Her insanın doğuştan bir marka değeri taşıdığını düşünüyoruz. Kişiliğin oluşması ile birlikte, eklenen eğitim ve tecrübeler bizi yaşamda bir noktaya getirir. Bu noktaların her hangi birinde “durun, marka sizsiniz” diyoruz.
devamı için tıklayınız!

  • Hayrettin Karaca, “Olanın olmayana, bilenin bilmeyene borcu var”


    "Yıllardır çevre konusunda yaptığı eylem, konuşma ve projelerle ülkemize çok şey kazandırmış, melek kıvamında bir insan. Her zaman tükemi kültürünün bağımlılık yaratan alışkanlıklarına karşı durarak düşüncelerini kimseden kormadan ifade eden bir kişi Hayrettin Karaca. "

  • Üzeyir Garih


    1929’da İstanbul’da doğdu. 1951 yılında İ.T.Ü.’den Makina Yüksek Mühendisi olarak mezun oldu. 1954 yılına kadar Carrier Corp. Türkiye Şubesi’nde Tesisat Mühendisliği görevini sürdürerek bu konuda ihtisas sahibi oldu. 1954 yılında İshak Alaton’un teklifi ile iki kişilik Alarko Kollektif Şirketi’nin eş ortağı olarak faaliyete başladı.

  • Rosa Louise Parks


    Rosa Louise Parks (4 Şubat 1913 – 24 Ekim 2005) ABD vatandaşı insan hakları savunucusu. Rosa Parks ABD'de Alabama eyaletinde doğdu. 1943'te Amerikan Yurttaş Hakları hareketine katıldı. 1955'te Alabama eyaletinde, zencilere uygulanan ayrımcılığa karşı tavır koyarak sonrasındaki hareketin başlangıcını yapan kişi oldu.

  • Emrah Yücel


    Biri edebiyat diğeri sinema alanında yaratıcılıklarını gösteren iki köy enstitüsü öğretmeninin oğluydu. Hem para kazanacak hem de sanat yapacaktı. Her şeyden önemlisi çabucak başarılı olacaktı. Bir çocukluk arkadaşının söylediği şu cümle kişiliği hakkında önemli bir ipucuydu: ‘Emrah saklambaç oynarken hiç gizlenmezdi...

  • Ahmet Ertegün


    14 yaşındayken annesi, Cootie Williams'ın enstrumental West and Blues albümünü ve kayıt yapabilen bir plak makinesini ona hediye eder. Ertegün bir yandan çalarken kendi yazdığı sözleri mikrofona okuyor ve bunları kaydediyor, abisi Nasuhi Ertegün ile birlikte odalarında sevdikleri müzikleri dinliyorlardı. "16 yaşındayken bir pop müzik uzmanı sayılabilecek kadar bilgim...

  • Prof. Dr. Mehmet Öz


    Prof. Dr. Mehmet Öz, 11 Haziran 1960'da babasının görev yaptığı Cleveland'da doğdu. 1982'de Harvard Üniversitesi'ni bitirdi, 1986'da Pensilvanya Üniversitesi'nden tıp doktoru unvanını aldı. Halen Columbia Üniversitesi Irwing Kalp Cerrahisi Profesörü olan Öz, ayrıca aynı üniversitenin Tamamlayıcı Tıp Programı'nın kurucusu.

  • Tony Buzan


    1942’de Londra’da doğdu. Zihin Haritaları’nı dünyaya öğreten kişi. 2006’da bu konuda kendi yazılım paket programını çıkardı. Bazı tespitleri; • Üzerinde yatırım yapmayı düşündüğünüz bir şey varsa; o beyin olmalı... • Hayvanlar ve çocuklar en iyi eğitmenlerdir; onları izleyin ve öğrenin.

  • Cem Kozlu


    Cem Kozlu 1946 yılında İstanbul'da doğdu. Robert Kolej'den sonra üniversite öğrenimi için ABD'ye gitti. 1986-1988 arasında Komili Holding Genel Müdürü olarak görev yaptı. Kozlu, 20 Ekim 1991 genel seçimlerine kadar THY Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı olarak hizmet verdi. Daha...

  • Richard Branson


    Sir Richard Charles Nicholas Branson (d. 18 Temmuz 1950 Shamley Green, Surrey, İngiltere), İngiliz yatırımcı, işadamı, 350'den fazla şirketi bulunan Virgin şirketler grubunun CEO'su. İlk ticari başarısını henüz 16 yaşında iken çıkardığı Student adlı dergi ile kazandı.

  • Muzaffer Akpınar


    1962 doğumlu, Saint Michel Fransız Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi mezunu olan Muzaffer Akpınar, evli ve iki çocuk babasıdır. İş hayatına 1986 yılında Penta Tekstil’in kurucu ortağı olarak başlayan Akpınar, 1993 yılında KVK Mobil Telefon Hizmetleri AŞ’nin CEO görevini üstlenmiştir.

Kişisel Marka Lokomotifi

Hayat bir yol, pek çok patikalardan oluşan bir yol. Aslında dar, dolambaçlı, inişli çıkışlı, belki de üzerimize doğru hızla gelen bir yol. Bu yolu biz mi gidiyoruz, o mu geliyor pek belli değil. Zaman faktörü böyle bir şey değil mi, durduramıyoruz işte. İnsan en değerli varlık,  negatif ve pozitif anlamda potansiyelini daha derinlere taşıyabilecek başka bir varlık yok. Doğduğundan itibaren zihnine, kalbine, ruhuna, vücuduna yüklüyor bir şeyleri ve ölene kadar taşımaya başlıyor. Hayatın zorlu parkurunda koşuyor da koşuyor. Sanki bir lokomotifin içinde, tüm vagonları hedefine sağ salim ulaştırmaya çalışan bir makinist gibi.

3 yıla yakın bir zamandır kişisel marka yaratma süreci ve yönetimi ile ilgili çalışmalar yapıyorum. Yakın zamanda da sürekli eğitimler vermeye başladık Marka Sizsiniz olarak. Bu işi anlatmak kolay. Çıkarsınız sahneye, konuşursunuz. Bildiklerinizi uzun uzun anlatırsınız. Ya uygulaması nasıl olacak. Hayatın tüm parametrelerini biz yönetmiyoruz ki! Hatta belki de daha küçük parçaya ayrılamayacak derecede küçük ve silik ince bir çizgi gibi irademiz var, çok zayıf yani. O zaman daha dikkatli olmak zorunda olduğumuz kesin. Bu gibi düşüncelerle kişisel markalaşma sürecini önce bir diyagram haline getirmeye çalıştık. Ve daha sonra bu adımların her birini hayatın raylarında taşınması, çekilmesi ve sürekli kontrol edilmesi gereken  bir vagon şeklinde ele aldık. Doğal olarak bu vagonları çekecek ve yönetecek bir lokomotif gerek. O da “siz” den başkası değil tabi ki. Böylece aşağıdaki şekilde bir diyagram ortaya çıktı.


6 Şubat Pazar günkü 360° Kişisel Marka Eğitimi‘nde bu sürecin nasıl yönetileceğini ayrıntılı olarak incelemeye çalıştık. Makinistin, yani sizin önünüzdeki kontrol panelinde SWOT analiziniz, kişisel marka sözünüz ve kişisel misyon beyanınız gibi sizi çok iyi anlatan bilgileriniz ve hedefleriniz var diyelim. Ve her bir vagonun detaylarını biliyorsunuz makinist olarak. Gün içinde iki farklı raydan gidiyorsunuz. Biri özel yaşam rayları, diğeri ise kariyer hayatının rayları. Bakmayın şekildeki gibi ayrı olduğuna her iki ray gün içinde birbiriyle kesişebiliyor ve karmaşık hale gelebiliyor. Ama neticede yönetilmesi gereken vagonlar aynı ve lokomotif de.

Henüz amatör sayılırım ve yolun başındayız daha. Eleştiri ve önerileri dinliyoruz ve düzeltmeye, geliştirmeye çalışıyoruz. Kişiyi 360° inceleyen bu eğitim içeriğinin ve özellikle uygulamalarının tipik kişisel gelişim eğitimlerine göre farklı bir yöntem olduğunu düşünüyorum. Bu çalışmalar sonunda ortaya farklı bir CV çıkıyor aslında, alternatif cv gibi. Yani, ben buyum, bunu yaparım, şu şekilde yaparım diyorsunuz ve çevrenize ısrarla bu mesajı sunuyorsunuz.

6 Şubat’taki eğitimimizin nasıl geçtiğini ve sonuçlarını bir sonraki yazımda paylaşacağım. Detayları dinlemek, anlamak ve uygulamaya başlamak için bir dahaki eğitimlerde buluşmak üzere diyelim. 26 Şubat’ta ikincisini yapmayı planlıyoruz. Kişisel Marka Lokomotifi’nizi yaşamınız boyunca daha, daha profesyonel bir şekilde kullanabilmeniz dileği ile.

Saygılarımla.



Kaç “Pazar” tatilinizi gerçekten kendinize ayırdınız?

Tatil yapmak güzeldir. Dinlenmek, eğlenmek, kendimize, sevdiklerimize vakit ayırmak, iş hayatının çıldırtıcı koşturmasından bir iki gün dahi uzak kalmak harikadır herkes için. Ama yine de hafta sonları ev, alışveriş, çocuk vs. gibi konularla ilgili yapılacak bir sürü iş vardır. Önemli olan gerçekten kendimize odaklanarak, sakince geçirdiğimiz anlardır tatil yapmak.

Biz, bu hafta sonu 6 Şubat Pazar günü ve bundan sonraki bazı hafta sonlarını kişiye özel bir çalışma ile değerlendirmeyi amaçladık Marka Sizsiniz olarak. Kişisel Markalaşma diyerek uzun zamandır Bİ farkındalık yaratmaya çalıştığımız kesin. Fakat gelin görün ki bunun nasıl uygulanacağını anlatmaz isek havada kalır tüm yazılanlar. Biz de kişiye özel “workshop” çalışmaları ağırlıklı bir eğitim içeriği hazırladık. Gerçekten sizi tanımlayacak, değerlerinizi ortaya koyacak, hedeflerinizi belirleyecek, çevrenize sunduğunuz mesajlarla algı dünyasını size fark ettirecek bir çalışma. Sohbet tadında, duygularımıza gerçek saygıyı ifade eden bir muhabbet ortamında, farklı bir tatil formatı yaşamak istiyoruz sizlerle.

Biraz erken uyanacağız ve saat 09:00 gibi Şişli’deki eğitim salonumuzda olacağız. Ben ve ekip arkadaşım biraz daha erken gideceğiz tabi ki. Gelen arkadaşlar önce biraz çay, kahve, börek, çörek yiyerek afyon patlatacaklar tabir yerinde ise. Hem de tanıyacaklar aynı bilinçle o salona gelen diğer markalaşma yolundaki insanları. Planlanan saat aralığı 09:00-09:30

Sonra genel anlamda kısa bir sunum yapacağım kişisel markalaşma konusunu özetleyen. Çok kısa olacak, uyutmayacak yani :) Planlanan saat aralığı 09:30-10:30

Sonrasında kendimizi tanıma, kişilik ve karakter kodlarımız, iş ve özel hayattaki iletişimimiz, duruşumuz, imaj yönetimimiz, liderlik becerilerimiz ve sosyal medyadaki kişisel markamız gibi konularda 360° bakış açısıyla yaşamı ele alacağız. Burada konular derinleşeceği için biraz ara vereceğiz tabi ki. Planlanan saat aralığı 10:30-11:30 ve ara 11:30-11:45

Ardından bir çalışma yapacağız. Üç ana başlık altında;

1- SWOT analizimiz
2- Kişisel Marka Sözümüz
3- Kişisel Misyon Beyanımız

Planlanan saat aralığı 11:45- 12:45

Ve çok yorulduğumuzu, acıktığımızı bariz hissederek kendimizi yakınlarda yemek yiyerek muhabbet edebileceğimiz bir mekâna atacağız. Uyumamak için çok yemeyeceğiz ama enerji için tatlı neden olmasın : ) Planlanan saat aralığı 12:45 -13:45

Salona döndüğümüzde bizi Marka Sizsiniz’in konuk eğitmeni Turkcell’den Nalan Yıldız Çakay karşılayacak. Bize hedef belirleme stratejileri ve uygulama, takip etme yöntemleri ağırlıklı dolu dolu bir sunum yapacak. Planlanan saat aralığı 14:00-15:00

Son bölümde ben de, siz de “Makinist” olacağız :) Çünkü Kişisel Marka Lokomotifi uygulaması ile tüm konuştuklarımızı kendimize nasıl uygulayacağımızI yazarak çizerek belirleyeceğiz. BU geliştirilebilir format her birimizin kişisel marka yol haritası oalcak aslında. Ömür boyu kullanılabilir nitelikte bir araç. Planlanan saat aralığı 15:15-16:30

Böylece soğuk bir Pazar gününü kimsenin bölmesine, harcamasına izin vermeden sadece kendimize ayırarak kişisel markamız üzerinde çalışmalar yapacağız. Ve fark edeceğiz ki biz bu kadar detay bir çalışmayı kendimiz için çok az yaptık hayatımızda. Kaç Pazar, kaç tatil nasıl geçti diyerek sorgulayacağız. Bir ömür boyunca bunun gibi birkaç hafta sonu eğitimi hayatımıza olumlu anlamda yön verecek belki de.

Bekleriz efendim, saygılarımla.

Murat Esenli



Hayatta Fark Yaratabilmek için 5 İpucu

Hepimiz iş hayatına atıldığımız ilk günden beri daha fazla sorumluluk almak, daha fazla kazanmak, daha çok seyi elde etmek kısacası daha basarılı olabilmek için çabalıyoruz. Bu süreçte istekli olmak kadar önemli olan bir sey daha var ki aslında o da bizi hayallerimize ulaştıracak donanımlarımızın, yani farklılıklarımızın farkında olabilmek. Kariyerimizi tesadüflere bırakmak istemiyorsak bu süreci etkin bir sekilde planlamalı ve bizi bir adım öne çıkartacak yani fark yaratmamızı sağlayacak bir bakıs açısına sahip olabilmeliyiz. Bu süreçte işimize yarayacak 5 temel ipucunu sizlerle paylaşmak istiyorum.

1. ipucumuz farklılıklarımızın farkında olmak . Yani iyi olduğumuz, potansiyelimizi doğru kullandığımızda “farklı/fark yaratan” is sonuçları elde
edeceğimize inandığımız yönlerimizi kesfedebilmek. Tabi ki keşfetmek yetmiyor, bu süreçte bu donanımlarımızı daha fazla egzersiz ile daha da gelistirmek ve etkin bir şekilde zirveye giden yolda kullanabilme becerisini kazanabilmemiz gerekiyor.
2. ipucumuz etrafımızı daha fazla gözlemlemek hatta 360 derece görebilme becerisi kazanabilmek. Zaman zaman göremediğimiz, geç farkettiğimiz fırsatlar aslında çoğu zaman karşımıza tekrar çıkmıyorlar. Bu nedenle bir sonrakine daha büyük ama daha zor fırsatları beklemek zorunda kalıyoruz. Bu tip fırsatları daha erken farkedebilmek için belirlediğimiz vizyon ile etkileşim içinde olan tüm hareket alanını etkin bir şekilde gözlemlemeli ve kendimiz için farklılıklarımıza uygun potansiyel fırsat alanları yaratabilmeliyiz.
3. ipucumuz bu yolculukta hızımızı kesecek engellerimizi tanımlayabilmek. Hayattaki büyük basarılar, uğrunda çok fazla engel aşıldığı için büyük başarı olarak tanımlanmıstır aslında. Bu nedenle zorlukları bir engel değil, çıktımızın etkisini artıracak kıymetli bir fırsat olarak görmek çok önemlidir. Bu bakış açısına sahip olduğumuzda karşımıza çıkan her bir engeli tanımlayabilmeli ve onu aşacak hareket planını zaman kaybetmen olusturmalı, başarılarımızın etkisini büyütebilmeliyiz.
4. ipucumuz aynada nasıl gönründüğümüzün değil dışardan nasıl göründüğümüzün farkında olabilmek. Yansımamızın ne kadar gerçekçi
olduğunu aslında duruşumuz değil ayna olarak neyi kullandığımız belirler. Bu nedenle yaptıklarımızın ne kadar büyük, önemli, zor, muhteşem olduğunu düşünürsek düşünelim aslında önemli olan bunlar ne oranda bu şekilde kabul edildiğidir. Bu nedenle doğru aynaları kullanmak ve kendimizi anlatmak için efor sarfetmek yerine baskalarının farkına varmasını sağlayacak iş çıktıları üretmeye daha fazla efor sarfetmeliyiz. Çünkü bu çok daha değerlidir.
5. Ve son ipucumuz şaşırtabilmek. İş hayatında basarılarımız ile yaratacağımız her “şaşkınlık” aslında potansiyelimiz hakkında önemli ipuçları barındırır. Bu nedenle ürettiğimiz her çıktıyı “bu işe sasırtacak ne katabilirim” sorusu ile zenginleştirmek ve bunu hayata geçirebilmek potansiyeliniz yani sizin limitleriniz konusundaki farkındalığı artıracaktır.
Hayat bir otomobil yarışına benzer. Çünkü “Finish” çizgisine diğerlerinden önce varanların yaptığı tek şey, karşılaştıkları her virajda diğerlerinden farklı davranmalarıdır. Farklı olmak, fark yaratmak ve bunu farkettirebilmek aslında işimizin ta kendisidir…
Sevgilerimle…
Erhan KÖSEOĞLU



“İnsan Kaynağı”nı “Marka İnsan Kaynağı” yapmayı hedefleyen şirketler

Dün, büyük bir şirketin eğitmenlerine “Kişisel Marka” olmakla ilgili genel anlamda demo denilebilecek bir sunum yaptım. Teklif onlardan gelmişti ve konuya olan ilgilerini görünce çok sevindim. Marka Sizsiniz’i takip ettiklerini ve yaklaşımımı beğendiklerini ifade ettiler. Türkiye’de de bazı şirketler uzmanlarını, ekip liderlerini, yöneticilerini ve üst düzey yöneticilerini bir “marka çalışan” yapmak için bu konuya özel eğitim planları hazırlıyorlar artık, biliyorum.

Özellikle bu sunum için araştırma yaptığımda gördüm ki artık dünyada liderlik eğitimleri dahi “liderlik ilişkilerinde kişisel markalaşma” başlığıyla veriliyor. Kariyer yolunda marka olmaya daha çok önem veriliyor. Çalışanların gerçek değerini ortaya çıkarmak ve uzun dönemli verimli çalışma ortamı oluşturmak için İnsan Kaynakları departmanları değişik eğitim paketleri hazırlıyorlar. Örneğin Pricewaterhouse Coopers “Personal Brand Week” olarak değişik önerilerde bulunuyor. Yurt dışında birçok danışman, kariyer eğitimleri içerisine bu konuyu da dahil ediyor. Dünkü demo eğitimden sonra akşam sosyal medyada İpek Aral Kişioğlu’nun İşveren Markası: Intel yazısını gördüm. USB’nin mucidi Ajah Bhatt için yapılan rock yıldızı konseptinde çalışanı marka gibi sunan bir tanıtım filmi vardı. http://www.kaynagiminsan.com/2011/01/18/isveren-markasi-intel/ Çalışanları markalaştırma ve marka gibi saygı gösterme anlamında güzel bir mesaj. İpek Hanım’ın deyişiyle “21. yüzyılda şirketler sadece ürettiği ürünlerle değil, işveren olarak markasını reklamlara taşıyor. Neden? Yetenekli profesyonelleri kendilerine çekmek, mevcutları bünyesinde tutmak için. Artık İnsan Kaynakları pazarlama süreçlerine de bilfiil girmiş bulunuyor.”

Eğitime ve danışmanlık hizmetlerine yeterli bütçe ayırmayan, çalışanlarının değerlilik ve yeterlik algılarını ölçemeyen, kendilerini nasıl sunmaları gerektiğini ve kariyer dünyasında nasıl bir duruş sergilemeleri gerektiğini öğretmeyen firmaların başarılı olduğunu hiç görmedim. “Patron ya da yönetici bağırır çağırır, çalışan da kuzu kuzu katlanır” devri çoktan geçti artık. Ki “Y” jenerasyonu için yepyeni modeller uygulanmaya başlandı artık.

Marka Sizsiniz diyerek Türkiye’de kişisel marka konusunda bir farkındalık yaratmaya çalışıyorum uzun bir zamandır. Artık danışmanlık ve eğitim hizmetleri ile daha profesyonel anlamda çalışmalara başladık. Aynı tipte, bilinen formatta, demode uygulamalarla hazırlamıyoruz eğitimlerimizi. Ve kurumların kendi içinde bu eğitimleri tekrar edebilmeleri için bir “know-how” aktarımında bulunmaya çalışıyorum. Bazı eğitim başlıkları ve içerikleri için http://www.markasizsiniz.com/hakkimizda/ linkine bakabilirsiniz.

Kariyer yolunda kişisel marka duruşunun çalışan ne faydası olacak? Kısaca bakalım;

1- Öncelikle kendilerini daha iyi tanımaya ve sunmaya başlayacaklar. Kişilik tipinden, güçlü ve zayıf yönlerine varana kadar.

2- Sosyal duruş, iletişim ve ilişkiler açısından davranışlarını sorgulayacak ve algı dünyalarını düzeltmeye başlayacaklar.

3- Hem iş hem de özel yaşamlarına anlam katan hayalleri ve tutkularını ele alarak hedefleri için yeni yol haritaları çizecekler.

4- Görsel anlamda imaj yönetimi için yeni çözümler keşfedecekler. Varoluş değerlerini daha doğru sunacak ve olumlu geri dönüşler alacaklar.

5- Bulunduğu kariyer basamağının ne anlama geldiğini ve zamanı yanlış yorumlayarak acele etmeden ama kararlı bir şekilde kariyer yıldızını nasıl parlatabileceğini görmeye başlayacak.

6- Liderlik özelliklerini ön plana çıkararak hangi alanlara yoğunlaşabileceğini fark edecek.

7- “Kişisel Marka Sözü” ve “Kişisel Misyon Beyanı” gibi çalışmalarla sürekli yazılı olarak kontrol mekanizmaları oluşturacaklar.

8- Kişisel Marka olmanın en başta ailede, özel çevrede, yakın iletişimde başladığını fark ederek iş-özel yaşam dengesini kurabilecekler.

9- İşveren ve yöneticilerle hiyerarşik ilişkilerini daha düzeyli, kişisel ve kurumsal yapıya uygun şekilde ele alarak tam bir iletişim uzmanı gibi yol alacaklar.

10- Tüm bu adımların doğal olarak huzur, terfi ve kazanç getirdiğini anlayarak kendilerini en önemli bir proje gibi ele almaya devam edecekler.

Bu maddelerde başarılı şekilde yol alan bir çalışan, şirketi açısından da doğal olarak “Marka İnsan Kaynağı” na dönüşmüş olacak. Bir çalışanın 360° bu şekilde ele alınması iş yapma süreçlerini ve verimliliği, kârlılığı doğrudan etkileyecek. “Marka”ları marka yapanlar yine insanlardır. Her çalışanın şirketine bir katkısı elbette vardır ama bazıları “lider kişisel marka” olarak daha fazla katkıda bulunurlar. Hem iş hayatlarına, hem de özel hayatlarına. İnsan kaynakları ve Eğitim departmanlarının, bu konuda en azından bazı pilot uygulamalara başlamaları ümidiyle.

Saygılar.



2011′i paketlemek, ama nasıl?

Yeni taşındığımız sokağımızda – ki işe gidenlerin çok sık kullandığı bir güzergah olarak İçerenköy’ün en önemli bulvarına bağlantısı var – pek lüks olmayan, mütevazı bir pastane var. Bugün yoldan geçen biri içerideki pastalara göz atmak için iyice eğildi, geriye çekildi, kenara bir falso yaptı ve cam vitrine ancak göz atabildi dışarıdan. Sonra almaktan vazgeçti gitti. Ben de pastane sahibine dedim ki “şu camekânı dış cama doğru döndürün, yeriniz var, hem yaş pastalarınızı hem kurabiyelerinizi sergileyin, o camın önünü kapatan dışarıdaki tek masayı iptal edin, görüntüyü engelleyen şu küçük çam ağacını da kaldırın vs.” dedim. Pastaneye bakan, eşi bir İtalyan restoranında şef aşçı olan bayan “süper fikir, bunu hemen çocuklarımla konuşayım” dedi ve teşekkür etti bu öneri için. Yaparlar yapmazlar bilemiyorum. Ama bir gerçek var ki, o da bizim ticari süreçleri basitleştirmeyi, paketlemeyi, ambalajlamayı, sunmayı, potansiyel müşteriye yakın olmayı, ürünleri detay bazda çeşitlendirmeyi, tüketici algısını ölçmeyi bilmediğimiz. Ve öğrenene kadar daha kaç adet “kırk fırın ekmek” yememiz gerektiğini de bilemiyorum açıkçası.
» yazının devamı



2010’un son meyvesi

26 Aralık Pazar günü gerçekleştirdiğimiz Kişisel Markalaşma Semineri benim için gerçekten de 2010’un son meyvesi oldu. Umarım katılımcılar için de faydalı olmuştur. İnsana ve hayata dair değinmediğimiz konu kalmadı nerdeyse. Detaylı bir eğitim ya da atölye çalışması şeklinde değil de amaç “kişisel marka” olmak konusunda farkındalık yaratmak ve bazı ipuçları vermek idi. Bir hayli ipucu verildi ve her sunumda ince bir kitap içeren cümlecikler vardı.


» yazının devamı



Bir mektup var!

Bir gün bir telefon geldi. İstanbul dışından bir bayan arkadaş şöyle diyordu: “Murat bey MarkaSizsiniz’i uzun zamandır takip ediyorum. Yazılarınızı çıktı alarak dosyalıyor, altını çizerek okuyor, arşivliyorum. Siz farkında değilsiniz ama benim hayatımı kurtardınız. Tevekkül etmeyi sizden öğrendim.” vs. deyince “Estağfirullah, rica ederim, ben kim, tevekkül gibi bir kelimeyi öğretmek kim diyerek övgü dolu sözlerini kesmek zorunda kaldım. Utandım çünkü. Benden yaşça büyük ve o bana “kardeşim” diyor artık ben de “ablam” diyorum. Kendi başındaki dertleri yetmezmiş gibi her derdim olduğunda yanımda ve sürekli halimi hatırımı soruyor. Geçen gün bir mail yazdı. Artık bunu Marka Sizsiniz okuyucuları ile paylaşayım dedim. İznini de aldım ablamın. Kişisel Markalaşma diyerek hayata ve insan dair birçok şey yazdığım bu web sayfası bana neler kazandırdı neler. Özellikle böyle dostlar, arkadaşlar oldukça bu yazılar devam edecek. O, bu yazıyı okuaycak. Huzurlarınızda en derin saygılarımı, sevgilerimi ve şikranlarımı sunuyorum kendisine. Yazı şöyle;
» yazının devamı



Kişisel Marka inşasını yerle bir etmek için

İngilizce makalelerde kişisel markalaşma çabaları için “build” ifadesi kullanılıyor genelde. Temeli çocukluktan, aileden başlayan bu binanın inşası aslında hiç bitmiyor belki ölene kadar. Her gün üzerine bir şeyler koymak gerekiyor artı olarak. Yani imar ediyoruz, kendi binamızı kurmaya çalışıyoruz. Fakat gelin görün ki bizden ve çevreden gelen etkenlerle bu yapı bir yandan yıkılabiliyor, zarar görebiliyor. Sürekli bir kontrol ve tamir, tadilat gerekiyor. Bazen de temeli sağlamlaştırmak için değişik çözümlere gitmek gerekebiliyor. Yine İngilizce ifade olarak bu anlamda “ruin” kelimesi kullanılıyor harap etmek anlamında. Genelde kişisel anlamda çok kullanılıyor bu ifade. Başlık olarak da “How to ruin your personal brand?” gibi sorular kullanılıyor.

İnşa ettiği bir şeyi kim yıkmak ister! Ya da herhangi bir kişi ya da hadise tarafından yıkılmasını ister miyiz? Kimse istemez. Genelde negatif etkilerin, yıkımların dışarıdan geldiğini düşünürüz ve başkalarını suçlarız. Aslında kendi yanlışlarımız daha çok başkalarını harekete geçirir ve negatif enerjiyi üstümüze çekeriz. Zihnimizde besleyip büyüttüğümüz her şey bir şekilde karşımıza çıkar. Somut ya da soyut bir şekilde. Kişisel Marka binamıza zarar verecek şeyleri de bu şekilde üzerimize çekmiş oluruz. “Bunları yap, kişisel marka olmayı unut” diye bir yazım var konu ile ilgili. Algıyı olumsuz çağrışımlar üzerinden yakalayabilmek için bu konuda genel bir toparlama yapalım isterseniz. Hangi yanlış hareketler mahvediyormuş kişisel markamızı, görelim.
» yazının devamı



Zor zamanlarınızı daha da zorlaştıracak 15 kusurlu hareket!

1- SIZLANMAK

Ona buna dert yanarız. Belki sakinleşmek, belki de bir çözüm bulmak, yardım almak için fakat sızlanacağınız en yakınınızdaki kişinin dahi bir süre sonra size “sızlanıp duruyor işte” diyerek küçümseme ihtimali yüksek. Bu hareket sizi daha da ümitsizliğe itecektir. Çünkü koçluk dilinde yaygın olan “olumlama” psikolojisine tam ters bir hareket yapıyorsunuz demektir. Dikkat etmek gerek, harflerin, kelimelerin gücü sandığımızdan da fazla. Hatta konuştuğumuz şeylerin “dua” yerine geçme ihtimali de yüksek. “Aura”mızı kirleten ya da pırıl pırlı yapan bir sır, bir güç var kelimelerde. Aynı zamanda her şeyi tenkit etmeye doğru gider bu hareket ve arkasından da “ben haklıyım, ben en iyisiyim, niye bunlar benim başıma geliyor ki” isyanları başlar. Aman dikkat.

2- DANIŞMA-MAK

Danışmak derken birinci madde ile birlikte önüne gelene dert yanmaktan bahsetmiyoruz.
» yazının devamı



Kişisel markalaşma yolundaki 10 tuzak!

 1- Kendini tanıma çilesi: Yapacağınız SWOT çalışmalarından kişilik ve davranış testlerine varana kadar birçok şey size bu konuda yardımcı olacaktır. Fakat siz sürekli geliştiğiniz ya da dönüştüğünüz için tüm bunlar net bir anlam ifade etmeyecektir. Bir insanı tanımak, kainatı keşfetmek kadar zordur bence. Eksik, zayıf ya da güçlü yanlarınızı listeyebilir ve üzerinde çalışabilirsiniz. Fakat bu çalışma sizi kendinizle çok fazla uğraştırmamalı, savaştırmamalı. Tam tersi, bir çocuğu terbiye eder gibi yaklaşmalı insan kendisine. Bazen sert, bazen tatlı ama ısrarla hatırlatarak, öğreterek. Bu konuda başkalarına kulak verin ama sakın ola kalbinizi okur gibi sizi değerlendirenlere aldanmayın. Kendiniz gerçek anlamda bir mentor, koç bulun.

2- Network oluşturmak, sosyal olmak: Sosyal olacağım, bir sürü insanla tanışacağım, kendimi lanse edeceğim, çevre yapacağım, hava atacağım diye o parti senin, bu gezi benim diyerek her şeye koşarsanız hiçbir yere varamazsınız. Aslında kendinizden, sıfır noktanızdan uzaklaşmış olursunuz. Önemli kişiler, gerekli organizasyonlar, verimli muhabbetler sizin için yeterli. Sosyal medya denilen platformların da doğru kullanılmadığı takdirde nasıl boş işler olduğunu biliyorsunuz zaten. Realite şudur; herkes önce kendi nefsini, çıkarını düşünür. Sana sıra gelene kadar yaşlanmış olabilirsin. Her şey ve herkes değil çok azı aslında sizi ilgilendiriyor. Eğlence konusunda da, sosyal ağ oluşturma konusunda da “az” olanın gücünü keşfedin.

3- Ah şu hedefler: Bir türlü tutturamıyorsunuz değil mi?
» yazının devamı