılı olamazlar. </span></div>
<div><strong><em><span style="color: #3366ff; font-family: verdana;">- Uzlaşma</span></em></strong></div>
<div><span style="font-family: verdana;">Uluslar arası ilişkilerde üzerinde en çok konuşulan kavramlardan biridir. Kişiler ve kurumlar arası iletişim için de geçerlidir. Bu dünyanın sahibi hiçbir zaman tek bir kişi, bir grup ya da bir millet olmayacağına göre ve birlikte yaşama zorunluluğu olduğu sürece “uzlaşmak” büyük bir zorunluluktur. Güçlü taraf bunu es geçebilir fakat günlerin ne getireceği belli olmaz. Bir gün herkesin uzlaşmaya ihtiyacı olabilir. </span></div>
<div><span style="font-family: verdana;">Konulara, sorunlara sürekli kendi açısından bakan bir insan çevresinde marka olamaz. Olsa olsa benc<br />
il ve gururlu olur. Uzlaşmak, yenilgiyi ya da haksızlığı kabul etmek değildir. Aksine, ileriye dönük akıllıca bir harekettir.</span></div>
<div><strong><em><span style="color: #3366ff; font-family: verdana;">- Hoşgörü, farklılıklara saygı</span></em></strong></div>
<div><span style="font-family: verdana;">DNA’lar farklı, eğitim farklı, her şey farklı. Örneğin kadın ve erkeğin yaratılıştan gelen düşünme sistematiği bile farklı. Herkesi sevmeyebilirsiniz ama anlamak, saygı duymak, anlaşmak zorunda kalırsınız.</span></div>
<div><span style="font-family: verdana;">Sabrın sınırını zorlayan durumlarda dahi saygınlığı kaybetmeden karşınızdaki kişinin durumunu da göz önüne alarak davranmalısınız. Saldırgan ve ben bilirim diyen kişilerin marka değerini ölçemezsiniz bile. Çünkü yoktur öyle bir değer.<br />
Başarılı ve uzun süre hüküm süren tüm milletler, topraklarında barındırdıkları toplumlara, dinlere, değerlere saygı göstermiş ve belli kurallara bağlanmışlardır. Özgürlüğünü sınırlamaya çalıştığınız bir kişi ile asla iletişime geçemessiniz. Aksine nötr de kalınamaz ve savaş çıkar. </span></div>
<div><span style="font-family: verdana;">Farklılığın güzelliğini görmek ve ders almak gerekir. Örneğin iş dünyasında ortaya çıkan farklı fikirler bize bakış açılarını ve bilinç sistmelerini öğretir. Düşünme ve çözümleme yeteneğimizi artırır. </span></div>
<div><span style="font-family: verdana;">İnsan, iklimler, mevsimler gibi değişen farklı özellikleri olan bir yapıya sahip. Gün içinde, hatta saniye farkı ile davranışlarımız bir birini tutmayabiliyor. Bir de doğru iletişimden bahsediyoruz. Dinamik ve esnek olmak gerek. Sakin, aralarda derin nefesler alarak cümleler kurmak gerek. Sessizliğin de bir iletişm olduğunu unutmamak gerek.</span></div>
<div><span style="font-family: verdana;">Bırakın <strong><span style="color: #3366ff;">“yönetilebilir” </span></strong>olduğunuzu düşünsünler. Zaten her zaman yöneten olamazasınız, olmamalısınız da. Bir süre bu duruma sabretmek size ne kaybettirir ki!</span></div>
<p>İletişim kültürü adına burada yazılanların hepsini yapabilmek çok zordur, doğru. Ama yapmaya çalışmak bile insanlar arasında sevilmenize neden olur. Mümkünse yavaş konuşun, az konuşun ama çok iş yapın, güler yüzlü olun, dik durun kendinize güvenin, kötü kişilerin elinde markanızı oyuncak yapmayın. Kişisel markanıza o kadar çok ihtiyacınız var ki cebinizdeki metelik olmasa dahi potansiyel zenginliğin gücünü korumuş olursunuz. Bu potansİyel güç de emin olun sizi maddi olarak güzel bir noktaya getirecektir.</p>
<div><span style="font-family: verdana;">İletişim kazalarına uğramayacağınız günler dilerim.</span></div>
<p><span style="font-family: verdana;"><span style="font-family:verdana;"></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2008/07/iletisim-kulturumuz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

