Okuyoruz, araştırıyoruz, eğitimler alıyoruz, eğitimler veriyoruz, tecrübeleri örnek alıyoruz, planlar yapıyoruz, hedefler koyuyoruz. Ama yine de önceliklendirmeleri doğru yapmadığımız için “ah vah tüh” diyoruz.

İş dünyasından bir örnek verelim. Hizmet, servis, bakım sektörü olsun. Acil diyorsunuz, “tamam bu akşam mesai sonuna kadar olmazsa yarın kesin” diyorlar. Yarın oluyor, yarı mesai bitiyor ne gelen var ne giden. Soruyorsunuz, not almıştım, haber vermiştik diyorlar. Dersiniz ki müşterilerinden gelen tüm talepler acil ve öncelikli hale gelmiş. Yalan. Bazen de “not aldım” diyerek servis departmanına iletmeyenler var, bunlar daha da vahim, söylenecek söz yok.

Hizmet sektörü gibi biz de kişisel markalaşmamıza hizmet ediyoruz. Tüm kabiliyetlerimizi gelişimimiz için seferber etmek istiyoruz. İstiyoruz ama yıllar geçtiği halde bir çok şeyi yapamadığımızı, artık daha da zorlandığımızı farkediyoruz. Bir çok kişinin hedefinde “spor yapmak, doğru beslenmek, yabancı dili geliştirmek, daha çok gezmek” gibi hedefler vardır. Ama bir türlü yapılamaz. Çünkü araya başka şeyler girmiştir. Ne kadar önemli, öncelikli şeylerdir bilmeyiz, kafa da yormayız hani.

Duygusal zekamızı, yani bana göre kalbimizle düşünmeyi yönlendiren, talimat veren biz değil miyiz? Beynimizi sistematik şekilde yönlendiren de biziz. Peki, nerede yanlış yapıyoruz? Yalın, basit, uzun vadeli,
önceliklendirilmesi doğru yapılmış planlar yapmıyoruz. Harekete geçmek için, kusura bakmayın, hep birilerinin bizi “dürtmesini” bekliyoruz. Kangren olmuş vakaları hala iyileştirmeye çalışıyoruz anlamsız yöntemlerle. Radikal tavırlar alamıyoruz bizi oyalayan “şeyler” e karşı. Hayır diyemiyoruz, aman kimse üzülmesin diye.

Bir taşı yerden kaldırmak için gereken güç ne ise onu uygulamak zorundayız. Acı çekmeden ne beden, ne de ruh gelişir. Bakın başarılı sporculara. Bakın bilim adamlarına. “Etkili İnsanların Yedi Alışkanlığı” gibi bir çok kitap okumuşuzdur. Ama bir türlü yazamayız kendi kitabımızı. Bizi atalete, kısır döngüye, çaresizliğe, girdaba sürükleyen karmaşayı bir türlü fark etmeyiz. Hatta bunları fark edemediğimizi dahi fark etmeyiz. Aymazlık, unutkanlık, nefsin hoş perdelerle önümüzü kesmesi gibi. Dakikalarda, saniyelerde, detaylarda,
korkularımızda, düşüncelerimizde kaybolur gider önceliki ihtiyaçlarımız.

Gelin son 5 ya da 10 yılda yapmak istediğiniz, ama bir türlü yapamadığınız ( bahaneleri unutun) üç maddeyi yazın. Bu maddeler, üzerine düşmediğiniz için yıllar sonra yaşamınızı derinden etkileyen maddeler olsun. Örneğin, sağlığınızı, maddi kazancınızı, sosyal network mutluluğunuzu etkilemiş olsun.

Ve bugün, şu dakikadan itibaren nasıl önceliklendirme yaptığınızı düşünün. Her biri için üç renkli küçük kağıt yapıştırın masanıza, ekranınıza, klavyenize, cep telefonu ekranınıza, evdeki aynanıza v.s. Yanlış anlamayın, ümitsizliğe kapılmayın ama göreceksiniz ki yine yapamayacaksınız. Çünkü alışkanlıklarınız refleks davranışlar haline dönüşmüştür. Beynin arka lobu sizi hep aynı şeyler yapmaya zorlayacak. Daha radikal kararlarla bir şeylerden vazgeçmek zorunda kalacaksınız. Uykudan, yemekten, gezmekten, tembellikten v.s. Ve belli bir eşiği geçince biyolojik saatiniz dahi buna göre işleyecek. Beyin programlanmış olacak.

Şirketlerin müşterileri için yapması gereken de budur, kişilerin markalaşma süreçleri için de. Bu konuda bencillik yapın lütfen. Önceliklerinizi kimsenin, hiç bir şeyin engellemesine izin vermeyin. Benim böyle bir kaç maddem var ki, yıllardır gerçekten başarısızım. Ama geçen yıldan başlayarak daha fazla sorguluyorum, ısrarla üzerinde duruyorum ve çözümlerini de buluyorum sanki.

Başarılar.

 

« « SONUÇ; Marka Sizsiniz, Reklamınızı Yapın !| 5 temel kriter » »

Toplam : Bir Yorum Var

    hülyakonar Ocak 30th, 2009 at 10:13 am

    Pazartesi günü başlanacak diyetlerin hiçbir zaman başlamaması örneği geldi aklıma…

    Konulan hedeflere başlanamamasına sebep, onların gerçek hedef olmaması olabilir diye düşünüyorum.
    Hedef ve istek birbirine karıştırılıyor olabilir…

    Hedef koymak ve onu gerçekleştirmek için uğraşmak , birisine aşık olmak ve onu elde etmek için çırpınmak her yolu denemek gibi birşey olmalı bana sorarsanız…Adı olmalı,kim oduğu,ne olduğu bilinmeli…

    İngilizcemi geliştirmek şeklinde konulan bir hedef bana göre hedef değildir.Tarih yok,yer yok,ek bilgi yok,bunu niye istediğine dair bir iç bilgi yok.Sadece sarı çizmeli Mehmet Ağa var:)

    Konulan hedefler net olmalı ve iç motivasyonu yüksek tutacak şekilde olmalı.İngilizcemi ilerletmek istiyorum.
    Niye?Çünkü şuan için bu pozisyonda çalışıyor olsam bile yakın bir zamanda terfi almalıyım,ben bunu hakediyorum,bunun içinde kendimi geliştirmeliyim.
    Nasıl?Bunada ilk olarak ingilizcemi ilerleterek başlayabilirim.İngilizce dilini biliyor olmak benim çok işime yarayacak.
    Peki.Acaba konuşma kurslarına mı yazılsam yoksa gramer ağırlıklı kurslara mı katılsam.Acaba hangisinden daha fazla fayda sağlarım.
    Tamam konuşma gruplarına katılıyorum kararımı verdim,önümüzdeki haftasonu sabah erkenden kalkıp kursa kaydımı yaptıracağım.Tabi bunun içinde şimdi işimden fırsat buldukça internetten bu konuda uzman eğitimciler nerede var , bakıp bulmalı ve alternatifler üretmeliyim.Böylece haftasonumu kurs kurs gezerek harcamam ve işimi kısa sürede bitirir haftasonu keyfime devam edebilirim …

    Belki sorulsa söylemeyebilirler ancak ben ingilizce kursuna giden pekçok kişinin sadece birşeyler yapıyor olmak için o kursa gittiğine bahse girerim.

    Siz yabancı dil örneğini vermişsiniz bende onun üzerinden gittim Murat Bey.Aslında bu hayatımızın her anı için geçerli.Hedeflerimiz olmalı.Gerçekleştirilebilir ve sonucunda bize fayda sağlayacak, değer katacak hedeflerimiz olmalı…Bunları belirleyebilmek içinde ilk önce kendi kişisel misyon ve vizyonumuzu bilmeliyiz inancındayım…

    Sevgiler,selamlar.

Yorumunuz:


Add a comment on FriendFeed