Davranışlarımızda görünen, algılanan ve yorumlanarak tepki verilen tarzdır, tavırdır, duruştur, gayrettir, niyettir. Kimse bizim zihnimizi, kalbimizi okuyamaz. Müneccim olmasını bekleyemeyiz insanlardan. Çevremize sunduğumuz imaj ne ise biz “O” yuz. Beden dilimiz, ifadelerimiz, bakışlarımız, kıyafetimiz v.s. Bilirsiniz bazı insanların güzelliği yüzüne yansır sanki. Bazı insanların yanında rahat, yakın hissederiz kendimizi. Ne bakışlarından, ne de sözlerinden bir anlam çıkarmaya çalışmayız. Saflık akar dört bir yanından o insanların. Biz de o saflıktan payımızı almaya çalışırız.

Gelin görün ki bu dünyaya direk kalacakmış gibi hırslar, ekmeğimizi çalacakmış gibi çelme takmalar, kıskançlık haset damarı ile hırlamalar, gurur akan damarlarımızın neredeyse patlayacak noktaya gelmesi. Tüm bunlar bu stres-kaygı-korku çağında kuşatmış her yanımızı. Bu kuşatmayı yarmak için, topa tutuyoruz çevremizi ve aslında kalbimizin en derinlerdeki en narin örgülerini, liflerini. Hep koşuyoruz, durmuyoruz, dinlenmiyoruz, dinlemiyoruz, anlamaya ve anlatmaya çalışmıyoruz derdimizi. Evde, işte, trafikte, çarşıda v.s. her yerde. Sonuç mu, tabi ki hüsran. Nasıl oluyormuş gelin bakalım;

Aşkım, ben seni çok seviyorum.

Yapma ya. Nasıl oluyor o “sevmek” dediğin şey. Yoksa sadece yatak odasında mı? En son ne zaman mutafağa girdin ya da çocuğun dağınık odasını düzenledin? En son ne zaman aşkına bir sürpriz yaptın? En son ne zaman onun dünyasıyla ilgilendin ve sorunlarını dinledin? En son ne zaman evliliğin ya da birlikteliğin özgürlüğü kısıtlamak olmadığını davranışlarınla anlatmaya çalıştın? Eve geldiğinde asıl ve en önemli mesainin yeni başladığını ne zaman fark ettin? Evde yapılacak işlerin planına, iş yerindeki projen kadar önem verebildin mi?

Harika bir insanım, neden iş yerinde hep iletişim sorunu yaşıyorum ki!

Allah, Allah, demek harika bir insansın. O nedenle mi,

- İnsanların yanından geçerken selam vermiyor, gülümsemiyor, hal-hatır sormuyorsun.

- Telefonu açtığında insanlara ya alaycı, ya kızgın, ya da emredici bir tonda hitap ediyorsun.

- Yazdığın e-postalarda emredici, sorgulayıcı, şirketin sahibi gibi tavırlar koyuyorsun.

- Ağzındaki lafı eveleyip geveliyorsun ve bir türlü yaptığın hatayı kabullenmiyor, “kendimi bu konuda daha çok geliştirmeliyim” demiyorsun.

- Bir türlü dinlemiyorsun, anlamdan ahkam kesiyorsun.

- Sürekli eleştiriyor, hiç takdir etmiyor, hiç mi hiç bilgi aktarmıyor ve yardım etmiyorsun.

- Patronunun ya da diğer iş arkadaşlarının senin düşmanın olma ihtimali yüzde kaçtır? Gerçekten anlamayı ve ısrarla derdini aynı düşük tonda anlatmayı ve sadece işini çok iyi yapmayı denedin mi?

Bir türlü sosyal olamıyorum, bu insanlar neden benimle arkadaşlık kurmuyor, hiç dostum yok!

Yazık, yerinde olmak istemezdim. Sebepleri şunlar olabilir mi?

- Çıkar amaçlı ilişki kurduğun gözlerinden anlaşılmış olabilir mi?

- İlk iletişimi, ya da iletişimi devam ettirmeyi hep başkalarından bekliyor olmayasın!

- Vefa kelimesi senin için ne anlam ifade ediyor?

- Eğlenmeye gittiğinizde dahi iş konuşan “kolik” tiplerden olma ihtimalin nedir?

- Havalı, burnundan kıl aldırmayan, her şeyi bilirim edası senden bir şeyler götürmüş olmasın.

- İnsanları gerektiğinde düşündürmeyi, gerektiğinde de güldürmeyi başarabiliyor musun?

İşte tüm bunlar tarzdır, gayrettir, niyettir. Ve emin olun hemen fark edilir. Başaramayabilirsiniz, birinci olamayabilirsiniz ama çabalamak, ısrarla devam etmek en güzel ifade tarzıdır. “Dostların attığı gül bile incitir” derler. Varın gerisini siz düşünün. Bilinçli farkındalık ile sıfır noktasında durmayı ne kadar başarabiliyoruz ki! Bir çok kişi iletişime ya çok negatif ya da gereksiz pozitif noktalardan başlamıyor mu? Bilesiniz ki insanlar yalın, saf yaklaşımlar istiyorlar. Sizin sorunlarınız var da başkalarının yok mu? Sizin önceliklerinizle, değerlerinizle başkalarının bir olma ihtimali ne kadar olabilir ki!

“Benim tarzım bu. Kişiliğim, karakterim, fıtratım böyle ne yapayım” Pardon ama, savaşa davetiye çıkarmaktan başka bir şey değildir bu cümle. İş yerinde de, okulda da, evde de her yerde. Saygı kurallarını hiçe sayan, vicdan mekanizmasının çalışmadığı, sevgi dalgalarının yayılmadığı tüm iletişimler “çöp” tür arkadaşlar. Ve bu çöpler kişisel marka kaplarınızı siz fark etmeden iyice doldurur. Sonra atar atar bitiremezsiniz. Söylemedi demeyin.

Saygılarımla.

« « Gereksiz şeylerin esiri olmak !| Hedeflere ara vermek, ama nasıl olur ! » »

Toplam : 4 Yorum var

    Yasemin Sungur Haziran 15th, 2009 at 10:50 pm

    sevgili murat, eline sağlık, öncelikle seni kutluyorum tüm emeklerin ve çaban için…

    küpün içindekinin küpe zarar verdiğini bilirse ve sızdığında dışındakilere de zarar verdiğini bilirse, evet değişim için harekete geçer,

    peki, nasıl anlayacak? işte tüm mesele burada!

    kendimizi tanımak,
    olduğum ben, anlaşıldığım ben ve olmak istediğim ben’i şeffaf görebilmek.

    sonra ?

    sonrası için aynen nefes almak gibi, heran bu yukarıda saydığımız “ben” leri aynı çizgi üzerinde ve aynı noktada buluşturmak…:-)))

    sevgiyle, farkedin, fark ettirin ve devam edin…

    Yasemin Sungur

    Vadi Efe Haziran 18th, 2009 at 11:02 pm

    Elinize sağlık Murat Abi,
    düşündüren fakat pozitif tavrı olan bir yazı. Sevgiler

    Murat Esenli Haziran 19th, 2009 at 2:51 am

    Vadi, çok teşekkür ederim. Yazılarımın iki ana hedefini belirtmiş oldun. “Düşündürmek” ve “pozitif”e yönlendirmek.

    zühtü soylu Temmuz 7th, 2009 at 11:49 am

    murat bey bu yazıyı okuyupta hayatında birşeylere yön vermek istemeyen varsa onlar ya gerçekten çok iyi iletişim gücüne sahiptir ya da çok bildiğini sanan vurdumduymaz karakterli insan tiplerindendir. İnsanlar aslında bir tek şey (gurur) hariç herşeyi gerçekleştirme gücüne sahiptir. İstediğini gerçekleştiremeyen insan genelde bu gurur dediğimiz o bir kelimelik sözün esiri altında oldukları için çok şeyi silip atabiliyor. Pişman olsalarda artık dönüşü olmayan yollarda kendilerini kaybediyorlar. Denilir ya “Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır” diye. İşte bu tatlı sözü söylemek kolaydır ama önünde engel (gurur) olmadıktan sonra… Bu yazılarınızdan daha çok şeyler kazanacağımı biliyorum yazılarınızın devam etmesi dileğiyle kendinize iyi bakın…

Yorumunuz:


  • December 31, 1969 at 4:33 pm Burak Dönertaş
    küpün içinde ne varsa dışarı da o sızar Murat Bey.
  • December 31, 1969 at 4:33 pm Murat Esenli
    Çok doğru söyledin Burak, küpün içindeki değişir mi bilmem artık. Teşekkürler.

Add a comment on FriendFeed