Tony Buzan, Embracing Change ( Değişimi Kucakla ) adlı kitabında TEFCAS adlı bir değişim yönetim sürecinden bahsediyor. Açılımı şu şekilde;

- Deneme (Try)
- Olay (Event)
- Geri bildirim (Feedback)
- Kontrol (Check)
- Düzeltme (Adjust)
- Başarı (Succes)

En başta deneme var. Çünkü hayat denemelerden ibaret bir daire gibi döner durur. Öğreniriz, deneriz, başarısız olur tekrar deneriz. Buzan’ın metodolojisini herkes farklı kavramlarla uygulayabilir. Ama değişmek için denemek, girişmek, harekete geçmek gerekir. Tabi ki planlı bir şekilde. Her şeyi alt üst ederek değil. Denemeyen, hareketsiz kalan hiç bir varlık yaşamını idame ettiremez, çürür. Kendisini yokluğa hapseder. Örneğin çalışmayan, tembel, boş boş oturan insanlar en fazla can sıkıntısı çeken, psikolojik sorunlar yaşayan insanlardır. Bir çocuk yürümeyi, bir öğrenci okumayı, bir müdür daha stratejik olmayı, bir girişimci iş planını hazırlamayı dener, dener. Fırsatlar da, şanslar da yaşamdaki bu denemelere uygun bir şekilde denk gelir. Ama asla gökten mucizevi bir şekilde inmez, yoktan var etmek de Yaratıcı’nın iradesindedir o ayrı.

Deneme ile başlayan süreci doğal olarak bir son bekler. Ve bu son, insanda negatif ya da pozitif değişimler meydana getirir. Sadece başarıya odaklanmış süreçlerin sonucunda  çok fazla hayal kırıklıkları vardır. Korkular da gelir peşinden ve denemeler azalmaya başlar, hatta yok olur. Aslında sürekli yeniden yaratılıyor gibi devam eden, değişken bir evrende yaşadığımız unutulur. Yani büyük bir değişimin içindeki mikro değişimleri deneriz sadece.

Buzan’ın süreç aşamalarına baktığımızda her biri için özel değerlendirmeler gerektiği kesin. Her işimizde, her kararımızda, her hedefimizde bu gibi kuralları uygulamaya çalışırız. Aynı zamanda doğal akışında ölçmeye çalışırız bu aşamaları. Sonucu genelde başarı değildir buna emin olun. Ama deneme kapısı hep açık kalmalıdır. Cesaretin, risk almanın, yaratılıştan gelen devasa potansiyelin büyüsünü bozamamak gerekir. Vazgeçmek, vazgeçilen her ne ise onu yokluğa itmektir.

Başlığa dönecek olursak, “denedim olmadı” demek, içinde bazı yanlışların olduğu kuvvetle muhtemel demektir. Her denemede daha doğrusunu yapmak için çırpınır dururuz. Aynı şartlar devam ettiği sürece, denemelerden de aynı sonuçlar alınacağı çok açıktır. İşte bu noktada yine değişim devreye girer ve radikal kararlar alınarak şartlar ve hedefler değiştirilebilir.

Örneğin kişisel marka olabilmek adına denemediğim, yeterince çaba göstermediğim o kadar çok şey var ki ! “Cinnet derecesinde istedin ve çalıştın da olmadı mı?” diye sorsalar utanırım yani. Aşırı, dengesiz, yıkıcı adımlardan değil aksine istikrarlı, gelişen, değişen ama hiç pes edilmeyen hedeflerden bahsediyorum. Bu sayfalara yazdığım 150 yazı gibi bu yazı da bir denemedir aslında. Başarılı olma, ticari anlamda kazanç elde etme gibi ölçüler de konulabilir fakat denedikçe faydalı olma ihtimalinin artacağı zaten ortada.

Deneyin olmasın, geliştirerek tekrar deneyin. Öğrenen sistemler, nanoteknolojili yapılar kuran insanoğlunun öğrenememesi ve başaramaması mümkün değildir. Yeterince denemek şartı ile tabi ki. Daha önce yazmıştım 10.000 saat miydi neydi :)

Sevgilerimle.

« « Her karar, bir ticaret gibidir.| Gereksiz şeylerin esiri olmak ! » »

Toplam : Bir Yorum Var

    Gökhan Mayıs 28th, 2009 at 6:59 am

    Güzel bir konu güzel bir yazı daha görmek çok güzel. Bende konu ile ilgili ufak bir katkı vermeye çalışayım. Denemek gerçektende her tür girişimin baş aktörü.

    Denemek, hedeflediğimiz amaca ulaşmak için durmaksızın denemek insanı hedeflerine götüren en önemli yardımcısı. Ne zaman yılmadan bir konu üzerinde denemeler yaptıysam başarıya ulaştım. tersini yaptığım zamanlarda ise ya başaramadım yada kısa süreli tesadüfi başarılar elde ettim ve asla kalıcı olmadılar.

    Sanıyorum yapılan ısrarlı denemeler o konuyla aramızda görünmez bir bağ sağlıyor ve bizler konuyu içselleştiriyoruz. Yüzde yüz olmasa bile amaçlarımıza en azından yaklaşmayı bu sayede başarıyoruz. Bu konu ile ilgili en büyük handikap atalet denilen berbat ruh hali galiba. En azından ben bazen yapmam gerekeni bilmeme rağmen yapmayabiliyorum. Belki bir sonraki konu atalet konusu olabilir.

    Son olarak yazının konu ile harika bir örnek olduğunu düşündüğüm bir yaşam öyküsü hakkında bazı linkler veriyorum. Bu yaşam öyküsünün sahibini siteye marka insan olarak da önerdim. Bakalım Murat bey ne düşünecek. Bahsini ettiğim insan Chris Gardner. İlgilenenlerin mutlaka çok şey öğrenecekleri bir yaşam öyküsü var. İlk verdiğim linkde Chris Grdner ile ilgili Ahmet Altan’ın çok güzel bir makalesi var. Okumanızı öneririm. Saygılar…

    Linkler;
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6334056.asp?yazarid=150
    http://en.wikipedia.org/wiki/Christopher_Gardner
    http://tr.wikipedia.org/wiki/The_Pursuit_of_Happyness
    http://movies.about.com/od/thepursuitofhappyness/a/pursuitcg120806.htm
    http://www.chrisgardnermedia.com/

Yorumunuz:


  • December 31, 1969 at 4:33 pm Oğuz Serdar
    hocam bir gun boyunca blogunuzu en basindan sonuna kadar okuyup notlar alacagim. ortasindan basladim takip etmeye, her gun RSS'den degil de browserdan guncellenmis mi diye takip ettigim bir bloga sahipsiniz. tebrik ederim..
  • December 31, 1969 at 4:33 pm Murat Gök
    yine çok güzel yazmıssınız ve evet en az 10.000 saatti sanırım http://sethgodin.typepad.com/seths_blog/2008/12/10000-hours.html
  • December 31, 1969 at 4:33 pm Murat Esenli
    Teşekkür ederim arkadaşlar. Oğuz, bir günde okuma, sonra bıkarsın :) Notlarını bana da gönder arada kopya çekeyim. Murat, 10.000 saat için bir işe 5 yıl kadar mesai ayırmak yeterli mi acaba, ne dersin? Sevgiler.
  • December 31, 1969 at 4:33 pm Murat Gök
    mesaiye bağlı deyip kaçamak cevap versem? :) ancak çok çok emek vermek gerekiyor sanırım, selamlar

Add a comment on FriendFeed