
Her insanın doğuştan bir marka değeri taşıdığını düşünüyoruz. Kişiliğin oluşması ile birlikte, eklenen eğitim ve tecrübeler bizi yaşamda bir noktaya getirir. Bu noktaların her hangi birinde “durun, marka sizsiniz” diyoruz.
devamı için tıklayınız!






"Yıllardır çevre konusunda yaptığı eylem, konuşma ve projelerle ülkemize çok şey kazandırmış, melek kıvamında bir insan. Her zaman tükemi kültürünün bağımlılık yaratan alışkanlıklarına karşı durarak düşüncelerini kimseden kormadan ifade eden bir kişi Hayrettin Karaca. "
1929’da İstanbul’da doğdu. 1951 yılında İ.T.Ü.’den Makina Yüksek Mühendisi olarak mezun oldu. 1954 yılına kadar Carrier Corp. Türkiye Şubesi’nde Tesisat Mühendisliği görevini sürdürerek bu konuda ihtisas sahibi oldu. 1954 yılında İshak Alaton’un teklifi ile iki kişilik Alarko Kollektif Şirketi’nin eş ortağı olarak faaliyete başladı.
Rosa Louise Parks (4 Şubat 1913 – 24 Ekim 2005) ABD vatandaşı insan hakları savunucusu. Rosa Parks ABD'de Alabama eyaletinde doğdu. 1943'te Amerikan Yurttaş Hakları hareketine katıldı. 1955'te Alabama eyaletinde, zencilere uygulanan ayrımcılığa karşı tavır koyarak sonrasındaki hareketin başlangıcını yapan kişi oldu.
Biri edebiyat diğeri sinema alanında yaratıcılıklarını gösteren iki köy enstitüsü öğretmeninin oğluydu. Hem para kazanacak hem de sanat yapacaktı. Her şeyden önemlisi çabucak başarılı olacaktı. Bir çocukluk arkadaşının söylediği şu cümle kişiliği hakkında önemli bir ipucuydu: ‘Emrah saklambaç oynarken hiç gizlenmezdi...
14 yaşındayken annesi, Cootie Williams'ın enstrumental West and Blues albümünü ve kayıt yapabilen bir plak makinesini ona hediye eder. Ertegün bir yandan çalarken kendi yazdığı sözleri mikrofona okuyor ve bunları kaydediyor, abisi Nasuhi Ertegün ile birlikte odalarında sevdikleri müzikleri dinliyorlardı. "16 yaşındayken bir pop müzik uzmanı sayılabilecek kadar bilgim...
Prof. Dr. Mehmet Öz, 11 Haziran 1960'da babasının görev yaptığı Cleveland'da doğdu. 1982'de Harvard Üniversitesi'ni bitirdi, 1986'da Pensilvanya Üniversitesi'nden tıp doktoru unvanını aldı. Halen Columbia Üniversitesi Irwing Kalp Cerrahisi Profesörü olan Öz, ayrıca aynı üniversitenin Tamamlayıcı Tıp Programı'nın kurucusu.
1942’de Londra’da doğdu. Zihin Haritaları’nı dünyaya öğreten kişi. 2006’da bu konuda kendi yazılım paket programını çıkardı. Bazı tespitleri; • Üzerinde yatırım yapmayı düşündüğünüz bir şey varsa; o beyin olmalı... • Hayvanlar ve çocuklar en iyi eğitmenlerdir; onları izleyin ve öğrenin.
Cem Kozlu 1946 yılında İstanbul'da doğdu. Robert Kolej'den sonra üniversite öğrenimi için ABD'ye gitti. 1986-1988 arasında Komili Holding Genel Müdürü olarak görev yaptı. Kozlu, 20 Ekim 1991 genel seçimlerine kadar THY Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı olarak hizmet verdi. Daha...
Sir Richard Charles Nicholas Branson (d. 18 Temmuz 1950 Shamley Green, Surrey, İngiltere), İngiliz yatırımcı, işadamı, 350'den fazla şirketi bulunan Virgin şirketler grubunun CEO'su. İlk ticari başarısını henüz 16 yaşında iken çıkardığı Student adlı dergi ile kazandı.
1962 doğumlu, Saint Michel Fransız Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi mezunu olan Muzaffer Akpınar, evli ve iki çocuk babasıdır. İş hayatına 1986 yılında Penta Tekstil’in kurucu ortağı olarak başlayan Akpınar, 1993 yılında KVK Mobil Telefon Hizmetleri AŞ’nin CEO görevini üstlenmiştir.

İnsanın yapısında acelecilik vardır. Her şey, bir an önce olsun isteriz. Her sorunu bir an önce çözmek isteriz. Zamanın çok çabuk geçtiğini, yaşlandığımızı düşünerek şu hayattan zevk almak için daha da acele ederiz. Daha çok para kazanmak, kariyer basamaklarını daha hızlı tırmanmak, kısa zamanda daha çok güce ve nüfuza sahip olmak iseriz. Tüm iletişim ve davranışlarımız da bu acelecilik konseptinde gelişir, çevremize de bu telaşı yayar dururuz.
Bir an olsun düşünmeyiz ki, 9 aylık dönemde nasıl geliştiğimizi, nasıl yürüdüğümüzü, nasıl konuştuğumuzu, nasıl öğrenerek olgunlaştığımızı. Ham meyvenin, demlenmemiş çayın tadının ne kadar kötü olduğunu hiç aklımıza getirmeyiz. Belki teknolojinin hızını da düşünerek bilim kurgu hayallerle kendimizi ve başkalarını da robot gibi düşünür, bir düğmeye basınca o şeyin hemen olacağını hayal eder dururuz. Bilginin, tecrübenin, olgunlaşmanın hem fiziki, hem de fizik ötesi gerçekleri olduğunu unutuveririz. Çocuklarımızı sanki bir an önce büyütmeye çalışırız, büyüyünce de “aaa zaman en çabuk geçti, minicik ellerini daha çok öpseydim, oynasaydım keşke” deriz. Çocuk da zaten hep büyüklere özenerek bir an önce onlar gibi olmak istiyor ya, sorun yok.
Sorun var arkadaşlar, hem de büyük bir sorun. Yaşamdaki tüm veriler bize acele etmemeyi, sabırlı olmayı, hazmederek büyümeyi, “an” ları fark ederek yaşamayı, bilinç seviyemizin on yıl sonra daha farklı olacağını söylüyor. Ama dinleyen kim. O kadar çok baskı altında yaşıyoruz ki insan, aile, millet olarak. Gelin şu baskılara bir göz atalım;
1- Ailem çok fakirdi, çok sıkıntı çektik o nedenle çok çalışmam, maddi refaha kavuşmam lazım. Çocuklarıma aynı sıkıntıları bırakmamam gerek.
2- Yaşamdaki statümü korumam ve daha sağlamlaştırmam gerek. Bu şekilde daha mutlu olurum.
3- Neden ben de zengin ve güçlü insanlar gibi olmayayım, benim nerem eksik.
4- Komşunun çocuğunun dersleri harika imiş, ailemin baskısına dayanamıyorum, çok çalışmalıyım.
5- Kişisel, özel yaşamımda problemlerim var, yaşım olmuş bilmem kaç, bu problemlerimi hemen çözmem gerek.
6- Etrafımda değişmeyen insanlar var, şu tarihe kadar değişmeleri gerek. Benim değişime pek ihtiyacım yok !!!
7- O koltuğa benim oturmam gerek, kendimi daha fazla ön plana çıkarmalıyım, karizmatik olmalıyım. Bu yolda her şey mübahtır.
8- Bizim çocuklar aynı hataları hala yapıyorlar, sıfır hata istiyorum.
9- Girişimci olmalı, kendi işimi kurmalıyım ve genç yaşta bunu başarmalıyım.
Siz devam edebilirsiniz bu maddelere. İşte bu gibi içsel ve dışsal baskılar nedeni ile hayatı karmakarışık bir hale getiriyoruz. Ve başkalarına da zehir ediyoruz. Sabah telaşla evden çıkıyor, bekleyen yetişmeyen işlerle gün içinde çıldırıyor, evde iyice dinlenemeyerek etrafımıza stres topları saçıyor ve bu kısır döngüyü sürekli yaşıyoruz. Bir an olsun durmayı, durdurmayı, dinlenmeyi, analiz etmeyi, öncelik planı yapmayı, uzlaşmacı ve hoşgörülü olmayı başaramıyoruz. Hızlı konuşuyor, hızlı yürüyor, hızlı düşünüyor, hızlı karar veriyor sonra da kalp, şeker v.s. hastalıklarla boğuşuyoruz. Dünyada olan biten her şeyi bizim yönettiğimizi, yönetebileceğimizi zannediyoruz. Ve tabi ki aldanıyoruz.
Soruyorum, sorguluyorum;
- Personelinize kırbaçla “daha hızlı olun, daha çok çalışın” dediniz de ne oldu!
- Özel yaşamınızdaki sorunları zamana bırakmadan yanlış bir iletişimle çözmeye çalıştınız da ne oldu!
- Finansal planlamanızı yapmadan girişimci oldunuz da ne oldu!
- Bir şeyleri çok hızlı öğrenmeye çalıştınız, konuya hakim olmadan hemen uygulamaya geçtiniz de ne oldu!
- Beni bir türlü anlamıyorlar, kendimi bir türlü ifade edemiyorum diyerek etrafınıza saldırdınız da ne oldu!
- Kendi kazanma, başarma hırsınızla hereksin öyle olacağını zannettiniz de ne oldu!
Sakın yanlış anlaşılmasın. Baskıcı olmak ve displinli olmak arasında ince bir fark vardır. Hızlı olmakla planlı olmak farklı şeylerdir. İşleri paralel ele almak, önceliklendirmek ile hızlı olmak farklıdır. Tembellik, atalet, vurdum duymazlık tabi ki olacaktır ama her işin bir usulü, bir süresi vardır.
Gelin söz verelim kendimize. Daha yavaş konuşalım, daha yavaş ve analitik düşünerek karar verelim. Evde ev hayatını, işte iş hayatını kıvamında yaşayalım. Sakinleşelim, çevremizi de sakinleştirelim ve “sukunet abidesi” (sessizlik anlamına gelmez) olalım. İnsanlar huzur bulsunlar yanımızda. Büyük resmi göremediğimizde hemen bir şeylere karar vermeyelim, doğru açıyı yakalayana kadar bekleyelim. Kişisel marka duruşumuzun vazgeçilmez özellikleri olsun bunlar. İlla ki hızlı olacaksak, bir şeylerde yarışacaksak iyilik için, fayda için, vicdani duygular için yarışalım. Tüm hırsımızı, enerjimizi “insan” olmak için harcayalım.
Ve sonu belli olan bir yolda olduğumuzu unutmayarak, yolu ve yoldaki her şeyi sahiplenmeye, hakim olmaya, yalnız kendi kanunlarımızı uygulamaya çalışmayalım.
Saygılarımla.
« « Bu kurallara uymak çok mu zor ?| Nerede kalmıştık? » »
Toplam : 9 Yorum var
İsmail Dağlı
Ekim 3rd, 2009 at 4:12 am
Nursel Özdemir
Ekim 4th, 2009 at 7:13 am
Fazilet Karakus
Ekim 4th, 2009 at 11:01 am
Seçil Temel
Ekim 4th, 2009 at 11:15 am
Murat Esenli
Ekim 4th, 2009 at 12:58 pm
Eğitişim Kariyer Enstitüsü
Ekim 9th, 2009 at 12:28 am
Murat Esenli
Ekim 9th, 2009 at 10:20 am
Saffet Pamuk
Kasım 22nd, 2009 at 3:47 am
“Zaman”sız yaşamak! | MarkaSizsiniz
Nisan 23rd, 2010 at 2:07 pm
Çoğu hırsımızı kötüye kullanmaktan oluyor. Kendimede pay çıkardım,daha planlı ve sakin hareket edeceğim. Güzel yazınız için teşekkür ederim.
“Hırs atını yıldızlara doğru sürmüşsün. Onlara dair bilgiler elde ediyor, mesafeler ölçüyor, yeni yıldızlar keşfediyorsun da, kendini keşfedemiyorsun. Meleklerin secde ettiği Adem’i tanımıyorsun.”
Tam da acelenin, sabirsizligin sinsice anlik bosluklari yakalayip, yarattigi panik duygusunu yasarken okudum. Sakin olup, doyum almak yasamdan ve yasadiklarindan..
Cok Güzel bir yazi.. Kaleminize Saglik !!
Daha bugün hiçbir acelemin olmadığını ama buna rağmen sanki bir yere yetişecekmişim gibi neden hızlı yürüdüğümü düşünüyordum:) Onun üstüne yazınızı okudum. Evet maalesef hızlı hareket etmeye alışmışız ve hakikaten bunun sonucunda güzel ayrıntıları kaçırır olmuşuz.Alışkanlıklarımızı değiştirmenin vaktidir.
Seçil doğrusun, bizi oraya buraya savuran aceleci bir rüzgar var sanki.
Anı yakalamanın tam tersi öğütler bunlar. Büyük resmi doldurmak için hareket etmeliyiz, aksi olduğu zaman resim tamamlanınca pek bir anlamsız oluyor.
Sevgili Eğitişim Kariyer Enstitüsü, yorumunu anlayamadım. Aksine ben burada anı yakalamak için gerektiği kadar yavaşlamaktan bahsediyorum. Kusura bakmayın neyi yanlış ifade ettiğimi anlayamadım.
Yazınızı çok beğendim, aceleyle herşeyi yarım yaparak hızlı olduğumuzu sanıyoruz ama sonra geriye dönüp eksikleri kapatmaya çalışarak daha fazla zaman kaybediyoruz.
[...] Sizsiniz’de yazmıştım; Acele edecek kadar yaşlandınız mı, Acele ettik de ne oldu, Geç kaldınız diye. Acele etmenin büyüsü ne oluyor? Kime göre, neye göre? 65 yaşında [...]
Yorumunuz: