1- Kendini tanıma çilesi: Yapacağınız SWOT çalışmalarından kişilik ve davranış testlerine varana kadar birçok şey size bu konuda yardımcı olacaktır. Fakat siz sürekli geliştiğiniz ya da dönüştüğünüz için tüm bunlar net bir anlam ifade etmeyecektir. Bir insanı tanımak, kainatı keşfetmek kadar zordur bence. Eksik, zayıf ya da güçlü yanlarınızı listeyebilir ve üzerinde çalışabilirsiniz. Fakat bu çalışma sizi kendinizle çok fazla uğraştırmamalı, savaştırmamalı. Tam tersi, bir çocuğu terbiye eder gibi yaklaşmalı insan kendisine. Bazen sert, bazen tatlı ama ısrarla hatırlatarak, öğreterek. Bu konuda başkalarına kulak verin ama sakın ola kalbinizi okur gibi sizi değerlendirenlere aldanmayın. Kendiniz gerçek anlamda bir mentor, koç bulun.

2- Network oluşturmak, sosyal olmak: Sosyal olacağım, bir sürü insanla tanışacağım, kendimi lanse edeceğim, çevre yapacağım, hava atacağım diye o parti senin, bu gezi benim diyerek her şeye koşarsanız hiçbir yere varamazsınız. Aslında kendinizden, sıfır noktanızdan uzaklaşmış olursunuz. Önemli kişiler, gerekli organizasyonlar, verimli muhabbetler sizin için yeterli. Sosyal medya denilen platformların da doğru kullanılmadığı takdirde nasıl boş işler olduğunu biliyorsunuz zaten. Realite şudur; herkes önce kendi nefsini, çıkarını düşünür. Sana sıra gelene kadar yaşlanmış olabilirsin. Her şey ve herkes değil çok azı aslında sizi ilgilendiriyor. Eğlence konusunda da, sosyal ağ oluşturma konusunda da “az” olanın gücünü keşfedin.

3- Ah şu hedefler: Bir türlü tutturamıyorsunuz değil mi? Çünkü maymun iştahlılık, hayalcilik, ölçememek ve az da olsa devam etmemek gibi sorunlarınız vardır eminim. Bende de var çünkü. Azaltın, yavaşlayın, “odaklandım” derken hayatı kaçırmayın, arada bir uzaklaşın ve uzaktan bakın hedeflerinize. Merdiveni yanlış duvara dayamış dahi olabilirsiniz. Bunu anlamak için 35-40 yaşını beklemeyin. Herkese de dillendirmeyin, zaten büyük ihtimalle ya anlamayacaklar ya da kıskanacaklardır. Sadece “yapın”, her gün az da olsa bir şeyler yapın hedefleriniz için. Çok uğraşmayın ama yazın, çizin, takip edin, çetele tutun, zekanıza çok güvenmeyin.

4- Tutku esareti: Sevdiğiniz, tutkuyla bağlı olduğunuz bir iş, kişi, hobi ya da hedef, onun esiri olmanızı gerektirmez. Faydası ölçüsünde bağlanmak gerek. Örneğin avcılık tutkusunun, bir hastalık gibi olduğunu duymuşumdur. Kumarbaz kumarı bırakır ama avcı, avcılığı bırakamaz derler. Ya da girişimcilik tutkusu diyelim, fark etmez. Kişisel marka özelliği gibi algılansa da tutkunuz, ömür harcamaya, uğruna bir şeyleri feda etmeye değer mi bir bakın derim.

5- Duruş, denge, kıvam: Bu üç kelimeyi korumak çok zor, bilirim. Her an, bir kişi, bir olay, bir haber kimyanızı alt üst edebilir. Ve kendini toparlama süresi. Bu çok fazla yaşandığında irade iyice zayıflar. Genelde kişiler bunu yapar ve onlara hiçbir şey olmaz. Çünkü onların kişisel markalaşma sürecinde ideal bir insan olma diye bir hedefi yoktur. Bir çayın kıvamını, bir terazinin dengesini ve bir viyadük sütununun duruşunu düşünün. İç dünyanıza ait disiplini değil başkası, siz dahi bozamazsınız. Yasaktır, çünkü toplumsal vicadana ve tabiattaki kanunlara da aykırıdır. Negatif enerji saçan ve sizin enerjinizi sömüren her şeyi tespit edin ve uzaklaşın ondan her ne ise.

 6- İyimserlik: Kendine ve dolayısıyla başkalarına iyimser davranmayı seçen bir insanım genelde. Ama bu iyimserlik, hoşgörü ve uzlaşmacı kimliğin yıllar sonra bizi ele geçirdiğini ve başkalarına koz vediğini düşünüyorum. Kendimizi eleştirme noktasında arada bir sert olmakta fayda var. Başka kişileri ve olayları yorumlarken de net tavır koymayı öğrenmek gerekiyor. Tabi ki kırıcı olmadan. Bıçak sırtı gibi ama şu soruyu sık sık soralım; “Çok mu iyi-mser davrnıyorum kendime” diye.

7- Sorgulama ve kontrol: Belki altıncı maddedeki iyimserlik tuzağını bu madde ile dengeleyebilriz. Kendinizi sürekli gözlemleyebilir ya da başkalrından görüş alabilirsiniz. Ama öyle insanlar tanıyorum ki o kadar sorguladıktan sonra çaresizliğine kendisi de inanmaya başlıyor. Yok öyle bir şey. Mahkeme filan kurmuyoruz. Haya bir nimettir, dolu dolu yaşayabilene. Sadece arada bir ibreyi ayarlamak gerekiyor. Ve gerçekten okuldan sonra bize pek de karne veren olmuyor. İş karnesi yapay ve idare edilebiliyor. Ama özel hayatın karnesi depresyonlarda ve boşanmalarda, şiddetlerde görülüyor ancak. Azaltarak, öncelikli, verimli ne istiyorsanız onları listeleyini ölçün, takip edin oyun gibi. Ve bu oyuna kimsenin karışmasına, laf atmasına izin vermeyin.

8- Devrim: Hayatta rönesans gibi gelişmeler ve devrim niteliğinde dönüşümler güzeldir, olumlu ve faydalı ise. Ama her hareketi, yeniliği devrim gibi algılamak ve heyecana kapılmak yersiz. Çünkü o kadar kolay değil. Kolay olsa idi her sokak gösterisinden bir devrim çıkardı. Evrendeki olgunlaşma sürecine aykırı devrimler yapamazsınız. En etkili ve uzun soluklu devrimler insan tabiatın aykırı olmayan, sessizce ve belli bir yavaşlıkta, devamlı olanlardır. Yedinci madde size bu fırsatı verir. Kendinize işkence yapmanıza gerek yok. Kılıktan kılığa bürünerek yapay tavırlar sergilemeye hiç gerek yok.

9- Vicdan ve realite: Bu biraz altıncı madde ile arkadaş gibi. Siz zannedersiniz ki, sizdeki vicdani prensipler herkeste var. Ya da hayatta her şey süt liman devam eder. Hayır, elbette öyle olmaz. Doğmadan önce bize dünyayı gösterselerdi büyük ihtimalle istemezdik. Ama doğduktan sonra yaşamayı da bilmek gerek. Gerçek hayat acımasız ama arabeskliğin ve savaş-rekabet dürtüsüne saplanmanın gereği yok. Siz ne kadar kasarsanız kasın, su belli yönlere belli yollardan akar. Her söylenilene, her davranışa kanmamak gerek. Ve beklentiye girmemek gerek. Kendi vicdani sorumluluğumuz ile örnek olsak yeterli. Davranışlar, tarzlar, duruşlar bir kaplanı bile dize getirebilir. Başkalarının neden yapmadığını sorgulamaya, ayıplamaya gerek yok, kendimize bakmamız yeterli.

10- Ün, şöhret: Ünlü olmak istiyorsak futbolcu, sanatçı, mafya olabilir ya da zengin biriyle evlenerek kısa yoldan şöhreti yakalayabiliriz. Kişisel marka olmak; yıldızı parlamak, çok zengin ve güçlü olmak demek değildir. Tabi ki bunlar kendiliğinden gelebilir başarılı olduğunuz, insanlara fayda sunduğunuz zaman. Ama gösteriş delisi olan kimse sevilmez. Sürekli kendini öven, sahneden inmek istemeyen, sürekli ben yaptım diyerek kulakları tırmalayan bir insan negatif yöne doğru markalaşıyordur. Kişisel marka olmanın ilk kuralı olan “kendini tanımak” hakkıyla yerine getirilse bize tevazuyu işaret eder. Samimi, doğal, insanları kucaklayıcı, hoşgörülü, burun seviyesi tam yerinde olmak en etkili marka insan olmaktır. Yani tam kıvamında, sevilen, sayılan ideal bir insan olmak. Ticari marka olmakla karıştırmamak, bu tuzağa da düşmemek gerek.

Başarılar diliyorum. Saygılarımla.

« « Kayıttayız, hem de canlı yayında, dikkat!| Zor zamanlarınızı daha da zorlaştıracak 15 kusurlu hareket! » »

Toplam : Bir Yorum Var

    Muge Cerman Temmuz 19th, 2010 at 7:45 pm

    Üstadım;
    Okuyup anlayabilene, dersler çıkarabilene, harika bir kaynak olmıuş. Ellerin dert görmesin. Teşekkürler yazdığın ve paylaştığın için.
    Sevgi ve ışıkla kal…

Yorumunuz:


  • July 20, 2010 at 3:41 am MugeCerman
    "Sosyal olacağım, bir sürü insanla tanışacağım, kendimi lanse edeceğim, çevre yapacağım, hava atacağım diye o parti senin, bu gezi benim diyerek her şeye koşarsanız hiçbir yere varamazsınız. Aslında kendinizden, sıfır noktanızdan uzaklaşmış olursunuz. Önemli kişiler, gerekli organizasyonlar, verimli muhabbetler sizin için yeterli. Sosyal medya denilen platformların da doğru kullanılmadığı takdirde nasıl boş işler olduğunu biliyorsunuz zaten. Realite şudur; herkes önce kendi nefsini, çıkarını düşünür. Sana sıra gelene kadar yaşlanmış olabilirsin. Her şey ve herkes değil çok azı aslında sizi ilgilendiriyor. Eğlence konusunda da, sosyal ağ oluşturma konusunda da “az” olanın gücünü keşfedin."
  • July 20, 2010 at 3:43 am MugeCerman
    "Ünlü olmak istiyorsak futbolcu, sanatçı, mafya olabilir ya da zengin biriyle evlenerek kısa yoldan şöhreti yakalayabiliriz. Kişisel marka olmak; yıldızı parlamak, çok zengin ve güçlü olmak demek değildir. Tabi ki bunlar kendiliğinden gelebilir başarılı olduğunuz, insanlara fayda sunduğunuz zaman. Ama gösteriş delisi olan kimse sevilmez. Sürekli kendini öven, sahneden inmek istemeyen, sürekli ben yaptım diyerek kulakları tırmalayan bir insan negatif yöne doğru markalaşıyordur. Kişisel marka olmanın ilk kuralı olan “kendini tanımak” hakkıyla yerine getirilse bize tevazuyu işaret eder. Samimi, doğal, insanları kucaklayıcı, hoşgörülü, burun seviyesi tam yerinde olmak en etkili marka insan olmaktır. Yani tam kıvamında, sevilen, sayılan ideal bir insan olmak. Ticari marka olmakla karıştırmamak, bu tuzağa da düşmemek gerek."
  • July 20, 2010 at 4:32 am Melih Bayram Dede
    Cok güzel bir yazı. Teşekkür ederim. Blogunuza Mobile Wordpress eklentisi kurarsanız çok iyi olur mobil cihazlardan erişenler için.
  • July 20, 2010 at 7:00 pm Murat Esenli
    Teşekkür ederim arkadaşlar. @Melih, Blogdestek'e iletelim hemen, zaten genel bir güncelleme gerekiyor artık :)
  • July 20, 2010 at 7:23 pm meral horasanlı
    Her sır yüreğimizde saklı. Hedefler, Sosyallik,Tutku, Vicdan.Kıvam ,İyimserlik, Sorgulama, Devrim, Ün, Şöhret.. En güçlü silahlardır bizim için..Bazen ,çağlayan. bazen kasırga olurlar. Bazen ise masum bir bebek.Dilekler tutarız en zayıf anlarımızda ağlıyarak. Hayallerimizi durdurabilirmiyiz, onlara ulaşmak için koşarak çıkarız merdivenleri .Oysa hayat değilmidir bizi aldatan hayallerimizi avuçlarımızdan alırken durdurabilirmiyiz.Geçmişin keşkeleri geleceğin endişeleri ile boğuşurken yola devam ediyoruz.... En önemlisi ,, Hani derler ya...Sol göğsünün altındakini karartma. tevekkül. bunu bana Murat bey öğretti ondan öğrendim. en büyük kazançlarımdan biri.. Teşekkürler Murat bey bizi düşündürdüğün için ellerinine , emeğine, yüreğine sağlık....
  • July 20, 2010 at 9:37 pm Melih Bayram Dede
    @Murat Esenli: Teşekkür ederim dikkate aldığınız için.
  • July 20, 2010 at 9:52 pm Murat Esenli
    Belki fark etmişsinizdir, aramıza yeni katılan bir arkadaş var. Meral Horasanlı hanımefendi. Marka Sizsiniz'i çıktığından bu yana takip etmiş, sağolsun, saygılarımı iletiyorum ve hoşgeldiniz diyorum. Tanıştırayım dedim :)

Add a comment on FriendFeed