Yaşam boyu elde ettiğiniz kazanımların yüzde otuzundan fazlasını kullanabiliyorsanız harika işler başarıyorsunuz demektir. Belki abarttım ama beynimizin de çok az bir kısmını kullanabildiğimizi biliyoruz değil mi!

Üniversiteyi bitirdiniz, iş hayatına atıldınız, evlendiniz, çoluk çocuk sahibi de oldunuz diyelim. Aile, akraba haricinde o kadar çok kişi ile tanıştınız ki. O kadar çok kitap okudunuz, o kadar çok başarı ve başarısızlıkla karşılaştınız ki.

Ve şimdi ofisinizde, evinizde bilgisayarınızın başında bu yazıyı okuyorsunuz. En kötü ihtimalle bir iki dost diyebileceğiniz, on kadar arkadaş diyebileceğiniz, ve bir şekilde sosyal kapsama alanınıza girmiş yüzlerce tanıdığınız insan var diyelim. Hayal kırıklıklarınız ve tabi ümitleriniz kulağınızda küpe gibi sallanıyor değil mi? Ne tarafa bakarsanız birini görüyorsunuz, karşılaştırıyorsunuz, ders alıyorsunuz. Şimdi sizden ricam, elinize kağıt kalemi alın ya da bilgisayarınızda bir doküman açın. Ve aşağıdaki listedeki her bir madde için kendinize not verin.

1- Aileniz ve akrabalarınızdan en son kimlerle irtibat kurdunuz? Kimlere ne kadar vefasızlık yaptınız, kanınızdan, toprağınızdan insanlara en son neyi danıştınız ve onlara en son ne fayda sundunuz?

2- Ailenizin olmadığı bir yerde yaşıyorsanız en zor zamanınızda yardımınıza koşacak, en özel sorunlarınızı dahi çekinmeden anlatabileceğiniz kaç dost edindiniz? Var olduğunu düşünüyorsanız siz onlara en son ne zaman dostluk sundunuz?

3- Öncesini bırakalım, sadece 2008 yılı içinde kimlerle tanıştınız, onlardan ne öğrendiniz, iletişiminizi hangi kanallardan, ne kadar sıklıkla devam ettirdiniz?

4- Çalıştığınız iş yerine bu yıl içinde ne katma değer sundunuz? Takdir edilmesini bir yana bırakın, performansınızdan öncelikle siz memnun kaldınız mı?

5- Firmanızın iş modelini örnek alarak, ticaretin ne olduğunu daha iyi anlayarak girişimcilik planlarınıza ne kadar katkıda bulundunuz?

6- Son bir yılda kendinizi hangi konularda geliştirdiniz? Özellikle yanlış algıladığınız konularda doğruyu bulma adına mesafe alabildiniz mi?

7- Kaç kez özür dilediniz, yoksa “aman ne olacak ki” diyerek üstüne mi yattınız?

8- Zamanınızı doğru yöneterek, öncelikleri doğru belirleyerek yaşamınızı hızlı, dinamik olsa dahi ne kadar sade, yalın bir hale getirebildiniz?

9- İş yaşamınızda ve daha öncesinde kazandığınız tüm birikimleri kime, ne zaman, ne ölçüde sunabildiniz? Yoksa hep kendinize mi sakladınız?

10- 2008 için hedefleriniz ne idi, ne kadarını gerçekleştirdiniz? 10 yıllık planınızda bu yıl yapılması gerekenleri tamamladınız mı?

11- 1 Ocak 2008’de yazdığınız özgeçmiş ile 31 Aralık 2008 Cumartesi günü yazacağınız özgeçmiş arasındaki olumlu farklar alkışlanacak düzeyde mi, yoksa değişen bir şey yok mu?

12- Yabancı diliniz vardı, ne kadar faydalandınız? Hitap yeteneğiniz süperdi, en son nerede konuştunuz? Yazdıklarınız bir çırpıda okunuyordu, en son nereye makale gönderdiniz? Sürekli, hızlı internet imkanınız vardı da sosyal medyada kişisel markanız için ne yaptınız? Yöneticisiniz, çalışanlarınıza koçluk yaparak örnek oldunuz mu? En son kime neyi öğrettiniz, entellektüel bilginizi ne kadar kullandınız?

13- “Gün günden zordur” sözüne inanarak elinizdeki fırsatları ne kadar değerlendirebildiniz?

14- Sizi oyalayan iş ve kişilerden ne kadar uzaklaşabildiniz?

15- Bu gibi yazıları o kadar çok okudunuz ki, ne kadarını not aldınız, ne kadarını başucu kitabı şeklinde süreli takip ettiniz?

Verdiğiniz puanları merak etmiyorum. Benim puanlarımı merak ediyorsanız, emin olun sınıfta kaldım. Sürekli öğreniyoruz ve anlamlar çıkararak harekete geçiyoruz. Düşünüyoruz, algılıyoruz ve ona göre şekilleniyoruz.
Ama lütfen bir bakalım kendimize, odak noktamızdan çok uzaklardayız, olmayacak dualara amin diyoruz, şükretmiyoruz halimize, sabırla her bir cevherimizi değerlendirmeye çalışmıyoruz, kıskanıyoruz, özeniyoruz, heybemizdekilerin kıymetini hiç mi hiç bilmiyoruz.

Rahmetli babam “hazırı gayba değişme oğlum” derdi. Buradaki “gayb”, kayıp, yani olmayan anlamında.
Siz hangisini tercih ediyor ve kovalıyorsunuz?

Sevgilerimle.

« « Kimse kusura bakmasın, sorguluyorum işte!| Blog yazarlarına “emir” gibi hatırlatmalar, tabi ki Chris Brogan’dan » »

Yorumunuz:


Liked by

Add a comment on FriendFeed