SORU: İnsan marka olmak için mi yola çıkar, çabalar yoksa zaten yaptıkları ile mi kişisel marka olur?
 
Bu soru, yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar sorusunu hatırlatıyor biraz. Gerçekten de belli hedefler için yola çıkarak ısrarla o yolda devam edenler her yerde adından söz ettiriyor. Hedef tavuk olmak ise yumurta gerekiyor, yumurta için ise hedef, yani tavuk olmak gerekiyor gibi bir durum çıkıyor ortaya. İnsan da, dünya da kısacası tüm varlık tek yönlü bir çizgide yol almıyor ki. Hep çift yönlü bir gayret ve sebep sonuç ilişkisi var değil mi?

Öncelikle bir konuyu tekrar vurgulayalım. Kişisel marka olmak bir bilim dalı, bir disiplin, bir öğreti filan değildir aslında. Sosyal hayattaki duruşumuzun bir simgesidir. Bazıları için güçlü bir ikon halini alır, bazıları için ise zayıf. Bazıları daha geniş yelpazede marka olur, bazıları ise kendi çapında. Bazıları birçok konuda söz sahibi olabilir, bazıları ise belli konularda ya da bir konuda daha fazla ön plana çıkar. Kişilik ve davranış tipleri de bildiğiniz gibi şartlara göre değişebiliyor. Birçok “ben”i terk etmek de kolay olmuyor hayatta.

Tom Peters 1997 yılına bu ifadeyi kullanana kadar kişisel markalaşma yok muydu yani? Vardı tabi ki fakat kavram bu değildi. Kişisel gelişim tarihi ve eleştirisi yazıldı geçenlerde Newsweek Türkiye’de Ayçin Noyan tarafından. İnsanoğlunun kendini tanımasından, pozitif düşünmeye varana kadar  tüm tavsiyeler son iki yüzyılda mı çıktı yani? Yok böyle bir şey. İlk insan yaratıldığı günden bu yana sorgulanmaya başlandı bu gibi konular. Din, toplumsal gelenekler, psikoloji, sosyoloji ve hatta biyoloji neyi anlatıyor bize? Tabi ki insan gibi bir insan olmayı ve kıvamında, dengeli bir hayat yaşamayı anlatıyor hepsi. İlk kişisel gelişim kitabı diye bilinen, 1859’da Samuel  Smiles’ın yazdığı Self-Help kitabından bahsediliyor. Tamam iyi hoş da bizim kültürümüze bakarsak Yunus Emre, Mevlana ne anlatmıştı ta eskilerde. Masal mı yoksa! 

Hangi kültürde nasıl algılanırsa algılansın ama ortada bir kavram ve altında yatan derin bir anlam var. Herkes de bu anlamın ve bu anlamı da aksiyona dönüştürerek üç günlük dünya da mutlu olmanın peşinde.

Doğduğumuz andan itibaren gelişmeye çalışırız. Önce ailemiz yardım eder, sonra kendi gayretlerimiz ve çevremizin desteği ile öğrenerek, tecrübe kazanarak devam ederiz hayata. İster iş dünyasından ister özel yaşamımızdan rol-model kişiler belirleriz kendimize. Bunların çoğu özenti, imrenme hatta kıskanma duygularıyla ortaya çıkar.  Hayaller kurarız, hedefler belirleriz, çok çalışırız, belki de hırsımızın esiri oluruz. Kim nasıl adlandırır bilemem ama bana göre “marka insan” olmak için yola çıkılmıştır zaten. Yola çıktığımızda, trafik kurallarına ihtiyaç olduğu fark edilir. Eğitimler, seminerler, kitaplar, mentorler, koçlar, danışmanlar v.s. derken daha verimli yöntemler keşfetmeye çalışırız. Tüm bu çabalar bizi hangi noktaya getirir? Tabi ki sosyal platformlarda marka boyutları daha fazla dikkat çeken bir kişi hailine geliriz. Yeterliliklerimiz, stillerimiz, standartlarımız, mesajlarımız v.s. yansıttığımız her şey başkalarının algı dünyasında daha belirgin hale gelir. Tüm bunları plansız, çaba göstermeden, belli adımları uygulamadan yapmak mümkün mü? Eğer Allah’ın özel kulu olarak bir mucize gerçekleşmeyecekse, tabi ki imkansız.

Demek ki marka olmak için yola çıkmasak da çabalarımız bizi o noktaya götürüyor. Yola çıktıktan sonra kişisel markalaşma adımlarına dikkat edersek yine bizi o noktaya götürüyor. Diyelim ki pek hazzetmiyoruz “kişisel gelişim”, “kişisel markalaşma” gibi ifadelerden ve bu yazılanları çizilenleri siz zaten hakkıyla yerine getiriyorsunuz. O zaman zaten yeni kavramlara ve anlamlara ihtiyacınız yok demektir. Herkes önünüzde saygıyla eğiliyordur diye kabul ediyoruz.

Bir örnek vereyim. Bir şirkete gidin, üst ve orta kademe yönetim kadrosunu toplayın. Çok basit kişilik ve davranış testlerinden bazılarını uygulayın ve onlara “kim” olduklarını anlatın. Sonra da hem özel hem de iş hayatlarında başarı sağlamaları için tavsiyelerde bulunun. Bu insanların yaşları da büyük ihtimalle 35 ve yukarısı olacaktır zaten. Göreceksiniz ki daha kendilerini tanımayan, ilişkilerindeki algı dünyasını fark edemeyen, okumayan, araştırmayan bu konular üzerine kafa yorarak kendi yol haritalarını çizmeyen bir sürü insanla karşılaşacaksınız. İş, hava atmaya, güç gösterisinde bulunmaya ya da sadece paraya odaklanmaya gelince ellerine su dökülmez bunu herkes bilir. Emin olun bu insanlar da “kişisel marka olmak için yola çıkmaya gerek yok canım” diyenlerdendir.

Merakımı mazur görün lütfen. Dini ilimler ve bilginlerin öğretileri desek pek de öyle içine daldığımızı ve uyguladığımızı söylersek yalan olur değil mi? Eğitim seviyemizin ve yabancı dil seviyemizin de pek yukarılarda olmadığını düşünürsek yabancı kültürden TV ve internet dışında pek faydalandığımız da söylenemez. Konunun uzmanı olan, yıllardır danışmanlık yapan, eğitimler veren, yazılar yazan insanlara gidin sorun yaptıklarınızın karşılığını alabiliyor musunuz “hem manevi hem de maddi anlamda” diye? Size büyük tepkisizlik, vurdumduymazlık ve maddi olarak değersiz görülme gibi serzenişlerde bulunacaklardır eminim. Lütfen çizdiğim bu olumsuz tabloyu yanlış anlamayın. Dünyadaki trendleri, gelişmeleri nerdeyse 15-20 yıl geriden takip eden memleketimin insanları markalaşmak için yola çıkmayacak da ne yapacak! Evet yeni kavramlar bulunacak, yeni anlamlar tartışılacak, yeni ufuklar çizilecek ve düşünmeyi erdem bilen nesiller yetişecek. 

Ve tabi ki yapay, reklam kokan, popüler kültürün esiri, kasıntı davranışlar sergilemeden. Usulünce, edebince, sindirerek, çok konuşmadan ısrarla uygulayarak ve yola devam ederek. Bu yolda olan ve çabalayanlara selamlarımı ve başarı dileklerimi iletiyorum. Marka Sizsiniz bu konuda elinden gelen desteği sağlamak için hep yanınızda olacak.

Saygılarımla.

« « Az ve öz olsun dedim;| Girişimcilik ve sosyal sorumluluk. » »

Toplam : Bir Yorum Var

    zühtü soylu Nisan 6th, 2010 at 2:43 am

    Çok güzel bir noktaya değinmişsiniz murat bey;
    “Dünyadaki trendleri, gelişmeleri nerdeyse 15-20 yıl geriden takip eden bir memleket” olduğumuz ne yazık ki doğru. Zamanla bu durumu gölgede bırakacağımızı ve bir marka ülke olacağımızı düşünüyorum.
    Güzel bir paylaşım ellerinize sağlık.

Yorumunuz:


Add a comment on FriendFeed