Herkes kendi çapında kahraman olmak isteyebilir. Eşinin, çocuklarının kahramanı, öğrencilerinin kahramanı, izleyicisinin kahramanı, çalışanının kahramanı v.s. Konunun üç yönü var. 

Birincisi, kişi kendini zorla kahraman yapmak isteyebilir. Bazen tutabilir.
İkincisi, başkaları tarafından içtenlikle ve büyük bir sadakat ile kahramanlaştırılabilir.

Üçüncüsü ise hem ikinci maddedeki durum oluşur. Hem de kişi, hiç zorlamadan kişisel marka duruşuna dikkate ederek kahraman heline gelir. Bana göre tüm bu durumların sonucunda zafer kazanılmış gibi görünse dahi zamanla algı bozulur ve kahramanlık imajı unutulur gider.

Biz bunu genelde savaş ve casusluk filmlerinde gördük. Filmin kahramanı büyük zorluklarla vatanı, ülkesi ve insanları için canını tehlikeye atar ve “kurtarıcı” rolünü üstlenir. Fakat “derinden” birileri, başka çıkarlar için kendi yarattığı kahramanı bir şekilde gömüverir. Tüm iletişim kanalları da bu oyun için seferber olur, görevini yerine getirir.

Gerçek yaşamda da durum aynıdır aslında. Tarih hep tekerrür eder. Ne savaş kahramanları, ne bilim adamları, ne toplumlara yön veren liderler değerlerinin gerçek karşılığını bir türlü alamazlar. Ya da bir süre alırlar ama sonrasında unutulurlar. Ya da öldükten sonra “aa bu kişi gerçekten iyiymiş” diye methiyeler sunulmaya başlar.

Daha enteresan bir şekilde, siyasi görüşlerle iktidar değiştikçe belgesellerde birileri övülür, iktidar değiştikçe de yerin dibine batırılır. Tüm bu “gel-git”ler, nesillerin gerçek kahraman algısını öyle bir bozar ki, artık ne eğitim kar eder, ne de baskıcı yaklaşımlar.

İş dünyasında en iyi gözlemlenen şey belki de “nankörlük, kadir kıymet bilmemek” tir. Çünkü, kapitalist pazarlama argümanları kişiye kadar iner ve sürekli ayrıştırma, eleme işlevi görür. Ortaya çıkan, yapmacık ve yalakalıkla cıvık cıvık olmuş kaygan bir zemindir artık.

Girişimciler için de aynı şey geçerli. Alkışlayanlar, “arkandayız” diyenler, kendi reytingi için kullananlar üç beş ay sonra yanınızda olmayabilir. Aman dikkat.

Ünlü, zengin, marka bir insan olabilirsiniz. Ama sakın “kahraman olacağım” ya da “oldum” demeyin. Sizi kahraman yapan kontrolünüz dışındaki algıdır. Bu çevre algısı da bir çok parametre ile yönetilir, yönlendirilir.

İnsan, nankördür. Her ne kadar tüm gerçekler doğru olarak bir yerlerde saklansa da onu bulan ve hakkını veren kişi sayısı çok azdır. Tarih, kıymeti bilinmeyen nice insanla doludur. Nice kahraman yatar bastığımız toprak altında ama artık bulup çıkarmak, yaşatmak imkansızdır. Bilgi kirliliği içerisinde bu kişilerin öğretilerine doğru şekilde ulaşmak da çok zordur.

Her insanın bir marka değeri olduğuna inandığım gibi aslında her bir bireyin de yaşamında kahramanlık öyküleri oluşmaktadır. Önemli olan doğru kahramanları bulabilmek, ve sonsuz bir vefa, bir sadakat ile sahip çıkabilmek ve bunu gelecek nesillere taşıyabilmektir.

Kahramanlığa özenenler için ise, başlıkta yazdığımı tekrarlıyorum. Hayatta kahraman diye bir şey yoktur. İnsanlığa faydalı olabilmek için kişisel markalaşmanız tavan yapsın ama ne olur “kahraman oldum” demeyin. Diyenlere de, sadece teşekkür edin, saygınızı gösterin, geçin.

Saygılarımla.

 

 

 

 

« « Ahmet Ertegün| Öyle bir dibe vurdu ki, artık yükselmekten başka çaresi yoktu! » »

Toplam : Bir Yorum Var

    Muge Cerman Kasım 17th, 2008 at 2:20 am

    Üstadım;
    Emeğine yüreğine sağlık, yine pek güzel işlemişsin konuyu. Yazdıklarından ders alması gereken pek çok tanıdığıma linki yolladım, umarım anlarlar :)
    Sevgi le kal…

Yorumunuz:


  • December 31, 1969 at 4:33 pm Murat Esenli
    Her gün eski yazılarıma biraz göz atarım. Bunu tekrar paylaşmak istedim.

Add a comment on FriendFeed