Onlarca, belki yüzden fazla kişisel gelişim kitabı okuduk, bir çok girişimci hikayesi dinledik ve belki de bir, iki girişim denemesi de kendimiz yaptık. İnternet kurdu gibi hala bir şeyler bulmaya çalışıyoruz.

Projemize yatırımcı arıyoruz, finansal getirisi sorgulanıyor. Zengin, ünlü biri ile tanışıyoruz paranın kokusu ve “korkusu” ağır basıyor. İlişkiler ağımızı geliştirmek, kişisel anlamda markalaşmak diyoruz yine de yollar paraya çıkıyor. Sonuçta aklımızda kalan şu; “bu para konusu ne olacak”. Doğru para olmadan bazı şeyleri yapamıyoruz fakat bazı şeyleri uygulamadan da paranın kapısını açamıyoruz. Kapıyı açmayı bırakalım, genellikle kapıları dahi göremiyoruz.

Yumurta, tavuk hikayesi gibi görünüyor ama o kadar da ümitsiz değil. Şu maddeleri ne kadar doğru uyguluyoruz da para kazanamıyoruz, gelin kendimizi sorgulayalaım.

- Networkümüzü gerçek anlamda kontrol edemiyoruz. Kiminle en son ne zaman konuştuğumuzu, en önemli kontaklarınızla en son yüz yüze ne konuştuğumuzu, örneğin 2009 yılında kimlerle tanışmak, kendimizi tanıtmak istediğimizi bilmiyoruz. Sosyal medya üzerinde yüzlerce bağlantımız var ama kimin kime ne fayda sağladığını bilmiyoruz ve ölçemiyoruz.

- Büyüüüük şirketlerde, büyüüük projeler yönetiyoruz ama hayatımızını en önemli projesi olan kişisel markalaşmamızı aynı ciddiyetle yönetemiyoruz.

- Bir günlük zaman dilimindeki saniyeleri ve dakikaları hesaplayarak zaman planımızı daha verimli şekilde yapamıyoruz.

- “Web sayfam var, bloğum var” diyerek sayılarla, istatistiklerle övünüyoruz. Asıl odaklanmamız gereken noktaları ölçmüyoruz.

- Bir anda dikey yükselme hayallerimiz var. Yatay genişleme ve daha da derinleşme, uzmanlaşma yollarını aramıyoruz. Sebat etmiyoruz, çabuk pes ediyoruz.

- İşin havasındayız, ünlü olmak istiyoruz, alkış istiyoruz. Ama yeterince çok çalışmıyoruz. Çalışmadan para kazanmayı daha akıllıca buluyoruz. Kaç örneği var çevrenizde, var ise bu durumu ölene kadar o şekilde mi devam etti, yoksa günü birlik maddi kazançlar mı bunlar?

- Oyunu, evrensel ama uyguması yerel kurallara göre oynamıyoruz. Geleneksel satış, pazarlama kurallarına takılıp kalıyoruz.

- Hedeflerimizi kendimize göre değil başkalarına göre yapıyoruz. Aile, yakın çevre, iş arkadaşları, patron ve eleştiren kesim gibi. Israrla “yok kardeşim, kusura bakma, bu benim planıma uymuyor” diyemiyoruz.

- Çocukluktan başlayarak kendimizi hep bir yarışın, rekabetin içinde buluyoruz. Ve “mihenk taşı” mız da bu şekilde oluyor. Neye göre, kime göre, hangi mantığa, hangi modele göre ölçümleme yaptığımızı unutuyoruz.

- Tanıştığımız herkesi ya para şeklinde görüyor, saldırıyor ve kaçırıyoruz. Ya da fırsat olduğunu keşfedemiyoruz, yeterince ilgilenemiyoruz ve yine kaçırıyoruz.

- Çevremize bir hırsla, görgüsüzlükle kendimizi kabul ettirmeye çalışıyoruz. Maymun iştahlı oluyoruz ve dengesizi bir görüntü veriyoruz. Kişisel anlamda markalaşmak bu değil ki!

- Yanlışlarımızı her an yüzümüze çarpan biri yok. Bunu kendimiz de yapmayınca yanlışlara devam ediyoruz. Bir de kendimizi “en iyisini ben bilirim” havalarında satmaya çalışıyoruz.

- Burun seviyesi hep yukarılarda, tevazu göstergesi ise hep diplerde oluyor. Yerine göre olmalı ama genelde tam tersi olmalı.

- Yaşadığımız çevrenin, iş piyasasının hangi kurallarla işlediğini öğrenmiyoruz. Hep kendi yöntemlerimizi savunuyoruz.

- Kendimizi doğru pazarlayamıyoruz. Ya abartıyoruz, ya da sönük kalıyoruz. İkisi de işe yaramıyor.

- Bilgi ve algı karmaşasında boğuluyoruz. Elimizdeki  ve başkalarının elindeki küçük aynalarla büyük resmi görmeye çalışıyoruz. Çok zor!

- Başkalarının hikayelerini imrenerek okuyoruz ama dönüp bir de kendi hikayemize bakmıyoruz. Kronolojik olarak dahi zor hatırlıyoruz. Bilnçsizce ne yanlışlar yaptığımızı ya da akıllıca neleri başardığımızı kendimize harılatmıyoruz. Ve başkalarına da bu hikayeyi sunmuyoruz.

- Ya çok duygusal, ya da fazla mantık odaklı kararlar vermeye çalışıyoruz.

- “Elin gavuru yapmış” diyoruz, ne çabalarla yaptığını öğrenmiyoruz. “Şu kişi çok zengin bir aileden gelmiş zaten” diyoruz ama zenginlerin o zenginliği nasıl koruyabildiğini öğrenmiyoruz.

- “Yaratıcı fikirlerim var ama kimseye satamıyorum” diyoruz ama hadi uygulanmış prototipini bir yana bırakalım, elimizde sunumu dahi olmuyor. Uygulamanın gücünü kaçırıyoruz, denemiyoruz.

- Bir şeye, bir projeye, bir sosyal gruba, bir hataya, bir başarıya takılıp kalıyoruz. Neleri kaçırdığımızı ancak başkaları yapınca anlıyoruz.

- Doğru çözümler için zor zamanları bekliyoruz. “Yumurta kapıya gelince”, tutuşuyoruz. Zamanın aldatmacasına kanarak, hep “sonra, sonra” diyerek kendimizi kandırıyoruz.

Fark ettiniz mi paradan çok az bahsettim aslında. Biz bu maddelerin % 30’unu gerçek anlamda uygulayalım, olmuyorsa “kader, kısmet” diyelim. Ve tekrar başlayalım. Para konusunda pek başarılı olduğum söylenemez. Ama yukarıdaki birkaç maddeyi çok iyi uygulamaya çalışınca güzel şeyler oluyor. Daha fazlasını kazanbilir miyim? Tabi ki, neden olmasın! Ama okuduklarımı ve bu gibi yazdıklarımı daha daha çok uygularsam olur. Olmazsa, döner hatalarıma bakar, yine yoluma devam ederim.

Ben paradan böyle bahsettim, siz nasıl bahsediyorsunuz?

Saygılarımla.

« « Blog yazarlarına “emir” gibi hatırlatmalar, tabi ki Chris Brogan’dan| Aslında kişisel markanızla ilgilenen yok! » »

Toplam : 5 Yorum var

    Ahmet KAKICI Aralık 12th, 2008 at 4:31 am

    Sağda solda girişimci, pazarlamacı kişilerin şöyle yapın böyle yapın başarılı olursunuz tarzında iyimser yazılarını görmekten sıkılmışken, yaptığımız yanlışları yüzümüze vuran bu tip yazılar gerçekten çok iyi geliyor.
    Elinize sağlık.

    Uğur Özmen Aralık 12th, 2008 at 9:43 am

    Genç arkadaşların bir kısmının bahanelerini güzel yazmışsınız. Her toplantıda neden başarısız olduklarını (hatta daha acısı) daha bir işe kalkışmadan önce şimdiden başarısızlık için bahane arayışlarını dinlemekten sıkılmıştım.

    Kendine düşünce engeli yaratan adam zaten başarısız olmaya kendini mahkum etmiştir. Bunu da en iyi Murat Esenli anlatır.

    Elinize sağlık

    Ahmet KIRTOK Aralık 23rd, 2008 at 11:37 pm

    Elinize sağlık, çok güzel bir yazı olmuş. Ben de fikirlerimi paylaşmak istedim.

    Birçok girişimci arkadaşımda gözlemlediğim en büyük sorun iş çalışmaya gelince gerekli verim ve çalışmanın olmadığı. Ayrıca hedef sorunu da var. Birçok kişi bir projede hedefini baştan belirleyemiyor. Eğer hedef doğru belirlenirse, ve plan iyi yapılırsa başarısızlık çok zor.

    Başarı beraberinde parayı getirir. Başarı için uzmanlık ve çok çalışmak gerekiyor.

    Umarım genç arkadaşlar bu yazıyı bir daha okuyup alınacak dersleri alırlar ve gerçek hayatta uygularlar.

    Ahmet Kırtok

    Serkan Aygören Ocak 28th, 2010 at 4:31 am

    Üstadım,
    Çok açık ve net parmak basmışsınız konulara tebrikler. Yazınızı tekrar tekrar gösden geçirmek için kaydettim bile =)
    Sevgiyle

    Murat Esenli Ocak 28th, 2010 at 5:36 am

    Teşekkür ederim Serkan, bunun gibi çok yazı var MarkaSizsiniz’de. Uygun olduğunda yorumlarını beklerim.

Yorumunuz:


  • December 31, 1969 at 4:33 pm Savaş Şakar
    ne kadar ekmek o kadar köfte, ben uzun zamandır "bedavaya" hiç bir şey yapmıyorum, "bedava"nın acısını çok çektim.
  • December 31, 1969 at 4:33 pm MugeCerman
    Savaş Üstad şu işi bana da öğret, bunca yılda öğrenemedim gitti, hala hayır amaçlı çalışıp duruyorum.
  • December 31, 1969 at 4:33 pm Murat Esenli
    Müge üstadım, ben de öğrenemedim bir türlü. Savaş'tan ders alalım. Paralı olsun :)
  • December 31, 1969 at 4:33 pm Goktug Okan Oguz
    Bence yanlış bakıyorsunuz. Internette herşey bedava ek servislerden kazanalım stratejisi yok mu? var .. iş yapıyor mu ? yapıyor... Eh sizde oyle yapın... Online'ı oluyor da offline ı olmuyor mu? olur olur.. :)
  • December 31, 1969 at 4:33 pm Ozkan Altuner
    mantikli bir yaklasim Goktug
  • December 31, 1969 at 4:33 pm Murat Esenli
    Göktuğ çok doğrusun, kendim için yorum yapacak olursam, o aşamayı tabi ki düşünüyorum ama henüz değil. Çünkü hazır değilim. Biraz da ağırdan alıyorum. Offline benzetmesi hoşuma gitti.
  • December 31, 1969 at 4:33 pm MugeCerman
    Göktuğ Üstad, MEsenli Üstad ile ben ders almaya hazırız, saat ücreti konusunda bilgi rica ediyoruz :)
  • December 31, 1969 at 4:33 pm Goktug Okan Oguz
    @Müge... Kelin ilacı olsa :) Sadece 'bedava' modellerin içinde yüzüp offline'a taşımama paradoksu dikkatimi çekti. Haddimi bilirim. Uzaktan izliyorum herşeyi. Benim uzaklığımda herşey birer nokta gibi .. Noktaları birleştirince birsey cıkarsa ne ala... iddiam olmaz.
  • December 31, 1969 at 4:33 pm MugeCerman
    Ee şimdi biz boşuna mı sevindik :(
  • December 31, 1969 at 4:33 pm MugeCerman
    MEsenli'yi bilemem ama benim temel derdim yaptıklarıma para isteyememek. Kurduğum bağlantılar, pasladığım işler, iş bulduğum kişiler vs. bunlardan para istemek ayıp gibi geldi bana yıllarca, açıkça nasıl para istenir bilemiyorum, maaş pazarlığı yapmayı da beceremezdim ya o da başka mesele :)
  • December 31, 1969 at 4:33 pm Osman F. Küçükerdem
    Del.icio.us hımm.
  • December 31, 1969 at 4:33 pm Uğur Özmen
    Aynı konuları değişik açılardan anlatıyoruz. http://ugurozmen.com/blog/?p=199 Genç "hevesli"lerden başarısızlık bahanelerini, her toplantıda neden başarısız olduklarını (hatta daha acısı) daha bir işe kalkışmadan önce şimdiden başarısızlık için bahane arayışlarını dinlemekten sıkılmıştım. Kendine düşünce engeli yaratan adam zaten başarısız olmaya kendini mahkum etmiştir. Bunu da en iyi Murat Esenli anlatır. Elinize sağlık
  • December 31, 1969 at 4:33 pm Ali Bülbül
    Gerçekten çok güzel tespitler, bilgisayarın başında alkışladım sizi.
  • December 31, 1969 at 4:33 pm Murat Esenli
    Bu yazıyı Keith Ferrazzi'nin "community"sindeki, "personal branding" grubuna gönderdiğim bir yazıya gelen yorum nedeni ile yazdım. "Tamam Murat bunlar iyi hoş da bana paradan bahset" diyordu. Ben de bunları yazdım. Aslında aynı şeyler Uğur hocam, doğrusun. Sadece ısrarla şu yazdıklarımızın % 30'unu yapın, bakın "para kanalları" nasıl da açılacak demeye getiriyorum. Güzel yorumlarınız için teşekkür ederim.
  • December 31, 1969 at 4:33 pm Uygun BODUR
    Bu yazıya yorum yapmak bu yazıda bir madde olmak demek belki de !

Add a comment on FriendFeed