istock_000000598049xsmall“Bir musibet bin nasihatten iyidir” derler. Doğrudur fakat gelin konuyu tersinden ele alalım, şu bin nasihatı nasıl alabiliriz, onu konuşalım. İnsan öğrenerek, deneyerek gelişen ama aynı zamanda öğrendiklerini unuttuğu için de sürekli tekrarlaması, hatırlaması gereken bir varlık. Ve anne rahmine düştüğü andan itibaren sonu olan bir yolculuğa başladığı için zamanın nasıl geçtiğini bir türlü anlayamayan bir varlık. Aslında zamanı anlamaya çalışmak, bir çeşit yarış içine girmek, zamanı yıpratıcı, sıkıştırıcı bir baskı unsuru olarak görmek de yanlış ama “algı” işte. Ölçüyoruz, planlıyoruz, uyguluyoruz ama yine de yetiştiremiyoruz, ulaşamıyoruz bir şeylere. Yani zor durumdayız aslında, maddi manevi en iyi donanıma sahip olsak da. Sürekli soruyoruz, danışıyoruz, düşünüyoruz, karar veriyoruz, doğru ve yanlışlar arasında gidip geliyoruz. İşte bu noktada nasihat ve musibet ikilisi herkes tarafından dile getiriliyor.

Kelimenin kendisi Arapça’dan geldiği için zaten kapsadığı bir çok anlam var. Dik ve sağlam duran bir sütun ya da bir söküğün dikilmesi gibi. Tavsiye, öneri, hatırlatma, kural, anlamlarını da biliyoruz zaten. İki türlü nasihat var bence.

1- Dış dünyamızdan aldıklarımız
2- İç dünyamızdan aldıklarımız

Her ikisi bir bütün aslında ama kaynakları ve uygulama şekilleri farklı.
Dış dünyamızdan aldıklarımız şu yollarla geliyor;

- Aile büyüklerinden
- Öğretmenlerden
- Kitaplardan
- Yaşadığımız olaylardan algıladıklarımız
- Arkadaş çevremizden

Kısaca dış dünyadan insanoğluna sürekli bilgi akıyor aslında. Her canlının, hatta cansızın yaşama olumlu ya da olumsuz kattığı bir şeyler var. Belli bir yaşa gelince aile koruması ve tavsiyeleri azalıyor, artık öğretmenimiz yok, çok çalışıyoruz ya para için kitap okumaya da zamanımız yok, arkadaş desen herkes kendi derdinde, yaşadıklarımız da bizi daha kötümser yapmaktan öteye gidemiyor. Demek ki dış dünyadan gelen nasihatler de azalıyor, bitme noktasına geliyor.

İşte tam bu noktada insan düşündükleri ve algıladıkları ile kendine nasihat etmeye başlıyor. Her bildiğini, her uyguladığını doğru varsayarak tabi ki. Ama olmuyor, aslında bildiklerinin yeterli olmadığını, algılarının yanlış olduğunu ama bir yandan da koca bir ömrün geçtiğini fark ediyor. Geçmişi düzeltmeyeceğimiz apaçık ortada. Aslında geleceğin de bize neler getireceğini de bilmemize imkan yok. Öyleyse musibet beklemek yerine nasihatlere kulak vermeye tekrar başlamak gerek.

Son zamanlarda teknolojinin, internetin, sosyal medyanın neden daha hızlı geliştiğini ve paylaşıldığını zannediyorsunuz. İnsan yalnızlaşıyor, insan kendini keşfetmek istiyor, paylaşmak, iletişimi güçlendirmek, en doğru bilgiye sahip olmak, en başta iç dünyasında ait mutluluğunu sağlama almak istiyor. Ve tüm bu yaşam adımlarını kontrol altına alabilecek, sürekli hatırlatma yapacak, geri bildirimlerde bulunacak sistemler üretiliyor artık.

Peki şu bin nasihat, hem de aynı konu için nasıl alınacak? Bu işin bir yazılım programı ya da robotu filan yok arkadaşlar. Bir şekilde, bu bin nasihatı almamız gerekiyor. Yetmediğini düşünüyorsak yeni “bin” adet daha nasıl alabiliriz ona bakmak gerekiyor. Bıkmadan, kızmadan, vazgeçmeden, sebatla.

 İşte musibet gelmeden benim acizane nasihatlerim de şöyle;

1- Öğrendiğiniz, doğruluğunu hiç sorgulamadığınız mantık ve düşünce sistematiğinden kurtularak artık beyin ağırlıklı değil de kalp ve vicdan ağırlıklı mekanizmalar kurun kendinize.

2- Güçlendirmeniz gereken eksik yönleriniz için kendinize bir hatırlatma ve raporlama sistemi oluşturun ve sıkı takip edin.

3- Arkadaşlarınız, dostlarınız tamam ama bir çeşit gönüllü danışmanlarınız, mentorleriniz, koçlarınız olsun.

4- Hem yakın tarihe, hem daha eskiye bakın. İnsanların, toplumların hangi aşamalardan geçtiğini ve nerelerde çaresizlik içinde yaşam sürdüklerini iyi anlayın.

5- İster kendi ailenizden yaşlı, tecrübeli, gün görmüş insanlardan bir şekilde bilgi akışını sürekli sağlayın. Atalarımızı göremiyoruz ama atasözlerimizi hepimiz bilyoruz değil mi!

6- Dış ve iç dünyanıza bilgi, tavsiye, öneri hatırlatma akışını kesen ne varsa hayatınızdan çıkarın. Emin olun gereksizdir.

7- Kendinize zaman ayırın. Çocuk, eş, iş, akraba v.s. tamam da sizi sizden başka yönetebilecek kimse yok ki. Kader sebep sonuç ilişkilerini her zaman ezmez. İradeye müdahele değildir. Ama neticede bana göre yine de yazılıdır. Sadece Yaratıcı değiştirebilir.

8- Tarih aslında aynı şeyleri farklı zamanlarda farklı insanlarla yazar, tekerrür eder. İnsan da her gün, bir önceki gün düşündüklerinin % 90 aynısını düşünür. Demek ki karşı çıkmak, devrim yapmak, kalıplaşmış alışkanlıklardan vazgeçmek gerekiyor.

9- Çok değil on madde yazın ve bu maddeler için her gün, her ay, her yıl ne yaptığınızı, nasıl yol aldığınızı inceleyin. Göreceksiniz ki aslında size yardım eden kimse yok bu hedeflerinizde aksine köstek olanlar dahi var.

10- Düşüncelerinize sahip çıkın artık. Yaşamınızı düşüncelerinizin şekillendirdiğini unutmayın. İç dünyanızdan gelen nasihat akışını sürekli, kesintiye uğramayacak hale getirin. Ve bunu dıştan alcağınız yardımlarla destekleyin. Web programları mı olur, not defteri mi olur, Excel hücreleri mi olur bilmem. Unutmanın doğallığını kabul ederek hatırlama, hatırlatma önlemlerini alın. Ve saatleri değil saniyelerden daha kısa süreleri düşünce aşamasındayken planlayın. Görerek, duyarak, hissederek nerelere yol aldığınızı bilin.

Biliyorum şu son madde ağır oldu. Ama insanın kendisi de kolay bir yaratık değil ki. O kadar kolay olduğunu düşünüyorsanız musibetleri beleyebilirsiniz. Asla kontrol, kural, takip manyağı olun demiyorum. Tam tersi daha yalın, daha basit, daha doğal yöntemlerden bahsediyorum.

Binlerce nasihatı, en hızlı, en kolay ve sürekli şekilde alabilmeniz dileği ile. Aslında fayda etmeyecek ve yine musibet daha etkili olacak bilyorum ama keşke musibetler tekrar etmese artık hayatımızda.

Saygılarımla.

« « Basit gibi görünen bilgilerin Google’da ne kadar arandığını biliyor musunuz?| İş geliştirme, iş analisti, teknik analist ne demek? » »

Yorumunuz:


Add a comment on FriendFeed