“Marka Sizsiniz” kelimeleri yalnızca motivasyon ifadesi değildir. Evet, içinde bir değer, saygı, hedef, uyarı barındırıyor fakat tüm bunlarla birlikte asıl odak noktası, insanın kendisinden kaynaklanan düşünce dünyasının aksiyona dönüşme sürecidir. Başlangıç noktası “kişi” olunca tüm hazırlıklar, hedefler ve sonuçlar da bu kişinin kendi kodlamalarına göre olacaktır. Yani 30 yaşında bir insan, her hangi bir yaşam modelini örnek alarak “ben de aynen böyle olacağım” diye ısrar ederse tüm çabaları hüsran ile sonuçlanabilir. Ve doğal olarak suçlamalar, bahaneler, tatminsizlikler ve manik – depresif durumlar ortaya çıkar.

Peki bu “kodlama” larımız nereden geliyor, nasıl oluşuyor, değiştirilebiliyor mu? “Kodlama” deyince aklınıza hemen genetik kodlamamız, yani “genom haritası” gelmiş olabilir. Tabi ki bizi etkileyen parametrelerden biri budur fakat tek etken değildir. Yedi soydan gen aldığımız söylenir, doğrudur. Fakat anne karnında dokuz ay keyifli bir yaşam sürerken dahi çevresel etkilere maruz kalırız. Örneğin son zamanlarda duyduğum bir örnek; “bir anne adayının hamile iken beslenme şartları ne ise bebek de bunu öğreniyor ve kabulleniyormuş. Doğduğunda da aynı tarzda beslenmeyi tercih ediyormuş. Örneğin açlık, sefalet içinde doğum yapan bir annenin bebeği de, bu yaşam tarzına alışmış şekilde doğuyor. Hatta fazlası verildiğinde vücut tepki veriyormuş.” 

Sosyal çevre etkisi de bu şekilde ta anne karnında iken bebeği etkiliyor. Karakterimizin nasıl olacağına dair desenler de burada oluşmaya başlıyor. Doğumdan itibaren anne, baba ve çevre faktörü ile beynimiz programlanmaya devam ediyor. Gelişime açık ya da kapalı potansiyellerimiz de belirginleşiyor. 0-5 yaş arasında davranış kalıpları, benlik, mizaç, karakter ve kişiliği yapılandıracak bir çok temel taşı diziliyor. İnsanın kendini, benliğini keşfetmesi ile tüm düşünme modelleri de ortaya çıkmış oluyor.

Bu konular sıkıcı gelebilir ve bu yazıyı her an kapatmaya hazırlanıyor olabilirsiniz. Çünkü bu bilgileri okullarda hep not korkusu ile öğrendiğimiz, ya da “fazlasını psikolglar öğrensin” diye düşündüğümüz için insanın yaratılıştan gelen özelliklerini ve yaşam sürecini bir türlü kavrayamıyoruz. Söz veriyorum tüm bunları size anlaşılır bir “diagram” halinde sunacağım ileride. Ve şaşıracaksınız , zaten 5 yaşına kadar her şey bitmiş diye. Evet bir anlamda doğru ama işte asıl mesele burada başlıyor. Tüm bunların bizde “nasıl” durduğunu öğrenmemiz gerekiyor. Örneğin kişilik tiplerini hayvan benzetmeleriyle yapan bir test ve eğitimi var. Panter, Yunus, Baykuş ve Tavus kuşu gibi. Her birinin özellikleri farklı. Artık insan kaynakları ve yönetim danışmanlığı firmaları bu gibi testleri uyguluyor çalışanlara ve ona göre yetkinlikleri geliştiriyor, modeller  belirliyor, yetkiler veriyor. Hani, tüm bunlar halk dilinde “insan sarrafı” olma anlamına geliyor doğrudur fakat insan sarrafı olmak için de 60 yaşını mı bekleyeceğiz!

Şimdi tekrar başa dönelim ve soralım kendimize. Kişisel markalaşma adımlarımızı kendimizi tanıyarak, tanımlayarak ne kadar “bize özel” şekilde atabiliyoruz? Yoksa çevremizde her gördüğümüz ünlü, başarılı kişiyi model alarak karmakarışık alt kişilik maskelerine mi bürünüyoruz. 2009’a girerken ben dahil her yerde, hedeflerle ilgili yazılar, öneriler okudunuz. Ocak ayı bitiyor neredeyse. Ne yaptınız, nasıl gidiyor diye sorsam bir çok kötü, olumsuz cevaplar gelecektir. Neden mi? Çünkü yukarıda saydığımız kişilik, karakter, davranış özelliklerimizi bilmeden, anlamadan yine yola koyulmuşuzdur da ondan. Daha açık ifade ile kendimizi kandırmaya, zorlama hayallere dalmış olabiliriz.

Örneğin yaşamınızdaki en önemli üç hedefinizi ele alın ve şu soruları sormaya başlayın;

1- Öncelikle bu hedefler benim için doğru mu?
2- Öncelikli mi, acil mi? Hangi kategoride?
3- Günlük yaşamımda – özel ve iş- bu hedefi nasıl uygulayabilirim?
4- Bu hedefi gerçekleştirmeme engel olan şeyler, neler?
5- Bu hedef için yakın, orta ve uzun vadede ara hedefler belirleyerek, kendim için ödüller düşündüm mü?
6- Yaşam şartlarımda gerçekten uygulanabilir mi, yoksa ütopik mi?
7- Hangi kişilik ve karakter özelliklerim bu hedefe uygun ya da değil.
8- Hangi düşüncelerimi engellemeliyim, geliştirmeliyim ya da yönlendirmeliyim?
9- Bu hedefi doğru mu algılıyorum, başkalarından bilgi, tavsiye aldım mı?
10- Bu hedefi de, zamanın aldatıcı ölçüsüne mi bağladım yoksa tüm yaşamımdaki iç huzurumun gerekliliğine mi?

Kimse kızmasın ve kimse alınmasın da. Burada terapi yapmıyoruz arkadaşlar. Ama lütfen anne rahmindeki yuvamıza hayali olarak gidelim. Ve hep eşik olarak söylenen 5 yaşına kadar nelerin bizi olumlu ve olumsuz etkilediğini düşünelim. Her bir kavramı, düşünce dünyamızda nasıl algıladığımızı öğrenelim. Varlık dünyasındaki tüm “şey” leri ve olayları farklı boyutlardan görmeye çalışalım. Bu yaşa kadar oluşan kişisel marka dinamiklerimizi iyice tesbit edelim. Ve bir çok yazımda bahsettiğim bu markalaşma adımlarını kendimize özel hale getirelim. Esnek olalım, eleştiriye açık olalım, kendimizi sorgulayalım ama ne olur, zorla kimseye benzemeye çalışmayalım. Ticari markalarla tüketiciler arasında oluşan duygusal bağı iyi inceleyin. Aynı bağ, “siz” inle “siz” in arasında da olmalı.

Saygılarımla.

« « “İnsan” diye bir ders olmalı| SONUÇ; Marka Sizsiniz, Reklamınızı Yapın ! » »

Yorumunuz:


Add a comment on FriendFeed