Kişisel markalaşmayı özünde insanın içe doğru yolculuğunda katettiği mesafeler olarak görüyorum. Keşifler, değişimler, gelişmeler, duraklamalar, tatminler v.s. Düşünüyoruz, hayallerde geziyoruz, davranışlarda bulunuyoruz. Her şeyin bir birini etkilediği ve denklik içinde devam ettiği dünyada öylesine kararlar alarak uyguladığımızı mı zannediyoruz? İnsanlığın hangi felsefi düşünce akımlarından nasıl etkilendiğini, tarihin hangi dönemeçlerinde medeniyetlerin yüzyıllar boyunca nasıl düşünce esareti altına alındığını ve tüm insanların da kendilerini ancak bu çerçevede ifade edebildiklerini anlayabiliyor muyuz? Filozoflar, yaşamın ve insanın ne anlama geldiğini anlayabilmek için, her türlü bilgi kaynağını sorgulayarak toplumlara yön vermediler mi? Ve tüm yaşam biçimleri de din adına, bilim adına şekillenmedi mi?

Evet, düşünce sistematiğinizden, giydiğiniz ayakkabının şekline ve uygulamaya çalıştığınız temizlik kurallarına varana kadar her şey neden ve sonuç ilişkisine dayanıyor. Genlerinizden, kişilik ve karakter kodlarınızdan, sosyal çevre kazanımlarınızdan, okullarda aldığınız bigi ve yaşam tecrübelerinize varana kadar her şey size ve tabi ki tüm dünyaya yön verdi. “Trend” diye bağlandığımız şeyler gökten inmedi. Birileri tarafından ısrarla uygulandı, reklamı yapıldı ve bilincimizi şekillendirdi. Zaten yanlış algılar ile boğuşan insan karşılaştığı her bilgi ve akımın ne derece kendisine uygun olduğunu ne kadar sogulayabiliyor ki. Televizyonda seyrettiğiniz, internette okuduğunuz, gördüğünüz bir şeyi değiştirebiliyor musunuz? Hayır. Sadece eleştirebiliyor ya da zor da olsa vazgeçmeye çalışıyorsunuz. Peki bu bilinci 5 ya da 13 yaşındaki çocuğunuz uygulayabilir mi? Hayır. Öyle ise nedenlerin ham maddesi olan bu çocuklar yaşlandıklarında bu nedenlerin sonuçlarını yaşayacaktır.

O nedenle “bilinçli farkındalık” diye bir kavram vardır. Yani ne düşündüğünü, ne yaptığını, nereye yolculuk ettiğini bilmek. Ve ona göre yaşama yön vermek. Bir anlamda sürekli kendini keşfetmek. Davranışlarımızın hangi düşüncelerden yola çıktığını ve bu düşüncelerin de hangi derinliklerden gelerek hayalimizi sarıp sarmaladığını bilmek.

“Küreselleşme” kavramında bazı yalanlar gizlidir. İletişim ve ilişki dünyasının gelişmesi açısından bu ifade doğrudur fakat insanların, milletlerin tutumları açısından doğru değildir. Hırslar, egolar, tatmin duyguları, kıskançlıklar ve düşmanlıklar daha içsel dürtülerle yoluna devam ediyor bildiğiniz gibi. Yalnızca, bazı araçları, kendi çıkarları için verimli kullananlar başarılı oluyorlar ve toplumlara yön veriyorlar.

Fizikteki etki-tepki kanununu unutmayalım. Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlara ulaşamayacağımızı da. Bugün düşündüğünüz şeylerin dünkülerle % 95 oranında aynı olduğunu da. Beynimizin arka lobunun biz sürekli aynı şeyler yaptırmaya zorladığını da. Ve insanın sürekli unutan, aldanan, hayvani ve insani yanlarının kıldan ince bir sınırla ayrılmış olduğunu da. İki hırs kategorimiz olduğunu “bunlardan birinin insan olmak, diğerinin de hayvan olmak” olduğun da  … Unutmayalım lütfen.

 Nedenlerin odunu, sonuçların da ateşi olmamanız dileği ile.

Saygılarımla.

« « Kişisel marka olmak, popüler kültürün dayatması mı?| “Ortaya karışık bir salata” değildir hayat ! » »

Yorumunuz:


  • February 12, 2009 at 10:54 am MugeCerman
    "Nedenlerin odunu, sonuçların da ateşi olmamanız dileği ile." ellerine sağlık Üstad yine ders alınacak bir yazı olmuş. Teşekkürler paylaştığın için.
  • February 12, 2009 at 12:41 pm Murat Esenli
    Bu dileğimin olması için çok dikkat etmem gerekiyor Müge Üstadım. Ben teşekkür ederim.

Add a comment on FriendFeed