iStock_000009899913XSmallHer insan korkularını, endişelerini, hüzünlerini, isteklerini, çaresizliklerini, içsel karmaşasını az ya da çok paylaşmak ister. Nasihat ister, teselli ister, yardım ister, yol yöntem keşfetmek ister. Bunlar çok normal şeylerdir. Ama bir de bu durumunu kendi zayıflığı, plansızlığı, tembelliği, vizyonsuzluğu, kendine güvensizliği, basiretsizliği, hırs çukurundaki saldırganlığı ile çevresine yansıtan tipler vardır. Ve tabi ki konuşma tarzı da, vücut dili de, bakışları da irrite edicidir. Böyle bir insanı kim dinler, kim yardım eder, ya da böyle bir insana ne kadar sabredilebilir sizce?

İnsan öğrenerek, tecrübe ederek gelişen bir varlıktır. Daha bilinçli, daha sorumlu, daha bilgili olma ile ilgili bir butonumuz ya da ilacımız bulunmamaktadır. Hem kariyer yolunda, hem de özel yaşam yolumuzda ne dereler, ne tepeler, ne virajlar aşar gideriz en sondaki kapıya doğru. Son kapının da nereye açıldığı malum zaten. Bazen tüm planlarımızın alt üst olduğunu, yaşama heyecanımızı yitirdiğimiz zannederiz. Ve hep başa döndüğümüzü, irademizin felç olduğunu zannederiz. Evet başa dönmeler de, geriye gitmeler de, hatalar da, günahlar da v.s. hepsi doğrudur. Ama nefes alıp verdikçe, yol aldığımız sürece yeniden, daha da kılı kırk yaracasına düşünmeli, rotayı düzeltmeli, yörüngeye oturmalı ve hayat kıvamını yakalamalıyız. Tüm bu karmaşa anlarında duygusal dalgalanmalarımız, yardım çığlıklarımız, atalet çırpınışlarımız aslında herkesin gözüne çarpar. Varsa yanımızda ailemiz, canımız, cananımız dostlarımız zaten yardıma koşarlar.

Yardımına koşulmayan kimdir biliyor musunuz? Yapay davranışlar sergileyen, bencillik girdabında yüzen, işine geldiğinde yanınızda olan, işine gelmediğinde kaçan, kendi zayıflıklarının herkeste öyle olduğunu zanneden, “ama”ları “bana bahane uydurma” diyerek dinlemeyen, işini iyi yapan para kazanan ama “insani iletişimi” gözden kaçıranlardır. Ve bu tipleri genelde iş yaşamında görürüz. Ki, genelde de müdür-patron kimliklerinde. Bu insanlar, arkalarından neler konuşulduğunun hiç mi hiç farkında olmazlar. Kişisel markla olmayı sadece “güçlü ve zengin” olmak zannederler. İşleri güçleri “büyüme ve para göstergeleri” dir. Rekabetsiz, başarısız, “iş”siz yaşayamazlar. Gidin bakın özel yaşamlarına ne büyük boşluklar vardır. Bu boşluklar da çocukluktan itibaren doldurulamamşıtır aslında. Yani 40-50-60 yaşlarında dahi çocuklukta tatmin edilemeyen duyguların öcünü almaya çalışırlar. Bu intikam duygusunu bilirsiniz Türk filmlerinde çok vardır. Filmlerde intikam alınabilir ama gerçek hayat bu kadar da kolay değildir. Çünkü hayat filminin asıl yönetmeni bir “insan” değildir ve senaryosu bir “insan” tarafından yazılmamıştır.

Bilirsiniz psikolojide “yansıtma” diye bir kavram var. Bu konuda ekşi sözlükte güzel bir açıklama okudum: kendisiyle yuzlesemeyen kisilerin basvurdugu bir kacis yontemidir..zayifligini kabullenmek istemeyen kisilerin kacmak istedikleri duygularini karşısındakilere aitmis, onlardan kaynaklanan bir problemmis gibi gorup isin kolayina kacmak istemeleridir..boyle kisiler egolarinin yaralanmasini kaldiramayacaklarindan bu sekilde yapay bir sekilde olayi karsi tarafa yikarak yapay bir ego tatmini yapmaya bile gidebilirler..ha evet her insan zaman zaman yasayabilir, kacmak daha kolay daha acisiz gelebilir, ama bunu hayat dusturu haline getirmis insanlardan ozenle kacinmak uzak durmak lazimdir.. (cressida, 20.03.2003 21:29)

Bu gibi durumları anlaması için insanların psikoloji bölümünü bitirmesine de gerek yok. İçimizde öyle insan sarrafları var ki Jung’u Freud ile birlikte suya götürür de susuz getirir :) Korkularınızı, endişelerinizi anlatın, paylaşın, yardım isteyin, talimatlar verin, planlar yapın ama insanları aptal yerine koymayın. İşinizi de evinizi de iyi takip edin. Masa başlarından ahkam kesmeyin. Önce kendinize sonra da insanlara güvenmeyi öğrenin. Ve dünyanın sonu gelinceye kadar da insanların asla “robot”, robotların da asla “insan” olamayacağını unutmayın.

Saygılarımla.

« « Atölye için gelen sorular ve cevaplar| Başarıyı anlamak mı zor, anlatmak mı? » »

Toplam : 6 Yorum var

    sewimsizbilgin Kasım 15th, 2009 at 1:47 pm

    waw gerçekten güzel bi yazıydı. sımsıcaktı.

    Zühtü Soylu Kasım 16th, 2009 at 3:57 am

    Çok güzel bir yazıydı murat bey elinize ağzınıza sağlık. :) Teşekkürler…

    arzu Kasım 16th, 2009 at 8:22 am

    güzel bir yazıydı özellikle “yansıtma” kavramını açmanız güzeldi ..ve komik insanların ağzına dolanan , filmlerde parodilerde “hadi gel senin çocukluğuna bi inelim” yaklaşımı çok traji komik bir cümledir aslında..çünkü gerçektende iyi kötü ne varsa çocukluğumuzda var..ellerinize kaleminize sağlık..

    Murat Esenli Kasım 16th, 2009 at 11:09 am

    Yansıtma genelde gözden kaçırdığımız bir davranış Arzu hanım. Halbuki başkalarının kusurunu dahi önce kendimizde aramamız gerektiği söylenir. İşin bir de bu boyutu var. Teşekkürler değerli yorumlarınız için.

    Eğitişim Kariyer Enstitüsü Kasım 20th, 2009 at 2:53 am

    Murat Bey, kişileri de firmalar gibi düşünebilir miyiz, zayıf yanlarını güçlendirmeye çalışmaktansa güçlü yanlarını daha güçlü yaparak konumlandırmalarını netleştirebilirler? Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

    Murat Esenli Kasım 20th, 2009 at 3:45 am

    Evet düşünebiliriz ama zayıf yönler insan ilişkilerinde sürekli tekrarlanıp durunca, güçlü yanlar ne kadar etkili olursa olsun zayıf yanlar hasar veriyor iletişime. Kurumlar, bu tarz bir konumlanmayı daha güçlü, daha baskın hale getirerek kazanç sağlayabiliyor ve markalaşabiliyor. Ama insani vasıfların ortalama bir eşik düzeyi var, asgari onu yakalamak gerek diye düşünüyorum. Çok örnek var çevremizde bazı yönleri çok güçlü ve daha da güçlendiriyor ama zayıf yanlarını bir türlü o “eşik” seviyesinde tutamıyor. Tam olarak sorunuzun cevabı oldu mu bilemiyorum :)

Yorumunuz:


  • December 31, 1969 at 4:33 pm Murat Can Demir
    Evet, kendi zayıflıklarını agresif bir şekilde dışarıya yansıtan ve etrafındaki insanlara sürekli sıkıntı veren olmamış insanlar ne yazık ki mevcut. Aslında insanlara yaşattıkları üzüntüden daha fazla zararı kendilerine veriyorlar. Kimisi yavaş yavaş bunu farkedebiliyor, kimisi ise tükeniş noktasına vardığında ancak farkına varabiliyor. Bunlar hız limitini aşan araçlar gibiler. Bir de bu zayıflıklıklarını saldırganlığa dönüştürmeden de etrafına belli eden insanlar var ki, onlar da sürekli olumsuz enerji yayarak insanların onlara olan güveni azaltıyorlar ve bu durum yanlız kalmalarına sebep oluyor. Bu insanlar da asgari hıza bile ulaşmadıkları için trafiğe sıkıntı veren insanlar. Elinize sağlık, yine çok güzel bir yazı olmuş.
  • December 31, 1969 at 4:33 pm Murat Esenli
    "trafiğe sıkıntı veren insanlar" ifadesini beğendim. O da bir gösterge ama İstanbul trafiğinden bahsetmediğimiz kesin : ) Teşekkürler Murat.
  • December 31, 1969 at 4:33 pm Erinç Aşıcıoğlu
    bu hafta sonu farklı insanların bu düşüncler içinde olması ilginç bir tesadüf. bahsettiğiniz tip insanlar genelde başarı yakalıdıkarı zaman bile bu başarıyı kendi elde ettiklerine inanmadıkları için kaldıramadıklarına şahit oldum.
  • December 31, 1969 at 4:33 pm Murat Esenli
    Erinç doğrusun, o nedenle paylaşma ihtiyacı hissettim. Her yazımın, her cümlesinin aslında reel yaşamda hikayelerini ya direkt yaşamış ya da görmüşümdür. Ve bu durumların bir çok kişiye denk geldiğine eminim. Bahsettiğin gibi insanlar insanları, farklılıkları, hatta kendilerini bile kaldıramıyorlar, taşıyamıyor, tartamıyorlar.

Add a comment on FriendFeed