Bugün 21 aylık bebeğimizi hastaneye götürdük. Öksürük, solunum yolları tıkanmış v.s. Randevu almadığımız için her zamanki doktoruna değil de son zamanlarda her yer de forslu şubeler açan hastanelerden birine gidiverdik. Neyse sıraya yazıldık. Çocuk, hastaneyi, doktor teyzeyi “aaaa” yaparak ağzını açacağını ta evdeyken söylemeye başladı. Yani bilinç tam. Doktora yardıma eden “abla” üstünü çıkarayım dedi ama ufaklık ağlıyor, baba, anne diye. Tamam biz de yardım edelim, oynayalım, yok. Doktor sırtına, kulaklarına, ağzına bakıyor ama çocuk bas bas bağırıyor. Ve bayan doktor, hem masasında eşime sorular yöneltirken, hem de çocuğu muayene ederken ne sakinleştirici, bir söz, ne oynama, ne biraz bekleme, hiçbir şey yok ve surattan düşen bin parça, sanki zorla yapıyor ya da bir an önce göndereyim şeklinde. Sırada bekleyen onlarca da çocuk  da yok koridorda. Ve dünyanın parasını bayıldığınız, devlet imkanlarının geçmediği bir hastane. Beni ter bastı, çocuk bağırdıkça, ben de sessizce çığlıklar attım “nedir bu vicdansızlık” diye.

Yolda telefonla konuşan bayan bir sürücü, en soldan aheste aheste gidiyor, tekrar bağırdım sessizce “nedir bu vicdansızlık” diye.

Okul önündeki öğrenci kalabalığını (doğal olarak) yönetemeyen okul ve belediye yönetimi ve kurallara uymayarak, çantasını bile zor taşıyan küçüklere karşı saygısızca davranan sürücülere, “ne vicdansızlıktır bu” diyerek yine bağırdım, sessizce.

İşe geldim. Bir müdür ve mali danışmanlar karar almışlar günlerdir yapılan işi, efendim şöyle yapılacakmış diye. Yıl sonuna 1 hafta kalmış, çocukların canı çıkmış bu iş bitsin diye. Geçen yıl niye söylemediniz, bunca zaman bilmiyor muydunuz bu kanunları, bilmem neleri. Ve yine sessizce bağırdım “nedir bu vicdansızlık” diye.

Daha saymayayım isterseniz. Nerede, ne zaman kaybettik bu vicdan denilen pırlanta kıymetindeki özelliği. Öğretmen öğrencisine, patron çalışanına, doktor hastasına, anne-baba çocuğuna, iktidar halkına v.s. vicdansızca davranarak hangi iyi noktaya gelmiş bana söyleyecek bir var mı?

Zalimlik yapmayı, en başta kendi kişiliğine zarar vermeyi ne çok sever insan. Ve bundan zevk alarak etrafına bu negatifliği, bencilliği, duygusuzluğu nasıl da yayar. Pedagojik formasyonum yok, öğretmen de değilim, psikolog da. Kendi çocuğuma da ne kadar doğru bir eğitim verebildiğimi sanırım o büyüyünce anlayacağım. Tabi ki, eşimle birlikte anlayacağız. Ama o kadar yanlışlar var ki yapılan, şikayet etmeye hiç hakkımız yok gibi bir durum söz konusu.

Gelin zorlayalım çocuklarımızı, yemek için, uyku için, ilaç için, dersleri için v.s. Önünde kavga edelim, her şeyi konuşalım yanında, “aman ne anlar ki” diyelim. Yanında kitap okumayalım, gülümsemeyelim, yakınlarımıza sevgi sözcükleri söylemeyelim. Kavga edelim onunla büyük adam gibi. Zor olduğunu düşünelim bu anne – babalığın. Ne kadar yorgun eve gelsek de odaklanarak bir yarım saat dahi ayırmayalım ona. Meraklı sorularını cevaplamayalım, “aman yatsa da biraz işlerime baksam” diye söylenip duralım.

Ey yaşça büyük ama aklı, kalbi, bilinci, ruhu karmakarışık olmuş, pırlanta özelliklerini taşa çevirmiş bizler. Kendimize ve yaşıtlarımıza vicdansıza zulmediyoruz, bu çok açık. Ne olur, fiziken küçük ama akıl ve kalp kovası bizden daha derin olan çocuklarımıza bari bu vicdansızlığı yapmayalım. Merhametin yaşamdaki en kapsayıcı özellik olması gerektiğini unutmayalım.

Sevgilerimle.

« « Devlet İstatistik Enstitüsü, Google arama sonuçlarına bakar mı?| Üzeyir Garih » »

Yorumunuz:


Liked by
  • December 31, 1969 at 4:33 pm sunipeyk
    çok doğru tespitler

Add a comment on FriendFeed