<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MarkaSizsiniz &#187; algı</title>
	<atom:link href="http://www.markasizsiniz.com/etiket/algi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.markasizsiniz.com</link>
	<description>Just another WordPress weblog</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Jul 2010 03:12:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Bir yönetici kendi kalesine nasıl gol atar?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/bir-yonetici-kendi-kalesine-nasil-gol-atar/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/bir-yonetici-kendi-kalesine-nasil-gol-atar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2009 20:40:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[delege etmek]]></category>
		<category><![CDATA[disiplin]]></category>
		<category><![CDATA[geri bildirim]]></category>
		<category><![CDATA[iş planı]]></category>
		<category><![CDATA[iş yaşamı]]></category>
		<category><![CDATA[işkolik]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[kurallar]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[NASA]]></category>
		<category><![CDATA[ölçülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[önceliklendirme]]></category>
		<category><![CDATA[proje yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[sıfır hata]]></category>
		<category><![CDATA[yönetici]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=588</guid>
		<description><![CDATA[Ben de yöneticiyim ve aşağıda sıraladığım bir çok hatayı ben de yapıyorum. Lütfen kimse alınmasın. Faydalı olabilmesi dileği ile. 1- Korku imparatorluğu kurar. Yakın, ulaşılabilir, konuşulabilir değildir. Kuralları ve disiplini sadece korku ile uygulatabileceğini düşünür. Pek kimse kenidisiyle karşılaşmak istemez. Bu korkuyu silene kadar da aslında gerçek geri bildirimlere ulaşamamış ve bir çeşit patinaj yaparak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Ben de yöneticiyim ve aşağıda sıraladığım bir çok hatayı ben de yapıyorum. <img class="alignright size-medium wp-image-590" title="istock_000008504212xsmall1" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/03/istock_000008504212xsmall1-300x199.jpg" alt="istock_000008504212xsmall1" width="300" height="199" />Lütfen kimse alınmasın. Faydalı olabilmesi dileği ile.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1-</strong> Korku imparatorluğu kurar. Yakın, ulaşılabilir, konuşulabilir değildir. Kuralları ve disiplini sadece korku ile uygulatabileceğini düşünür. Pek kimse kenidisiyle karşılaşmak istemez. Bu korkuyu silene kadar da aslında gerçek geri bildirimlere ulaşamamış ve bir çeşit patinaj yaparak hem kendini, hem şirketini yormuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2-</strong> İşin her detayında bulunmak ister, delege etmez. Güvenmez, güvenmek için gerekli eğitimleri de vermez. Üst seviyede olduğu halde her işi kendisi takip etmek ister. Bu da orta-alt seviye müdürlerinin motivasyonunu kırar.<span id="more-588"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3-</strong> Kendisi için geçerli bir nedenle, verilen kararları ezer ve insiyatif kullanmayı sıfıra indirir. Çalışanı ya da alt seviye müdürü aslında kuralı uygular ya da insiyatif alarak bir karar verir. Bu kararları o kadar çok değiştirir ki artık her şey ona sorulmaya başlanır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4-</strong> Rapor almaz, periyodik toplantılar yapmaz, çok yoğundur ya. “Söz, bu yıl kesinlikle bu toplantılar yapılacak” der. Ama yine yapılmaz. Masa başı çözümler yetmez, geri bildirimler toplu ve düzenli şekilde gelmez ve daha çok yorulur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>5-</strong> Üst seviye müdürlerden bilgi alması yeterlidir onun için, orta ya da alt seviye müdürlere kulak kapalıdır. Hiyerarşi anamında doğaldır fakat aldığı bilginin bir kaçının doğruluğunu kontrol etmez ve sağlamasını yapmaz. Sonra da “aaa bu konu bana bu şekilde anlatılmamıştı” der.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>6-</strong> Mavi-beyaz-gri yaka kategorilerinden bir türlü vazgeçmez. İşe değer vermeyince, insana da değer vermez. İnsana değer vermeyince de her yeniçerilerin “kazan kaldırması” gibi olaylarla karşılaşabilir. Ben nerde yanlış yaptım diye hayıflanır, durur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>7-</strong> Çalışanlarının özel yaşamındaki en az bir hobisini bilmez ve destek de olmaz. Bilmez ki özel ve iş yaşamı aslında ayrı şeyler değildir, bir birini etkiler. Çalışanlarının kişisel gelişime katkısı olacak şeylere iş kapsamında olmadığı için pek iyi gözle bakmaz. Bilmez ki işle ilgili “bilgi” den çok yaşama dair algılar performansı daha çok etkiler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>8-</strong> Öncelikleri sürekli değiştirir. “Roadmap” onu için sadece İngilizce bir kelimedir. Stratejik olarak hedefler değişebilir fakat her gün değişirse bunda bir sorun var demektir. Ve kaynaklar verimsizce kullanılmış olur. Yıl sonunda “bu konuyu çok ihmal ettik” cümleleri duyulur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>9-</strong> O andaki ruh hali ve tabi ki algısı ne ise ona göre karar verir, sonra da bu kararı unutur. İşte belki de en can alıcı madde bu. Acemiliğin, aymazlığın en doğal halidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>10-</strong> İşleri proje ve iş planları ile takip etmez. Proje planları yapmak, analizler yapmak, sürekli ölçmek v.s. zaman kaybıdır onun için. Böyle olunca süreçlerdeki gerçek aksaklıkları göremez ve yanlış kararlar verir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>11-</strong> Motivasyon bekleyenlere kızar, “ne motivasyonu işini yapıyorsun” der. Bu, &#8220;köle zihniyeti&#8221; ile çalışanlarından daha çok katma değer bekler ama maalesef alamaz. Bu kelimeye bir gün kendisinin de ihtiyacı olacağını düşünmez.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>12-</strong> Departmanlar arası iletişimin nasıl olduğunu gözlemlemez. Her müdür ya da sorumlunun kardeş kardeş geçindiğini, sürekli birbirlerini bilgilendirdiklerini filan zanneder. Sonra hasırı kaldırdığında, altında ne can alıcı sorunların gizlendiğini, ertelendiğini fark eder.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>13-</strong> Kendi kişilik tipine göre davranır ve herkesten de aynı davranışı bekler. Sadece bu maddeyi yazmak yeterli idi balki de. Kişilik, karakter, empati, duygusal zeka gibi şeyler boştur. Kendisi nasıl istiyorsa işler o şekilde yürüyecektir. Çalışanlar da robottur zaten. Patron hangi “mod”da ise anında o moda geçilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>14-</strong> İşleri ölçülebilir duruma getirmez, değerlendirmeyi de kulaktan duyma bilgilerle yapar. Raporlar, istatistikler, matematiksel hesaplar işin bahaneleridir. İş yapılamıyorsa bunun nedeni sadece çalışanlardır, sistemler, süreçler değil.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>15-</strong> Çalışanları ile hep iş konuşur. Kendisi gibi herkesin işkolik olması gerektiğini düşünür.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>16-</strong> Sonuçlar önemlidir, çabalar değil. O da zaten doğduğu anda her şeyi öğrenmiştir. Tabi ki sonuçlar önemldir fakat çabaların göz önünde bulundurulmaması evrendeki kanunlara ters davranmak demektir. Bilginin, bilincin, sorumluluğun bir anda oluştuğunu zanneder. Kendi geçmişine şöyle bir bakarak hangi aşamalardan buralara geldiğini düşünmez.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>17-</strong> Yönetiminden sorumlu olduğu müdürlerin ya da çalışanların performasını gerçekten doğru ve hakkaniyet ölçüsünde değerlendirdiğini zanneder. Sürekli takip etmez, bilgi toplamaz, ölçmez ama iş karar vermeye gelince insan sarrafıdır ya hemen notunu verir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>18-</strong> “Ama” ile başlayan cümleler bahanedir. Sonuç önemlidir, hikaye dinleyecek zamanı yoktur. Halbuki “ama” ile başlayan cümlelerden o kadar çok şey öğrenir ve işe yarar ki. Ama iki dakika daha dinlemez ve o bilgileri kaçırmış olur. Sonuç odaklı olmayı bu şekilde anlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>19-</strong> Düğmeye basınca tüm yanlış algıları düzelteceğini zanneder. Kendisinin kaç yılda bu algıları düzelttiğini bilmez. Örneğin konu bir işin maliyeti ya da satış yöntemi ile ilgili olabilir. Tüm çalışanları bu algıyı anında öğrenmeli ve uygulamalıdır. Bu konuda zaman vermek, ihmal etmektir ya da öğrenemeyenler aptaldır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>20-</strong> Hangi müdürünün ya da çalışanının işi etkileyecek ne sorunu var? Direkt ya da dolaylı şekilde bunu öğrenmeye çalışmaz. Zamanı yok, saygı duymak gerek!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>21-</strong> Onun için “balık baştan kokmaz”. Dipten kokar, o nedenle yönetim toplantılarında çalışanlar asılır kesilir. Böyle olunca çalışanlar da sürekli arkasından konuşur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>22-</strong> “Sıfır hata” yı o kadar çok teleffuz eder ki. Hata yapmaktan korkan bir ekip daha çok hata yapmaya başlar. Bu, büyük bir yalandır. NASA gibi kuruluşların dahi hata yaptığı bir dünyada hangi sıfırı konuşabilirsiniz. Dünya çapındaki ortalama başarının üzerini hedefleyebilirsiniz, ya da sıfıra yakın olmayı. Ama sıfır hata ile korkutmak ters teper. İsterseniz deneyin. Deneyenleri biliyorum, olmuyor da olmuyor. Çünkü bunu söleyen kişinin kendisi zaten hatalarla dolu olacaktır, hangi seviyede olursa olsun.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>23-</strong> İnsan kaynakları için organizasyonel planlamaya profesyonelce yaklaşmaz. Beklentileri karşılamaz ve yetkinliğe göre iş veremez. Ne cevherler harcar, ne iş bilmezleri gözünden kaçırmıştır ruhu duymaz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>24-</strong> Kim, hangi işten sorumlu ise başka işlere karıştırmaz. “Sen işine bak” der. Böylece kimde hangi farklı, faydalı bilgiler olduğunu bir türlü öğrenemez. Büyük ihtimalle danışmanlar aramaya başlar, çünkü parası çoktur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>25-</strong> Kimin hangi işi, nasıl yönettiğini, neler yaptığını bilmeden gördükleri ve algıladıkları ile müthiş performans kararları verir. Ona göre her yiğit yoğurdu aynı şekilde yemelidir. Sorsanız, “şu müdürünüz ya da çalışanınız günlük, haftalık hangi işleri yapar, takip eder” diye. Emin olun % 30’unu zor listeler.</p>
<p style="text-align: justify;">Başarılar diliyorum efendim.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/03/bir-yonetici-kendi-kalesine-nasil-gol-atar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nedenlerin ham maddesi de, sonuçlardaki baş rol oyuncusu da &#8220;insan&#8221;dır</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/nedenlerin-ham-maddesi-de-sonuclardaki-bas-rol-oyuncusu-da-insandir/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/nedenlerin-ham-maddesi-de-sonuclardaki-bas-rol-oyuncusu-da-insandir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2009 10:47:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçli farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[dşünce akımları]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce sistematiği]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[kendini keşfet]]></category>
		<category><![CDATA[küreselleşme]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[sonuç]]></category>
		<category><![CDATA[sorgulamak]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=519</guid>
		<description><![CDATA[Kişisel markalaşmayı özünde insanın içe doğru yolculuğunda katettiği mesafeler olarak görüyorum. Keşifler, değişimler, gelişmeler, duraklamalar, tatminler v.s. Düşünüyoruz, hayallerde geziyoruz, davranışlarda bulunuyoruz. Her şeyin bir birini etkilediği ve denklik içinde devam ettiği dünyada öylesine kararlar alarak uyguladığımızı mı zannediyoruz? İnsanlığın hangi felsefi düşünce akımlarından nasıl etkilendiğini, tarihin hangi dönemeçlerinde medeniyetlerin yüzyıllar boyunca nasıl düşünce esareti altına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kişisel markalaşmayı özünde insanın içe doğru yolculuğunda katettiği mesafeler olarak görüyorum. Keşifler, değişimler, gelişmeler, duraklamalar, tatminler v.s. Düşünüyoruz, hayallerde geziyoruz, davranışlarda bulunuyoruz. Her şeyin bir birini etkilediği ve denklik içinde devam ettiği dünyada öylesine kararlar alarak uyguladığımızı mı zannediyoruz?<span id="more-519"></span> İnsanlığın hangi felsefi düşünce akımlarından nasıl etkilendiğini, tarihin hangi dönemeçlerinde medeniyetlerin yüzyıllar boyunca nasıl düşünce esareti altına alındığını ve tüm insanların da kendilerini ancak bu çerçevede ifade edebildiklerini anlayabiliyor muyuz? Filozoflar, yaşamın ve insanın ne anlama geldiğini anlayabilmek için, her türlü bilgi kaynağını sorgulayarak toplumlara yön vermediler mi? Ve tüm yaşam biçimleri de din adına, bilim adına şekillenmedi mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, düşünce sistematiğinizden, giydiğiniz ayakkabının şekline ve uygulamaya çalıştığınız temizlik kurallarına varana kadar her şey neden ve sonuç ilişkisine dayanıyor. Genlerinizden, kişilik ve karakter kodlarınızdan, sosyal çevre kazanımlarınızdan, okullarda aldığınız bigi ve yaşam tecrübelerinize varana kadar her şey size ve tabi ki tüm dünyaya yön verdi. <strong>&#8220;Trend&#8221;</strong> diye bağlandığımız şeyler gökten inmedi. Birileri tarafından ısrarla uygulandı, reklamı yapıldı ve bilincimizi şekillendirdi. Zaten yanlış algılar ile boğuşan insan karşılaştığı her bilgi ve akımın ne derece kendisine uygun olduğunu ne kadar sogulayabiliyor ki. Televizyonda seyrettiğiniz, internette okuduğunuz, gördüğünüz bir şeyi değiştirebiliyor musunuz? Hayır. Sadece eleştirebiliyor ya da zor da olsa vazgeçmeye çalışıyorsunuz. Peki bu bilinci 5 ya da 13 yaşındaki çocuğunuz uygulayabilir mi? Hayır. Öyle ise nedenlerin ham maddesi olan bu çocuklar yaşlandıklarında bu nedenlerin sonuçlarını yaşayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">O nedenle <strong>“bilinçli farkındalık”</strong> diye bir kavram vardır. Yani ne düşündüğünü, ne yaptığını, nereye yolculuk ettiğini bilmek. Ve ona göre yaşama yön vermek. Bir anlamda sürekli kendini keşfetmek. Davranışlarımızın hangi düşüncelerden yola çıktığını ve bu düşüncelerin de hangi derinliklerden gelerek hayalimizi sarıp sarmaladığını bilmek.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>&#8220;Küreselleşme&#8221;</strong> kavramında bazı yalanlar gizlidir. İletişim ve ilişki dünyasının gelişmesi açısından bu ifade doğrudur fakat insanların, milletlerin tutumları açısından doğru değildir. Hırslar, egolar, tatmin duyguları, kıskançlıklar ve düşmanlıklar daha içsel dürtülerle yoluna devam ediyor bildiğiniz gibi. Yalnızca, bazı araçları, kendi çıkarları için verimli kullananlar başarılı oluyorlar ve toplumlara yön veriyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Fizikteki etki-tepki kanununu unutmayalım. Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlara ulaşamayacağımızı da. Bugün düşündüğünüz şeylerin dünkülerle % 95 oranında aynı olduğunu da. Beynimizin arka lobunun biz sürekli aynı şeyler yaptırmaya zorladığını da. Ve insanın sürekli unutan, aldanan, hayvani ve insani yanlarının kıldan ince bir sınırla ayrılmış olduğunu da. İki hırs kategorimiz olduğunu &#8220;bunlardan birinin insan olmak, diğerinin de hayvan olmak&#8221; olduğun da  &#8230; Unutmayalım lütfen.</p>
<p style="text-align: justify;"> Nedenlerin odunu, sonuçların da ateşi olmamanız dileği ile.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/nedenlerin-ham-maddesi-de-sonuclardaki-bas-rol-oyuncusu-da-insandir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tılsımı bozan kim, ne?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/tilsimi-bozan-kim-ne/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/tilsimi-bozan-kim-ne/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2009 10:21:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[fırsat]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kısır döngü]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[önyargı]]></category>
		<category><![CDATA[rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[sığ]]></category>
		<category><![CDATA[tılsım]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=509</guid>
		<description><![CDATA[Tabi ki insan. İlişkiye geçtiği her şeyi sıradanlaştıran, algıları körleştiği halde bunu fark edemeyen insan. “Fark edemeyen” diyorum çünkü hangi düşüncelerde kaybolduğunu, hangi yanlış bakış açılarına hapsolduğunu dahi fark edemiyor insan. Bu nedenledir ki bazı insanlar için vizyoner, bazıları için ise “sığ” ifadesini kullanırız. Yaşamınızda kıymetini bilmediğiniz, yeteri kadar değerlendiremediğiniz kişileri, olayları hatırlayın. “Keşke şimdi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Tabi ki insan. İlişkiye geçtiği her şeyi sıradanlaştıran, <a href="http://www.markasizsiniz.com/2008/11/algilarimiz-sinirlarimizdir/" target="_blank">algıları </a>körleştiği halde bunu fark edemeyen insan.<br />
<strong>“Fark edemeyen”</strong> diyorum çünkü hangi düşüncelerde kaybolduğunu, hangi yanlış bakış açılarına hapsolduğunu dahi fark edemiyor insan. Bu nedenledir ki bazı insanlar için vizyoner, bazıları için ise <strong>“sığ”</strong> ifadesini kullanırız. Yaşamınızda kıymetini bilmediğiniz, yeteri kadar değerlendiremediğiniz kişileri, olayları hatırlayın. “Keşke şimdi olsa” dediğinizi duyar gibiyim.<span id="more-509"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Diyelim ki yeni bir projeye başlıyorsunuz, yeni bir kişi ile karşılaşıyorsunuz, ya da yeni bir yere taşınıyorsunuz. Yaratıcı fikrinizin ve cesaretinizin odak noktasını kaybederek projenizi yarı yolda bırakıyorsunuz. Yeni tanıştığınız kişi için bir süre sonra <strong>“sıradan bir insan, ne olacak ki”</strong> diyerek onunla iletişimi azaltıyor ya da pek dikkate almıyorsunuz. Çok isteyerek taşındığınız bir lokasyon artık size sıradan gelmeye başlıyor ve sıkılıyorunuz. Hep farklı şeyler istiyoruz ama yanıbaşımızda, <a href="http://www.markasizsiniz.com/2008/12/hazirda-olan-in-gucu/" target="_blank">hazırda olanları </a>tekrar tekrar keşfetmeye yanaşmıyoruz. Bu durum arkadaşlık için de geçerli, aşk için de, evlilik için de. Belki de sahip olduğumuz her şeyin tılsımını kaybediyoruz bir süre sonra.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki, bu tılsım neden bozuluyor? Çünkü kendimizi ve evrendeki dinamizmi hafife alıyoruz. En başta, <strong>“insan insan gibi olmazsa hayvan gibi olmaya başlar”</strong> kuralını unutuyoruz. Her şeyi beynimizle ya da sadece hislerimizle yönlendirmeye çalışıyoruz. Olaylara ve kişilere ön yargı ile yaklaşıyoruz. Kişisel marka tılsımını da bu şekilde kaybediyoruz, kendi kültür ve medeniyetimizi de. Hep başka dayanaklar, güvenceler arıyoruz. Kabullenmiyoruz eksiklerimizi, yanlışlarımızı, kaygılarımızı, korkularımızı. Ve bir <a href="http://www.markasizsiniz.com/2008/09/kisir-donguden-cikmak-icin-20-oneri/" target="_blank">kısır döngü </a>içinde devam ediyor yaşamımız.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya tarihinde rönesansları gerçekleştirenler, öncü insanlardır. Yığınlar, halklar, toplumlar değil. Önüne perdeler gelen, kaybolan tılsımı gözden kaçırmayan insanlardır bu kişiler. Siz de kendi çapınızda bir <strong>&#8220;rönesans insanı&#8221;</strong> olabilirsiniz. Dünyadaki krizi değil, önce kişisel krizlerinizin nedenlerini ele alın. Yaşamınızda hangi tılsımların kaybolduğunu, ya da gözünüzün önünden nasıl da silinmeye başladığını fark edin. Eşinizle, çocuğunuzla, işinizle, girişiminizle, yanı başınızdaki çalışma arkadaşınızla ilgili olabilir bu tılsım. Emin olun bu tılsımların her biri büyük fırsatlar barındırır içinde.  Kitapları tekrar okuduğumuz gibi, olayları da insanları da tekrar tekrar okumalıyız. Sıkıntılı ve neşeli iki insana atom yapısı gösteridiğinde her birinin farklı şeyler gördüğünü keşfetmiş bilim adamları. Demek ki her ne kadar izafi gibi görünse de tılsımlı alanlardan uzaklaşmamak gerekiyor. Ruhun bedene neler yansıttığını anlamak gerekiyor. Kişisel marka değerimize değer katmamız gerekiyor bu tılsımları keşfederek. Tabi bu da üç beş kitap okuma ve bir iki konferansa katılmak ile olmuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyadan göçenlerin de, yanıbaşımızda olanların da tılsımları hep bizimle olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/02/tilsimi-bozan-kim-ne/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SONUÇ; Marka Sizsiniz, Reklamınızı Yapın !</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/01/sonuc-marka-sizsiniz-reklaminizi-yapin/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/01/sonuc-marka-sizsiniz-reklaminizi-yapin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2009 13:36:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[brief]]></category>
		<category><![CDATA[danışman]]></category>
		<category><![CDATA[geçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[İlk Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[imaj]]></category>
		<category><![CDATA[kendini bilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[markalaşma adımları]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlama kanalı]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[sorgulama]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam koçu]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=495</guid>
		<description><![CDATA[2007 yılında, yazmaya çalıştığım &#8211; kitaba benzeyen &#8211; on bölümlük kitapçığın sonucunu burada yayınlamak istedim. Web sayfamın eski versiyonunda bir ara hepsi vardı ama pek hit almadığı için okunduğunu sanmıyorum. İlgilenen olursa iletebilirim. SONUÇ; Marka Sizsiniz, Reklamınızı Yapın ! Kitabın adı da bu cümle idi değil mi! İnanın bu kitabı okurken bile, o kadar çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;">2007 yılında, yazmaya çalıştığım &#8211; <em>kitaba benzeyen</em> &#8211; on bölümlük kitapçığın sonucunu burada yayınlamak istedim. Web sayfamın eski versiyonunda bir ara hepsi vardı ama pek hit almadığı için okunduğunu sanmıyorum. İlgilenen olursa iletebilirim. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #3366ff;">SONUÇ;</span> Marka Sizsiniz, Reklamınızı Yapın !</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın adı da bu cümle idi değil mi! İnanın bu kitabı okurken bile, o kadar çok tekrar edildiği halde marka olduğunuzu unutmuş olabilirsiniz. Özellikle de değer biçilemez hayat hikayenizi.<span id="more-495"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yoldasınız, hayat yolunda. Başı da belli, sonu da. Figüran değilsiniz tabi ki, ama her şey de sizin elinizde değil. Bu filmin bir yönetmeni olduğu gerçek. İradenize bağlı bir hayat yaşıyorsunuz. Düşünüyorsunuz, algılıyorsunuz ve uyguluyorsunuz. Doğru ya da yanlış olduğu sonra ortaya çıkıyor. Siz nasıl olayları ve kişileri algılıyorsanız başkaları da sizi öyle algılıyor. Tüm ticari markaların pazarlama yöntemleriyle algıları yönetmek istediği gibi, siz de aslında bunu istiyorsunuz. Ve başkalarının gözünde marka kimliğinizi ortaya koyuyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan, belli boyutları kavrayabilen, belli desibel sesleri işiten ve beyninin çok az kısmını kullanabilen bir varlık. Ama öyle bir sistem var ki her şeyden bir anlam çıkarıyor, aslında hiç bir şeyi unutmuyor, sürekli parçaları birleştiriyor ve kararlar veriyor sizin hakkınızda. İyi, kötü, çirkin, tembel, başarılı, hırslı, ukala v.s.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu süreci yönetmek zor mudur? Evet. Fakat bir insanda saklı o kadar çok özellik vardır ki kendi reklamını yapabileceği. Hem de hemen hemen bedava. Şirketler milyonlarca dolar para harcıyorlar reklama. Yani bir açıdan çevremizdeki insanların algısını yönetmek, olayları yönlendirmek bir o kadar da kolay gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">Şöyle bir soru sorsak kendimize ve bir oyun oynasak. Eğer siz bir şirket ya da patentli bir ürün olsa idiniz, reklamınızı nasıl yapardınız? Şirketler reklam çalışması yaptırmadan önce neyi vurgulamak istedikleri konusunda stratejik çalışmalar yaparlar ve reklam ajanslarına brief verirler. Reklam ajansı da gerekli çalışmayı yaparak şirkete brief sunar ve öneriler getirir. Ve bu önerilerden birine karar verilir. Şirketler sadece televizyonda reklam filmi oynatmaz, gerekli tüm reklam mecralarını kullanır. Hedef kitlesini sürekli takip eder ve onlara ulaşmaya çalışır.</p>
<p style="text-align: justify;">Adınız ve soyadınızdan oluşan markanızın reklamını yapmak için tüm bu aşamaları uygulayın bir oyun gibi. Bakın ne güzel şeyler keşfedeceksiniz kendinizle ilgili. Kaç yıllık bir markasınız, nasıl bir geçmişiniz var, nereye gitmek istiyorsunuz, kısa ve uzun vadeli hedefleriniz neler, güçlü ve zayıf yönleriniz hangileri gibi soruları sıraladığınızda ortaya gerçekler çıkacaktır. Bu gerçekler size reklam filmini çektirir. Siz yine de bu reklam filmini çekmek zorunda değilsiniz ama tüm yaşamınızda, davranışlarınızla uygulamak zorundasınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bu anlattıklarımız “kendini bilmek” le ilgili. Ve düşüncelerimize yön vermekle tabi ki. Ve başkalarının düşüncelerini yönlendirebilmek. Önce sıfır noktasını keşfetmek gerekiyor hayatta. Hani o kaybettiğimiz, negatife mi, pozitife mi hangi yöne doğru uzaklaştığımızı bilemediğimiz sıfır noktasını. Ya da aynı kısır döngü çemberinde döne döne hayatı boşa harcadığımızı. Farketti iseniz sürekli bir sorgulamadan bahsediyorum. Evet bazen acımasızca yapmamız gereken de bu, fakat büyük resme bakarak. Hayatınızda hep olumsuz yönleri düşünerek marka olamazsınız. Önce kendinizi sevmeli va takdir etmelisiniz. Yaşam nimetine şükretmeyi bilmelisiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Marka bildiğimiz ünlü insanlar da yazdığımız bir çok şeyi uyguluyorlar. Ama zengin oldukları ya da nüfuzlu aileden geldikleri için değil çoğu zaman. Giyimlerine, konuşmalarına, duruşlarına, çevrelerine, stratejik hedeflerine v.s. bir çok şeye dikkat ediyorlar. Ve dikkat ettikçe daha da marka haline geliyorlar. Bunları yapmak için para gerekiyor mu? Evet, ama herkesin dünya çapında ünlü olması gerekmiyor ki! Kendi çövresinde saygın bir marka duruşu sergilemesi yeterli.</p>
<p style="text-align: justify;">Genelde insanlardaki kanı şu şekilde. Doğduğunuz, büyüdüğünüz aile, çevre nasılsa daha fazlasını yapamazsınız. Eskilerin bir sözü vardır, yöresel olduğu için pek bilinmeyebilir. “Zahterden messez olmaz” derler. Zahter, bildiğimiz kekiktir. Messez de, af buyurun hayvanları yönlendirmek için kullanılan uzun sopalardır. Yani küçücük bir bitki, büyük bir sopa haline asla gelemez. Yani büyük bir kadercilik ve öz güven eksikliği gibi görünüyor. Bir yandan da belki hırsın esaretinden kurtularak hayatı akışına bırakma düşüncesi. Halbuki yaşamın hangi fırsatları karşımıza çıkartacağını bilemiyoruz. Ne kadar hırslı olsak da bazı şeyleri yapamıyor, bazen de şans üstüne şans yakalıyoruz. Önemli olan hayatın tüm aşamalarını dolu dolu yaşamak ve değerlendirmek.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişisel markalaşma öylesine uydurulmuş bir kavram değil, aksine hayatın ta kendisidir. Her ne kadar sadece elit kitlenin, zengin zümrenin uygulayabileceği bir şeymiş gibi lanse edilse de bana göre öyle değil. Bana göre herkes belli aşamada bir marka. Sadece üniversite okuma ya da şirket sahibi olma ile ilgili bir şey değil. Bu işin tabi ki bir sıralaması var. Fakat bu sıralama insanın kendi çevresi içinde ele alınmalı.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha çok iş dünyasında konuşulan ve yaşam koçlarından , imaj danışmanlarından paralı hizmet alınan kişisel markalaşma konusu son yıllarda daha da önemli hale geldi diyebiliriz. İnsanlar artık daha özgür, daha donanımlı, daha rahat, daha fazla iletişim kanalları ile, daha dışa açık yaşamak istiyor. Bireyselliğe düşkün ama güçlü networkler keşfetmek istiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya ekonomisi de bu şekilde. Sosyo ekonomik gelişmeler de davranışlarımıza yön veriyor. Bu trendlerin gerisinde kalanlar zaten hiç bir çevrede tutunamıyor ve kabul görmüyor. Bu kitapta belki çok az bahsettik ama entelektüel bilginin, ya da trendleri takip etmenin gücü markanıza çok şey katıyor. Bazı konularda az ve öz bilgi sahibi olmak ve gerektiğinde o bilgileri kullanmak çok önemli. Bildiğiniz gibi ünlü ve güzel olduğu halde yaşadığı ülkenin Cumhurbaşkanının adını dahi bilmeyen çok var ülkemizde. Okumak, keşfetmek, geliştirmek ve bunu yeri geldiğinde satmak markanıza büyük değer katar.</p>
<p style="text-align: justify;">İmaj, bilinç üreten bir dünyada yaşıyoruz. Bir çok şey yapay olarak hayatımıza giriyor ve moda denilen argümanları kullanıyoruz. Arabalar, giyimler, eğlenceler. Yani bir şeyler tüm zihnimizi, düşüncemizi yönlendiriyor. Kendimizi farketmiyoruz bile bu çarklar içerisinde. Sonra marka olan, ün yapan, başarılı olan ya da gerçekten bizi yönetenleri eleştiriyoruz, kıskanıyoruz. Ama kendimiz için pek de doğru olan şeyleri yapmıyoruz. Üniversite okuyoruz, iş hayatına atılıyoruz, kariyer yapmaya çalışıyoruz. Eğitimli ve biraz da paralı olduğumuz halde içimizdeki gücü, enerjiyi, değeri çok azımız farkediyoruz. Bu farkındalık bazen artıyor, bazen azalıyor. Gidiyoruz kitapçılara ve sürekli kişisel gelişim kitapları alıyoruz. Okuyoruz, ama sadece okuyoruz ve kitaplığa bırakıyoruz. Okuduklarımızın ne kadarı zihnimizde kalıyor ve ne kadarını uyguluyoruz acaba.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bu yazdıklarım en başta kendim için geçerli. Kişisel markalaşma ile ilgili kitaplar yazan, seminerler veren ya da yaşam koçluğu yapan her insan da süper bir marka değildir. Herkes kendi çapında markasına güç katmak için çalışmaktadır. Sadece bilgi ve analiz gücünü başkalarından daha fazla ortaya koyarlar, o kadar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitap bitti. Şimdi oturduğunuz koltuktan kalkın ve gidip çocukluğunuzdan itibaren tüm fotoğraflarınıza bakın ve her yaşam yılınızda hatırladığınız önemli adım taşlarını yazın bir kağıda. Güzel hatıraları da, kötü hatıraları da. Başarılarınızı ve özellikle başarısızlıklarınızı da. Geçmişte olaylara bakış açınızla şimdiki arasındaki farkı bulun. Geldiğiniz yaşa kadar çevrenizde nasıl bir etki, katkı yarattığınızı, nasıl algılandığınızı ölçün. Hayalini kurduğunuz bir yaşamda olmadığınız ortaya çıkacaktır büyük ihtimalle.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi geçmişin fotoğraflarını bırakın, ve geleceğe bakın. Bilmediğiniz ama iradenizle kader çizgisinde devam edeceğiniz yolculuğa. Yani hayal ettiğiniz geleceğin fotoğrafını çekin ve zihninize yapıştırın. Hedeflerinizi tekrar koyun, aynaya tekrar bakın, marka kimliğinizi daha sağlam ve daha farklı nasıl tekrar konumlandırabileceğinizi düşünün. Sürekli kişisel gelişim kitaplarından değil de biraz da pazarlama kitaplarından faydalanın ve şirketlerin yaptıklarını kişiler nasıl yapabilir diye araştırın. Ve düşündüklerinizi ertelemeden sürekli ortaya koyun. Küçük ya da büyük, riskli ya da risksiz tüm adımları sırayla atın.</p>
<p style="text-align: justify;">Unutmayın, marka sizsiniz, reklamınızı yapın!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/01/sonuc-marka-sizsiniz-reklaminizi-yapin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Devlet İstatistik Enstitüsü, Google arama sonuçlarına bakar mı?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2008/12/devlet-istatistik-enstitusu-google-arama-sonuclarina-bakar-mi/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2008/12/devlet-istatistik-enstitusu-google-arama-sonuclarina-bakar-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2008 11:31:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[açık mektup]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[anahtar kelime]]></category>
		<category><![CDATA[arama motoru]]></category>
		<category><![CDATA[data mining]]></category>
		<category><![CDATA[data warehouse]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet İstatistik Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[e-devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Google]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal olma]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite okumak]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=403</guid>
		<description><![CDATA[Bilmem ki, bilen varsa öğrenmek isterim. Her site sahibi, siteme hangi anahtar kelime ya da cümlelerle ulaşılmış diye inceliyordur eminim. Ve ona göre ihtiyaçları tesbit ederek yazılarına yön verebilir. Bu tabi ki sadece bir kriter. Pek çok kişi sitenize ulaşmış ama hemen de çıkmış olabilir o ayrı. Önemli olan, online dünayada insanlar hangi bilgiyi arıyor, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bilmem ki, bilen varsa öğrenmek isterim. Her site sahibi, siteme hangi anahtar kelime ya da cümlelerle ulaşılmış diye inceliyordur eminim. Ve ona göre ihtiyaçları tesbit ederek yazılarına yön verebilir. Bu tabi ki sadece bir kriter. Pek çok kişi sitenize ulaşmış ama hemen de çıkmış olabilir o ayrı. Önemli olan, online dünayada insanlar hangi bilgiyi arıyor, neye merak ediyor, gündeminde ne var. Siyasi partiler de, iktidarlar ve ilgili bakanlıkları da bunu merak etmesi gerekmez mi! Ve İstatistik Kurumu bu bilgilerden ne kadar faydalanır acaba!<span id="more-403"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Altı üstü bir <strong>weblog</strong> diye tabir edilen, henüz çok yeni ve yüksek sayıda ziyaretçisi de olmayan bir site, Marka Sizsiniz, biliyorsunuz. Arama sonuçlarına baktığımda, göz ardı edilemeyecek sonuçlar ortaya çıkıyor aslında. Bunlardan biri, yaşımızla, zamanla, algıyla ilgili. <span style="color: #3366ff;"><strong>“30’lu yaşlarda üniversite okumak”, “40 yaşından sonra üniversite bitirmek”, “bu yaştan sonra nasıl olacak ki”</strong> </span>gibi cümleler. Araştırmak güzel ama bu sorgulamanın altında, toplumumuzun derinlerinde yatan bir soruna ulaşıyoruz sanki. Yanlış zaman algısı, ümitsizlik, <strong>“kim ne der”</strong> korkusu.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanın belli bir zaman diliminde yaşayacağı bellidir. Ama bunun süresi konusunda hiçbir net bilgisi olamayacağı da kesin. Zaman, yapılan hareketin, düşünülen şeyin, daha öncekilerle kıyaslanabilmesi için oluşturduğumuz bir algıdır. Önemli olan <strong>“anı fark etmek”</strong> ve bu farkındalıkla yaşamak değil midir? Eğer bir amacınız var ise, faydalı olacağını düşünüyorsanız, her ne kadar şartlar sizi zorlayacak olsa da üniversite okuyabilir, yüksek lisans yapabilir, yurt dışına yabancı dil öğrenmeye gidebilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">“Bu yaştan sonra üniversite okunur mu” nun yanında başka ilginç ve sürekli aramalar da var. Örneğin <strong><span style="color: #3366ff;">sosyal olma, faydalı olma, iyi insan olma </span></strong>gibi. Bu aramalar Yozgat’tan da geliyor, Erzurum’dan da Denizli’den de. Yani memleketin dört bir yanından. Ekonomi için araştırmalar yapılır, oy kapmak için türlü türlü analizler yaptırılır. Peki bu ülke insanının eğitimi, bireysel gelişimi, toplumsal psikolojisi için online dünyadan ne kadar sonuç çıkarılır ve ona göre ne planlar yapılır acaba merak ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Çok zor ve maliyetli olmasa gerek. E-devlet v.s. gibi büyük ve uzun soluklu projeler tabi ki gerekli ama daha hızlı, daha yakın ve sonuçta daha proaktif projeler üretilmeli. İstatistik Kurumu yapamıyorsa dış kaynak kullanılmalı. Bu bilgler saniyesinde takip edilerek gerekli politikalar üretilmeli. Yani “<strong><span style="color: #800000;">Data Warehouse, Data Mining”</span></strong> gibi kavramlar sadece <em>“hangi insanın cebinden ne kadar daha fazla para çıkarabilirim”</em> için kullanılmamalı. Devletin organları da bu konularda uzmanlaşmış olmalı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu böyle “açık mektup” gibi oldu. Ama gerçekten öyle. Duyan, duyuran olur eminim.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2008/12/devlet-istatistik-enstitusu-google-arama-sonuclarina-bakar-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Hazırda olan&#8221; ın gücü</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2008/12/hazirda-olan-in-gucu/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2008/12/hazirda-olan-in-gucu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2008 11:47:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[akraba]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaş]]></category>
		<category><![CDATA[dost]]></category>
		<category><![CDATA[Hedef]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[iş modeli]]></category>
		<category><![CDATA[Katma Değer]]></category>
		<category><![CDATA[özgeçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[özür]]></category>
		<category><![CDATA[vefa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=381</guid>
		<description><![CDATA[Yaşam boyu elde ettiğiniz kazanımların yüzde otuzundan fazlasını kullanabiliyorsanız harika işler başarıyorsunuz demektir. Belki abarttım ama beynimizin de çok az bir kısmını kullanabildiğimizi biliyoruz değil mi! Üniversiteyi bitirdiniz, iş hayatına atıldınız, evlendiniz, çoluk çocuk sahibi de oldunuz diyelim. Aile, akraba haricinde o kadar çok kişi ile tanıştınız ki. O kadar çok kitap okudunuz, o kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşam boyu elde ettiğiniz kazanımların yüzde otuzundan fazlasını kullanabiliyorsanız harika işler başarıyorsunuz demektir. Belki abarttım ama beynimizin de çok az bir kısmını kullanabildiğimizi biliyoruz değil mi!</p>
<p>Üniversiteyi bitirdiniz, iş hayatına atıldınız, evlendiniz, çoluk çocuk sahibi de oldunuz diyelim. Aile, akraba haricinde o kadar çok kişi ile tanıştınız ki. O kadar çok kitap okudunuz, o kadar çok başarı ve başarısızlıkla karşılaştınız ki.<span id="more-381"></span></p>
<p>Ve şimdi ofisinizde, evinizde bilgisayarınızın başında bu yazıyı okuyorsunuz. En kötü ihtimalle bir iki dost diyebileceğiniz, on kadar arkadaş diyebileceğiniz, ve bir şekilde sosyal kapsama alanınıza girmiş yüzlerce tanıdığınız insan var diyelim. Hayal kırıklıklarınız ve tabi ümitleriniz kulağınızda küpe gibi sallanıyor değil mi? Ne tarafa bakarsanız birini görüyorsunuz, karşılaştırıyorsunuz, ders alıyorsunuz. Şimdi sizden ricam, elinize kağıt kalemi alın ya da bilgisayarınızda bir doküman açın. Ve aşağıdaki listedeki her bir madde için kendinize not verin.</p>
<p><strong>1-</strong> Aileniz ve akrabalarınızdan en son kimlerle irtibat kurdunuz? Kimlere ne kadar vefasızlık yaptınız, kanınızdan, toprağınızdan insanlara en son neyi danıştınız ve onlara en son ne fayda sundunuz?</p>
<p><strong>2-</strong> Ailenizin olmadığı bir yerde yaşıyorsanız en zor zamanınızda yardımınıza koşacak, en özel sorunlarınızı dahi çekinmeden anlatabileceğiniz kaç dost edindiniz? Var olduğunu düşünüyorsanız siz onlara en son ne zaman dostluk sundunuz?</p>
<p><strong>3-</strong> Öncesini bırakalım, sadece 2008 yılı içinde kimlerle tanıştınız, onlardan ne öğrendiniz, iletişiminizi hangi kanallardan, ne kadar sıklıkla devam ettirdiniz?</p>
<p><strong>4-</strong> Çalıştığınız iş yerine bu yıl içinde ne katma değer sundunuz? Takdir edilmesini bir yana bırakın, performansınızdan öncelikle siz memnun kaldınız mı?</p>
<p><strong>5-</strong> Firmanızın iş modelini örnek alarak, ticaretin ne olduğunu daha iyi anlayarak girişimcilik planlarınıza ne kadar katkıda bulundunuz?</p>
<p><strong>6-</strong> Son bir yılda kendinizi hangi konularda geliştirdiniz? Özellikle yanlış algıladığınız konularda doğruyu bulma adına mesafe alabildiniz mi?</p>
<p><strong>7-</strong> Kaç kez özür dilediniz, yoksa “aman ne olacak ki” diyerek üstüne mi yattınız?</p>
<p><strong>8-</strong> Zamanınızı doğru yöneterek, öncelikleri doğru belirleyerek yaşamınızı hızlı, dinamik olsa dahi ne kadar sade, yalın bir hale getirebildiniz?</p>
<p><strong>9-</strong> İş yaşamınızda ve daha öncesinde kazandığınız tüm birikimleri kime, ne zaman, ne ölçüde sunabildiniz? Yoksa hep kendinize mi sakladınız?</p>
<p><strong>10-</strong> 2008 için hedefleriniz ne idi, ne kadarını gerçekleştirdiniz? 10 yıllık planınızda bu yıl yapılması gerekenleri tamamladınız mı?</p>
<p><strong>11-</strong> 1 Ocak 2008’de yazdığınız özgeçmiş ile 31 Aralık 2008 Cumartesi günü yazacağınız özgeçmiş arasındaki olumlu farklar alkışlanacak düzeyde mi, yoksa değişen bir şey yok mu?</p>
<p><strong>12-</strong> Yabancı diliniz vardı, ne kadar faydalandınız? Hitap yeteneğiniz süperdi, en son nerede konuştunuz? Yazdıklarınız bir çırpıda okunuyordu, en son nereye makale gönderdiniz? Sürekli, hızlı internet imkanınız vardı da sosyal medyada kişisel markanız için ne yaptınız? Yöneticisiniz, çalışanlarınıza koçluk yaparak örnek oldunuz mu? En son kime neyi öğrettiniz, entellektüel bilginizi ne kadar kullandınız?</p>
<p><strong>13-</strong> <span style="color: #800000;"><strong>“Gün günden zordur”</strong></span> sözüne inanarak elinizdeki fırsatları ne kadar değerlendirebildiniz?</p>
<p><strong>14-</strong> Sizi oyalayan iş ve kişilerden ne kadar uzaklaşabildiniz?</p>
<p><strong>15-</strong> Bu gibi yazıları o kadar çok okudunuz ki, ne kadarını not aldınız, ne kadarını başucu kitabı şeklinde süreli takip ettiniz?</p>
<p>Verdiğiniz puanları merak etmiyorum. Benim puanlarımı merak ediyorsanız, emin olun sınıfta kaldım. Sürekli öğreniyoruz ve anlamlar çıkararak harekete geçiyoruz. Düşünüyoruz, algılıyoruz ve ona göre şekilleniyoruz.<br />
Ama lütfen bir bakalım kendimize, odak noktamızdan çok uzaklardayız, olmayacak dualara amin diyoruz, şükretmiyoruz halimize, sabırla her bir cevherimizi değerlendirmeye çalışmıyoruz, kıskanıyoruz, özeniyoruz, heybemizdekilerin kıymetini hiç mi hiç bilmiyoruz.</p>
<p>Rahmetli babam <span style="color: #800000;"><strong>“hazırı gayba değişme oğlum”</strong> </span>derdi. Buradaki &#8220;gayb&#8221;, kayıp, yani olmayan anlamında.<br />
Siz hangisini tercih ediyor ve kovalıyorsunuz?</p>
<p>Sevgilerimle.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2008/12/hazirda-olan-in-gucu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ünlü mü olmak istiyorsun yoksa!</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2008/11/unlu-mu-olmak-istiyorsun-yoksa/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2008/11/unlu-mu-olmak-istiyorsun-yoksa/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:16:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Markalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[kova]]></category>
		<category><![CDATA[para]]></category>
		<category><![CDATA[şöhret]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü olmak]]></category>
		<category><![CDATA[yol haritası]]></category>
		<category><![CDATA[zengin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=316</guid>
		<description><![CDATA[Ünlü olmak, şöhret olmak, zengin olmak ne de iştah kabartan şeyler değil mi! Bu vasıfları olanlar da dünyayı yönetiyor gibi ve diğerleri de ağzından sular akıtarak onları seyrediyor değil mi! Okuyoruz, çalışıyoruz ama nihayetinde, bir şekilde parayı istiyoruz değil mi! Buraya kadar gelin kocaman bir “evet” diyelim ve bir de realiteye bakalım. Herkesin bu noktalara ulaşmasının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div></div>
<p><span style="font-size: x-small;"></p>
<p style="text-align: justify;">Ünlü olmak, şöhret olmak, zengin olmak ne de iştah kabartan şeyler değil mi! Bu vasıfları olanlar da dünyayı yönetiyor gibi ve diğerleri de ağzından sular akıtarak onları seyrediyor değil mi! Okuyoruz, çalışıyoruz ama nihayetinde, bir şekilde parayı istiyoruz değil mi!</p>
<p style="text-align: justify;">Buraya kadar gelin kocaman bir <strong><span style="color: #800000;">“evet”</span></strong> diyelim ve bir de realiteye bakalım. <span id="more-316"></span>Herkesin bu noktalara ulaşmasının imkansız olduğu bir gerçek. E o zaman niye kendimizi geliştiriyoruz, çevremize daha faydalı bir insan olmaya çalışıyoruz? Af buyurun, o kişiler kadar şöhret olamayınca <strong><span style="color: #800000;">&#8220;enayi&#8221;</span></strong> gibi mi kalıyoruz? İşte bu noktada kocaman bir <span style="color: #800000;"><strong>“hayır”</strong></span> geliyor.</p>
<div></div>
<p><span style="font-size: x-small;"></p>
<p style="text-align: justify;">İnsan, sonsuz isteklere açık şekilde yaratılmıştır. Her özelliğini daha fazla kullanmak, hayatından daha fazla verim almak ister. &#8220;Hırs, aç gözlülük, maymun iştahlı olmak&#8221; gibi kavramlar da bu durumu anlatmak için vardır. Halbuki, donatıldığımız ve kabiliyetlerimiz ölçüsünde kullanabildiğimiz her özelliğimizin iyiliğe, güzelliğe, faydaya bakan yönü vardır. Sınırları, kuralları bilerek bu şekilde hem kendimize, hem de çevremize faydalı olabiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat gelin görün ki, kendinizi geliştirme adına yapacağınız her hareket başkaları tarafından anlaşılamayabilir, yanlış anlaşılabilir, kıskanılabilir, saptırılabilir ve hatta bilerek engellenebilir. Bu davranışların tümüne <strong><span style="color: #3366ff;">“kişisel markalaşma”</span></strong> dediğiniz zaman da, iş daha da uç noktaya kayar. Sizin bilgi, tecrübe, vizyon doldurduğunuz <strong><span style="color: #800000;">&#8220;kova&#8221;</span></strong>nızın ölçüleri ile başkalarınınki kesinlikle aynı değildir. En yakınınızdan en uzağınızdaki kişilere kadar yanlış anlaşılma ihtimailiniz var. Aslında ne yapmak istediğinizi anlamayan, ya da işine gelmeyen kişiler, kurumlar size derler ki; <strong><span style="color: #ff0000;">“ünlü mü olmak istiyorsun yoksa!”</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“Sen öyle algılıyorsan öyle olsun”</strong> diyerek gülün geçin ve motivasyonunuzu asla kaybetmeden yolunuza devam edin. <strong>“Yol haritası nedir”</strong> derseniz bkz. diğer ve gelecek yazılarım.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgilerimle.</p>
<p> </p>
<p></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2008/11/unlu-mu-olmak-istiyorsun-yoksa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
