Öyle mi gerçekten! Kişisel gelişim ve markalaşmadan yola çıkarak dünyayı yönetecek liderlerden olabilmek için Harvard Business’a mı gitmek gerekiyor? İngiliz Daily Telgraph gazetesinin 31 yaşındaki Paris büro şefi Philip Delves Broughton 2004’te gazeteciliği bırakarak, kendi deyim ile “kapitalizmin mutfağı” olan Harvard Business School’da MBA yapmaya gitmiş. Gitmiş ve gününü görmüş aslında ve bir kitap yazmış o iki yılı anlatan. “Harvard Business School’da size ne öğretirler?” diye.

Yorucu da olsa işi, kazancı iyi iken 31 yaşında eşi ve iki çocuğu ile gitmiş gurbete ve toplam 175.000 dolarlık masrafın büyük kısmını kredi alarak riske girmiş. Demiş ki “ne de olsa MBA yapınca bütün yatırım fonları yöneten Wall Street tüccarları beni işe almak için sıraya girecek.” Kaz gelecek yerden tavuk esirgenir mi? Hiç de öyle olmamış tabi ki!

Matematiksel Analiz dersinden, Liderlik ve Örgütsel Davranış dersine kadar bir çok ders almaya başlamış. Bunlardan biri de Teknoloji ve Operasyon Yönetimi dersi ve hocası da kitap da adı sıkça geçen Zeynep Ton, yani Anadolu topraklarından bir insan. Gurur duydum. Aktifler, pasifler, Öz sermaye, sapmalar v.s. derken ilk başta bir hayli bocalamış Philip. Fakat Wall Street’teki eski tecrübesini ya da girişimcilik hırsını daha da ileriye taşımak isteyen ve bu hesap kitaplardan anlayan bir çok kişi rahatlıkla vak’a analizlerini çözümleyebiliyor, öneriler sunabiliyormuş. Kendisi de gecelr boyu çalışmış ve başarmış da dersleri.

Garip profesörler, gözbebeği dolardan ibaret insanlar, gelecek kaygısı ile depresyona girenler kısaca sadece “para”nın konuşulduğu bir yer. Ama bir işletmenin ruhunu heykelleştirecek ve üzerinde yükselecek prototip yetiştiren bir eğitim tezgahından geçiyor öğrenciler. Rahatlar, özgürler, herkes onlara saygı gösteriyor ama dersler, sınavlar gerçekten de çok ciddiye alınıyor. Yani yaşınız 35 ya da 40’a yaklaşıyor ve siz burada öğrenci iseniz vay halinize!

Philip ailesine bağlı, biraz mistik, biraz ürkek ama sağlamcı, kendini sorgulayan bir insan. Harvard’da MBA yaparak kişisel markasını geliştireceğine ve milyonları kazanacağına emin olarak başlamış işe. Hatta hızını alamayarak okurken bir internet girişimi e-kitap rojesi bile yapmaya çalışmış bir arkadaşı ile. Tabi ki batmış kimse destek olmamış. İlk yılın sonunda staj için doğru düzgün bir firma bile bulamamamış. % 90’dan fazlası mezun olmadan iş anlaşmalarını yaptığı halde bizim arkadaş Harvard Business MBA mezunu olarak iş bulamayan çok küçük bir azınlık olan üç beş kişi arasında imiş. Gel de 175.000 dolarlık masrafı öde.

Philip, belki de orta yaş krizine erken girmiş ve daha yüksek bir amaç edinmek, aslında işin özünde dünyayı değiştirmek istemiş. Bir arkadaşı ona demiş ki, “Dünyayı değiştirmek istiyorsan Darfur cehennemine git , ne işin var burada!” O da zaten işletme yönetimi, finans, yatırım fonları, hesaplar, kitaplar, lüks hayat v.s. hepsinin neleri getirdiğini ve götürdüğünü MBA yaparken daha iyi anlamış. Ama sistematik bilgi adına çok şey öğrenmiş derslerden, hocalardan, arkadaşlarından ve tabi ki vak’a analizlerinden.

Bana göre asıl karizmayı kazanmış ve kişisel marka olmanın “bu anlamda” insana para ve şöhret dışında pek de bir şey kazandırmayacağını fark etmiş. Harvard, bir anlamda özgüven, liderlik ve girişimci ruhun kamçılandığı bir yer. Philip bir gazeteci analizi ile gerçek hayatta her şeyin o kadar da kolay olmadığını anlayıvermiş.

Şimdilerde bir yandan yazmaya devam ediyor bir yandan da bazı şirketlere danışmanlık yapıyormuş “home-office” olarak. “Ruhumu kaybetmeden para kazanmayı nasıl başarabilirim?” cümlesinin cevabını bulmuş olsa gerek. Ya da doğru yolda ilerlediğini düşünüyorum. Enron ve Mortgage v.s. krizlerinin “baş” aktörlerinin de çoğu Harvard Business mezunu bilirsiniz. Ha, bir de George Bush da oradan mezun !!!
Kitaptaki o kadar hikaye arasından beni en çok etkileyeni şu oldu;

“North End’in ünlü sakinlerinin anısına asılmış kitabelerden biri; “Paul Revere, 1735-1818. Vatansever. Usta zanaatkar. İyi yurttaş. Hannover caddesinde doğdu. North caddesinde yaşadı. Foster caddesindeki çan dökümhanesini kurdu ve Charter caddesinde vefat etti.” Dar caddelerden oluşan birkaç kilometrelik bir alan içinde önemli ve iyi bir hayat sürmüş. Kitabeyi defalarca okudum. Basitliği beni büyülemişti. Kaderini aramak için yollara dökülmemişti Revere. Lassiter’in tavsiyesi aklıma geldi: Dünya kalitsinde bir kabile bul ve ona yapış kal. North End halkı da aynen böyle yapmıştı herhalde. Revere’nin arkadaşlarını, derin aile bağlarını düşündüm. Sonra fırsat arayışı içinde dünyanın uzak köşelerine doğru gözden kaybolan, iş ve hayat endişesiyle dolu sınıf arkadaşlarımı düşündüm ve onların arasında olmadığım için şükrettim. Hoşlanmayacağımı bildiğim bir şey için taahhütte bulunmadığıma şükrettim. Onca dolaşmadan sonra, o kitabede özetlenen hayata gıpta ettim. Eğer aramayı sürdürsem, sahip olduğum bu eğitimle, istediğime kavuşacağıma eminim.” diyor Philip Delves Broughton.

Biz de kendisine teşekkür ediyoruz bu marka okulu ve marka mezunlarını irdeleyen ve sorgulayan kitabı için. Otuzlu yaşların sonlarında olsam da yıllardır ben de hep istemişimdir yurt dışında yüksek lisans yapmayı. Hala da isterim. Ama kişisel markam karizma yapsın, daha çok zengin ve güçlü olayım, şu hayatı sömüreyim diye değil. Daha da insan gibi bir insan olabilmek, yaratılış fıtratına aykırı yaşamamak ve özellikle mide kasesinden önce kalp kasesini dolduracağım bir eğitim olsun isterim. Dünyayı değiştirmek için yönetmek gerek. Yönetmeyi öğrenmek için bu gibi eğitimleri almak gerek. Harvard Business School gibi okullar hala işini ciddiyetle yapan dünyanın en gözde eğitim kurumlarından biridir. Doğru şeylerini almak gerek, sun’i ve geçici olanlarını değil.

Saygılarımla.

« « Rampada, kırmızı ışıkta arabayı kaldıramayan bir bayan ve KRİZ yönetimi| Kayıttayız, hem de canlı yayında, dikkat! » »

Toplam : Bir Yorum Var

    Genç Yönetici Adayı Ağustos 8th, 2010 at 12:33 pm

    Çalışmalarınızın devamını diliyorum. (:

Yorumunuz:


  • July 15, 2010 at 11:04 am Murat Esenli
    Gecenin bir saatinde yazı yayınlarsan böyle olur, arada kaynar işte!
  • July 15, 2010 at 10:05 pm Murat Esenli
    Teşekkür ederim. Son iki bölümü yeniden okudum bu yazıyı yazmak için. @Önder, okumalısın kitabı. @Oğulcan Selçuk, beğendi isen reklamını yapabilirsin, okunsun diye, sağolasın :)
  • July 16, 2010 at 1:08 pm Fatih Murat
    Murat tebrikler, keyifle ve sorgulayarak ve karşılaştırmalar yaparak okudum satırlarını. ellerin dert görmesin
  • July 16, 2010 at 1:22 pm Özer Güngören
    Murat bey, emeğinize, elinize sağlık.

Add a comment on FriendFeed