Diyelim ki, internette bir çok sosyal ağda profil kaydınız var. Blogunuz ya da web sayfanız da var. Bir çok kişi ile de sanal dünyada haberleşiyorsunuz. Yani sosyal medyada kişisel markanız acaip revaçta. Peki, güzel ama merak ettiğim bir şeyler var, aslında bir değil çok şeyler bunlar. Bir örnek vereyim, 25-40 yaş aralığındasınız, bir ya da iki çocuğunuz var, çok yoğun bir mesainiz var, yöneticisiniz ama sonuçta yine emir kulusunuz, akşamları evinizde ailenizle dahi zor vakit geçiriyorsunuz. Girişimci olduğunuzu düşünürsek iş bağlama, network kurma çabaları, paraya odaklanma derken zaten bitmiş bir şekilde eve kapağı zor atıyorsunuz.

Nasıl, kötü örnekler değil mi? Peki bu kadar telaşın içinde, gün boyu Friendfeed’e, Twitter’a, Xing, Linkedin’e v.s. takılmayı, blogunuza yazı yazmayı, networkünüz ile haberleşmeyi, bir de tüm bu ilişkileri ara sıra gerçek buluşmalara taşımayı nasıl başarabileiceksiniz. Ha bu arada, kitap okuyacaksınız, araştıracaksınız, belki özel bazı eğitimler almak zorunda kalacaksınız. Bu yoğunluk ve beraberinde gelen açmazı herkes kendine göre yorumlasın. Bir de diyoruz ki, şunu yapın, bunu yapın, kişisel markalaşmanız için “çırpının” diye. Hayır arkadaşlar, bu işin duayenleri, sosyal medya uzmanları v.s. kimse kusura bakmasın, ben böyle demiyorum. Şöyle diyorum ve sorguluyorum, işte bazı öneriler;

- Internetteki sosyal medyada kişisel markanızı konumlandıracaksınız, reklamınızı yapacaksınız ama siz = internet olamaz, olmamalı. Eğer öyle ise gerçek yaşamda bir şeyleri kaçırıyorunuz demektir.

- Özeniyorsunuz değil mi, pazarlama uzmanı olmaya, dijital medya uzmanı olmaya, sivri zeka bir yazılımcı olmaya, web bilmem kaç sıfır ile hava atmaya. Yok böyle bir şey. Genlerinizde saklı olan kabliyetlerinize göre mesleğiniz seçmezseniz boyunuz ne uzar ne kısalır ömrünüz boyunca. Ve bir konuda uzman olmak, marka olmak, blogunuzda öyle iki yazı karalayarak, bir iki konferansa katılarak olmuyor.

- Internete, mobil dünyaya, yeni girişim alanlarına, Silikon Vadisi benzeri yapılara v.s. takıldınız, devam ettiniz değil mi? Türkiye şartlarında cebinizdeki paranın hesabını bilmeden bu işlerin kolay olmadığını göreceksiniz. Unu kuru tuzu kuru, atadan dededen zaten yükünü kapmış insanları “girişimci” diye örnek alıyorsanız, eyvah, yazık derim. Ama ne geldi ise başımıza sabit maaşı tercih etmekten, memuriyete sığınmaktan, girişememekten geldiğini söylerim, o ayrı.

- İlişkiler ağınızı gerçekten geliştirmek için son altı ayda ne yaptınız? Sanal ortamda tanıştığınız kaç kişi ile yüz yüze görüştünüz, sohbet ettiniz? Kazan-kazan mantığında iş fırsatlarını değerlendiniz mi? O kadar web sayfası araştırdınız, sonucunda kendinize artı ne değer kattınız? Yoksa işin eğlencesi, muhabbeti, dedikodusu daha mı ön planda oldu.

- Öğrendiğiniz bilgileri, tecrübeleri en başta aileniz olmak üzere, tüm çevrenize ne kadar anlatabildiniz? Bir fayda katabildiniz mi yaşama?

- Her ne kadar birlikte bir şeyler yapmaktan, destek olmaktan, yardımcı olmaktan bahsedilse de aslında bencilliğin bir çok noktada daha ön planda olduğunu fark ettiniz mi? Ticari çıkarların bazı etik kuralları dahi çiğnediğini gördünüz değil mi?

- Kişisel markalaşma diyerek aslında en içsel anlamda hep sizden bahsettiğimizi, bir insan faktörünün ne olduğunu kavrayabildik mi? Çevrenizi, iş dünyasını keşfederken asıl “ben” liğinizi bularak kendinize sarsılmaz bir aksiyon planı çizebilidiniz mi 2009’a hızla yaklaşırken?

- O kadar çok kitap okuduğunuz, o kadar değerli insan ile tanıştığınız halde, hala bir günlük yaşamınızda neleri kaçırdığınızı, hangi bahanelere sığındığınızı, hangi tembelliklerle pes ettiğinizi fark edebildiniz mi?

- Internet dünyasındaki “geek” lere özenerek, ünlüler dünyasına imrenerek merdivenleri koşmaya başladınız değil mi? Peki ya yanlış merdivene tırmanıyorsanız? Bunu size söyleyen var mı?

- Teknolojinin, bilimin, internetin, mobil haberleşmenin v.s. aslında sizin için sadece bir araç olması gerektiğini unutarak amaç haline mi getirdiniz yoksa?

Hangi defterinize neler yazıyorsanız, arada bir silmeyi, “reset” lemeyi deneyin. Akıl ve kalp kabınızın içine neler doldurduğunuza, boşaltın da bir bakın. Tekrar düzenleyin. Daha hafif, daha sade, daha vurucu, daha öncelikli, daha kontrollü, daha odaklı olsun yaşamınız.

Saygılarımla.

« « Rosa Louise Parks| “Hazırda olan” ın gücü » »

Toplam : 4 Yorum var

    Mehmet Cihangir Aralık 1st, 2008 at 8:57 am

    Murat hocam ben saygılarımı iletiyorum asıl… :)
    ağzına sağlık…

    Ahmet KAKICI Aralık 1st, 2008 at 11:02 am

    Elinize sağlık gerçekten çok güzel bir yazı olmuş. Kendini web ve girişim furyasına kaptırıp kaybetmemek için mutlaka okunması gereken bir yazı.

    nanotürkiye Aralık 1st, 2008 at 11:53 am

    Çok teşekkürler. 2009′a girerken kendimizi bir gözden geçirmemiz lazım evet. Her şeyin aşırısı zararlı demişler. İfrat-tefrit dengesini her alanda kurmalıyız.

    Kazım Fatih Özçelik Aralık 1st, 2008 at 3:01 pm

    Bu yazı iki kere okunsa az, hatta en az 4 kez okunup incelenmeli ve bir not olarak durmalı bir kenarda.
    Çok değerli bir yazı olmuş murat bey.
    Yolumuzu bulmada çok yardımcı oluyorsunuz.

Yorumunuz:


  • December 31, 1969 at 4:33 pm Burak Dönertaş
    mutlaka okuyun mutlaka.
  • December 31, 1969 at 4:33 pm Ahmet Kakıcı
    Dilim dönse ben de böyle bir yazı yazmayı düşünüyordum ama olmuyor işte :)
  • December 31, 1969 at 4:33 pm Murat Esenli
    Aslında neler var neler dilimin dönmediği, söyleyemediğim, tam olarak ifade edemediğim. Yazdıkça dönecek sanırım, sen de yaz Ahmet, emin ol ki önemli olan "dilin değil kalbin dönmesi" dir.
  • December 31, 1969 at 4:33 pm Serbay Arda Ayzit
    Çok güzel bir yazı eline sağlık abi.
  • December 31, 1969 at 4:33 pm Serkan Canıberk
    "Murat Esenli" ismini görünce sevindim. reklamhavuzu aklıma geldi. :) vay be dedim. Sonra yazıyı okudum öncelikle çok güzel, tebrik ederim ama bu da böyle bir çağ sonuçta içinde olmayınca da temel bir "cemiyetin dışında kalma" korkusu da kol geziyor insanlarda. Geçende ben de "yahu, ne kadar çok çöp bilgi, yazı var!" demiştim ama herkesin dışında kalma da pek cazip gelmiyor kimseye gibi...
  • December 31, 1969 at 4:33 pm Eren Kumcuoğlu
    Tebessümle okudum yazıyı. Kendi adıma, dışarı çıkmayı internet'te geçireceğim zamana tercih ediyorum. Fotoğraf makinemin deklanşörüne basıyor, motosikletime atlayıp rüzgarı hissediyor, arkadaşlarımla bar bar gezip ertesi sabah berbat bir şekilde uyanabiliyorum... ve bütün bu "offline" aktiviteleri yapmak web'den daha keyifli! Web Celebrity'si olmak için bunlardan feda edenler varsa vah hallerine =)

Add a comment on FriendFeed