2007 yılında, yazmaya çalıştığım – kitaba benzeyen – on bölümlük kitapçığın sonucunu burada yayınlamak istedim. Web sayfamın eski versiyonunda bir ara hepsi vardı ama pek hit almadığı için okunduğunu sanmıyorum. İlgilenen olursa iletebilirim.

SONUÇ; Marka Sizsiniz, Reklamınızı Yapın !

Kitabın adı da bu cümle idi değil mi! İnanın bu kitabı okurken bile, o kadar çok tekrar edildiği halde marka olduğunuzu unutmuş olabilirsiniz. Özellikle de değer biçilemez hayat hikayenizi.

Yoldasınız, hayat yolunda. Başı da belli, sonu da. Figüran değilsiniz tabi ki, ama her şey de sizin elinizde değil. Bu filmin bir yönetmeni olduğu gerçek. İradenize bağlı bir hayat yaşıyorsunuz. Düşünüyorsunuz, algılıyorsunuz ve uyguluyorsunuz. Doğru ya da yanlış olduğu sonra ortaya çıkıyor. Siz nasıl olayları ve kişileri algılıyorsanız başkaları da sizi öyle algılıyor. Tüm ticari markaların pazarlama yöntemleriyle algıları yönetmek istediği gibi, siz de aslında bunu istiyorsunuz. Ve başkalarının gözünde marka kimliğinizi ortaya koyuyorsunuz.

İnsan, belli boyutları kavrayabilen, belli desibel sesleri işiten ve beyninin çok az kısmını kullanabilen bir varlık. Ama öyle bir sistem var ki her şeyden bir anlam çıkarıyor, aslında hiç bir şeyi unutmuyor, sürekli parçaları birleştiriyor ve kararlar veriyor sizin hakkınızda. İyi, kötü, çirkin, tembel, başarılı, hırslı, ukala v.s.

Bu süreci yönetmek zor mudur? Evet. Fakat bir insanda saklı o kadar çok özellik vardır ki kendi reklamını yapabileceği. Hem de hemen hemen bedava. Şirketler milyonlarca dolar para harcıyorlar reklama. Yani bir açıdan çevremizdeki insanların algısını yönetmek, olayları yönlendirmek bir o kadar da kolay gibi.

Şöyle bir soru sorsak kendimize ve bir oyun oynasak. Eğer siz bir şirket ya da patentli bir ürün olsa idiniz, reklamınızı nasıl yapardınız? Şirketler reklam çalışması yaptırmadan önce neyi vurgulamak istedikleri konusunda stratejik çalışmalar yaparlar ve reklam ajanslarına brief verirler. Reklam ajansı da gerekli çalışmayı yaparak şirkete brief sunar ve öneriler getirir. Ve bu önerilerden birine karar verilir. Şirketler sadece televizyonda reklam filmi oynatmaz, gerekli tüm reklam mecralarını kullanır. Hedef kitlesini sürekli takip eder ve onlara ulaşmaya çalışır.

Adınız ve soyadınızdan oluşan markanızın reklamını yapmak için tüm bu aşamaları uygulayın bir oyun gibi. Bakın ne güzel şeyler keşfedeceksiniz kendinizle ilgili. Kaç yıllık bir markasınız, nasıl bir geçmişiniz var, nereye gitmek istiyorsunuz, kısa ve uzun vadeli hedefleriniz neler, güçlü ve zayıf yönleriniz hangileri gibi soruları sıraladığınızda ortaya gerçekler çıkacaktır. Bu gerçekler size reklam filmini çektirir. Siz yine de bu reklam filmini çekmek zorunda değilsiniz ama tüm yaşamınızda, davranışlarınızla uygulamak zorundasınız.

Tüm bu anlattıklarımız “kendini bilmek” le ilgili. Ve düşüncelerimize yön vermekle tabi ki. Ve başkalarının düşüncelerini yönlendirebilmek. Önce sıfır noktasını keşfetmek gerekiyor hayatta. Hani o kaybettiğimiz, negatife mi, pozitife mi hangi yöne doğru uzaklaştığımızı bilemediğimiz sıfır noktasını. Ya da aynı kısır döngü çemberinde döne döne hayatı boşa harcadığımızı. Farketti iseniz sürekli bir sorgulamadan bahsediyorum. Evet bazen acımasızca yapmamız gereken de bu, fakat büyük resme bakarak. Hayatınızda hep olumsuz yönleri düşünerek marka olamazsınız. Önce kendinizi sevmeli va takdir etmelisiniz. Yaşam nimetine şükretmeyi bilmelisiniz.

Marka bildiğimiz ünlü insanlar da yazdığımız bir çok şeyi uyguluyorlar. Ama zengin oldukları ya da nüfuzlu aileden geldikleri için değil çoğu zaman. Giyimlerine, konuşmalarına, duruşlarına, çevrelerine, stratejik hedeflerine v.s. bir çok şeye dikkat ediyorlar. Ve dikkat ettikçe daha da marka haline geliyorlar. Bunları yapmak için para gerekiyor mu? Evet, ama herkesin dünya çapında ünlü olması gerekmiyor ki! Kendi çövresinde saygın bir marka duruşu sergilemesi yeterli.

Genelde insanlardaki kanı şu şekilde. Doğduğunuz, büyüdüğünüz aile, çevre nasılsa daha fazlasını yapamazsınız. Eskilerin bir sözü vardır, yöresel olduğu için pek bilinmeyebilir. “Zahterden messez olmaz” derler. Zahter, bildiğimiz kekiktir. Messez de, af buyurun hayvanları yönlendirmek için kullanılan uzun sopalardır. Yani küçücük bir bitki, büyük bir sopa haline asla gelemez. Yani büyük bir kadercilik ve öz güven eksikliği gibi görünüyor. Bir yandan da belki hırsın esaretinden kurtularak hayatı akışına bırakma düşüncesi. Halbuki yaşamın hangi fırsatları karşımıza çıkartacağını bilemiyoruz. Ne kadar hırslı olsak da bazı şeyleri yapamıyor, bazen de şans üstüne şans yakalıyoruz. Önemli olan hayatın tüm aşamalarını dolu dolu yaşamak ve değerlendirmek.

Kişisel markalaşma öylesine uydurulmuş bir kavram değil, aksine hayatın ta kendisidir. Her ne kadar sadece elit kitlenin, zengin zümrenin uygulayabileceği bir şeymiş gibi lanse edilse de bana göre öyle değil. Bana göre herkes belli aşamada bir marka. Sadece üniversite okuma ya da şirket sahibi olma ile ilgili bir şey değil. Bu işin tabi ki bir sıralaması var. Fakat bu sıralama insanın kendi çevresi içinde ele alınmalı.

Daha çok iş dünyasında konuşulan ve yaşam koçlarından , imaj danışmanlarından paralı hizmet alınan kişisel markalaşma konusu son yıllarda daha da önemli hale geldi diyebiliriz. İnsanlar artık daha özgür, daha donanımlı, daha rahat, daha fazla iletişim kanalları ile, daha dışa açık yaşamak istiyor. Bireyselliğe düşkün ama güçlü networkler keşfetmek istiyor.

Dünya ekonomisi de bu şekilde. Sosyo ekonomik gelişmeler de davranışlarımıza yön veriyor. Bu trendlerin gerisinde kalanlar zaten hiç bir çevrede tutunamıyor ve kabul görmüyor. Bu kitapta belki çok az bahsettik ama entelektüel bilginin, ya da trendleri takip etmenin gücü markanıza çok şey katıyor. Bazı konularda az ve öz bilgi sahibi olmak ve gerektiğinde o bilgileri kullanmak çok önemli. Bildiğiniz gibi ünlü ve güzel olduğu halde yaşadığı ülkenin Cumhurbaşkanının adını dahi bilmeyen çok var ülkemizde. Okumak, keşfetmek, geliştirmek ve bunu yeri geldiğinde satmak markanıza büyük değer katar.

İmaj, bilinç üreten bir dünyada yaşıyoruz. Bir çok şey yapay olarak hayatımıza giriyor ve moda denilen argümanları kullanıyoruz. Arabalar, giyimler, eğlenceler. Yani bir şeyler tüm zihnimizi, düşüncemizi yönlendiriyor. Kendimizi farketmiyoruz bile bu çarklar içerisinde. Sonra marka olan, ün yapan, başarılı olan ya da gerçekten bizi yönetenleri eleştiriyoruz, kıskanıyoruz. Ama kendimiz için pek de doğru olan şeyleri yapmıyoruz. Üniversite okuyoruz, iş hayatına atılıyoruz, kariyer yapmaya çalışıyoruz. Eğitimli ve biraz da paralı olduğumuz halde içimizdeki gücü, enerjiyi, değeri çok azımız farkediyoruz. Bu farkındalık bazen artıyor, bazen azalıyor. Gidiyoruz kitapçılara ve sürekli kişisel gelişim kitapları alıyoruz. Okuyoruz, ama sadece okuyoruz ve kitaplığa bırakıyoruz. Okuduklarımızın ne kadarı zihnimizde kalıyor ve ne kadarını uyguluyoruz acaba.

Tüm bu yazdıklarım en başta kendim için geçerli. Kişisel markalaşma ile ilgili kitaplar yazan, seminerler veren ya da yaşam koçluğu yapan her insan da süper bir marka değildir. Herkes kendi çapında markasına güç katmak için çalışmaktadır. Sadece bilgi ve analiz gücünü başkalarından daha fazla ortaya koyarlar, o kadar.

Bu kitap bitti. Şimdi oturduğunuz koltuktan kalkın ve gidip çocukluğunuzdan itibaren tüm fotoğraflarınıza bakın ve her yaşam yılınızda hatırladığınız önemli adım taşlarını yazın bir kağıda. Güzel hatıraları da, kötü hatıraları da. Başarılarınızı ve özellikle başarısızlıklarınızı da. Geçmişte olaylara bakış açınızla şimdiki arasındaki farkı bulun. Geldiğiniz yaşa kadar çevrenizde nasıl bir etki, katkı yarattığınızı, nasıl algılandığınızı ölçün. Hayalini kurduğunuz bir yaşamda olmadığınız ortaya çıkacaktır büyük ihtimalle.

Şimdi geçmişin fotoğraflarını bırakın, ve geleceğe bakın. Bilmediğiniz ama iradenizle kader çizgisinde devam edeceğiniz yolculuğa. Yani hayal ettiğiniz geleceğin fotoğrafını çekin ve zihninize yapıştırın. Hedeflerinizi tekrar koyun, aynaya tekrar bakın, marka kimliğinizi daha sağlam ve daha farklı nasıl tekrar konumlandırabileceğinizi düşünün. Sürekli kişisel gelişim kitaplarından değil de biraz da pazarlama kitaplarından faydalanın ve şirketlerin yaptıklarını kişiler nasıl yapabilir diye araştırın. Ve düşündüklerinizi ertelemeden sürekli ortaya koyun. Küçük ya da büyük, riskli ya da risksiz tüm adımları sırayla atın.

Unutmayın, marka sizsiniz, reklamınızı yapın!

« « Kişisel markalaşma, “size özel” markalaşma| Nedir bu önceliklendirme hatalarından çektiğimiz. » »

Toplam : 3 Yorum var

    Muge Cerman Ocak 27th, 2009 at 7:04 am

    Üstadım;
    Kitabı yayınlayacağın günü heyecanla bekliyorum demek abesle iştigal belki ama, bu yazılanları herkesin okuması gerek. Teşekkürler yazdığın ve paylaştığın için.
    Sevgi ile kal…

    hakan uslan Şubat 25th, 2010 at 2:40 am

    on bölümlük kitapçığınızı okumak isterim. Mail adresime gönderirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.

    Murat Esenli Şubat 26th, 2010 at 7:58 am

    Merhaba, pdf formatıında düzenleyerek size iletirim. 3 yıl kadar önce, çok amatör bir çalışma idi aslında. Teşekkürler.

Yorumunuz:


Add a comment on FriendFeed