Her gün, yeni bir fırsattır. Nefes aldığımızda tekrar verebilme nimetini yaşamak gibi. Geceye dalmak ve güne uyanmak. Bir gün önce olanlar vardır, bir de bugün olacaklar. Olacakları bilemeyiz, sadece düşündüklerimiz, planladıklarımız vardır. Her şey, her varlık gerçekliği ile durur karşımızda. Biz onlardan, onlar da bizlerden bir şeyler bekler. Dünün güzellikleri ve pişmanlıkları aslında hep asılıdır boynumuzda. Hep bir karne ile yatar, o karne ile kalkarız. Şimdiler de var mı bilemiyorum ama bir zamanlar İlköğretim karnelerinde “Hal ve Gidiş” diye bir not vardı. Karnenin sağ tarafındaki bu davranış notları Matematik, Türkçe gibi soldaki derslerden farklı bir bölümde olurdu. Yıllar sonra anladım bu sağ taraftaki notların çok ama çok daha önemli olduğunu.

Kişisel marka olmak önce ailede başlar. Yani yakın çevrenizde. Sonra günün büyük bölümünü kapsayan iş yerinde devam eder. Geriye kalan da geniş aile ve arkadaş, dost çevresi olarak devam eder. Çocuk için anne baba kişisel marka örneğidir. Eşler de en fazla birbirlerinin konumlanmasını anlamaya çalışır durur yaşadığı sürece.Ve artarak devam etmesi gereken saygı duymak, sevgi vermek gibi zorunlulukları vardır. Beklentiler de bu yönde gelişir. Öğrenci öğretmenden, çocuk babadan, işçi patrondan v.s. hep bir marka duruşu bekler. Ve bunu her gün, daha da gelişmiş halde görmek ister. İşte “hal ve gidiş” notu bu şekilde çevremiz tarafından sürekli verilir bize, boynumuzda asılı duran karneye yazılır. Bilirsiniz ya melekler de yazar. Meleklerin de sadece dini bazı gereklilikleri yazdığını mı düşünüyorsunuz. Onlar da iyiliği, güzelliği ve çirkinlikleri yazar. Yani hal ve gidişi.

Hedeflerimiz, ya yeni konumlanma süreçleri içindir ya da zaten karar verdiğimiz konumlanma stratejimizin gelişerek devam etmesi içindir. Nasıl ki ticari bir marka yeni bir ürünün lansmanında, hedef kitlesini seçer, pazarlama kanallarını ayarlar ve reklamını yapmaya başlar. Ya da olan bir ürününü aynı strateji ile pazarlayarak daha çok satmak ister. Biz insanlar da böyleyiz, pek bir farkımız yok aslında.

İster iş yerinde, ister evde, ister arkadaş çevresinde herkes tutarlı ve sürekli aynı mesajları almak ister bizden. Çünkü başkalarını etkileyen tutkularımız, hedeflerimiz, empati gücümüz, uzlaşmacı yanımız, heyecanlarımız, romantiklik ya da mantıklılık derecemiz, şefkatimiz, hoş görümüz, vizyonerliğimiz, proaktifliğimiz, sebatımız, aksiyonerliğimiz, ilişki gücümüz v.s. özelliklerimizdir. Duruş budur. Yanlış duruşlar algıları bozar, üzerinde bulunduğumuz sosyal zemin altımızdan kaymaya başlar. Ama ısrarla aynı mesajı, aynı sözü, aynı güveni vererek insanlara yaklaşmak bizi yıkılmaz bir sütun haline getirir. “Yıkılmaz” kelimesi de iddialı oldu. Günün getireceği kötü sürprizler o kadar çoktur ki bu duruşu korumak zannettiğimizden daha da zordur. Kişisel marka sütunu yara alabilir, sendeleyebilir, hatta yıkılabilir de. Ama önemli olan yaşandığı sürece tekrar, tekrar konumlanmayı başarabilmektir.

Akşam zaman ayıramadığınız çocuğunuza telafisi için bir sonraki gün daha çok zaman ayırın ve tekrar konumlanın. Bir gün önce yanlış imaj sunduğunuz müdürünüze ya da çalışanlarınıza gerçek “siz” i tekrar anlatın, algılarda konumlanın. Aile içi bir problemde gösterdiğiniz yanlış duruşu hiç zaman kaybetmeden değiştirin ve tekrar konumlayın. En önemlisi de, sabah hayır duaları ve iyi dileklerle yatağınızdan kalktığınızda, yüzünüzü yıkayarak aynaya baktığınızda kendinize karşı tekrar konumlanın. Boynunuzda asıl duran karnenizi gözden geçirin. Yaptığınız hiçbir hata için ümitsizliğe kapılmayın. Yaratılan her şey aslında sürekli yenilenerek tekrar yaratılırken, iyi genlerimiz dahi kötülerini etkilerken, vücudumuzdaki yaraları hücreler tamire çalışırken, her şey bu döngüde devam ederken siz siz olun konumlanma sürecinizi sekteye uğratmayın. Vazgeçmeyin. Ertelemeyin. Üşenmeyin.

Ticari markaların konumlanma stratejilerini çok iyi inceleyin. Sizin kişisel markanız bu şirketlerin maddi hedeflerinden daha mı az önemli yoksa.

En güzel hedefleriniz için, her gün az dahi olsa sürekli bir şeyler yapabilmeniz dileği ile.

Saygılarımla.

« « Asker Hastanesi’nde elektrikler kesilirse çamaşırlar elle yıkanır mı?| Arı gibi düşün, arı gibi düşün, … » »

Toplam : 5 Yorum var

    zühtü soylu Haziran 28th, 2009 at 11:05 am

    Bu yazınıza yorum yazmak için çok düşündüm acaba kişisel markamızla ilgili murat bey nelerin üzerinde çok durmuş nerelere daha fazla değinmiş diyerek 2-3 kere okudum. Sonrasında malum bu kadar güzel yazıda neler kazanırım diyerek düşündüm ve sonrasında yazınızın son kısımında yazılı olan ve benim prensiplerim arasında en öne koyduğum bir yazınızı “Üşenme-Erteleme-Vazgeçme”. İşte bu yazınızdan kendimle ilgili bu prensipleri örnek almam beni daha da mutlu etti. Bu güzel paylaşımlarnızdan dolayı Teşekkür ederim.

    Eğitişim Kariyer Enstitüsü Temmuz 1st, 2009 at 10:44 am

    Zühtü Bey’e katılıyorum. Fikirleri özellikle hayata geçirme konusunda daha istikrarlı ve ısrarcı olmamız gerekiyor.

    Serdar uslu Temmuz 3rd, 2009 at 10:33 am

    Gerçekten yazılarınız çok güzel ve bizim gibi halkla ilişkiler ve reklamcılık öğrencileri için yani iletişime dönük öğrenciler için güzel düşünceleriniz var başarılarınızın devamını dilerim…

    Murat Esenli Temmuz 3rd, 2009 at 12:21 pm

    Teşekkür ederim Serdar, faydalı oluyorsa ne güzel. Menüdeki “Tüm Yazılara Hızlı Bakış” bölümünden ilgini çeken başlıktaki yazıları okuyabilirsin. Yorumlarını beklerim. Sevgiler.

    Uğur Özmen Temmuz 6th, 2009 at 11:02 am

    Murat,

    Yazı çok güzel. Eline ve aklına sağlık. Şimdi sana çok önemli bir görev düşüyor.

    İşe giriş görüşmeleri sırasında, kendi markalarını nasıl yöneteceklerini gençlere öğretmek. Herkes ile AYNI formatta bir CV hazırlamak yerine ne yapılabilirden başlayıp… görüşmeyi İK’nın yönetimine bırakmadan nasıl kendi markalarını yöneteceklerini öğretmek…

    Sadece sana değil elbette… Fatmanur’a, İpek’e, Nurdan’a da..

Yorumunuz:


Add a comment on FriendFeed